Özgürlükİçin: “Özgür Yazılım Lisansları – IV”

Özgürlükİçin.com‘un aylık e-dergisinin Eylül sayısında yayımlanan bu yazı ile özgür yazılım lisansları etrafındaki gezintimiz sona eriyor…

Özgür Yazılım Lisansları
Hukuksal Açından

Özgür yazılım lisanslarını incelememizi bu ay, konuya giriştiğimiz nokta olan hukuksal açıdan irdeleyerek tamamlıyoruz. Yazının başında alışıldık “ben avukat değilim, ama …” şeklinde sorumsuzluk beyanımı yapayım da sonra sıkıntı yaşanmasın.

Mevcut Yasal Yapı

Türk hukukunda yazılımlar 5 Aralık 1951 tarih ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) çerçevesinde düzenlenmektedir. Bu yasa 1983, 1995, 2001 ve 2004 yıllarında çeşitli değişikliklere uğramıştır. 1995 yılındaki değişiklik Gümrük Birliği’ne uyum, 2001 yılındaki değişiklik bu değişiklik sonucu ortaya çıkan çarpıklıkları giderme ve 2005 yılındaki değişiklik de AB mevzuatına uyum amaçlıdır. Yazılımların “bilgisayar programı” adı altında yasaya girişleri 1995 değişikliği ile olmuştur.

FSEK uyarınca “[…] her biçim altında ifade edilen bilgisayar programları ve bir sonraki aşamada program sonucu doğurması koşuluyla bunların hazırlık tasarımları,” birer ilim ve edebiyat eseri sayılırlar, buna karşın “Arayüzüne temel oluşturan düşünce ve ilkeleri de içine almak üzere, bir bilgisayar programının herhangi bir ögesine temel oluşturan düşünce ve ilkeler” eser sayılmazlar. Yasa koyucu bu ifadeler ile yazılımları ürün aşamasında eser olarak değerlendireceğini, düşünce aşamasında bir kapsama sağlamadığını açıkça ifade etmektedir.

FSEK’e göre “Bir eserin sahibi, onu meydana getirendir.”, ayrıca “Birden fazla kimsenin iştirakiyle vücuda getirilen eser ayrılmaz bir bütün teşkil ediyorsa, eserin sahibi, onu vücuda getirenlerin birliğidir.” Yani paylaşımcı bir geliştirme ortamında ve açık olarak geliştirilen özgür yazılımların “sahip”i, Türk hukukuna göre, o yazılımın ayrılmaz parçası haline gelmiş bir katkıda bulunmuş tüm geliştiricilerdir.

FSEK ayrıca “Diğer bir eserden istifade suretiyle vücuda getirilip de bu eserlere nispetle müstakil olmayan” eserleri de “işlenme eser” adı altında sınıflandırıyor ve “Bir bilgisayar programının uyarlanması, düzenlenmesi veya her hangi bir değişim yapılması” sonucu ortaya çıkan yazılımı da bir işlenme eser sayıyor. “Bir işlenmenin […] sahibi, asıl eser sahibinin hakları mahfuz kalmak şartıyla onu işleyendir.” diyerek de işlenme eser sahipliğine açıklık getiriyor.

Sonuçta FSEK, gerek özgür yazılım üretim sürecine ve gerekse özgür yazılımlardan türetilen eserler konusunda uygulanabilir kurallar koyuyor.

Özgür Yazılım ve FSEK

FSEK’in koca bir kısmı eser sahiplerinin Manevi (Umuma Arz, Adın Belirtilmesi, Eserde Değişiklik Yapılmasını Men, vb) ve Mali (İşleme, Çoğaltma, Yayma, Temsil, vb) Hakları’na ayrılmış durumda. Ve genel olarak her türlü hak için “münhasıran eser sahibine aittir.” diyerek, en azından kağıt üzerinde, önemli bir güç veriyor eseri meydana getiren(ler)e. Yukarıdaki özgür yazılım ve işlenme eserler ile baktığımızda, gerek hoşgörülü ve gerekse copyleft lisansları eser sahiplerinin eser üzerindeki haklarını düzenleyen birer hukuksal metin olarak görmek ve FSEK’te tarif edilen işleyişin ayrıntısını düzenlediğini düşünmek mümkün.

FSEK ile özgür yazılımların uyumu konusunda sıkıntı yaratabilecek ayrıntılar yok mu? Var tabii ki… Ama genelde yazılımlar için benzer sıkıntılardan söz etmek de mümkün. Yazılımların oluşturulması ve dağıtılması süreci ve FSEK’in değişiklik tarihleri düşünüldüğünde bu tip sıkıntıların olmaması şaşırtıcı olurdu.

Ne yazık ki Türk hukukunda özgür yazılım lisans sözleşmelerinin hukuksal süreçlerde irdelenmesi ve FSEK kapsamında içtihat oluşturulması için bir örneğe rastlayamadım. Hatta Google’da “FSEK özgür yazılım” şeklinde bir arama yapınca gelen ilk sonucun benim bir web günlüğü girdim olması da düşündürücü. Bu konularda daha fazla çalışmaya ihtiyacımız var, kesinlikle…

FSEK ile ilgili önemli bir saptama da bu yasanın ilk ortaya çıkışından bu yana, tüm değişiklikler de dahil, temel güdü olarak eser sahiplerinin haklarını korumanın temel alınmış olması. Özgür yazılım bağlamında, birkaç yazıdır değindiğimiz gibi, geliştirici yanında kullanıcının ve genelde kamunun yararları da son derece önemli. Kanımca FSEK’e bu açıdan yeni bir bakış da çok yerinde olacaktır…

Özgürlük İçin e-dergisini okuyun, okutun…

Özgürlükİçin: “Özgür Yazılım Lisansları – III”

Özgürlükİçin.com‘un aylık e-dergisine Ağustos sayısında yayımlanan yazım:

Özgür Yazılım Lisansları
Felsefi Açısından

Geçtiğimiz aylarda hoşgörülü ve copyleft özgür yazılım lisanslarını önce geliştiricileri sonra da iş modelleri açısından karşılaştırıp irdelemiştik. Şimdi sırada daha derin bir konu var, aynı lisansları felsefesel ve “özgürlük” kavramı açısından karşılaştırmak.

Özgürlük Nedir?

Hep yararlı gördüğümüz şeyi yapalım ve TDK Güncel Türkçe Sözlük’e bakalım özgürlük sözcüğünün lafzi anlamı için:

Özgürlük: Herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya bağlı olmaksızın düşünme veya davranma, herhangi bir şarta bağlı olmama durumu, serbestî.

İlk adımda sert bir kayaya çarptık, gördüğünüz gibi. Her lisans sözleşmesi bir dizi şart içerir, bu hali ile zaten “özgürlük” sözcüğünün lafzi anlamı ile çelişirler. Ufak bir araştırma ile “şarta bağlı olmama” kısmını ön plana çıkardığımızda “özgürlük”ten “başıboşluk”a gittiğimizi görebiliriz. Eğer bu sözcüğü kullanacaksak, yazılımı başıboş bırakmanın tek yolu kamusal alana bırakmak, yani herhangi bir telif işareti koymamak. Kimi yazılımcılar gerçekten bu yolu seçiyor ve eserlerini kamuya devrediyorlar. Bunun sonucu olarak da bu yazılımlardan türetilecek ürünler üzerinde herhangi bir söz hakları bulunmuyor.

Başıboş yazılım çok tercih edilen bir lisanslama yöntemi değil. Çünkü yazılımcılar ürettikleri ve kamu ile paylaşmaya karar verdikleri fikri mülkiyetlerinin ne şekilde kullanılacağı konusunda, özellikle özgürlük bağlamında söz hakkına sahip olmak istiyorlar. Bunun sonucu olarak da hoşgörülü ve copyleft özgür yazılım lisanslarından birini seçiyorlar.

Geliştiricinin Özgürlüğü, Kodun Özgürlüğü, Kullanıcının Özgürlüğü

Hoşgörülü lisanslar, bir açıdan bakınca, en geniş özgürlüğü sunan özgür lisanslar. Çünkü, adı üzerinde, bu lisanslar geliştiricilere özellikle türev ürünler için son derece geniş bir hareket serbestisi sağlıyorlar. Hoşgörülü bir lisansla yazılmış yazılımdan türeteceğiniz ürünü istediğiniz şekilde sunabiliyorsunuz kullanıcıya, hatta kodunu kapatarak. Apple’ın BSD çekirdeği üzerine inşa ettiği MacOS X’i sürekli örnek veriyoruz bu konuda, ama örnekler saymakla bitmez. Hoşgörülü lisanslar geliştiriciyi özgürleştiriyor, kısıtlarını kaldırıyor. Bu özellikleri ile kimi zaman “gerçek özgür lisanslar”ın hoşgörülü lisanlar olduğu savlanıyor.

Tabi bu noktada önemli bir soru ile karşılaşıyoruz: Özgürlüğü kimin için talep edeceğiz? Geliştiriciyi özgürleştiren lisanslar yazılımı da özgürleştiriyorlar mı gerçekten? Geliştiriciyi özgürleştirmek yönündeki her adım kullanıcıyı da daha özgür kılıyor mu?

Özgür Yazılım Vakfı’nın (www.fsf.org) buna yanıtı net: Hayır, geliştiriciyi özgürleştirmek önemli olmakla birlikte nihai hedef olamaz. Önemli olan kullanıcının özgürleşmesidir. Bu uğurda geliştiricilerin özgürlüklerinden fedakarlıkta bulunulabilir, hatta bulunulmalıdır da. Copyleft özgür lisanslar tam da bunu yapıyor, bir kez özgür kılınan yazılımın (aslen kaynak kodunun) her zaman özgür kalmasını şart koşuyorlar. Örneğin GPL ile lisanslı bir yazılımdan türetilen ürün kapalı kaynak kodu ile dağıtılamıyor. Geliştirici GPL koda el sürdüğünde bu şartı da kabul etmek zorunda. En güzel örnek daha birkaç gün önce Microsoft’un Linux çekirdeğine katkıda bulunmak için GPL lisansını kullanmak “zorunda kalması”.

GPL lisansının (burada kastettiğimiz 1991 tarihli sürüm GPLv2) kodun özgürlüğünü sağlarken kullanıcıyı özgürleştirmek için her zaman yeterince etkili olamadığını geçen onbeş küsur yıl gösterdi. Özgür yazılımları kullanan donanım ürünleri (örneğin en meşhur vaka TiVo) ya da internet bazlı servisler (örneğin Google arama aracı) kaynak kodlarını FSF’in amaçladığı kadar açmadan ve özgürleştirmeden de çalışabiliyorlardı. Bu sıkıntıları da gidermeyi hedefleyen GPLv3 çalışması 2007 yılında tamamlandı. Gittikçe daha fazla yaygınlık kazanan GPLv3 ve Affero GPLv3 lisansları ile kullanıcılar biraz daha özgür olabilecek.

Kişisel görüşüm ise, bu tip karmaşık sorunların yalnızca bir lisans metni ile çözülemeyeceği, özellikle yazılımın yeniden üretimi ve yenilikçi ürün geliştirime konusunda yeterince cazip yeni iş modelleri oluşmadan yapılacak lisans metni iyileştirmelerinin yalnızca sınırlı başarısı olacağı yönünde…

Özgürlükİçin: “Özgür Yazılım Lisansları – II”

Özgürlükİçin.com‘un aylık e-dergisine Temmuz sayısında yayımlanan yazım:

Özgür Yazılım Lisansları
İş Modelleri Açısından

Geçtiğimiz ay özgür yazılım lisanslarını, özellikle hoşgörülü ve copyleft lisansları geliştirici açısından karşılaştırıp irdelemiştik. Bu kez de iş modelleri ve “yazılımdan para kazanma” kapsamında aynı karşılaştırmayı yapacağız.

Copyleft Özgür Yazılımdan Para Kazanmak

GPL ve benzeri copyleft özgür yazılım lisansları, geçen yazımızda da irdelediğimiz gibi, kaynak kodunun türev eserlerden kapatılmasına izin vermiyor. Yani GPL bir kodu alıp bir ürün oluşturduğunuzda bu ürünü de açık kaynak kodlu olarak dağıtmak, satmak zorundasınız. Yani sizin koda eklediğiniz bilgi birikimini ürünü alan herkesle, bu arada rakipleriniz ve pazara yeni gireceklerle paylaşıyorsunuz. Bu durumda ürünün fiyatının düşmesini, sonuçta da sıfıra inmesini engelleyemiyorsunuz teorik olarak. Yani özgür yazılımı (free as in freedom) sonuçta bedava yazılım (free as in free beer) haline geliyor. Doğal olarak “aklı başında” herhangi bir yazılım şirketi de bu yola girmiyor, GPL bir yazılımı alıp para ile satılacak bir ürün haline getirmiyor. Tabii ki aklı başında olmayanlar istisna…

Örneğin RedHat. Tümüyle GPL Linux çekirdeği ve pek çok özgür yazılımdan oluşan bir işletim sistemi oluşturuyor, bu yazılımın kaynak kodunu da erişilebilir durumda tutuyor, hatta marka unsurları hariç kendi ürünü ile aynı (ve bedava yazılım) CentOS’u bir rakip olarak görmekle birlikte kullanıcılarına “istediğiniz zaman CentOS’a göç edebilirsiniz” bile diyor, ve tüm bunlara karşın ürününü satıyor. Binlerce kurum da satın alıyor, RedHat’in yıllık cirosu yarım milyar ABD Doları, piyasa değeri dört milyar ABD Doları’na yakın.

Biraz değişik bir örnek MySQL. MySQL’in farklılığı ürününü GPL olarak dağıtmakla birlikte tüm yazılımın aynı zamanda eser sahibi (yani telif hakları sahibi) olması. Bu sayede aynı ürünü istediğine GPL ile, istediğine daha farklı bir lisansla verebiliyor. MySQL farklı lisansla verdiği ürüne ek özellikler katıp bu özelliklerinin kaynak kodunu kapalı tutma yolunu da izliyor. Bu sayede ek özelliklere ihtiyaç duyanlar için fiyatı sıfıra inmeyecek (hem teoride, hem pratikte), dolayısıyla satılabilir, bir ürün çıkarıyor. Ayrıca MySQL türevi ürünler geliştirecek firmalar bu farklı lisans yolunu kullanıp kendi ürünlerini kapalı kaynak koduyla satabiliyorlar, büyük avantaj. MySQL bu nedenle bir milyar küsur ABD Doları’na satın alındı, Sun tarafından. “Çifte lisans” ya da “özgür çekirdek” diye adlandırılan bu yöntem ürününü GPL ile açmak isteyen pek çok özgür yazılım firması için can kurtarıcı.

Hoşgörülü Özgür Yazılımın Cazibesi

Hoşgörülü özgür yazılım lisansları için iş dünyası çok daha verimli. Aslında MySQL’den bahsederken “farklı lisans” diye adlandırdığımız lisans yine bir özgür yazılım lisansı, ama hoşgörülü. Aklı başında yazılım firmaları hoşgörülü lisansa sahip özgür yazılımları alıp, üzerinde değişiklikler yapıp, ortaya çıkan ürünü kaynak kodunu açmadan pazarlamayı pek seviyorlar. Bu nedenle işletim sistemi çekirdeği ve işletim sistemi olarak BSD (ve kardeşleri) pek revaçta yazılım firmaları açısından.

En baba örnek tabii ki Apple. BSD çekirdeği ve işletim sistemini, üzerine kurulu pek çok özgür yazılımı alıp Mac OS X haline getiren Apple. Hakkını verelim, BSD üzerindeki kimi iyileştirmeleri ana geliştirici ile paylaşıyor Apple. Apple’ın işe dahil olması BSD için iyi bir etki yarattı. Ama BSD’yi ana kaynağından alıp OS X gibi bir hale getirmek pek mümkün değil, çünkü aradaki yolun üzeri örtülmüş. Bu, tam olarak copyleft lisansların önlemeye çalıştığı şey.

Pek çok başka örnek var, isimle saymaya gerek yok. Herhalde meramımızı anlatabildik: Hoşgörülü lisans üzerine iş planı yapmak daha garantili yol, ama copyleft yazılımlardan yazılım satarak para kazananlar da var.

Özgürlükİçin: “Özgür Yazılım Lisansları – I”

Özgürlükİçin.com‘un aylık e-dergisine yazdığım yazılarda birkaç aydır özgür yazılım lisanlarını çeşitli açılardan inceliyorum. Özellikle hoşgörülü ve copyleft lisansların karşılaştırmasını yapmaya çalışıyorum. Geliştiriciler, iş modelleri ve felsefi açıdan değerlendirmelerin yer aldığı ilk üç yazıyı web günlüğüme aktarıyorum. Dizi, büyük olasılıkla, önümüzdeki ay yayımlanacak hukuk açısından değerlendirme yazısı ile son bulacak. İşte Haziran sayısında yayımlanan yazım:

Özgür Yazılım Lisansları
Geliştiriciler Açısından

Geçtiğimiz günlerde Bilgi Üniversitesi Fikri Mülkiyet Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi (bilfim.bilgi.edu.tr) ile Bilişim ve Yazılım Eser Sahipleri Meslek Birliği (www.biyesam.org.tr) işbirliği ile düzenlenen Hukuki Boyutları ile Bilgisayar Programları konferansına izleyici olarak katıldım. Programda Dr. Emre Bayamlıoğlu’nun özgür yazılımlar ile ilgili bir konuşması bulunması benim için cazibe oluşturan unsurlardan biriydi. Konuşma sonrasında aklımda yer eden ana görüş özgür yazılımı hukukçulara anlatmada eksik kaldığımızı, bunun da özgür yazılım temelli iş modelleri ve iş planları oluşturacak firmalar için bir handikap oluşturabileceği idi. Bu saptama ışığında birkaç yazıda özgür yazılım lisansları ile iş modelleri arasındaki bağlantıyı irdelemeye çalışacağım.

Ortak Payda: Özgürlük

Özgür yazılım lisanslarına eğitimsiz ve deneyimsiz bir bakış ilk anda iki farklı lisans ailesi ve sadece nüanslara sahip iki yaklaşım arasında olmayan “çatışma”yı algılıyor. Bu bilişimciler için de geçerli, öyle anlaşılıyor ki hukukçular için de. Özgür Yazılım Vakfı (Free Software Foundation-FSF, www.fsf.org) tarafından kaleme alınan ve ısrarla savunulan GNU GPL ve uyumlu lisanslar ile Açık Kaynak Girişimi (Open Source Initiative-OSI, www.opensource.org) tarafından onaylanan daha geniş anlamda özgür yazılım lisansları aslında aynı ortak payda üzerine şekilleniyorlar: Özgürlük. Ayrıntılandırmak gerekirse dört temel özgürlük:

  • Özgürlük 0: Programı sınırsız kullanma özgürlüğü.
  • Özgürlük 1: Programın nasıl çalıştığını inceleme ve amaçlara uygun değiştirme özgürlüğü.
  • Özgürlük 2: Programın kopyalarını sınırsız dağıtma özgürlüğü.
  • Özgürlük 3: Programın değiştirilmiş halini dağıtma özgürlüğü.

Gerek GNU GPL, gerekse diğer OSI onaylı özgür yazılım lisansları bu özgürlüklerin karşılanmasını temel şart olarak ortaya koyuyorlar.

Ayrıldıkları nokta ise türev yazılımlarla ilgili şartlar ya da izinler. GNU GPL türev yazılımların da aynı lisansla dağıtılmasını, dolayısı ile bir kez özgürleştirilen yazılımın türevlerinin de kapatılamamasını şart koşuyor. Bu tip lisanslar copyleft ya da karşılıklı (reciprocal) olarak sınıflandırılıyor. Kimi özgür lisanslar ise (örneğin BSD, Mozilla Public License gibi sıkça kullanılan lisanslar) türev yazılımlar için herhangi bir şart koşmuyor, bu nedenle de hoşgörülü (permissive) lisanslar olarak anılıyorlar. Hoşgörülü lisanslar ile bir özgür yazılımı değiştirdiğinizde kaynak kodunu kapatma, türev yazılımı sahipli hale getirme “özgürlüğü”nüz de var. En popüler örnek Apple’ın BSD çekirdeği üzerine şekillenen OS X işletim sistemi. Evet, OS X özgür yazılım değil, ama bu durum BSD çekirdeğinin özgürlüğünü ortadan kaldırmıyor.

Yazılım Geliştirici Açısından Hoşgörülü Lisanslar

Özgür yazılım lisanslarına iş modelleri açısından yaklaşmadan önce yazılım geliştiricinin bakışından değerlendirelim: Karşılıklı lisanslar açık bir şekilde bir kez özgür dağıtılan kodun hep özgür dağıtılmasını şart koşuyor. Tabii tek eser sahibi için çift lisanslama olanakları mevcut, ama bu GNU GPL kodun ve türevlerinin özgürlüklerini etkilemiyor. Hoşgörülü lisanslar ise özgür dağıtılan kodun “sahiplenilmesi”ne olanak tanıyor. BSD çekirdeğine katkıda bulunan bir geliştirici bu kodun kapalı OS X işletim sisteminin başarısına da katkıda bulunacağını, yani özgür olmayan yazılımlara bir anlamda destek olduğunu biliyor.

Yazılımcı olmayan bir kişinin gözünden bakıldığında bu tümüyle bir yarar / zarar analizi ve hür iradeyle verilen bir karar. Kendini FSF felsefesine adamış birisi için kabul edilemez bir uygulama olabilirken olaya daha pratik / pragmatik açıdan yaklaşan birisi için özgür yazılım için elde edilecek fayda ön plana çıkabiliyor. Dolayısı ile hoşgörülü lisansları kullanan yazılımcıları copyleft lisansları kullanan yazılımcılardan daha az “özgür yazılımcı” olarak görmek gibi bir durum söz konusu olmamalı. Her ikisi de özgür yazılımların gelişmesi için çalışıyorlar. Ben, bu nedenle, Türkçe’de ve Türkiye’de “Özgür Yazılım – Açık Kaynak” diye bir ayrıma, FOSS, FLOSS gibi (bence) zorlama bölünmelere ve “çatışma”lara ziyadesiyle karşıyım. Tek bir özgür yazılım tanıyorum, ve her platformda bunu vurgulamaya çalışıyorum.

Gelecek ay hoşgörülü lisansların iş modelleri açısından önemine değineceğiz, işler biraz daha karışacak 🙂

Özgürlükİçin: “Pasifik’in İki Yakasından Üç İş Vakası”

Özgürlükİçin.com‘un aylık e-dergisine Mayıs sayısında yayımlanan yazım:

Pasifik’in İki Yakasından Üç İş Vakası

Özgür yazılım üzerine kurulu iş modellerine ve iş pratiklerine eğilmeye devam ediyoruz. Bu ay değişik zamanlarda eğildiğimiz açıklık, paylaşımcı geliştirme modelleri, yönetişim ve iş modelleri kavramlarının hepsini içinde barındıran özgür yazılım / açık kaynak temelli üç iş vakasını karşılaştırmalı olarak irdeleyeceğiz: Google’ın cep telefonu ve giderek taşınabilir bilişim cihazı işletim sistemi ve geliştirme platformu Android, Tayvan’dan yalnızca meraklılarının duyduğu özgür ve hayli açık cep telefonu girişimi OpenMoko ve Intel’in taşınabilir internet cihazları için geliştirdiği Moblin.

İnorganik İnovasyon, Kontrollü Geliştirme ve Korumacı İş Modeli

Google, 2005 yılında cep telefonları için yazılımları üreten Android Inc. şirketini satın aldı. Oldukça parlak bir kurucular listesine sahip şirket Google bünyesinde Linux temelli bir mobil işletim sistemi ve geliştirme platformu oluşturmak için hayli kapalı kapılar ardında çalışmalara başladı. Tam olarak “inorganik inovasyon” denen, firmanın elindeki kaynaklarla değil, satınalmalar yoluyla yenilik yaratma yöntemine uygun şekilde…

2007 yılı sonlarında, yani satınalmadan iki yıldan fazla bir süre sonra, Google çok sayıda cihaz üreticisi, cep telefonu operatörü ve bilişim firması ile birlikte Open Handset Alliance girişimini kurduğunu ilan etti. OHA girişimi ilk ürünü olarak da Android cep telefonu platformunu duyuruyordu.

2008 yılı sonunda iki önemli gelişme yaşandı: Önce HTC’nin ilk Android temelli cep telefonu G1 piyasaya çıktı, sonra da Android Apache License ile özgür yazılım haline geldi. Ancak hala Android geliştirmesi hayli kontrollü (ve kimilerine göre aslında kapalı) bir şekilde geliştiriliyor. Öte yandan OHA’ya yeni katılımlar ile Android’in pazar geleceği hayli parlak görünüyor.

Özgür Yazılım, Özgür Donanım, Özgür Tasarım

OpenMoko kendini şöyle tanımlıyor: “Yaşama, tutkuya, işleve ve sade güzelliğe açık. Asla kapalı, mükemmel ya da bitmiş değil. Fikirlerinizle doldurulmayı bekleyen boş bir tekne…”, ya da Laozi’nin dizeleri ile: “Menfaat hep orada olandan gelir / Fayda ise olmayandan.”

Biraz idealist, biraz hayalperest bir “sörfçü” olan Sean Moss-Pultz’un projesine Tayvan’ın First International Computer (FIC) finansal destek vermiş. Önce OpenMoko Linux altında özgür bir cep telefonu platformu, sonrasında da Neo 1973 (yalnızca geliştiriciler için) ve Neo FreeRunner adıyla iki cep telefonu çıkmış ortaya. Yalnızca yazılım özgür değil, donanım ve hatta cihazın endüstriyel tasarım çizimleri dahi özgür; isteyen alsın, geliştirsin yaklaşımıyla kamuya açılmış.

Teknoloji meraklıları ve özgür yazılımcılar tarafından çok büyük bir sevinç ve ilgiyle karşılanan OpenMoko projesi, ne yazık ki, pazarda manalı bir varlık gösterememiş; yeni telefonları GTA03 geliştirmesinin iptal edildiğine dair bir haber çıktı pek yakınlarda.

Güçlü Firma ve Mantıklı Yönetişim

Intel, 2007 yazında Intel Atom işlemci ailesi ve bu ailenin geleceğinde önemli yer tutmasını beklediği mobil internet cihazları (MID – Mobile Internet Devices) için Linux temelli ve özgür yazılım Moblin projesini duyurdu. Intel’de kalabalık ve güçlü bir ekip tarafından yürütülen geliştirme süreci, Android’den farklı olarak, hayli açık yol aldı. Moblin, özellikle bir geliştirici camiası oluşturmaya önem verdi. Bunun sonucu olarak da başta diğer Linux dağıtımları olmak üzere pek çok özgür yazılım geliştiricisinden destek aldı.

Öyle ki, geçtiğimiz haftalarda Intel, Moblin’in yönetimini Linux Foundation’a devretti. Bu yönetişim hamlesi ile Moblin’in özgür yazılım geliştirme geleneklerine uygun bir şekilde açık ve paylaşımcı bir ortamda geliştirilmesi yönünde bir adım daha atılmış oldu. Intel, kontrollü inovasyon yerine açık geliştirme yolunu seçerek önemli bir stratejik karar verdi.

Hemen hemen aynı alanda üç proje, üç farklı yaklaşım… Hepsi özgür yazılım temelli, ama hepsi farklı iş modellerine sahip… Pazarın bu yaklaşımları nasıl değerlendireceğini önümüzdeki aylar ve yıllarda göreceğiz!

Özgürlükİçin: “Atlantik’in İki Yakasında Özgür Yazılım İş Modelleri”

Özgürlükİçin.com‘un aylık e-dergisinin Nisan sayısında yayımlanan yazım:

Atlantik’in İki Yakasında Özgür Yazılım İş Modelleri

Son aylarda özgür yazılımın ne olup ne olmadığına hep yazılım tarafından baktık, ki doğru olanı da buydu. Kim Richard Stallman’ın özgürlük manifestosuna, kaynak kodunun açılması ve yazılımın özgürleşmesi için verdiği mücadeleye bakıp da FSF’ye (Özgür Yazılım Vakfı) üye olmak istemez? Öte yandan özgür yazılımın hayatımıza girişi, çoğu zaman, Stallman’ın felsefi hatta ideolojik düsturları ile değil de kar amacı güden bir şirketin kar amacı güttüğü bir faaliyetiyle oluyor.

Hayatımızın gerçeği bu, fazlasıyla ticarileşmiş, kapitalist üretim biçiminin hakim olduğu bir dünyada yaşıyoruz… Tam da bu nedenle birkaç yazı ile özgür yazılım üzerine kurulu iş modellerine eğilme gereği duydum.

Kazanç için mi, Değer için mi?

Özgür yazılım, iş ve iş modelleri kavramlarına girmeden, belki biraz da aceleyle, önemli bir coğrafi ayrıma dikkatinizi çekmek istiyorum: Özgür yazılım temelli iş modelleri ABD ile Avrupa arasında oldukça belirgin, kategorik bir farklılık gösteriyorlar. Bu farklılık aslında şu anda içinde olduğumuz küresel krize neden olan sosyal ve sosyo-antropolojik güdülere kadar giden bazı köklere sahip. Her kategorik genelleme gibi bunun da yanlışları vardır, ama ilk yaklaşım olarak kullanılabilecek bir ölçüt. Basitleştirerek anlatayım…

Atlantik’in ötesinde, “özgürlükler ülkesi” Amerika’da, insanların hayali “zengin olmak”, refah içerisinde ve hatta gereksinimlerinin çok ötesinde yaşamak. Bunun sonucu olarak girişimci gençlerin de kafasında tek bir hedef beliriyor: “Zengin olmak”. Nedir zengin olmanın yolları? Şirketi büyütüp dev bir şirkete (mesela Google’a ya da Microsoft’a) koca bir çek karşılığı satmak. Ya da başarılı bir iş modeli kurup bir girişim sermayedarını (yani VC, yani venture capitalist) şirkete büyükçe bir çek yazmaya ikna etmek. Ya da gerçekten boş bir alanda hızla büyümek (mesela FaceBook ya da twitter gibi) sonrasında da kullanıcı sayısını gelire dönüştürecek bir iş modeli bulmaya çalışmak. Ama sonuçta sürekli ve daima kazanç‘a odaklanmak. Şirketleri hep pazar değeri ile sıralamak…

Bu durum, doğal olarak, özgür yazılım iş modellerine de yansıyor. “Bir sonraki bir milyar dolarlık özgür yazılım şirketi hangisi olacak sizce?” sorusunu kimbilir kaç kez duydum ve okudum. Dolayısı ile özgür yazılım yaklaşımının hafif dışına taşan iş modelleri pek makbuller: Sahipli yazılımın başarılı iş modelini örnek almak, kodun bir kısmını açarken bir kısmını kapalı tutmak ve aynen eleştirdiğimiz sahipli yazılım şirketleri gibi kapalı/sahipli yazılımlar satarak gelir, hatta büyük gelir elde etmek. Yakın zamanlarda bu türden özgür yazılım iş modellerine yeni yeni isimler bulmak moda oldu: Önceleri “çift lisans”, şimdilerde “özgür çekirdek lisanslama”, …

Atlantik’in berisinde ise başrolde şirketlerden çok hükumetleri, kanun koyucuları, yerel yönetimleri görüyoruz. Evet, bunlar gerçek anlamda iş modeli oluşturucuları ve icracıları değiller. Sonuçta iş yine kar amacı güden şirketlerin kar amacı güttükleri faaliyetleri ile görülüyor. Ama, bu yönetim organları koydukları yasa ve kurallarla iş modellerini şekillendiriyorlar. Ve bunu yaparken de üretilen değer‘i ön plana çıkarıyorlar. Yerel ekonominin, Avrupa’da istihdamın gelişmesini temel hedef olarak belirliyorlar. Avrupa temelli ve özellikle Avrupa’da faaliyet gösteren özgür yazılım şirketleri daha çok hizmete, desteğe, katma değerli işlere yoğunlaşıyorlar. Şirketin bilançosu, hisse fiyatı, pazar değeri o kadar da ön plana çıkmıyor.

Dolayısı ile Avrupa’da özgür yazılım şirketleri yazılım satışından çok hizmet satışına odaklanıyorlar. Danışmanlık, çözüm, destek, katma değerli hizmetler alanlarına yoğunlaşıyorlar. Ürün odaklı Avrupa firmaları eninde sonunda Amerikan firmaları tarafından satın alınıyorlar, SuSE gibi, MySQL gibi…

Bizde Durum

Türkiye’de iş dünyası Amerika’ya, kamu da Avrupa’ya benzer bir şekilde yapılanır ve davranır. Bunların arasında kalan vatandaş da müthiş bir adaptasyon yeteneği ve esnekliğe erişir. Özgür yazılım üzerine kurulan işlerde de durum oldukça benzer. Özgür yazılım şirketleri, ki hemen hepsi KOBİ büyüklüğündedir, doğal olarak, kazanca odaklı ve büyüme hedefli iş planları yaparlar. Büyük şirketler özgür yazılımı hemen her zaman bir tasarruf aracı, nadir olarak da geliştirme maliyetlerini düşürücü bir unsur olarak görürler.

Kamu destekli Pardus projesi ise daha Avrupai bir şekilde oluşturulan değere ve katma değeri artıracak şekilde organize olmuş ekosisteme odaklanmış durumda. Daha da ötesi, özgür yazılım kullanımının Türkiye bilişim sektörüne küresel ölçekte rekabet edebilirliğin kapılarını açabileceğini düşünüyor Pardus. Bu nedenle özgür yazılım şirketleri arasında rekabetten çok işbirliği olmasına, bilginin (iş ile ilgili bilgi de dahil) olabildiğince serbest ve açık paylaşımına, kendi yürüttüğü projelerde de olabildiğince fazla çözüm ortağı kullanarak birlikte çalışma deneyiminin artmasına dikkat ediyor.

Özgürlükİçin: “Özgür Yazılım İçin Camia Yönetişimi”

Özgürlükİçin.com‘un aylık e-dergisinin Mart sayısında yayımlanan yazım:

Özgür Yazılım için Camia Yönetişimi

Dönüp ve yeniden aynı konuya geliyoruz: “Camiası olmayan özgür yazılım eksiktir”. Özgür yazılımlarda programın kaynak kodu kadar ve daha önemli olanın üretim süreci, paylaşımcı geliştirme ve dolayısı ile camia desteği olduğunu da sık sık vurguluyoruz. Şimdi bu camianın ne olduğuna ve nasıl işlediğine eğilelim biraz…

Neden Yönetişim?

Öncelikle “camia” sözcüğüne yoğunlaşalım. TDK sözlüğü topluluk, zümre diyor; oradan da nitelikleri bakımından bir bütün oluşturan kimselerin hepsi tarifine varıyoruz. Nedir bu bütün oluşturacak nitelik? Bir özgür yazılım ürününü kullanmak, yaygınlaştırmaya çalışmak, test etmek, hatalarını bulmak, kodlarını geliştirmek vb. Böyle bakınca aslında içiçe pek çok camiadan söz ettiğimiz çıkıyor ortaya: Kullanıcılar camiası en geniş olanı; bunun içerisinde çeşit çeşit alt camialar var, ortada biryerlerde de geliştirici camiası. Özgür yazılım için bu alt camiaların teker teker ve ana camiasının bütün olarak pek çok önemi var. Bunlar olmayınca özgür yazılım da eksik oluyor.

Camiaların (genelde) birlikte hareket etmeleri de bütün oluşturma koşulunun bir parçası. Neticede ortak bir amaç, bu amacı gerçekleştirmek için üzerinde karar birliğine varılmış bir yöntem ve bu yöntemin hayata geçmiş hali olan bir süreçler bütünü olmalı. Zaten bunları yazdığımız anda da tüm bunların ortaya çıkışını, değişmesini, ortadan kalkmasını içine alan bir yönetişim, yani camia eliyle erkin kullanımı, modeli gereği söz konusu oluyor.

Kimi camialar geçici (ad hoc) yönetişim uygulamaları ile yetinebiliyorlar. Zaten ufak olan camiada karar almak ve uygulamak için bir sistematik gerekmiyor. Ama kimi hallerde kuralların baştan koyulması ve hassasiyetle uygulanması camianın sürdürülebilirliği ve özellikle bütün oluşturan niteliklerinin korunması için başlıbaşına bir gerek haline geliyor. Büyük özgür yazılım projeleri için durum böyle…

Erk Sahibi ve Camia

Böylesi özgür yazılım projeleri genelde camianın yazılı olmayan yönetişim modelleri ile yetin(e)miyor ve erk sahibi bir organ tanımlamak durumunda kalıyor. Linux çekirdeği için iş kolay, erk sahibi Linus Torvalds’ın kendisi; GNU araçları için de kapı gibi Özgür Yazılım Vakfı (FSF). Ama KDE için KDE eV diye (kar amacı gütmeyen) bir şirket var. GNOME için GNOME Vakfı, Mozilla ürünleri (Firefox, Thuınderbird, vb) için Mozilla Vakfı, apache için Apache Vakfı, vb.

Öte yandan aslen bir erk sahibi organ tarafından geliştirilmiş ya da geliştirilmeye başlanmış kimi özgür yazılım ürün ve projelerinde işler biraz daha karmaşık. MySQL AB’nin mysql’i, RedHat’in fedora’sı, Novell’in OpenSuSE’si, Sun’ın OpenOffice.org’u vb. Evet, bunlar da özgür yazılım ürünleri, evet, açık ve paylaşımcı süreçlerle geliştiriliyorlar, evet, isteyen her geliştirici bu ürünlere kod katkısında bulunuyor… Ama erk paylaşılmış durumda değil, şirketin elinde. Özgür yazılım modeli ile tam barışmayan bir model. Alın size lisansın halledemeyeceği bir problem…

İşte bu nedenledir ki özgür yazılım üreten şirketler camiaları için yönetişim modelleri oluşturmaya, ve bunu yaparken de camia ile birlikte çalışmaya çabalıyorlar. Kimi vakıf kurma yollunu deniyor, kimi meclisler oluşturuyor, kimisi camia yöneticileri eliyle nabız tutuyor. Bunu yaparken de, doğal olarak, erki az ya da çok camiası ile paylaşıyor. Bunu göze alamayan şirketler zaten özgür yazılım ürünü üretemiyorlar, ürünlerini açık ve özgür lisanslarla dağıtsalar dahi yaşatamıyorlar. Aynı şey camia ürünlerinde yanlış yönetişim modelleri kullanıldığında da söz konusu oluyor. Fazla merkezci modellere isyan eden camia ya yazılımı çatallıyor (forking) ya da ürüne ilgisini kaybediyor. Yine görüyoruz ki özgür yazılım geliştirmek (hiç!) kolay değil…

Özgürlükİçİn: “Özgür Yazılım Almak ve Geri Vermek”

Türkiye Bilişim Derneği‘nin rahmetli Bilişim Dergisi için kaleme aldığım “Özgürlük İçin…” yazılarına resmi Pardus kullanıcıları camia sitesi Özgürlükİçin.com‘un aylık e-dergisinde devam etmem yönünde bir teklif geldi sevgili Ali Işıngör’den. Ya da ben Ali’den rica ettim, tam anımsamıyorum şimdi… Neyse, artık oradayım.

e-derginin Şubat sayısında yayımlanan yazım:

Özgür Yazılım Almak ve Geri Vermek

Son aylardaki “reklamlar” serisine son verip yeniden özgür yazılımın tanımı ve özelliklerine dönüyoruz bu ay. Daha önce özgür yazılım için (ya da open source için) kaynak kodu yanında geliştirme sürecinin ve dolayısı ile camianın önemini vurgulamıştık. Bu kez kullanıcısı ile özgür yazılım ve kullanıcısı ile camia arasındaki ilişkiye yoğunlaşacağız.

Sınırlayıcı ve İzin Veren Lisanslar

Özgür yazılım bağlamında daha çok GPL (GNU Genel Kamu Lisansı) ya da benzer lisansa sahip yazılımları kastediyoruz. Bu lisansların en önemli özelliği yazılımın özgürlüğünü sağlamak için geliştiriciyi sınırlayan şartlarıdır. Bir kez sınırlayıcı (ya da copyleft) bir lisans ile özgürleştirilen bir kod, telif (copyright) sahibi dışında kimse tarafından “kapatılamaz”, yani sahipli (proprietary) bir yazılım haline getirilemez. Bu nedenle Linux çekirdeği, KDE masaüstü ortamı gibi pek çok kişinin telif hakkını paylaştığı özgür yazılımların kapatılması pratik olarak mümkün değildir.

Öte yandan izin veren (permissive) lisanslar ile böyle bir şart yoktur, yazılımı kullanan herhangi birisi kodu kapatıp sahiplenebilir. Bu tip kodlara en güzel örnek Unix benzeri işletim sistemi BSD ve BSD üzerine yapılanan ve büyük ticari başarı yakalayan Mac OS X işletim sistemidir. Ayrıca özgür yazılımın en önemli başarılarından biri olan Apache web sunucusu da böyle izin veren bir lisansa sahiptir.

Sınırlayıcı ve izin veren lisansların geliştirme süreçleri ve camia açısından en önemli farkı sınırlayıcı lisansa sahip bir yazılımdan türetilen yeni ürünlerin de açık kaynak kodlu olması, yani özgür yazılımı alıp değiştiren kullanıcının camiaya geri vermesi zorunluluğudur.

Geri Vermeden Özgür Yazılım (T)üretenler

Özgür yazılımın sürdürülebilirliğinin temel koşullarından biri, verimliliği ve üretkenliği üst düzeyde tutacak şekilde, dağıtık ve paylaşımcı geliştirme modeline dahil olacak yeterli sayı ve nitelikte geliştiriciyi cezbetmesidir. Sınırlayıcı lisanslar bu camia dışında kar amaçlı ve (bazen ve kısmen) kapalı kapılar ardında yapılan geliştirmelerin de kaynak koduna dahil edilmesini şart koşarlar ve yazılımın sürekli işlevsel ve kaliteli kalmasına, dolayısı ile geliştiriciler için bir çekim merkezi oluşturmasına vesile olurlar. İzin veren lisanslar için ise böyle bir geri verme kanalı tarif edilmemiştir, daha doğrusu geri vermek isteğe bağlıdır. Örneğin Apple BSD’nin temeline yaptığı değişiklik ve geliştirmeleri açarken Mac OS X’in kullanıcı yüzünü oluşturan katmanları kapalı tutmaktadır.

Özgür müşteri ilişkileri yönetim yazılımı SugarCRM ve özgür (ve “uyumlu”) ilişkisel veritabanı sistemi EnterpriseDB gibi yazılımlar ve bunları geliştiren firmalar telif haklarını ve izin veren lisansları (yasal olmakla birlikte) özgür yazılım camiasının hoş görmediği şekilde kullanmakla ve bir yerde özgür yazılım olmamakla ve hatta özgür yazılıma ihanet etmekle suçlanıyorlar aylardır ve neredeyse yıllardır. MySQL’in camia ve kurumsal sürümleri arasındaki farklılıklar ve çift lisanslama yöntemi de kimi özgür yazılım taraftarlarınca yoğun olarak eleştirilmekte. Bir diğer örnek de Google’ın Linux ve diğer pek çok özgür yazılımı gereksinimlerine göre uyarlaması ve bu sayede hizmetlerinde özellikle performans kazançları sağlaması, buna karşın yaptığı iyileştirmeleri camia ile paylaşmaması.

Görüldüğü üzere yalnızca lisans ve camia bir özgür yazılımın sürdürülebilirliği için yeterli değil. Kullanıcı ve (t)üreticilerin de katkısı gerekli ve önemli. Özgür yazılımın gücünü veren dağıtık ve katılımcı model ancak yeterince sayıda katkıcının camiaya dahil olma niyetleri var ise manalı oluyor. Özgür yazılım bağlamında üzerinde iyice düşünülmesi gereken bir nokta, hem özgür yazılım camiaları ve hem de özgür yazılım (t)üreten ve kullanan firmalar tarafından…