Şenlik, vs

Geçen haftanın ikinci yarısı Pardus ekibi olarak Ankara’da, 5. Linux Şenliği‘ndeydik. Gerek Pardus Dünyası ve gerekse Gezegen Linux‘ta Şenlik’i değerlendiren arkadaşlar oldu bol miktarda.

Evet, Pardus ekibi olarak iki ödül aldık: En Başarılı Özgür Yazılım Projesi : Pardus ve En İyi Özgür Yazılım : PiSi. İki yıl önceki şenlikte de bir ödül almıştık: Yılın Özgür Yazılım Projesi: Uludağ. Bunun üzerine web günlüğümde bir yazı yayınlamış ve şunları söylemiştim:

Ama aynı zamanda düşündük de! Çünkü Uludağ her ne kadar sıkı bir proje de olsa şu anda -özellikle dışarıdan bakınca- hayli bulanık bir görüntü veriyor. Henüz bir prototip ya da ekran görüntüsü çıkarabilmiş değil ortaya. İlan ettiği takvime uyup uyamayacağı belli değil. Ekibini yeterli büyüklüğe çıkarıp çıkaramayacağı, çıkardığında etkin bir şekilde hedefe yönlendirip yönlendiremeyeceği henüz belli değil. Kısacası, Uludağ henüz emekleme aşamasında.

Uludağ adını bırakıp Pardus olduk epey zamandır, ama tek değişiklik bu değil. Arada biri Çalışan CD, biri tam sürüm iki Pardus çıkardık. Binlerce kişi Pardus kullanmaya başladı. İş geliştirme ve tanıtım için ciddi çalışmalar yaptık. 1.1 sürümü ve Sunucu için sıkı bir şekilde çalışıyoruz. İki sene daha geçsin bakalım, taşlar nerede nasıl yerlerine oturacak…

Şenlik, pek çok kişinin değindiği gibi, tenhaydı geçen yıllara göre. Aslında bence Şenlik, şenlik de değildi. Bir ucu Haklayıcılar Günü’ne (Hackers’ Day) uzanan, buna rağmen diğer ucunda hala “Linux Nedir? Yenir mi?” semineri verilen, içine bir de Dernek Genel Kurulu sıkıştırılan bir toplaşmaydı. Yeterince insanı Linux ve özgür yazılım ile tanıştırabildiğimizi sanmıyorum. Öte yandan panellerde neredeyse etkileşim hiç yoktu, askerlik anıları anlattık, ne dişe dokunur bir bilgi paylaşımı, ne bir vizyon çizme… Bir vakıftan bahsedildi kulislerde, LKD’nin ciddi şekilde kontrolünde olacak gibi duruyor, FSF Türkiye gibi duruyor; ama oturumlarda lafı geçmedi, konuşulmadı, tartışılmadı. Şüphe ve çekincelerim var… Genel Kurul’da Yönetim ve Denetleme Kurulları’na aday olabilecek üye bulmak sorun oldu. Ben dahil pek çok Pardus ekibi elemanına da teklif yapıldı, ama hemen hepimiz reddettik. “Koraaay Lökerrrrr” kabul etmek gafletinde bulundu ve neredeyse YK’ya giriyordu; iki yıl içerisinde kurula gireceği garanti bence…

Gerek açılış oturumunda, gerekse “Kamuda Linux” panelinde yaptığım konuşmalarda sektör aktörlerini hazırlıklı olmaya, göç danışmanlığı, eğitim, destek, yazılım geliştirme vb. alanlarda faaliyet göstermeye, bu konularda Pardus ile iş birliğinde bulunmaya çağırdım. Bir ikisi hariç kimse gelip “Birlikte neler yapabiliriz?” demedi. Zaten sektörden fazla kimse yoktu. Kamu çalışanı olarak Anadolu’nun dört bir yanından gelen genç mühendisler vardı, çözüm ve çare peşindeydiler. Bana şirket ismi sordular, “Birlikte arayalım” dedim. Dicle Üniversitesi’nden dört genç açılış sonrasında “Göç danışmanlığı konusunda nasıl sertifika alabiliriz” diye sordular, gençliğe ve Anadolu’ya inancım tazelendi…

Bugün de HP’nin Linux Roadshow‘u varmış. Haberim olduğunda toplantı programım dolmuştu çoktan. Enteresan, HP’ci arkadaşlar Pardus’un bu etkinlikte bulunmasına gerek duymamışlar demek. Onu bırakın bir davet e-postası dahi gelmedi, diğer kaynaklardan haber aldım. Oysa önemli iş ortaklarımızdan birisi olmasını beklerdim HP’nin. Bir unutkanlık olsa gerek…

Bugün başta sevgili Barış Metin’in yardımı ile sistemimi Pardus 1.1 Alpha’ya oldukça yakın bir hale getirdim. Ufak tefek problemler var, ama kolay halledilecekler gibi duruyor.

Türk Yazılım Sektörü

infomag dergisi Mayıs sayısı için Türk yazılım sektörünün nereye gittiğine dair bir dosya hazırlıyor. Benim de görüşlerimi aldılar. Aşağıda infomag’ın soruları ve benim yanıtlarımı bulacaksınız. (Sorularda Türkçe alfabesi kullanılmamasının nedeni büyük olasılıkla soruları yöneltenlerin Pardus kullanmaması olsa gerek 😉

1.yazilim sektoru urunleri ve hizmetlerinin uluslararasi ticareti hizla artmasina ragmen turkiye ne yazik ki bu ticarette cok fazla kendinden soz ettiremiyor. peki, turkiye neden bu pastadan yuksek oranda pay alamiyor?

Ticareti de iki şekilde icra edebilirsiniz: Al-sat şeklinde ya da ürettiğiniz malı/hizmeti satarak. Ben soruyu ikinci bağlamda algılıyor ve o noktadan hareketle değerlendirmeyi tercih ediyorum. İlk şekil de, özellikle entegrasyon projeleri kapsamında, önemli bir faaliyet alanı olabilir, ancak yazılım sektöründen çok bilişim sektörü içerisinde değerlendirilmelidir.

Türkiye’nin küresel yazılım pazarında söz sahibi olabilmesi için öncelikle bu pazarda kabul görecek yazılım ürünlerine ya da bu pazarda ses getiren yazılım projelerine sahip olması gerekir. Oysa bu tip ürünler ya da markalarımız yok. Öte yandan iç pazara baktığımızda yine oldukça düşük üretim ve çoğunlukla ithalat görüyoruz. Kullandığımız yazılımın, farklı araştırmalara göre yalnızca %15-20’sini kendimiz üretiyoruz.

Ben Türkiye’nin küresel yazılım pazarında bir aktör olması için birincil koşulun iç pazardaki üretim/ithalat oranlarının yükselmesi olduğunu düşünüyorum. Son tahlilde yazılım satın alma kararlarında en önemli etkenlerden birisi referanslar ve kullanıcı memnuniyeti. Küresel alıcıların sizin yazılımınızı tercih etmesi için öncelikle mevcut kullanıcılarınızdan olumlu referans alıyor olması gerekli. Bunun için de ürünlerinizin iç pazarda kullanılması şart.

2.dunya genelinde yazilim sektorunde on plana cikan ulkelerle turkiye’yi karsilastirdiginizda nasil bir tablo ortaya cikiyor? turkiye’deki yazilim sirketleri hangi alanlarda basariyi yakalamis durumda?

Yazılım konusunda ileri durumda ülkelere baktığımızda, iki farklı durum ile karşı karşıya kalıyoruz: Bir tarafta bilişim teknolojileri yaygınlığı konusunda daha geri olup de ihracat odaklı üretim yapan, diğer yanda da yukarıda bahsettiğimiz gibi ürettiği yazılımı kullanan ülkeler. İlk grupta Hindistan, kısmen Çin, son zamanlarda Pakistan yer alıyor. Bu ülkeler daha çok dış kaynaklama, üretimin kürselleşmesi ve Ar-Ge gibi konularda yüklenici konumundalar.

Yazılım devlerinin yer aldığı ABD, AB ülkeleri, İsrail ve benzerlerinde ise olan iç pazarın gereksinimlerine göre yapılan üretim ve bu ürünlerin küreselleşmesi. Bu ülkeler aynı zamanda bilişim teknolojilerinde de lider konumda olduklarından ürünlerinin küreselleşmesi konusunda fazla zorlukla karşılaşmıyorlar, zaten sektör gereksinimlerini iç pazarları belirliyor.

Türkiye’de yazılımda öne çıkan sektörlere baktığımızda da ikinci grup ülkelerle benzerliği fark etmemek olanaksız: Başta KOBİ’lere hitap eden muhasebe yazılımları ve bu kaynaktan türeyip kurumsal kaynak planlamasına (ERP) kadar çeşitlenen yazılımlar, mobil operatörlerin verdiği hizmetlere oluşturan yazılımlar ve e-devlet uygulamalarında kullanılan yazılımlar.

3.turkiye’de yazilim sektorunun gelismesi ve ihracatin artmasi anlaminda neler yapilmasi gerekiyor? turkiye’nin onundeki engeller neler? bu engeller nasil asilir?

Bu soruya vereceğim yanıt yukarıdakilerin doğal uzantısı olacak: Türkiye’de yazılım üretimini ve iç pazarda yerli yazılım kullanımını artırmadığımız sürece Türkiye kaynaklı yazılım ürünlerini dünya piyasalarında görmemizin mümkün olmadığını düşünüyorum.

Örnek olarak e-devlet kapısını verebilirim: İhaleye teklif veren firmaların hepsi yerli entegratör firmalar olmakla birlikte önerdikleri çözümlerin hepsi dış kaynaklı idi. Yani birileri kendi e-devlet kapılarını kurmak için zeka, emek ve para harcamışlar, bu çözümü kullanmışlar ve sonrasında referansları ile gelerek bizim e-devlet kapımızı kurmaya talip olmuşlar. Biz de çözümü kendimiz oluşturmak yerine hazır çözümlerin adaptasyonunu tercih etmişiz. Bunun yerine yerli girişimlere öncelik verseydik bir kaç yıl sonra bizim firmalarımız dünyanın farklı yerlerinde e-devlet kapısı çözümleri satıyor olacaklardı.

Kamunun alımlarını düzenleyen Kamu İhale Kanunu’nda yerli üretimi destekleyici maddeler ve hükümler var. AB sürecinde ve küreselleşen ekonomide bu tip destek ve teşvikleri gittikçe daha az kullanabilir durumda olacağız. Henüz vakit çok geç değilken bu hükümleri yerli yazılım üretimini desteklemek için kullanmak önemli bir etki yapacaktır diye düşünüyorum.

Tabi bu yolu seçmeyip Hindistan ve Pakistan gibi farklı bir beyin göçüne geçişi de tercih edebiliriz. Bu şekilde bizim yetiştirdiğimiz nitelikli iş gücü küresel aktörlerin üretim elemanları olarak görev yapar, kağıt üzerinde bir yazılım ihracatı gerçekleşir, ancak değer katan unsurlar bizim kontrolümüzde olmadığı için gelişme yalnızca zahiri olur.

4.yazilim firmalarinin en buyuk sorunlarindan biri de hala kendilerini anlatamiyor olmalarindan kaynaklaniyor. bu sorunun onune sizce nasil gecilir?

Yazılım firmalarının kendilerini anlatamamalarındaki neden, muhatapları ile aynı dili kullanmıyor olmaları. Müşteri olsun, politika yapıcılar olsun, kullanıcılar olsun karşınızdaki kişi ve kuruluşların beklentilerinin doğru çözümlenmesi ve doğru iletişim yöntemlerinin kullanılması şart. Aksi taktirde monolog yapmakla yetinir, üstüne üstelik anlaşılamamaktan yakınırsınız.

Oysa yazılım firmaları sistem çözümlemede son derece yetkin kuruluşlar, müşteri beklentilerini belirlemek ve bu beklentilere uygun çözümle üretmek zaten ana faaliyet alanları. Sanırım firmalarımız teknik olmayan konularda “tüccar” ya da “satıcı” rolünü değil de “çözüm sağlayıcı” rolünü üstlenmeye çalışsalar bu sorunlar rahatlıkla aşılabilecek.

5.savunma sanayi sektorunun yazilim sektorune katkisi hakkinda bilgi verir misiniz? savunma sanayi sektorundeki ar-ge yatirimlarinin sivil sektorde degerlendirilme firsati ozellikle yazilim sektorune ne gibi arti degerler katar?

Çok özel bir örnekten yola çıkmak istiyorum: Pardus işletim sisteminin geliştirilmesi ile ilgili ilk talep ulusal güvenlikle bağlantılı bir kapsamda ve savunma sanayi ilintili bir yuvarlak masadan çıkmıştı. Bu noktadan yola çıkılarak yapılan analizler ve geliştirilen stratejiler bizi ilk aşamada sivil sektörün kullanabileceği bir ürün gamına, Pardus 1.0 ve yakında piyasaya çıkaracağımız Pardus Sunucu 1.0’a götürdü.

Son tahlilde, özellikle jenerik teknolojilerde, savunma sektörü ile sivil sektörün beklentileri ve gereksinimleri birbirine oldukça yakın. Savunma sanayinde geliştirilen çözümlerin sivil sektöre göre yeniden konumlanması ve ikil (dual) teknolojiler üretilmesi çok mantıklı.

Bir başka örneğimiz de Pardus projesini geliştirmekte olan TÜBİTAK UEKAE’nin savunma sektörü için geliştirdiği cihaz ve çözümlerin son yıllarda, başta kamu olmak üzere, sivil sektöre sunulması.

6.esneklik ve kolay adaptasyonun yazilim sektoru icin ne ifade ettigini anlatir misiniz? kisacasi yazilim sektorunde basariyi yakalamak ve bu sektorun gelisimini saglamak adina ne tur adimlar atilmali?

Yazılım sektörü çok hızla gelişiyor, sektöre giriş engelleri çok düşük ve adapte olamadığınızda başarısızlık riski çok yüksek. Bu nedenle ufak proje grupları, dağıtık karar mekanizmaları, hızlı ürün geliştirme çevrimleri, fikri mülkiyet oluşturmaya odaklanmış bir strateji bu sektörde başarının olmazsa olmazları.

Yazılım devi Microsoft’un Vista ile ilgili gecikme nedeniyle yaşadığı sıkıntılara baktığımızda bu özelliklerin yalnızca küçük ve yeni firmalar için değil, küresel devler için de geçerli olduğunu görebiliyoruz.

Tüm bu özellikleri bir araya getirdiğimizde bir kez daha vurgulamamız gereken, değer katan ve fikri mülkiyet yaratan dinamik ve esnek yapılanmalara doğru yönelme gereği…

7.sizce gelecekte turkiye’de yazilim sektoru nereye dogru gidecek? gercekten turkiye’nin kalkinmasinda onemli bir rol oynayacak mi? neden?

Buna karar verecek olan bir yanda sektör, diğer yanda da sektördeki alıcı konumundaki aktörler. Eğer iç pazarda yerli yazılım ürünlerinin kullanılması, bu sayede yazılım ücretlerinin katma değer yaratır hale getirilmesi ve buralardan elde edilen deneyimlerle yazılım ürünlerinin küresel pazarda kabul görür hale gelmesi zincirini izleyebilirsek doğru noktalara gelebiliriz. Görev, başta kamu, satın alanlara düşüyor…

Öte yandan kesinlikle ihmal etmemiz gereken genç nüfusumuzu iyi eğitmek, bilişim okur yazarlığını geliştirmek ve üretici ve yaratıcı düşünceyi ödüllendirmek olacaktır.

Diğer ilgililerin yanıtları için dergiyi alacaksınız…

Açık Günler 2006

Pardus web sitesinden:

“Açık kaynak ve özgür yazılımın kalbi 24-25 Şubat tarihlerinde İstanbul’da atacak. Bilgi Üniversitesi tarafından düzenlenen Özgür Yazılım ve Açık Kaynak Günleri adlı etkinlik, Türkiye’de açık kaynak ve özgür yazılımla ilgili bütün kesimleri buluşturmayı hedefliyor.

Pardus geliştiricileri de 2 günlük etkinlikte sunumlar, paneller ve atölye çalışmaları gerçekleştirecek.

24 Şubat Cuma 11:30-12:20 Pardus, Özgür Yazılım ve İş Modelleri Erkan Tekman
25 Şubat Cumartesi 10:00-11:20 Pardus’un İç Yapısı Barış Metin, Çağlar Onur, Gürer Özen, Eray Özkural
25 Şubat Cumartesi 11:40-14:00 Pardus Atölye Çalışması Pardus Geliştirici Ekibi

Açık günler programı (yeni sayfada açılır)”

Henry Nerede?

Blogumu okuyanlar bir Nokia 770 edinmek için gün olmasa bile hafta/ay saydığımı biliyorlar herhalde. Sevgili özgür yazılım internet tableti ile ilgili olarak Nokia cephesinde olan biteni Ari Jaaksi’nin blogunu okuyarak izlemeye çalışıyorum. Ari’nin son günlük kayıtlarından birisi hayli enteresan. Kapanış paragraflarını alıntılamak istiyorum:

So, we’ve got a long way to go. Open source is where horses vs. cars were early last century. Horses and wagons were more reliable, faster, easier to operate, and supported by the infrastructure. However, cars changed everything. The basic concept was superior and Henry Ford figured out how to get it to masses.

With open source, we’ve got the engines, brakes, chassis and all that figured out now. And, we’ve got the world class manufacturing process through peer-to-peer production. But where is Henry?

Hayli, hayli, hayli ilginç bir benzetme. Sahipli/kapalı işletim sistemleri at arabası, özgür/açık yazılımlar yeni peydah olmuş otomobiller. Evet, ilk otomobillerden birini aldığınızda bir de tekverirlermişilermiş yanında, çalıştırmanıza yardımcı olsun diye. Arabaların önlerinden çığırtkanlar koşarmış, herkesin dikkatli olup önlemini alması için. Şimdi nerelerdeyiz… Sağ olasın Henry Ford!

Biz de iki ayı geçen süredir Pardus’u koşturmaya çalışıyoruz. Henry’yi olmasa da Vehbi’yi (teşbihte hata olur, affınıza sığınıyorum) bulmak için kapıları çalıyoruz. Evet, bir şeyler pişiyor. Önümüzdeki aylarda duyacaksınız, memnun olacaksınız. Aşkla geleceğiz, hep diyoruz ya. Biraz sabır…

Bill Gates İstanbul’da

Microsoft şirketinin Başkanı ve Baş Yazılım Mimarı Bill Gates bir yıl içerisinde üçüncü kez (iş için ikinci kez) Türkiye’de. Bebek’te simitli kahvaltı gibi magazin ayrıntılarını,uzun menzilli Bombardier BD-700-1A10 Global Express modeli uçağının fiyatını bir kenara bırakırsak üç elma düşüyor başımıza:

  • Başbakan ile akşam yemeği Sevgili Gates 29 Ocak akşamı Sayın Başbakanımızın Dolmabahçe Sarayı’nda onuruna verdiği yemeğe katıldı. Ben oldum olası bu ve benzeri protokol yemeklerinde Dolmabahçe Sarayı, Yıldız Şale, Topkapı Harem gibi yerlerin kullanılmasına taraftarım. Muhatabımız büyük resmi görebilsin diye. Bizim ömürlerimiz, Microsoft gibi şirketlerin tarihleri, hatta örneğin ABD gibi genç devletlerin geçmişleri söz konusu mekanlarda yalnızca ufak bir kısmı gözönüne serilen tarihimizin yanında nasıl sönük kalıyor, değil mi? Sanırım Çin ve İran medeniyetleri ile birlikte en uzun zamandır devlet idare etme yetisini geliştirmiş bir toplumun evlatlarıyız, ve bu özellikler, ne kadar inkar etsek de toplumsal DNA’mızın bir yerlerinde kodlanmış haldeler.

    Neyse, parantezi kısa keseyim, bu konuya daha sonra döneceğiz. Ne yazık ki yemeğin menüsü açıklanmamış (yediğin içtiğin senin olsun gördüklerini anlat ;-), ama konuşulanlar hakkında bilgi var: “Gates, yemekte Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a İstanbul Ümraniye’de kurmayı planladıkları teknopark ile ilgili de bilgi verdi. “İstanbul’a bir Silikon Vadisi” kuracağını söyleyen Bill Gates, teknopark konusundaki çalışmaların ne durumda olduğunu öğrenmek için İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’a dönerek, “Çalışmalar sürüyor değil mi” diye sordu. Topbaş da, teknopark konusundaki hazırlıkların sürdüğünü söyledi.” [Hürriyet]

    Microsoft’un İstanbul’daki Teknopark’ı (ya da Teknokent’i) konusunu biraz araştırdım, sevgili Gates geçen yıl geldiğinde bu konu gündeme gelmiş: “Erdoğan holding temsilcilerinden, Maslak veya Ümraniye’de yapılması planlanan ‘Teknopark’ projesine destek istedi. Gates bu konuşma üzerine, Microsoft’un oluşturulacak Teknopark’ta ‘ilk kiracı’ olmak istediğini bildirdi” [Milliyet] Yani Teknopark bizim, Gates kiracı imiş geçen yıl. Bu sene Gates ev sahibi olmuş, hatta sayın Topbaş’a da sormuş şantiyenin durumunu. Yine [Milliyet]ten öğreniyoruz ki “2 bin kişinin eğitiminin yapılacağı Teknopark projesi”nin geçen sene sunumu ve reklamı yapılmış sevgili Gates’e. Eğitim ile Teknopark sözcükleri tam öpüşmüyorlar, ama buna da şükür.Aslında Maslak’ta bir teknopark var, İTÜ yerleşkesinde Arı Teknopark. Ama ne yazık ki Microsoft bu teknoparkta kiracı değil. Ümraniye’ye dönünce iş daha da enteresan, söz konusu teknopark Mart sonunda karşı kıyıya, Kağıthane’ye taşınmış sayın Topbaş’ın şahsi seçimi ile, üç yılda bitmesi bekleniyormuş. Dolayısı ile Microsoft’un ilk kiracı olup olmayacağını görmek için iki yıl daha beklememiz gerekiyor.

    Geline sormuşlar “Neden oynamıyorsun?” diye, “Yerim dar” demiş, açmışlar ortalığı bir güzel, “Yenim dar” demiş. Bakalım teknopark açılınca Microsoft’un bahanesi ne olacak?

  • Öğrencilere vizyoner konuşma NTVMSNBC’nin ve Garanti Bankası’nın katkıları ile ikibin küsur öğrenci Türker İnanoğlu Maslak Eğlence Merkezi’ne toplanmışlar. Önce Microsoft Türkiye yöneticileri sevgili Ekrem Yener ile sevgili Çağlayan Arkan konuştular. NTV onların konuşmalarını kısmen es geçti, bazı öğrenciler ve basın mensupları ile konuşmayı tercih etti. Sonra sahneye sevgili Gates geldi ve tam yarım saat süren ve “vizyoner” olması beklenen bir konuşma yaptı. Tokat gibi bir etkisi vardı. Microsoft Türkiye ve danışmanları Türkiye hakkında ne bilgiler vermişlerse sevgili Gates’e, bir Afrika kabilesinde yapacağı konuşmayı yaptı. “Bir gün gelecek gazeteleri internetten okuyup ödemelerinizi internetten yapacaksınız” dedi.

    Sevgili Gates sanırım son kitabında kalmış, hala interneti keşfinin keyfini yaşıyor; ama anlattığı şeylerin çoğunu Türkiye’deki gençlerin (en azından) bir kısmı ya yapıyor, ya da yapmaya hazırlanıyorlar. Anlattığı şeylerin olması bu gençleri çok şaşırtmayacak, bekliyorlar zaten. Nerede bu konuşmanın “vizyon”u?

    Ha üç tane soru gelmiş NTVMSNBC portalına, onları sordular sevgili Gates’e. Google ilgili olarak “Biz onlardan daha iyi yapacağız?” dedi, Netscape internet tarayıcısının saltanatı günlerini anımsatırcasına. Ama bu tekel taktiklerinin, kaçınılmaz olarak pazar büyütme güdüsüne teslim olup rakipleriyle birlikte iş ortaklarını da yok etmenin artık o kadar kolay sökmeyeceği konusunda kimse kendisini uyarmadı. Yenilikçilik için rekabete ihtiyaç olduğunu, Microsoft’un da rekabet sayesinde palazlanıp büyüdüğünü, tekelleşmiş bir ürünün aslında ölüm ve çürüme evresine girdiğini biliyordu da söylemedi bence.

    Gençler için sevgili Gates tam bir rol modeli: “Dünyanın en zengin adamı”, “PC’nin mucidi”, “Microsoft’un sahibi”, “dünyanın en iyi bilgisayar programcısı”, “bir dahi” vs vs vs. Öyle görmek istiyorlar ve görüyorlar sevgili Gates’i. Oysa ben bir pazarlama makinesi gördüm yalnızca, “Google’ı da devireceğiz”, “Ne iyi yaptınız da 85 bin tane dizüstü aldınız, hem de bizim işletim sistemimizle”, “İlk bilgisayarınızı da bizden alın, sonrakini de, hepsini de…”, … Hayır, benim kafamdaki Gates de bu değil. Ben Hindistan’da, Bangladeş’te derme çatma gecekondularda eşi ile birlikte sefaleti görmeye ve öğrenmeye çalışan, elindekileri kendisi kadar talihli olmayanlarla paylaşmak için çırpınan bir Gates hayal ediyorum. Yoksa yağmurlu havalarda dahi kapalı salonunda trambolinde zıplayabildiğini ballandıra ballandıra anlatan bir yuppie-geçkini değil…

  • İşadamları ile görüşmeler Bu toplantı sonrasında sevgili Gates bir basın toplantısı ile XP Starter Edition’ın Türkiye sürümünü duyurdu. Bu konuya ayrıca, belki başka yerde değinmekte yarar var. Ama temel hedef belli: %65’e çıkan korsan yazılım kullanımını azaltmak için bir yandan orijinal yazılım üzerindeki kontrol ve baskıları artırmak, öte yandan “ilk [orijinal yazılımlı] bilgisayarım” kisvesi ile insanlara ucuza kırpık bir yazılım satmak. İLk planlarda Türkiye XP Starter alanında görünmüyordu, nedense dahil oldu şimdi. Korsandan diyorum ben, ama tabi Anadolu dağlarında yeniden görülmeye başlanan bir kediciğin de etkisi olabilir.

    Konumuza dönelim: Sevgili Gates İstanbul’dayken çeşitli iş adamları ile de görüştü. Bir kısmını biliyoruz: Medya imparatoru Aydın Doğan. BT yatırımları konusunda talihi bir türlü yaver gitmeyen Koç Grubu’nun başı Mustafa Koç. Bir kısmını da tahmin ediyoruz: “İlk bilgisayarım” kampanyasının finans bacağı olması muhtemel sponsor bankanın başı.olabilir mi? Geçen gelişinde üniversitesi ile işbirliği konularını soran iş kadınımız da olabilir. İlk bilgisayarın donanımını üretebilecek gruplarla da bağlantı kurulmuştur mutlaka.

    Durun bir hesap yapalım: Türkiye’de yılda 2 küsur milyon bilgisayar satılıyor. Diyelim ortalama ömür de 3 yıl. Yani toplam 6 milyon makine var. Bunların %65’i korsan yazılım kullanıyor, yani 4 milyon tanesi. Haydi bunlardan yarısı korktu ve kırpık XP Starter işletim sistemini aldı, tanesi 25 YTL’den. Ne ediyor, 100 milyon YTL. Bu yalnızca Türkiye’nin mevcut korsan yazılım oranını AB ortalamasına çekmek için ve yalnızca tek bir ürünle ilgili olarak tek bir şirkete ödenecek diyet. Mevcut durum ile karşılaştırdığınızda ne değişiyor? Pragmatik olarak hiç birşey, hatta geriye gidiş var; çünkü korsan işletim sistemi yerine kırpığını koyuyorsunuz. Devlet 15 milyon YTL KDV alıyor, o da BT alanına harcanır mı harcanmaz mı Allah bilir.

    “Ağam biz bu naneyi niye yedik?” diye bir hikaye vardır, onu çağrıştırıyor. Çare yok mu? Var tabi! Özgür yazılım, sevgili kedicik, vs. Ama bunları gizlemek ve kırpık çözümü allayıp pullamak için işbirlikleri kuruluyor, görüşmeler yapılıyor, çember daraltılıyor…

Toparlayalım: Bill Gates geldi ve mevcut durumu olmasa da toplumsal DNA’sı oldukça sağlam olan bizlere Afrika kabilesi muamelesi yaptı, bir iki boş vaat geveledi (nasıl olsa fikri takip yapan kimse yok, kim soruyor “Cendere’deki Teknopark’ın temelleri atıldı mı, hafriyatı yapıldı mı?” diye) ve yerel işbirliklerini garantileyip atladı uçağına gitti.

Şimdi yine bizbizeyiz… Düşünelim bakalım. Gerçekten “zor oyunu bozar” mı? Yoksa aklımızı başımıza devşirip mevzu-u bahis 100 milyon YTL’yi daha iyi bir şekilde, örneğin gerçek bir BT teknoparkı oluşturarak, özgür yazılımları destekleyerek, sevgili Gates’in bir sonraki ziyaretine kadar o salondaki gençlerin hepsini birer yazılım geliştiricisi yaparak, harcamanın yolunu bulabilecek miyiz?

Nokia ve Açık Kaynak

Evet, biliyorsunuz, sonbaharda piyasaya çıkacak Nokia 770 Internet Tablet için gün sayar vaziyetteyim. Ve yine biliyorsunuz, söz kendileri Linux (daha net olmak gerekirse, debian GNU/Linux + Gnome + GTK + maemo) temelli bir cihaz.

Nokia’dan Açık Kaynak Yazılımlar Operasyon Direktörü Dr. Ari Jaaksi geçen hafta New York’ta düzenlenen LinuxWorld‘de bir sunum yaptı ve Nokia’nın açık kaynağa bakışını ayrıntılandırdı.

Herkese tavsiye ediyorum sunuma bir göz atmalarını. Nokia gibi bir şirketin açık kaynağa ilgi göstermesi, ilgi göstermenin ötesinde “yalnız almak olmaz, geri de vereceksin” demesi ve nasıl geri verdiğini göstermesi bence çok önemli. Kimleri çıkıp Nokia’nın hareketine burn büküyor, kimisi daha önceki Linux avuçiçi girişimlerinden sözedip 770’nin başarısızlığı kehanetinde bulunuyor. Ama ben, diyorum ya, Nokia’nın bu hareketini önemsiyorum.

Bakın Jaaksi’nin sunumundan bir parça, 770 için neden Linux’u seçtikleri hakkında:

Cihaza olası en iyi

  • İnternet deneyimini,
  • Bağlanırlığı, ve
  • Yazılım geliştirme ortamını

sağlayacak platform için bizim seçimimiz

  • Linux,
  • Açık kaynak bileşenlerinin yaygın kullanımı, ve
  • Donanım bütünleştirme ve kullanışlılık konusundaki deneyimimiz

bileşimi oldu.

Beklentilerimiz

  • Kodun önemli bir kısmını açık kaynakta almak,
  • Özel gereksinimlerimizi karşılayacak teknolojileri geliştirmek için çeşitli açık kaynak projeleri ile birlikte çalışmak, ve
  • Bunların tümünü cihaza bütünleştirebilemekti.

Ayrıntılı bir çözümleme sonucunda varılmış bir karar gibi duruyor, değil mi? Özellikle başta Symbian, Pocket PC, PalmOS, hatta çeşitli sahipli gömülü Linux çözümleri dururken.

Muz Cumhuriyeti mi Karpuz Cumhuriyeti mi?

Sevgili Görkem Çağlayan Arkan’ın ibretlik röportajı ile ilgili bir yazı kaleme almış. İlk kısmına katılmamak elde değil, ama ikinci kısmı için söyleyeceklerim var.

Görkem’in de alıntıladığı gibi Çağlayan Arkan diyor ki:

Herkesin oturup bu işin ticari boyutunu da düşünmesi gerekiyor. Türkçe olan sadece dört işletim sistemi var. Türkiye kendisine bir işletim sistemi yazıp bunun arkasına böyle bir yatırım yapıp ne kazanacaktır? Türkiye her şeyi kendi mi yapmalıdır? Biz burada bir devletleşmeden mi, yoksa teknolojiden faydalanmaktan mı söz ediyoruz? Türkiye işletim sistemi yaparak bunu ihraç etme imkanına mı sahiptir? Bu konular bu kadar basite alınmamalı. Tartışılmalı ama yanlış bilgilendirmeden.

Bu soruların yanıtlarını kısmen Antalya’da BİMY ’12 sunumumda vermiştim. Yinelemeye gerek yok, ama bir soru sorayım: “Devletleşme”den söz edilebilmek için, örneğin, kesin ve net kurallara karşın kamu ihale dokümanlarında bir marka adının açık ve net olarak sayılması, ve bu markanın alternatifler tarafından sağlanan özelliklerinin ister olarak belirtilmemesi yeterli midir sizce? Ya da şunları sorayım: Türkiye’nin işletim sistemi için ödediği her 100 YTL’nin kaç kuruşu sınırlarımız içinde katma değere dönüşmektedir, ne kadarı olduğu gibi sınırlar dışına çıkmaktadır? Türkiye işletim sistemi ithaline mahkum mudur? Ne güzel söylemiş: “Tartışılmalı, ama yanlış bilgilendirmeden.”

Gelelim sevgili Görkem’in yazısının ikinci kısmına: Adam yazmış işletim sistemini, bir Son Kullanıcı Lisans Anlaşması ile satıyor. Kurarken ya da etkinleştirirken de kullanıcıya soruyor, “Bunu bunu bunu kabul ediyor musun?” diye. “Evet, ediyorum” diyorsan geçmiş ola. Ondan sonra bu anlaşmanın kayıt ve şartlarını sorgulayamazsın, değiştiremezsin, çiğneyemezsin. “Hayır, etmiyorum!” diyeceksin. Kullanmayacaksın korsan yazılım kardeşim! Ya da sahipli (proprietary) yazılım kullanmayacaksın, özgür yazılım kullanacaksın. GPL ile alacaksın yazılımını, sahibi sen olacaksın. “Hem sahipli yazılım kullanacağım, hem de sahibinin koyduğu kurallara uymayacağım!” yok öyle şey.

Hayır, “BSA’nın yöntemleri doğru ve yerinde” demiyorum. Başta TÜBİDER, BSA ve benzerlerinin yaptığı yanıltıcı reklam ve yayınlara set çekenleri destekliyorum. Ne demek “Bilgisayarı benden almazsan seni korsanlar traş eder, hem de çengel takma eliyle!”, böyle şey de yok! Alırsın OEM bilgisayarını paşa paşa, kurarsın üzerine Pardus’unu, Linux’unu, desteğini de alırsın, garantinden de yararlanırsın. Kandırmayalım ahaliyi, zaten ahali yemiyor bu ayakları.

Yine dönelim mıhına vuralım biraz: IDC bir rapor yayınlamış, güya korsan yazılımın Türkiye’ye faturası 182 milyon$ imiş. “Nasıl bi’ fatura şu, bi’ de biz görsek” diyorum. Haydi diyelim bu miktar KDV’siz, devlete 33 milyon $’lık bir vergi kazığı giydirilmiş. Ama şu meşhur 182 milyon $’ın kaç YTL ‘si, sorduk ya, bu memlekette kalacaktı da hiç gelmeyince zarar hanemize yazıldı? Yüzdesi de 66 civarındaymış, yani her üç yazılımın ikisi çalıntı!

Yakalasınlar korsan yazılım kullananları, kessinler neyse cezası. Ha bu da bize bir ders olsun! Eğer uymayacaksak kuralına, kullanmayalım elin Türkçe işletim sistemini, kullanalım Pardus, sağlık bulalım.

Tüm Penguenlere Hayırlı Şenlikler

Diğer projemdeki yoğunluk nedeniyle maalesef bu yıl dördüncüsü düzenlenen Linux ve Özgür Yazılım Şenliği‘ne katılamıyorum. Neyse ki Uludağ ekibinin tümü Ankara Milli Kütüphane’de küçük kediciğimizle birlikte hazır olacaklar. Cuma günü Ankara koşuşturmam arasında vakit bulabilirsem ben de kısaca damlayıp penguenlerle buluşmak istiyorum.

IV. Linux ve Özgür Yazılım Şenliği

Linux ve Özgür Yazılım Şenliği aktif üyesi olduğum tek dernek olan Linux Kullanıcıları Derneği tarafından gönüllülük ilkesine dayanarak ve büyük özveri ile düzenleniyor 2002 yılından bu yana.

Uludağ projesi olarak ikinci kez katılıyoruz Şenlik’e, bakalım neler değişmiş:

Geçen yılki Şenlik’e katılan ekibimizden ayrılanlar oldu: Önce Alp, yakın zamanda da Ayşe ile Zerrin Enstitü’deki diğer projelerde görev alarak aramızdan ayrıldılar. Buna karşın geçen yıl Uludağ oturumunda izleyici koltuklarında otururken şimdi bizimle olan arkadaşlarımız var: Çağlar, Gürer, sonra Onur, en sonra da küçük kedimizin çizeri Umut.

Geçen yılki Şenlik’te Ulusal Dağıtım Projesi LKD üyesi penguenler tarafından En Başarılı Özgür Yazılım Projesi seçilerek ödüllendirildi. Bu sene yine ödül alalım diye adını değiştirip Pardus yaptık, ama aday gösteren bile çıkmadı 😉

Geçen Şenlik’te yalnızca muğlak hedef ve yaklaşımları belirgin olan Uludağ projesi aradan geçen bir yılda ilk ürününü (Pardus Çalışan CD) yayınladı, oldukça yoğun ve genelde olumlu tepkiler aldı, ikinci ürününe (Pardus Kurulan CD) odaklanarak yoğun bir çalışma sürecine girdi. Gerçi çok istediğimiz “Şenlik’e beta çıkaralım” hedefine ulaşamadık, beta tarihi olarak Temmuz’un ikinci yarısını telaffuz ediyoruz, ama ortaya çıkan sonuç bu gecikmemizi affettirecek kalitede olacak diye ümit ediyorum.

Gelecek Şenlik’te neler göreceğiz? Büyük olasılıkla çok daha yoğun ilgi uyandırmış Pardus Kurulan CD elimizde ve dizimizde olacak tabi ki! En azından bir kamu kuruluşunda büyük çaplı bir Pardus kullanımı göreceğiz, belki bazı özel sektör kuruluşlarında da. Bir elin parmaklarını geçen sayıda iş ortağı (sistem bütünleştirici, donanım üretici / satıcı, yazılım geliştirici, eğitim kurumu, vb.) ile başarı öyküleri oluşturmaya başlamış olacağız. Büyük olasılıkla Pardus Sunucu yayınlanmış ya da yayınlanmak üzere olacak. Tüm memlekette binlerce bilgisayara Pardus yüklenmiş olacak, her köşeden destek postaları alıyor olacağız.

Bunları Uludağ proje yöneticisinin hezeyanları olarak almayın, sözleri olarak kaydedin. Gelecek sene listenin üzerinden gideriz bir bir.

Tüm penguenlere başarılı, eğlenceli ve yararı bir Şenlik diliyorum. Umarım görüşebiliriz.

Bak Microsoft Ne Diyor?

Birkaç gündür Antalya’da TBD‘nin düzenlediği Bilgi İşlem Merkezi Yöneticileri toplantısındayım. Başta Uludağ // Pardus olmak üzere e-imza, e-devlet kapısı, şu bu konulardan konuşuyoruz çeşitli kişilerle. Bu arada bir açık oturuma katıldım, bir de özgür yazılımı tanıtan konuşma yaptım. Benim aklımda kalan Microsoft Türkiye yetkilisinin bir sorum üzerine verdiği şu yanıt oldu:

Biz açık yazılıma karşı değiliz, hatta kimi durumlarda açık yazılım yönteminin iyi ve yararlı olduğunu da düşünüyoruz. Bu aşıdan bakınca Apache’nin başarılı ve yararlı bir proje olduğunu söyleyebilirim.

Enteresan değil mi? Microsoft masaüstünde çok seyrek kullanıldığını öne sürdüğü Linux’un açık geliştirme sistematiğine karşı çıkıyor, ama “ticari ürün” olarak IIS’in yer aldığı arenada önder durumdaki Apache’nin açık geliştirme sistematiğini kabul ediyor.

Neymiş yani? Pardus masaüstünde yaygın işletim sistemi haline geldiğinde Microsoft Linux için de “başarılı ve yararlı bir proje” diyecekmiş. O zaman ha gayret, çalışmaya devam.

Dünya hakimiyeti pek yakında!

Bilgi Üniversitesi Açık Günler

İki gündür tüm Uludağ proje ekibi olarak Bilgi Üniversitesi’nde kamp kurmuştuk. Meşhur Pardus Çalışan CD’mizin beta testlerini geçmiş ve hata giderilmiş nihai 1.0 sürümünü dağıttık, çeşitli konuşmacıları dinledik, biz konuştuk, soruları yanıtladık, katkıcılarımız ve destekçilerimizle tanıştık, konuştuk.

4 Mart sabahı sevgili A. Murat Eren hasta hasta Özgür Yazılım Felsefesi konulu bir sunum yaptı, sevgili Doruk Fişek ve Barış Metin‘in katkıları ile. Her ne kadar “Açık Günler’e gelenler nasıl olsa özgür yazılımdan haberdardır” demek mümkün olsa da bence bu tanımları, kavramları ve felsefeyi ne kadar anlatsak az. Sonra kavram kargaşaları oluşuyor açık ile özgür, bedava ile özgür arasında.

Öğleden sonra FSF Europe‘dan Georg Greve’nin harika sunuşu vardı, sanki Murat’ın sunuşunun devam niteliğinde. Gerog’un berrak ve doğrudan anlatımına hayran oldum, bazı slogan ve kavramları kendi sürümlerime eklemeye karar verdim. Özellikle soru-yanıt bölümünde de Icaza – Greve atışması konferansa renk kattı, bence sonunda ayakta kalan Greve oldu. Zamanlama hatamız yüzünden tanışıp konuşma fırsatı bulamadık :-(, artık sanal ortamda inşallah.

İlk akşam Uludağ ekibinin önemli bir kısmı LKD ekibi ile Aksaray Hacı İbrahim Sofrası’na gitmişler, afiyet olsun. Ben başka bir sözüm nedeniyle katılamadım, artık yine bir dahaki sefere.

5 Mart sabahı sevgili Onur Küçük’ün masaüstü ortamları konulu sunuşu vardı; utanç içindeyim, ama yetişemedim 🙁 Öğleden sonra Miguel de Icaza konuştu, kısmen izleyebildim; sanırım ilginç bir konulşma imiş. Ama soru-yanıt bölümünde “Merak etmeyin, mono ile sahipli yazılım üretebilirsiniz, özgür olmak zorunda değilsiniz” demesi çok talihsiz bir açıklamaydı. Umarım önümüzdeki haftalarda özgür yazılım üzerine görüşlerimi blog’uma yerleştireceğim, o zaman ayrıntılı olarak girerim bu konuya.

Sonra biz sahne aldık; önce ben ET ve özgür yazılım, Uludağ ve özgür yazılım ve Uludağ ve Pardus konularında konuştum. Sonra sevgili S. Çağlar Onur Uludağ sürüm yönetimini, sonra da sevgili Gürer Özen ÇOMAR’ı anlattı. Oldukça yoğun soruları ekip olarak yanıtlamaya çalıştık. Sevgili Serdar Hoca her soruyu yanıtlamak için çabaladı durdu, biz de süreyi adil bir şekilde dağıtabilmek için.

Proje ekibinin bir kısmı akşamı İstiklal Caddesi’nde Gazeteciler Cemiyeti Lokali’nde tamamladık. Kimimiz cesur davranıp rakı içti, kimimiz muhafazakar (ve belki de kılıbık) olup bira ve şarapla yetindi, kimimiz portakal suyu. Sonrasında sevgili Görkem ve Filiz Çetin de katıldılar aramıza. Yorulmuştuk, evlere dağıldık.

Güzeldi. Gelecek seneye artık binleri göreceğimiz, salonların her oturumda (yalnızca yabancı konuklarımız için değil) hıncahınç dolu olacağı bir etkinlik ümidiyle yuvamıza, Gebze’ye dönüyoruz!