2008 Biterken, 2009 Başlarken

Her senenin sonunda biten senenin bir muhasebesini yapmak ve yeni başlayan için hedefler koymak iyi bir alışkanlık. Pardus projesi bağlamında ben de katılayım bu gidişata…

2008 yılı Pardus için pek çok ilke sahne oldu:

  • İlk Pardus ön-yüklü sistem satışını escort Bilgisayar yaptı. 2009 yılında yeni katılımlar bekliyoruz.
  • İlk kez Google Summe of Code programında yer aldık. Programa dahil olan 5 Linux dağıtımından biri idi Pardus. Yürüttüğümüz 5 projeden 4’ü başarı ile sonuçlandı. GSoC projelerinde görev alan genç arkadaşlara teşekkürler! Önümüzdeki senelerde GSoC’a abone olacağız…
  • İlk kez iki Pardus sürümünü aynı anda canlı tutmayı ve geliştirmeyi başardık. Pardus 2009 çalışmaları sevgili Onur kontrolünde son hız devam ediyor. Bu arada da Pardus 2008’in güncelleme sürümlerini çıkarıyoruz. Artık sürüm çıkarma işini öğrendik…
  • Kullanışlılık ve etkileşim tasarımı alanına girdik Pardus projesi olarak. Yıldız Teknik Üniversitesi İletişim Tasarımı Bölümü, İnteraktif Medya Tasarımı Ana Bilim Dalı (İMT) ile yaptığımız anlaşma gereğince sevgili Oğuzhan Özcan hoca ve arkadaşları danışmanımız oldular. 2009’da bu işbirliğini daha da genişletmek niyetindeyiz…
  • İlk kez TÜBİTAK UEKAE ekibi dışından bir arkadaşımızı bir sürümle ilgili kilit görevlerden birine getirdik. Sevgili Selim Ok, Pardus 2009 için Ürün Yöneticisi olarak görev yapıyor ve ürünün şekillenmesinde camianın talep ve önceliklerini çekirdek ekibe iletiyor. 2009’da bu yönde yeni gelişmeler olacak ve Pardus projesi geliştirici camiasını gittikçe daha fazla işin içine sokacak…
  • İlk logo programımız olan Pardus Göç Ortaklığı’nı duyurduk. Şimdiden üç göç ortağımız çeşitli kurumları Pardus ve özgür yazılıma göç ettirme yönünde çalışıyorlar. 2009 yılı için Pardus Göç Ortaklığı programının patlamasını bekliyorum, aklımdaki hedef sayıyı telaffuz etmeye dahi korkuyorum…
  • E-dükkan aracılığı ile Pardus ürünleri satımına başlandı. 2009 yılı içerisinde dükkanımız hem çeşitlenecek, hem de çok ilginç kampanyalar başlatacak.
  • Resmi forumumuz yayına girdi. Bir yıldan az bir sürede 6 bine yaklaşan kullanıcısı ve 25 bine yaklaşan mesaj sayısı ile Pardus kullanıcıları ve özgür yazılım camiasının toplanma yeri haline gelen forum için, başta sevgili Ali Işıngör, tüm artistanbul tayfasına ve camiamızdan foruma destek veren arkadaşlara kucak dolusu teşekkürler.
  • E-dergimiz yayın hayatına başladı. GErek görsel ve gerekse içerik açısından harika bir çalışma! Her ay 60 sayfayı aşan ve neredeyse 10 bin kişiye ulaşan mükemmel bir kaynak. Bir önceki maddedeki arkadaşlara bir alkış daha!
  • Resmi camia portalımız Özgürlük İçin bu yılın son günlerinde trafiği ile resmi sitemizi solladı. Özgürlük İçin’in dur-durak bilmez yükselişi 2009’da da devam edecek gibi görünüyor. artistanbul ve camiaya üçüncü alkış! 2009 yılı içerisinde resmi sitemiz yeni görünüm, içerik ve kavramsal yapısı ile artık daha çok (potansiyel ve mevcut) iş ortakları ve kurumsal kullanıcılara hizmet vermeye başlayacak.

Tabii devam eden işlerimiz de var:

  • Pek çok aksilik ve olumsuzluk arasında ciddi doğum sancıları ile yeni bir sürümümüz hayata geldi: Pardus 2008. Ve en azından abisi/ablası Pardus 2007 kadar başarılı oldu. Başta sürüm yöneticimiz sevgili Ekin olmak üzere tüm ekibe fedakarca ve kimi zaman insanüstü çabalarından dolayı kocaman bir tebrik!
  • Ekibimizden üç arkadaş (sevgili Gökmen, Gökçen ve Ozan) KDE geliştiricisi olurken sevgili Ozan kernel geliştiricileri arasına dahil oldu. İsimler değişse de ekibin bilgi ve yeteneğinin sürdürülebilir olduğunu gördük, sevindik. Tebrikler çocuklar!
  • Geliştirici seviyesinde ilk kez “milli” olduk. Sevgili Gökçen Linux Foundation Users’ Summit’e ve sevgili Pınar da GSoC Mentors’ Summit’e katıldı. 2009 yılında çekirdek ekip küresel etkinliklerde gittikçe daha fazla yer almaya başlayacak…
  • Ürünlerimizin küresel Linux ve özgür yazılım camiasında takdirle karşılanması devam etti. Pardus 2008 için Fransa’dan Filipinler’e pek çok portal, haber sitesi ve kişisel blog’da çok iyi şeyler yazıldı. Yazılmaya devam da edilecek…
  • İlk büyük kurumsal kullanıcımız Milli Savunma Bakanlığı (MSB) Pardus sistemlerini canlı kullanıma başladı. Türkiye çapında 600’e yakın noktada 5 bine civarında kullanıcıyı kapsayan sistemde Pardus terminal sunucular (PTSP), Pardus çalıştıran ince istemciler, web, e-posta, dosya, vb sunucular mevcut. MSB projesi bize çok şey öğretti…
  • Staj programımız 2008’de de devam etti. Bu yıl 23 stajyere tanıtım filminden network-manager kodlamasına varan envai çeşit iş yaptırdık. Bir yandan ürünümüz güçlenir ve işlevselleşirken bir yandan da özgür yazılım geliştirici camiasına yeni üyeler kazandırdık. Staj programımıza devam…

2008’den diğer akılda kalanlar:

  • Meşhur OOXML format belirtimi ile ilgili ISO oylamasında TSE “Çekimser” oyu kullandı. 2007 sonbaharındaki oylamada “Evet” oyu verdiği anımsandığında ve son oylamada tüm dünyanın Microsoft akımına kapıldığı düşünüldüğünde önemli bir oy değişikliği. Bu değişiklikte Pardus projesinin katkısı olması bizim açımızdan sevindirici. Durumu iyi bir şekilde değerlendiren ve kararlarını dirayetle savunan TSE yönetimine tebrikler!
  • DPT Bilgi Toplumu Dairesi tarafından hazırlanan Birlikte Çalışabilirlik Rehberi’nin ikinci sürümünün taslağı kamuoyu görüşüne sunuldu. Tekelci uygulamaların ve hapsolma senaryolarının önüne geçmek için çabalarımız bu platformda da devam etti ve edecek…

Herkese güzel bir 2009 diliyorum!

Bilişim Dergisi: “Bile Bile Lades”

Türkiye Bilişim Derneği‘nin Bilişim Dergisi‘nin Ağustos sayısında yayımlanan Özgürlük İçin… köşesi:

Bile Bile Lades

Açık standartlar ve özgür yazılım konulu yazılarımıza geçen ay Pardus 2008 duyurusu için ara vermiştik; kaldığımız yerden devam edelim, hem de güncel bir gelişmeye gönderme yaparak.

Birlikte Çalışabilirlik Neden Gerekli?

Hemen her bilişim sistemi diğer bilişim sistemleri ile birlikte ve çoğu zaman bağlantılı olarak kullanılıyor, hayli uzunca bir süredir… Ne yazık ki (ya da “neyse ki” mi diyelim?) farklı işlevler için kullandığımız bilişim sistemleri, farklı ürünlerden, farklı tedarikçiler eliyle, farklı platformlara yerleştirilmiş, farklı farklı sistemler. Üstüne üstlük, yine pek çok kereler bu farklı sistemler şirketimizin, kurumumuzun farklı birimleri tarafından kullanılan ve işletilen altyapıların birer parçası. Teknik, operasyonel ve sosyal açıdan hayli karmaşık bu ortamda bilişim sistemlerinin birbiri ile sorunsuz veri paylaşabilmeleri hayli önemli bir problem. Bunun için bilişim sistemlerinin veri alışveriş arayüzlerinin düzgün tasarlanması gerekiyor, ta başından. Burada “düzgün” derken belli veri standartlarına uyulmasını kastediyoruz aslında, yani “birlikte çalışabilirlik” kurallarına.

Birlikte çalışabilirliğin temel hedefi makineden makineye veri paylaşımını sağlamak. Bu şekilde işler çok daha hızlı, çok daha kolay, çok daha hatasız görülebilecek. Gerçek anlamda elektronik (yani e-) bir uygulamaya geçebileceğiz, sistemden sisteme elle ya da bir insan müdahalesi ile veri taşımak zorunda kalmayacağız. Birlikte çalışabilirliğin en güzel örneği kamu hizmetleri: Çok farklı devlet kurumlarının elindeki verilerin birarada kullanılması gerekiyor ki gerçek e-hizmet ortaya çıkabilsin. Örneğin askerlik işlemleri için nüfus kayıt bilgilerine, sağlık kayıtlarına ve eğitim kurumlarına erişmek gerekiyor; araç satışı için vergi dairelerine, emniyet bilgilerine, nüfus kayıtlarına, trafik tescil ve muayene kayıtlarına; ve benzerleri…

Birlikte çalışabilirlik için tüm ilgili taraflar tarafından kabul edilmiş ve uygulanmakta olan kurallar olmadığı sürece e-devlet hayal olacaktır, her kurum kendi uygulamasını elektronik ortama aktarsa bile veri taşıması tümüyle elle yapılacağından.

Birlikte Çalışabilirlik Nasıl Sağlanır: İki Senaryo

Birlikte çalışabilirliği sağlamanın kolay (?) ve ucuz (?) yolu tek bir üreticinin ürünlerini kullanmak. Bu üretici tüm ürünlerini, doğal olarak, birbiri ile çalışacak şekilde tasarlayıp ürettiği için sizin birlikte çalışabilirlik sorununuz tümüyle ortadan kalkacaktır. Buna karşın nurtopu gibi bir tedarikçi tekeliniz oluşacaktır. Tedarikçinizin ürünlerine sürüm atlatması sırasında oluşacak veri yapısı değişiklikleri, geriye uyumsuzluklar, vs. de cabası.

Bir de zor yolu var birlikte çalışabilirliğin: Açık standartları kullanmak. Bu yol zor, çünkü pek çok farklı üreticiyi aynı standartları kabullenmeye ve ürünlerini tasarlar ve üretirken bu standartlara uydurmaya ikna etmek gerekiyor. Üreticiler görünürde performans, geliştirme hızı ve kolaylığı, güvenlik, inovasyon gibi bahanelerle, ama aslında sizi ürünlerine hapsetme ve tekel durumu oluşturmayı tercih ettiklerinden, ortak ve açık standartlara uymayı kabul etmek istemeyecekler; kimi zaman ayak sürüyüp, kimi zaman kendi belirtimlerini birlikte çalışabilirlik kurallarına eklemeye çalışacaklardır. Ama eğer tarafsız ve açık bir birlikte çalışabilirlik kuralları dizisi oluşturabildiyseniz ve daha önemlisi bu kuralları uygulayabiliyorsanız, açık rekabet, dolayısı ile tasarruf imkanı ve inovasyon fırsatı açısından önemli kazanımlar elde etmişsiniz demektir.

ODF, OOXML ve Birlikte Çalışabilirlik

Gelelim güncele: Türkiye e-devletinin bir Birlikte Çalışabilirlik Kılavuzu var, hem de 2005 Ağustos’undan bu yana. Mevcut kılavuzda gelecek bir zamanda ofis dokümanları için OASIS tarafından geliştirilmekte olan ODF doküman formatının kamu kurumları arasında belge paylaşımı için tek standart olmasını öngörülüyor(du). Ama ne olduysa kılavuzun güncellenen yeni sürümünde ODF’in yanına Microsoft’un rekabet, tasarruf ve inovasyon yerine hapsolma ve tekel vadeden OOXML formatı da ekleniverdi. Hem de Microsoft dahil tüm taraflar ve tarafsızlar “format savaşları”nda galibin ODF olduğunu açık açık beyan ederken…

Buna herhalde “bile bile lades” denir.

Komedi Devam Ediyor: OOXML’e İtirazlar Reddedildi

Microsoft’un OOXML doküman belirtiminin bir ISO standardı haline gelmesi süreci üzerine duruşumu biliyorsunuz.

Oylama sonrasında dört ülke, Güney Afrika, Brezilya, Hindistan ve Venezuella, ISO Teknik Yönetim Kurulu’na başvurarak bu kararı temyiz etmişlerdi. Bu başvuruların önemi hayli karmaşık oylama süreci ardından hala bu sonucu sorgulayan ulusal standart örgütlerinin varlığı idi. Özellikle Mark Shuttleworth’un Güney Afrika başvurusunu desteklemesi ve Hindistan’ın da (Microsoft’un tüm baskılarına karşın) temyizciler arasında bulunması iki önemli noktaydı. Bir de Danimarka’nın resmi olmayan mektubu vardı, oylama sürecini soruşturmakta olan Avrupa Birliği cephesinden…

Sonunda ISO ve IEC üyeleri kararlarını verdiler: Temyiz başvuruları daha fazla araştırılmayı gerektirecek nitelikte bulunmadı ve reddedildi. Beklenen oldu… Cenevre’deki BRM Oy Çözümleme Toplantısı’nda yaşananlardan sonra zaten ISO’nun yanı ve yeri belli olmuştu. OOXML’in standartlaşma yolculuğunu “sorunsuz” tamamlaması için gerekenler yapılıyor…

Yine de dört aylık gecikme işe yaradı: Bu arada kullanıcılarının baskısına dayanamayan Microsoft, Office ürününde 2009 yılında ODF desteği vereceğini ilan etti. OOXML desteği ise ufukta görünmüyor. Bu açıklama dahi ODF – OOXML çekişmesinde Microsoft’un OSP Açık Belirtim Taahhüdü’nün ne derece anlamsız ve alakasız kaldığını, tüm bu standart oyununun yeni bir hapsolma tuzağı olduğunu son derece net bir şekilde gösteriyor. Tabii ki gören gözlere, durumu farklı algılayanlar da var

Şaka gibi bir standart

1 Nisanlar’da genelde ilk okumada inandırıcı, ardından şaşırtıcı, şakanın farkına varınca da eğlendirici mesajlar dolanır internette. Çünkü 1 Nisan şaka günüdür. Bugün de böylesine bir mesaj düştü posta kutularımıza: İlk okumada inandırıcı, ardından şaşırtıcı… ama ne yazık ki eğlendirici değildi… şaka da değildi. Bu nedenle de daha şaşırtıcı idi, hem de biraz hayal kırıklığı yaratan, insanın enerjisini çeken cinsten. Evet, Microsoft’un ofis dokümanı formatı OOXML artık bir ISO standardı, ISO/IEC DIS 29500.

Konunun pek çok cephesi var, neresine değinmeli bilemiyorum. İsterseniz ufak bir tarihçe ile başlayalım: OASIS (Organization for the Advancement of Structured Information Standards) isimli organizasyon, 2002 yılı sonlarından itibaren ofis dokümanları için XML temelli açık ve özgür bir format geliştirme işine girişti. Bu örgütün üyeleri arasında StarOffice’i satın alan Sun Microsystems ve Lotus Suite’in geliştiricisi IBM yanında Microsoft Office’in geliştiricisi Microsoft da vardı. Ancak Microsoft eş zamanlı olarak kendi XML temelli formatı üzerinde çalışmaya başladığından OASIS’in çalışmalarına pek de rağbet etmedi. Çalışmanın başında format belirtiminin ismi Open Office XML olarak belirlenmişti. İki buçuk yıllık bir çalışma sonunda belirtim, 2005 ortalarında OpenDocument Format (ODF) adı altında yayınlandı. Bu yeni, açık ve özgür formatı öntanımlı doküman formatı olarak kullanacağını çok öncesinden ilan eden OpenOffice.org’un ODF destekleyen ürünleri birkaç ay içerisinde belirmeye başladı. Ardından da KOffice, Google Docs, Zoho ve Lotus Symphony ofis setleri ODF kullanmaya başladılar. OASIS, 2005 yılı sonlarında ODF belirtimini ulusalarası bir standart olarak kabul edilmek üzere ISO’ya sundu, altı ayı geçen inceleme süresi sonunda oybirliği ile kabul edildi ve ISO/IEC 26300:2006 adı ile bir uluslararası standart haline geldi. Bu gelişmelerin Microsoft’un ofis seti pazarındaki güçlü (neredeyse tekel) konumu için bir tehdit oluşturduğunu Gartner ta başından söylemişti, ki öyle de oldu…

Diğer yandan Microsoft kendi XML format belirtimleri üzerinde çalışıyordu, ta 2000’den beri. Hatta Office 2003 o zamanki XML formatındaki dosyaları destekler durumdaydı. Office 2007 ise öntanımlı olarak yeni bir XML temelli format kullanacaktı. Microsoft’un ofis dokümanı formatları hemen her zaman kapalı, gizlilik anlaşmaları ve fikri mülkiyet hukuku ile koruma altında olmuştu. Bir önceki sürümlerde kullandığı XML temelli formatları bir sonraki sürümde desteklememek ise en sık rastlanan uygulama idi. Bu arada bilişim dışı arenada da ilginç gelişmeler yaşanıyordu: Kullanıcılar ofis dokümanlarının açık standartlara uygun formatlarda saklanmasını istemeye başlamışlardı. Hatta AB 2004 yılında OASIS’e desteğini belirtirken Microsoft’a da format belirtimini açmasını ve standartlaştırmasını öneriyordu. Microsoft bu öneriyi ciddiye aldı. Ama ancak çeşitli Avrupa ülkeleri ve kimi ABD eyaletleri o zaman mevcut tek açık format belirtimi olan ODF’i desteklemeye başladıklarında. Hem de ODF’in ISO’ya sunulmasının hemen ardından… ECMA (European Computer Manufacturers Association) altında oluşturulan bir teknik komite ile ve bir yıllık bir çalışmanın ardından, tam da ISO’nun ODF’i yayınlamasının ardından ECMA, Office Open XML (OOXML) format belirtimini yayınladı.

İlk başta işler OOXML’in, ve dolayısı ile Microsoft’un, aleyhine gelişti: 6000 sayfayı aşan, buna karşın sınırlı itiraz süresinde 20 ülkeden 3000’in üzerinde teknik eleştiri (her ikisi de “ISO rekoru”) alan, mevcut standartları kullanmak yerine sahipli ve kapalı kimi formatlara gönderme yapan, kapalı bir süreç ile geliştirilen, içinde pek çok patent ve korunmş fikri mülkiyet barındıran OOXML’ini hem de hızlı hattan (fast track) ISO kabulü alması pek olası görünmüyordu. Öyle de oldu, Eylül 2007 başında yapılan oylamada OOXML her iki kriterde de (ana üyelerin 2/3 kabulü, tüm üyelerin 1/4’ten az reddi) başarısız oldu. Ardından komedi başladı… ISO bu aşamada hızlı hat sürecini dururup metni ECMA’ya iade etmesi gerekirken süreci işletmeye devam etti. Şubat sonunda Cenevre’de düzenlenen Oy Çözümleme Toplantısı’nda 2000’e yakın teknik eleştiriye ECMA’nın verdiği yanıtlar tek bir oylama ile (mevcut ülkelerin ezici çoğunluğu böyle bir oylamaya katılmamayı tercih etti) “kabul” edildi. 29 Mart günü sonuçlanacak olan nihai oylama için Microsoft tüm dünyada her türlü lobi ve baskı çalışmasını elini kolunu sallayarak yürüttü… Daha birkaç yıl önce Tek Standart, Tek Test: Heryerde Muteber sloganları atan ISO da bu gidişe göz yumdu, hatta yataklık etti. Ayrıntıları OOXML’e karşı küresel dayanışma sitesi NoOOXML‘den ve camia sitemiz Özgülükİçin.com‘dan izleyebilirsiniz. Sonuç: Oy veren 32 ana üyeden 24’ü OOXML’i kabul etti ve oy veren 71 üye ülkenin yalnızca 10’u OOXML’i reddeti. OOXML her iki kriteri de açık ara sağlayarak bir ISO standardı haline geldi.

Peki bu sonucun sonucu ne olacak? Kısaca tahmin ve kehanetlerimizi sıralayayım:

  • Onyıllardır kimi sıkıntılar yaşasa da genelgeçer ve tarafsız bir standart organizasyonu olarak kabul gören ISO’nun itibarı ciddi zara görecek. “Parayı veren düdüğü çalar” misali sahipli standartlar çıkarmak için dev şirketler Microsoft’u takip edecekler. ISO tabutuna ilk çiviyi kendi elleri ile çaktı…
  • Son günlere kadar Microsoft lobi ve baskısına boyun eğenlerin daha çok yolsuzluğa bulaşmış ve çürümüş ülkeler olduğu düşünülüyordu. Bu tez tümüyle çöktü, hele Almanya ve Fransa gibi örnekler göz önündeyken. Artık tutunacak dalımız yok!
  • ISO “vuruşması”ndan “zafer”le çıkan Microsoft yine de o kadar rahat değil. Bilgiye özgürce erişmeyi talep eden toplumların baskısı ile bonck boncuk terler döküyor yazılım devi. Ürünlerinde inovasyon sıkıntısı yaşayan, bunun ve tekelci taktiklerinin bir sonucu olarak gittikçe daha az sevilen Microsoft, eninde sonunda açıklığa ve özgürlüğe boyun eğecek. Keskin sirke küpüne zarar!
  • ISO’nun yol vermesi, “temiz” ülkelerin de rica, minnet, rüşvet ve tehdide boyun eğmesi ardından açık ve özgür standartların en yılmaz temsilcisi olarak Avrupa Birliği kaldı. Microsoft’un tekelci taktiklerine ceza üzerine ceza kesen, en başında OOXML’in ISO standardı olmasını şart koşan, sonrasında OOXML oylamasında dönen dolapları cesurca soruşturmaya başlayan yine eski dünya oldu. Tekelciliğe, bağımlılığa ve güdülmeye karşı çıkanlar, AB ile aynı safta durun!
  • OOXML’in yalnızca de facto “standart” olmakla kalmayıp ISO kabulü alması, başta OpenOffice.org olmak üzere tüm özgür yazılım geliştiricileri için kötü bir haber. Bir yandan açık standartlara vurulan bir darbe, diğer yandan da haksız rekabet için yeni bir platform. Terlemeye hazır olun, yol biraz daha yokuşlaşacak…
  • OOXML’in standart olması, özellikle e-devlet uygulamalarında, otomatik olarak tercih edilen standart olmasını gerektirmiyor. AB’deki gelişmeler, örneğin Norveç’ten gelen haberler bu yönde. Rakibin gücünü, etki alanını ve nasıl pis oynadığını bilerek çalışmaları bu alana kaydırmak gerekiyor. Ayağa kalkıp mücadeleye devam!

Son bir söz de Türkiye ve TSE ile ilgili: Bizim de dahil olduğumuz bir girişim ile TSE’nin ISO oylamasındaki oyu EVET’ten ÇEKİMSER’e çevrildi. TSE’nin resmi açıklaması henüz elimizde değil, ama bu değişiklik için temel nedenlerin karar verme sürecinin yeterince katılımcı bir şekilde yürütülmemiş olması, buna karşın paydaşlar arasında bir konsensus oluşmadığının görülmesi, TSE yönetiminin tartışmanın geriplanı hakkında tarafsız ve yeterli şekilde bilgilendirilmemesi olduğunu tahmin ediyorum. Microsoft Türkiye’nin sürece dahil oluş şekli de kimi kuşkuları destekleyecek şekildeydi, ne yazık ki. Uzun süredir talep ettiğimiz açık ve katılımcı süreç işletilebilmiş olsaydı Türkiye’nin oyunu HAYIR’a da çevirebileceğimizi düşünüyorum, her ne kadar nihai sonucu değiştirmeyecek olsa da. Ancak TSE’nin inisiyatif kullanması ile Türkiye’nin lobi ve baskı etkisinde karar vermekten imtina etmesi dahi son derece önemli bir duruş. Çabalarımımızın geleceği için ümit verici bir gelişme. Sağolasın TSE!

OOXML Üzerine İki Görüş

Microsoft tarafından geliştirilen ve ECMA tarafından uluslararası standart haline getirilerek tahsisli yoldan (fast track) ISO standardı olarak kabul görmesi için ISO’ya sunulan OOXML doküman format belirtiminin macerası sona yaklaşıyor. Gelecek hafta ulusal standart örgütleri Cenevre’de biraraya gelerek Eylül ayında yapılan ve OOXML’in standart haline gelmemesi yönünde sonuçlanan oylamanın son karar toplantısını (BRM – Ballot Resolution Meeting) yapacaklar.

Türkiye, bildiğiniz üzere, Eylül ayında yapılan oylamada EVET oyu kullanmıştı. İki ayı aşkın süredir bir yandan Özgürlük İçin portalı, bir yandan da Pardus projesi ve UEKAE olarak bu oyun yeniden gözden geçirilmesi ve HAYIR olarak değiştirilmesi yönünde çeşitli bilgilendirme çalışmaları ve kampanyalar düzenliyoruz. Ne yazık ki, tüm çağrılarımıza rağmen, Özgürlük İçin dışında, sivil toplum örgütlerinden güçlü bir ses çıkaramadık konuda. TSE’nin görüş istediği kamu kurumları, özel firmalar, sivil toplum örgütleri ve üniversitelerin kimisinden de hayli güçlü olumsuz raporlar gittiğinden haberdarız. Şimdi beklentimiz konunun tüm paydaşlarının dahil olacağı genel bir ulusal değerlendirme toplantısı yapılması ve Türkiye’nin oyunun konsensüs ile olmasa bile katılımcı bir şekilde belirlenmesi. TSE, bu tip bir toplantıyı 21 Ocak’ta yapmayı planlamış, ama aralarında bizim de bulunduğumuz çeşitli paydaşların talebi doğrultusunda daha ileri bir tarihe ertelemişti. Önümüzde üç iş günü kaldı, ama TSE’den henüz bir ses yok bu konuda.

Bu blogun ulaştığı tüm kişilerden ricam, TSE’nin ilgili birimlerine (Standart Hazırlama Merkezi, Uluslararası Standartlar Müdürlüğü ve Bilgi İşlem Dairesi) erişerek OOXML formatının bir ISO standardı olmasına karşı olduğunuzu, Türkiye’nin Eylül ayında verdiği EVET oyunu değiştirmesi gerektiğini düşündüğünüzü, ulusal oyun belirlenmesi sürecinin açık, şeffaf ve katılımcı bir yöntemle yürütülmesini talep ettiğinizi belirtmeniz. Unutmayın, TSE bu konuda bir karşı taraf, ya da hasım değil; birlikte çalışmamız ve ikna etmemiz gereken bir paydaşımız. ÖZellikle suçlayıcı ve gerginlik yaratıcı ifadeler kullanmaktan kaçının; zaten kullanmazsınız ya, ben yine de hatırlatayım dedim 🙂

Son olarak, konu şeffaflıktan açılmışken, Eylül ayındaki oylamaya TSE tarafından gönderilen yorum belgesini ve Pardus projesi ve kullanıcılarının görüşü olarak geçen hafta TSE’ye iletilen bilgi notunu sizlerle paylaşayım. Kişisel karar ve görüşünüzü oluşturmanıza yardımcı olabilir…

“Köpek kuyruğunu sallamıyorsa, …”

OOXML ile ilgili her haber bir öncekini gölgede bırakıyor. Microsoft’un Eylül ayında Office 2003 için çıkardığı en son servis paketi SP3, “güvenlik” gerekçesi ile 24 eski formattaki ofis dokümanlarının açılmasını engellemiş. Kullanıcılardan gelen şikayetler ve sonrasında tepkiler sonucu önce durum ile ilgili bir açıklama yapan, sonra da bu durumu düzeltmek için Microsoft kayıt kütüğünde (registry) yapılacak değişiklikleri destek web sitesinde ilan eden, en sonunda da kurumsal müşterilerinin durumu düzeltmek için kullanabileceği bir grup politikası şablonu yayımlayan Microsoft, bu kez en sadık kullanıcıları ve taraftarlarınca bile eleştiriliyor.

Konunun OOXML ile ne ilgisi var peki? Basit, Microsoft bu format karmaşasına çözüm olarak ofis dokümanlarının öntanımlı formatı olarak Office 2007 ile galasını yapan meşhur OOXML’in kullanılmasını öneriyor. Belki henüz resmi olarak önermiyor, ama çözüm ortakları ağzıyla öneriyor. Binlerce ve hatta milyonlarca dokümanı eski ofis formatlarında saklanmış bir kurumsal kullanıcıyı düşünün, SP3 ile “terfi” ettirilmiş Office 2003 paketleri bu dokümanları açamıyor. Çare ya kayıt kütüğüne pisleyip yeni problemlere davetiye çıkarmak, ya da bu binlerce, milyonlarca dokümanı OOXML’e çevirmek. Size de gerçek amaç “güvenlik” değilmiş de OOXML’in zorla yaygınlaştırılması imiş gibi geliyor mu? Hele bir de SP3’ün ISO’daki OOXML oylamasından (hani olumsuz sonuçlanmıştı) hemen sonra yayınlanmış olduğu hesaba katılırsa… Komplo teoricilerine gün doğdu 😉

Konuyu en iyi özetleyen Joe Wilcow olmuş, başlığımızda görüldüğü üzere: “Köpek kuyruğunu sallamıyorsa, sen köpeğin kuyruğunu salla”…

OOXML’e farklı bir yaklaşım

Microsoft’un meşhur OOXML standardına karşı olduğumuzu açıkladık, malum. Bunun pek çok nedeni var, çeşitli mecralarda ayrıntılandıracağız.

Ama bugün karşılaştığım bir şey Microsoft’un standartları ile yaşamın, özellikle Pardus ve Linux ve özgür yazılım kullanıcıları için, ne mene birşey olacağı hakkında biraz fikir verdi. Microsoft Türkiye Genel Müdürü sevgili Çağlayan Arkan’ın web günlüğüne bir video yerleştirilmiş. Ama bu videoyu görüntülemek için Microsoft’un Silverlight programını yüklemek gerekiyor. Ben, doğal olarak, Pardus ile uyumlu Silverlight bulamadığım için yükleyip Arkan’ın Bilişim Rüzgarı programında söylediklerini izleyemedim. Video formatını bilmiyorum, ama bir olasılık “açık” bir format dahi olabilir. Gel gör ki kamuya açık edilmiş veriye ulaşmak için dahi sahipli bir yazılıma ihtiyacım var. Onu bırakın bu yazılımı edinmeye kalksam bile yetmiyor, sahipli bir işletim sistemi kullanmam gerekiyor.

Yarın öbürgün Microsoft’un “açık” OOXML formatındaki dosyaları görmek için de benzer mecburi seçimler yapmak zorunda kalmayalım diye endişe ediyorum. Bu nedenle de OOXML’e karşıyım!