Muz Cumhuriyeti mi Karpuz Cumhuriyeti mi?

Sevgili Görkem Çağlayan Arkan’ın ibretlik röportajı ile ilgili bir yazı kaleme almış. İlk kısmına katılmamak elde değil, ama ikinci kısmı için söyleyeceklerim var.

Görkem’in de alıntıladığı gibi Çağlayan Arkan diyor ki:

Herkesin oturup bu işin ticari boyutunu da düşünmesi gerekiyor. Türkçe olan sadece dört işletim sistemi var. Türkiye kendisine bir işletim sistemi yazıp bunun arkasına böyle bir yatırım yapıp ne kazanacaktır? Türkiye her şeyi kendi mi yapmalıdır? Biz burada bir devletleşmeden mi, yoksa teknolojiden faydalanmaktan mı söz ediyoruz? Türkiye işletim sistemi yaparak bunu ihraç etme imkanına mı sahiptir? Bu konular bu kadar basite alınmamalı. Tartışılmalı ama yanlış bilgilendirmeden.

Bu soruların yanıtlarını kısmen Antalya’da BİMY ’12 sunumumda vermiştim. Yinelemeye gerek yok, ama bir soru sorayım: “Devletleşme”den söz edilebilmek için, örneğin, kesin ve net kurallara karşın kamu ihale dokümanlarında bir marka adının açık ve net olarak sayılması, ve bu markanın alternatifler tarafından sağlanan özelliklerinin ister olarak belirtilmemesi yeterli midir sizce? Ya da şunları sorayım: Türkiye’nin işletim sistemi için ödediği her 100 YTL’nin kaç kuruşu sınırlarımız içinde katma değere dönüşmektedir, ne kadarı olduğu gibi sınırlar dışına çıkmaktadır? Türkiye işletim sistemi ithaline mahkum mudur? Ne güzel söylemiş: “Tartışılmalı, ama yanlış bilgilendirmeden.”

Gelelim sevgili Görkem’in yazısının ikinci kısmına: Adam yazmış işletim sistemini, bir Son Kullanıcı Lisans Anlaşması ile satıyor. Kurarken ya da etkinleştirirken de kullanıcıya soruyor, “Bunu bunu bunu kabul ediyor musun?” diye. “Evet, ediyorum” diyorsan geçmiş ola. Ondan sonra bu anlaşmanın kayıt ve şartlarını sorgulayamazsın, değiştiremezsin, çiğneyemezsin. “Hayır, etmiyorum!” diyeceksin. Kullanmayacaksın korsan yazılım kardeşim! Ya da sahipli (proprietary) yazılım kullanmayacaksın, özgür yazılım kullanacaksın. GPL ile alacaksın yazılımını, sahibi sen olacaksın. “Hem sahipli yazılım kullanacağım, hem de sahibinin koyduğu kurallara uymayacağım!” yok öyle şey.

Hayır, “BSA’nın yöntemleri doğru ve yerinde” demiyorum. Başta TÜBİDER, BSA ve benzerlerinin yaptığı yanıltıcı reklam ve yayınlara set çekenleri destekliyorum. Ne demek “Bilgisayarı benden almazsan seni korsanlar traş eder, hem de çengel takma eliyle!”, böyle şey de yok! Alırsın OEM bilgisayarını paşa paşa, kurarsın üzerine Pardus’unu, Linux’unu, desteğini de alırsın, garantinden de yararlanırsın. Kandırmayalım ahaliyi, zaten ahali yemiyor bu ayakları.

Yine dönelim mıhına vuralım biraz: IDC bir rapor yayınlamış, güya korsan yazılımın Türkiye’ye faturası 182 milyon$ imiş. “Nasıl bi’ fatura şu, bi’ de biz görsek” diyorum. Haydi diyelim bu miktar KDV’siz, devlete 33 milyon $’lık bir vergi kazığı giydirilmiş. Ama şu meşhur 182 milyon $’ın kaç YTL ‘si, sorduk ya, bu memlekette kalacaktı da hiç gelmeyince zarar hanemize yazıldı? Yüzdesi de 66 civarındaymış, yani her üç yazılımın ikisi çalıntı!

Yakalasınlar korsan yazılım kullananları, kessinler neyse cezası. Ha bu da bize bir ders olsun! Eğer uymayacaksak kuralına, kullanmayalım elin Türkçe işletim sistemini, kullanalım Pardus, sağlık bulalım.

Tüm Penguenlere Hayırlı Şenlikler

Diğer projemdeki yoğunluk nedeniyle maalesef bu yıl dördüncüsü düzenlenen Linux ve Özgür Yazılım Şenliği‘ne katılamıyorum. Neyse ki Uludağ ekibinin tümü Ankara Milli Kütüphane’de küçük kediciğimizle birlikte hazır olacaklar. Cuma günü Ankara koşuşturmam arasında vakit bulabilirsem ben de kısaca damlayıp penguenlerle buluşmak istiyorum.

IV. Linux ve Özgür Yazılım Şenliği

Linux ve Özgür Yazılım Şenliği aktif üyesi olduğum tek dernek olan Linux Kullanıcıları Derneği tarafından gönüllülük ilkesine dayanarak ve büyük özveri ile düzenleniyor 2002 yılından bu yana.

Uludağ projesi olarak ikinci kez katılıyoruz Şenlik’e, bakalım neler değişmiş:

Geçen yılki Şenlik’e katılan ekibimizden ayrılanlar oldu: Önce Alp, yakın zamanda da Ayşe ile Zerrin Enstitü’deki diğer projelerde görev alarak aramızdan ayrıldılar. Buna karşın geçen yıl Uludağ oturumunda izleyici koltuklarında otururken şimdi bizimle olan arkadaşlarımız var: Çağlar, Gürer, sonra Onur, en sonra da küçük kedimizin çizeri Umut.

Geçen yılki Şenlik’te Ulusal Dağıtım Projesi LKD üyesi penguenler tarafından En Başarılı Özgür Yazılım Projesi seçilerek ödüllendirildi. Bu sene yine ödül alalım diye adını değiştirip Pardus yaptık, ama aday gösteren bile çıkmadı 😉

Geçen Şenlik’te yalnızca muğlak hedef ve yaklaşımları belirgin olan Uludağ projesi aradan geçen bir yılda ilk ürününü (Pardus Çalışan CD) yayınladı, oldukça yoğun ve genelde olumlu tepkiler aldı, ikinci ürününe (Pardus Kurulan CD) odaklanarak yoğun bir çalışma sürecine girdi. Gerçi çok istediğimiz “Şenlik’e beta çıkaralım” hedefine ulaşamadık, beta tarihi olarak Temmuz’un ikinci yarısını telaffuz ediyoruz, ama ortaya çıkan sonuç bu gecikmemizi affettirecek kalitede olacak diye ümit ediyorum.

Gelecek Şenlik’te neler göreceğiz? Büyük olasılıkla çok daha yoğun ilgi uyandırmış Pardus Kurulan CD elimizde ve dizimizde olacak tabi ki! En azından bir kamu kuruluşunda büyük çaplı bir Pardus kullanımı göreceğiz, belki bazı özel sektör kuruluşlarında da. Bir elin parmaklarını geçen sayıda iş ortağı (sistem bütünleştirici, donanım üretici / satıcı, yazılım geliştirici, eğitim kurumu, vb.) ile başarı öyküleri oluşturmaya başlamış olacağız. Büyük olasılıkla Pardus Sunucu yayınlanmış ya da yayınlanmak üzere olacak. Tüm memlekette binlerce bilgisayara Pardus yüklenmiş olacak, her köşeden destek postaları alıyor olacağız.

Bunları Uludağ proje yöneticisinin hezeyanları olarak almayın, sözleri olarak kaydedin. Gelecek sene listenin üzerinden gideriz bir bir.

Tüm penguenlere başarılı, eğlenceli ve yararı bir Şenlik diliyorum. Umarım görüşebiliriz.

Bak Microsoft Ne Diyor?

Birkaç gündür Antalya’da TBD‘nin düzenlediği Bilgi İşlem Merkezi Yöneticileri toplantısındayım. Başta Uludağ // Pardus olmak üzere e-imza, e-devlet kapısı, şu bu konulardan konuşuyoruz çeşitli kişilerle. Bu arada bir açık oturuma katıldım, bir de özgür yazılımı tanıtan konuşma yaptım. Benim aklımda kalan Microsoft Türkiye yetkilisinin bir sorum üzerine verdiği şu yanıt oldu:

Biz açık yazılıma karşı değiliz, hatta kimi durumlarda açık yazılım yönteminin iyi ve yararlı olduğunu da düşünüyoruz. Bu aşıdan bakınca Apache’nin başarılı ve yararlı bir proje olduğunu söyleyebilirim.

Enteresan değil mi? Microsoft masaüstünde çok seyrek kullanıldığını öne sürdüğü Linux’un açık geliştirme sistematiğine karşı çıkıyor, ama “ticari ürün” olarak IIS’in yer aldığı arenada önder durumdaki Apache’nin açık geliştirme sistematiğini kabul ediyor.

Neymiş yani? Pardus masaüstünde yaygın işletim sistemi haline geldiğinde Microsoft Linux için de “başarılı ve yararlı bir proje” diyecekmiş. O zaman ha gayret, çalışmaya devam.

Dünya hakimiyeti pek yakında!

Bilgi Üniversitesi Açık Günler

İki gündür tüm Uludağ proje ekibi olarak Bilgi Üniversitesi’nde kamp kurmuştuk. Meşhur Pardus Çalışan CD’mizin beta testlerini geçmiş ve hata giderilmiş nihai 1.0 sürümünü dağıttık, çeşitli konuşmacıları dinledik, biz konuştuk, soruları yanıtladık, katkıcılarımız ve destekçilerimizle tanıştık, konuştuk.

4 Mart sabahı sevgili A. Murat Eren hasta hasta Özgür Yazılım Felsefesi konulu bir sunum yaptı, sevgili Doruk Fişek ve Barış Metin‘in katkıları ile. Her ne kadar “Açık Günler’e gelenler nasıl olsa özgür yazılımdan haberdardır” demek mümkün olsa da bence bu tanımları, kavramları ve felsefeyi ne kadar anlatsak az. Sonra kavram kargaşaları oluşuyor açık ile özgür, bedava ile özgür arasında.

Öğleden sonra FSF Europe‘dan Georg Greve’nin harika sunuşu vardı, sanki Murat’ın sunuşunun devam niteliğinde. Gerog’un berrak ve doğrudan anlatımına hayran oldum, bazı slogan ve kavramları kendi sürümlerime eklemeye karar verdim. Özellikle soru-yanıt bölümünde de Icaza – Greve atışması konferansa renk kattı, bence sonunda ayakta kalan Greve oldu. Zamanlama hatamız yüzünden tanışıp konuşma fırsatı bulamadık :-(, artık sanal ortamda inşallah.

İlk akşam Uludağ ekibinin önemli bir kısmı LKD ekibi ile Aksaray Hacı İbrahim Sofrası’na gitmişler, afiyet olsun. Ben başka bir sözüm nedeniyle katılamadım, artık yine bir dahaki sefere.

5 Mart sabahı sevgili Onur Küçük’ün masaüstü ortamları konulu sunuşu vardı; utanç içindeyim, ama yetişemedim 🙁 Öğleden sonra Miguel de Icaza konuştu, kısmen izleyebildim; sanırım ilginç bir konulşma imiş. Ama soru-yanıt bölümünde “Merak etmeyin, mono ile sahipli yazılım üretebilirsiniz, özgür olmak zorunda değilsiniz” demesi çok talihsiz bir açıklamaydı. Umarım önümüzdeki haftalarda özgür yazılım üzerine görüşlerimi blog’uma yerleştireceğim, o zaman ayrıntılı olarak girerim bu konuya.

Sonra biz sahne aldık; önce ben ET ve özgür yazılım, Uludağ ve özgür yazılım ve Uludağ ve Pardus konularında konuştum. Sonra sevgili S. Çağlar Onur Uludağ sürüm yönetimini, sonra da sevgili Gürer Özen ÇOMAR’ı anlattı. Oldukça yoğun soruları ekip olarak yanıtlamaya çalıştık. Sevgili Serdar Hoca her soruyu yanıtlamak için çabaladı durdu, biz de süreyi adil bir şekilde dağıtabilmek için.

Proje ekibinin bir kısmı akşamı İstiklal Caddesi’nde Gazeteciler Cemiyeti Lokali’nde tamamladık. Kimimiz cesur davranıp rakı içti, kimimiz muhafazakar (ve belki de kılıbık) olup bira ve şarapla yetindi, kimimiz portakal suyu. Sonrasında sevgili Görkem ve Filiz Çetin de katıldılar aramıza. Yorulmuştuk, evlere dağıldık.

Güzeldi. Gelecek seneye artık binleri göreceğimiz, salonların her oturumda (yalnızca yabancı konuklarımız için değil) hıncahınç dolu olacağı bir etkinlik ümidiyle yuvamıza, Gebze’ye dönüyoruz!