Bilişim Dergisi: “Pardus, İnovasyon ve TIO”

Türkiye Bilişim Derneği‘nin Bilişim Dergisi‘nin Nisan sayısında yayımlanan Özgürlük İçin… köşesi:

Pardus, İnovasyon ve TIO

Sözümüzü TIO’dan, yani “toplam inovasyon fırsatı”ndan bahsederek bitirmiştik son yazımızda. Oradan devam edelim, hem de birkaç örnek vererek TIO’dan neyi kastettiğimizi ve özgür yazılımın neden yüksek TIO vadettiğini açıklayarak.

Pardus, biliyorsunuz, temelde bir Linux dağıtımı: Linux çekirdeği, çok bilinen çeşitli özgür yazılım uygulamaları (başta Firefox, OpenOffice.org olmak üzere gimp, Amarok, K3B …), az bilinen pek çok özgür yazılım uygulaması (digikam, Akregator, Kopete …) ve bunların bir arada, barış içerisinde yaşamasını sağlayan tümleştirme (entegrasyon) çerçevesi ve uygulamaları (kurulum yazılımı, paket yönetim sistemi, yapılandırma sistemi …). Dünyada 400’ün üzerinde Linux dağıtımı var, binlerce kişinin katkıda bulunduğu “evrensel” işletim sistemi Debian’dan birer kişilik mikro projelere. Buna karşın bahsettiğimiz tümleştirme çerçeveleri sayıca pek az: Red Hat/Fedora’nın RPM temelli sistemi, SuSE/Novell’in YaST merkezli sistemi, Debian ve türevlerinin (örneğin Ubuntu ailesi) dpkg temelli sistemi, Gentoo’nun emerge temelli sistemi. Pardus macerasının ta başında, bu sistemleri hallice bir değerlendirmeden geçirip, artı ve eksilerini tartıp, hiçbirisini kullanmamaya ve yeni bir çerçeve yaratmaya karar verdik. Sonuçta, benim “Pardus teknolojileri” diye adlandırdığım paket yönetim sistemi PiSi, yapılandırma çerçeve ve araçları ÇOMAR, yapılandırma arayüzleri TASMA ve Kaptan, kurulum yazılımı YALI ve iki elin parmaklarını geçmeyen kuzenlerinden oluşan yepyeni ve hayli inovatif bir yapı oluşturduk.

Bu kararımız yıllardır sürekli sorgulandı, “Neden bu insan gücünü farklı bir alana yönlendirmediniz? Neden tekerleği yeniden keşfetmek istediniz?” diye soruldu duruldu. Ama özellikle son zamanlarda gördük ki, Pardus teknolojileri sayesinde Pardus temelli sistem ve çözümlerde inovasyon yapma ve değer katma potansiyeli, hadi adını koyalım, toplam inovasyon fırsatı, yani TIO çok çok artmış. Bir yandan modüler, hafif ve güne uygun bir tasarım kullanan, diğer yandan da Pardus ekibince geliştirilmesi nedeniyle ciddi bir bilgi birikimi üzerine oturan Pardus teknolojileri sayesinde, başka sahipli ya da açık/özgür sistemlerle gerçekleştirilmesi çok zor, hatta imkansız olacak çözümler, hızla ve kolayca gerçeklenebiliyor.

İlk örnek dağıtık bir mimariye sahip bir kurumsal kullanıcımızdan: Yüzlerce noktada kullanılacak, buna karşın yerinde yüksek yetenekli bir işletme ve bakım ekibi bulundurulamayacak sistemleri için kolay ve hızlı kurulabilen, ayrıca uzaktan yönetilebilen bir yapı gerekiyordu. ÇOMAR üzerine yaptığımız bir ek ile uzaktan yönetimi, YALI’ya yaptığımız ekler ile hızlı kurulumu sağladık. Sonuçta başka sahipli ve açık sistemlerle günler ve hatta haftalar sürebilecek kurulum işini günlere ve hatta saatlere sığdırabildik. Öte yandan hazır ürünlerle gerçeklenmesi için yüzbinlerce YTL harcanması gerekecek uzaktan yönetim sistemini hayli cüzi bir insan gücü kullanımı ile gerçekleştirebildik. Pardus teknolojileri kullanıcıya özgü inovatif çözümleri hızla ve makul bir maliyetle geliştirebilmemizi sağladı.

Bir başka örnek de potansiyel çözüm ortaklarımızdan birisi ile yaptığımız çalışma: İşletim sistemi yüklü olarak dağıtımı yapılacak ama yönetici parolası belirleme ve kullanıcı hesabı oluşturma işleri uç noktalarda gerçekleştirilecek çok sayıda PC için bir çözüm arıyorlardı. YALI’da yaptığımız ufak tefek değişikliklerle işletim sistemi kurulumunu merkeze, ilk tanımlamaları uçlara taşıdık. Hem de uçtaki kullanıcılardan herhangi bir teknik bilgi ve beceri kullanımı beklemeden. Birkaç günde geliştirdiğimiz YALI_OEM ile hem bu kullanıcının ve hem de pek çok olası müşterinin sorunlarını kolaylıkla çözüverdik. Aynı şeyi farklı bir Linux dağıtımı ile gerçekleştirmenin hiç de bu kadar kolay olmayacağından emin olabilirsiniz.

Pardus teknolojileri hem biz, hem çözüm ortaklarımız ve hem de kullanıcılarımız için hayatı kolaylaştırıyor. Hem, sadece ilk geliştirildikleri halleri ile değil, sundukları inovasyon fırsatları, yüksek TIO ile. Tüm sistemin özgür bir lisansla dağıtılıyor ve aktif bir camia tarafından destekleniyor olması da bağımsız geliştiricilerin elde edilebilirlik ve sürdürülebilirlik konusundaki soru işaretlerini tümüyle ortadan kaldırıyor. İyi ki özgür inovasyon yolunu seçmişiz…

Bilişim Dergisi: “Özgür Yazılım Neden Satıyor?”

Türkiye Bilişim Derneği‘nin Bilişim Dergisi‘ne Mart sayısı için yazdığım Özgürlük İçin… köşesi huzurlarınızda:

Özgür Yazılım Neden Satıyor?

Geçen yazımızda özgür yazılım şirketleri arasında başarı hikayesi olarak adını geçirdiğimiz MySQL’in Sun Microsystems tarafından, hem de 1 milyar ABD Doları’na satın alınması pek çok gözün, bir kez daha, özgür yazılım tarafına çevrilmesine neden oldu. Ardından da QT uygulama çerçevesinin geliştiricisi Trolltech’in Nokia’ya 150 küsur milyon ABD Dolar’ına satılması… Koca koca şirketler neden minik (kendi boylarına ve kimi endüstri ölçütlerine göre) özgür yazılım şirketlerini satın alıyorlar? Hem de bu minik şirketlerin yıllık gelirlerinin 10-20-50 katı paralar ödeyerek. Yanıt basit: Özgür yazılım satıyor! Geçen yıl 50 milyon ABD Doları kazanan MySQL’in bu yıl 70 milyon ABD Doları’nı rahatça geçmesi bekleniyor: Yılda %40 büyüme, hem de yıllardır bu şekilde sürdürülebilen bir büyüme. İşte bu yazımızın temel sorusu: İnsanlar, daha önemlisi kurumlar, neden özgür yazılım ürünleri satın alıyorlar?

Özgür yazılım ürünleri, adı üzerinde, yazılım ürünleri. Yani, kullanıcı, bir yazılım ürününden beklediklerini bekliyor özgür yazılım ürünlerinden de. Bu beklentileri üç eksende toplayabiliriz: İşlevsellik, güvenlik ve maliyet. Hayal ve ümit edilen, kullanıcı tarafından arzu edilen tüm işlevleri yerine getirirken hiçbir güvenlik sorunu yaratmayan, buna karşın makul bir fiyatı olan yazılım ürünleri. Doğal olarak bu mümkün değil, hatta bir eksende ilerledikçe diğer eksenlerde geriliyorsunuz genelde. İşlevselliği artırmaya çalıştıkça hem güvenlik sıkıntıları yaşamaya başlıyorsunuz, hem de fiyat yükseliyor. Sistem çok güvenli olsun deyince hem işlevleri kırpmanız gerekiyor, hem de maliyet artıyor. Ucuza mal olsun dediğinizde ne iş görüyor, ne de güvenli oluyor…

Özgür yazılımın temel iddiası, özgür yazılım ürünlerinin her üç eksende sahipli yazılıma göre daha avantajlı olabileceği yönünde. Yani daha ucuza, daha işlevsel ve daha güvenli kod üretmek ve bu kodu yaşatmak mümkün. Böyle olursa, doğal olarak, kullanıcılar da seçimlerini özgür yazılım ürünlerinden yana kullanırlar, herkes özgür yazılım satın alır, özgür yazılım şirketlerinin gelirleri artar ve bu şirketlerin de piyasa değerleri yükselmeye başlar. Ve öngörüsü kuvvetli büyük şirketler, eğer kültürel açıdan da bir sorun yaratmazsa ufak özgür yazılım şirketlerini satın almaya başlarlar; geleceğe hazırlık…

Peki, özgür yazılım neden satıyor? Özgür yazılım ürünlerinin edinme maliyeti 0, yazıyla “sıfır”. GPL ve çoğu özgür lisans bunu sağlıyor. Sırf bu açıdan bakınca özgür yazılımın çok ciddi bir avantajı varmış gibi duruyor, ama özgür yazılım şirketlerinin de para kazanması imkansız hale geliyor. Oysa, bir yazılım ürününün gerçek maliyetini ölçmek için farklı bir ölçü var: TCO = Total Cost of Ownership, yani toplam sahip olma maliyeti. Bedavaya edindiğiniz yazılımı sisteminize adapte etmek, bakımını ve güncellemesini yapmak, kullanıcılarınızı eğitmek ve diğer işler için harcamanız gereken parayı, sistemin çalışmamasından doğacak işgücü kaybını, vb. baştan hesaba katmanız gerekiyor. Tabii aynı masraflar lisans ücretini ödeyerek aldığınız sahipli yazılımlar için de söz konusu. Artık oyun bir TCO karşılaştırması haline geliyor.

Ama unutmamalı ki GPL’in ve diğer özgür lisansların sağladığı yalnızca bedelsiz dağıtım değil. Özellikle kaynak koduna erişme son derece önemli bir unsur. Sahipli yazılım üreticileri ve taraftarları çoğu zaman bu özelliği “son kullanıcı ya da kurumsal kullanıcı kaynak kodunu ellemiyor ki hiç” diyerek değersiz göstermeye çalışırlar. Oysa kaynak kodunun açık olması, bilginin özgürce el değiştirmesi, fikri mülkiyetin paylaşımı bir yandan özgür yazılım ürünlerinin işlevsellik ve güvenlik eksenlerindeki üstün performansının temel nedeni olurken, diğer yandan da bedelsiz dağıtım modelinin sürdürülebilirliğini sağlıyor. Yani işin kaynağında kaynak kodu var!

Ötesi, özellikle son yıllarda daha fazla dillenmeye başlayan yeni bir kısaltma var: TIO – Total Innovation Opportunity, yani toplam inovasyon fırsatı. Pek çok kişi kaynak kodunun açık olmasının inovasyonu artırıcı bir etkisi olduğunu, özgür yazılım kullanan firmaların -kaynak koduna müdahale etsinler ya da etmesinler- bilişimde ve bilişme bağlı operasyonlarında inovasyon yaratarak rekabet avantajı elde etmelerinin daha kolay olacağını, hikayenin basit TCO hesabından çok daha derine indiğini savlıyorlar. Artık yazılım alımlarında TCO, ve daha önemlisi TIO karşılaştırması da yapmanın zamanı geldi mi dersiniz?

Bilişim Dergisi: “‘Organize İşler’ Bunlar…”

Türkiye Bilişim Derneği‘nin Bilişim Dergisi‘ne yazdığım Özgürlük İçin… yazılarını gecikmeli olarak blog’umdan yayınlamaya devam edelim.

Şubat ayının yazısı burada:

“Organize İşler” Bunlar…

Özgür yazılımın lisansı gereği bedava olmadığından söz etmiştik geçen yazımızda. Ancak, lisansının kullanıcıya sağladığı özgürlüklerin bir sonucu olarak pazar fiyatının sıfır olması son derece mantıklı. Siz GPL lisanslı bir ürünü 100’e satıyorsunuz diyelim. Rakibiniz ürünü sizden alıp 90’a satmaya başlayamaz mı? Başlar. Birisi de ondan alıp 80’e satar… Böyle böyle fiyat 0’a düşüverir, açık rekabet koşullarında. Yani bir anlamda özgürlük (as in freedom), bedava (as in free beer) olma halini yanında getirir. Haydi özgür yazılım geliştirenleri, zamanını ve kafasını vererek kod özgür yazanları bir kenara bırakalım; onların mutlaka bir motivasyonları vardır. Özgür yazılım üzerine iş kuranlara, bu işi iş (business) olarak yapanlara ne diyeceğiz?

Pardus, özgür bir yazılım ürünü. Yukarıdaki mantıkla fiyatı sıfır olmak zorunda. Buna karşın Pardus proje ekibi olarak karşılığında para aldığımız işlere de giriyoruz, deyim yerindeyse “Pardus satıyoruz”, hem de sıfırdan farklı bir fiyata! Bunu ilk duyduğunda, özgür yazılım yaklaşımına biraz yabancı bir yöneticimiz, o günlerin popüler bir filmine gönderme yaparak, “Yahu, siz de ‘Organize İşler’e döndünüz!” deyivermişti. O günden beri özgür yazılım iş modellerinin geleneksel iş yaklaşımı gözünde nasıl anlaşılmaz olduğunu vurgulamak için kullanıyorum bu sözleri…

Evet, özgür yazılım temelli bir iş kurmak, bu işten para kazanmak, hem de çok para kazanmak mümkün. En temel örneği en büyük özgür yazılım şirketi RedHat (www.redhat.com): Yıllık 500 milyon $’lık satışı ile 5 milyar $ civarında bir pazar değerine sahip. Ve temel ürünü, RedHat Enterprise Linux (RHEL) bir özgür yazılım ürünü! RedHat aslında yazılımı değil güncelleme hizmetini, desteğini ve marka kullanım hakkını satıyor. İsterseniz üründen RedHat markası ile ilgili tüm unsurları çıkarıp özgürce yeniden dağıtabilirsiniz, ki bunu yapanlar da var.

Bir başka özgür yazılım başarı hikayesi veritabanı yazılımı MySQL (www.mysql.com), ve 75 milyon $’lık yıllık geliri ile önümüzdeki yıllarda halka açılmaya hazırlanan şirketi MySQL AB. MySQL bir özgür yazılım ürünü, internet üzerinden indirip kullanabiliyorsunuz. Ama tümüyle aynı ürünü özgür olmayan lisanslarla da satın alabiliyorsunuz, özellikle OEM üreticiler ve kimi kurumsal müşteriler bunu tercih ediyor. MySQL’in 5.000 civarında para ödeyen müşterisi var. Dikkat ediniz: Bedava olan ürünün birebir aynısı için para ödüyorlar.

Pek enteresan bir başka örnek de ilk uzay turisti Mark Shuttleworth tarafından finanse edilen ve son zamanların en gözde Linux dağıtımı Ubuntu (www.ubuntu.com). İlk zamanlarda dünyanın her tarafından isteyene bir set CD gönderecek kadar büyük masrafları göze alan Ubuntu, şimdilerde kimi Dell bilgisayarlarında ön-yüklü işletim sistemi statüsünde gelir getiriyor. Ürün özgür, internetten indirilip kullanılabilir halde, buna karşın bir fiyatı var ve satılıyor…

Bir de özgür yazılım ürününden değil de ilintili hizmetlerden para kazanan şirketler var. Bu şirketlerin iş modelleri sahipli (proprietary) yazılım kuzenlerinden çok da farklı değil. Neticede, yazılım yaşam döngüsünde danışmanlık, kurulum, özelleştirme, eğitim, destek, bakım vb hizmetler, ürünün sahipli ya da özgür olmasından bağımsız olarak, talep ediliyor ve satın alınıyor. Mutlaka özgür yazılım ve sahipli yazılım hizmet şirketlerinin üretim ve işleyiş süreçleri birbirinden farklılıklar gösterecektir, ama neticede yapılan şey hizmet satışı, burada sürpriz yok.

Kısacası, fiyatı sıfır olan bir ürün çok ciddi bir işin temeline oturabiliyor. Bir Gartner çalışmasına göre, özgür yazılımın küresel pazardaki payı 2006’da %13’ten 2011’de %27’ye yükselecekmiş. Yani, özgür yazılım için 45 küsur milyar $’lık ek bir pazar potansiyeli varmış. Google, IBM, HP, Oracle başta olmak, ve hatta Microsoft da dahil olmak, üzere onlarca-yüzlerce dev-büyük-ufak şirketin özgür yazılım üretim süreci ve özgür yazılım iş modelleri üzerine kafa patlatmasının nedeni bu işte. Gerçekten de “Organize İşler” bunlar…

Bilişim Dergisi: “Bedava mı? Açık mı? Özgür mü?

Türkiye Bilişim Derneği‘nin Ocak 2008 ayında yayımlanan 100. sayısından itibaren sevgili Yücel Komçez ve ekibi tarafından çıkarılmaya başlanan Bilişim Dergisi‘nde ben de bir sayfa ile katkıda bulunuyorum, karınca kararınca… Özgürlük İçin… başlıklı bir mütevazı köşede özgür yazılım, özgür yazılım iş modelleri, açık inovasyon vesair konulardan aklım erdiğince, dilim döndüğünce bahsedeceğim.

Doğal olarak derginin kendine erişmenizi tavsiye ediyorum, ama yazılarımı da derginin eski sayısının miadı dolunca blogumdan paylaşmaya karar verdim. Bu sayede hem dergisin reklamını yapayım, hem de dergiye erişemeyenlere yazılarımı ulaştırayım istedim.

İşte ilk yazı:

Bedava mı? Açık mı? Özgür mü?

Pardus proje yöneticisinin durduğu yerden bakınca, özgür yazılım ile iş dünyamız, ve hatta özgür yazılım ile BT sektörümüz arasında koca bir açıklık görüyorum. BT sektörümüz, özellikle sahipli yazılım üreten sektör aktörleri, özgür yazılımı bir tehdit olarak algılıyorlar. Genelgeçer söyleme göre her tehdit bir fırsat olarak değerlendirilebilir, ama bunun için tehdidi doğru bağlama yerleştirmemiz gerekiyor. Oysa BT sektörünün özgür yazılımı doğru bağlama yerleştirmesi, ve hatta özgür yazılımı herhangi bir bağlama yerleştirmesi henüz mümkün olamamış gibi duruyor. Bu köşenin amacı, özgür yazılımın doğru bağlama yerleştirilmesine, dolayısı ile özgür yazılımın bir fırsat olarak algılanmasına ve özgür yazılım ile iş dünyası ve BT sektörü arasında bir köprü kurulmasına bir nebze katkıda bulunabilmek.

Doğal olarak ilk adımımız özgür yazılımın tanımını yapmak olmalı. Çoğu zaman işe yarayan İngilizce karşılıktan yola çıkmak yöntemi, bu durum için kafaları berraklaştırmak bir yana, düpedüz daha da karıştırıyor. Free software içindeki free sözcüğü hem bedava (as in free beer), hem de özgür (as in free speech) anlamına geliyor. Free software ile freeware birbirine karışıyor. Bu karmaşayı aşalım diye bir adım attığımızda open source kavramı ile karşılaşıyoruz, yani açık kaynak. Ama açık kaynak için en yetkin merci olan Açık Kaynak Girişimi’nin web sitesindeki (Open Source Initiative-OSI, www.opensource.org) tanım sayfası “Açık kaynak yalnızca kaynak koduna erişim anlamına gelmez” diyor ve özgür yazılımı tanımlamaya girişiyor. Özgür yazılımı merak ettiğimizde gideceğimiz yer olan Özgür Yazılım Vakfı (Free Software Foundation-FSF, www.fsf.org) ise neden açık kaynak ile özgür yazılımın aynı şey olmadığını açıklamakla başlıyor işe. Avrupa kaynaklı dokümanlarda ise sık sık FOSS (Free/Open Source Software) ve FLOSS (Free/Libre/Open Source Software) gibi kısaltmalarla karşılaşıyoruz. Kısacası, tanım işi biraz zor ve karmaşık!

Tanımı FSF tarafından geliştirilen ve en çok kullanılan özgür yazılım lisansı olma özelliğine sahip Genel Kamu Lisansı (GNU General Public License-GPL) üzerinden yapalım: Özgür yazılım, kullanıcısına sağladığı bir dizi özgürlük ile tanımlanır:
Özgürlük 0: Programı sınırsız kullanma özgürlüğü.
Özgürlük 1: Programın nasıl çalıştığını inceleme ve amaçlara uygun değiştirme özgürlüğü. (Bu özgürlük kaynak kodunun açık olması şartını getiriyor!)
Özgürlük 2: Programın kopyalarını sınırsız dağıtma özgürlüğü.
Özgürlük 3: Programın değiştirilmiş halini dağıtma özgürlüğü. (Pardus gibi Linux dağıtımlarının varlığını bu özgürlük sağlıyor!)

GPL bu özgürlükleri kullanmanız karşılığında sizden tek bir şey bekliyor: Programın kaynak kodunu değiştirerek oluşturduğunuz türev yazılımı da GPL ile lisanslamanız, yani özgür bırakmanız! Dev bir yazılım envanterine sınırsızca erişebilmek için ödenecek bir bedel gibi duruyor, değil mi? Pardus projesi olarak biz, böyle düşünüyoruz.

Özgür yazılım, geliştiricisinin telif haklarını (copyright) tepetaklak eder ve kullanıcısına bırakır (copyleft). Bu hali ile neredeyse fikri mülkiyet haklarının devri anlamına gelir ve kullanıcıyı yazılımın sahibi durumuna geçirir. Peki, sahipli yazılım üreten yazılım firmaları telif haklarına, dolayısı ile fikri mülkiyetlerine sahip çıkarken neden bir geliştirici (kişi, grup ya da firma) bunun tam tersini yapar? Kısa yanıt: Daha yenilikçi, daha esnek, daha kaliteli, daha güvenli, daha güvenilir, daha kolay ulaşılabilir yazılım ürünleri üretebilmek için. Uzun yanıtı gelecek yazılarımızda irdeleyeceğiz.

GPL lisansında, özgür yazılım ya da açık kaynak tanımlarında ticari faaliyet ve üretici ile kullanıcı arasındaki parasal ilişkiler ile ilgili herhangi bir koşul ve kısıt mevcut değil. Özgür yazılım, rahatlıkla bir ticari faaliyete temel oluşturabilir. Oluşturuyor da: özgür yazılım pazarının milyarlarca dolar büyüklüğünde olduğu, önümüzdeki onyıllarda ise on milyarlarca dolara büyüyeceği yönünde kestirimlere rastlamak mümkün. Ancak, ufak bir zihin deneyi özgür yazılım ürününün fiyatının sıfır olması gerektiğini gösteriyor. Peki, o zaman özgür yazılımdan nasıl para kazanılır? Yanıtı gelecek yazılarda…