ET’s R’n'R gumbo

Erkan Tekman’ın hayatı ve eserleri
  • Home
  • Hakkında

Archive for the ‘mobil’ Category

You are currently browsing the archives for the mobil category.

31 Ağu 2009

Ayfonum…

Yaklaşık bir buçuk yıl önce mobil cihazlar, cep telefonları, cep bilgisayarları (PDA) üzerine yazmıştım. Köprünün altından pek sular aktığından bir güncelleme yazısının zamanıdır diye düşündüm. Buyrun…

Öncelikle sekiz ayı aşkın bir zamandır bir iPhone kullanıcısı olduğumu belirteyim. Memnun muyum? Genelde evet! Tavsiye ediyor muyum? Genelde evet… Kısa yanıtlardan sonra ayrıntıya gireyim: Tasarım gurularının da söylediği üzere deneyimin hatırası, gerçekliğinden daha önemlidir. Yani iyi duygular yapışır, kötüleri akar gider; kötü deneyimler aklıda kalsa dahi. Sonuçta yaşarken o kadar da hoşunuza gitmeyen bir deneyim değerlendirirken ya da tavsiye ederken hiç de karar verici olmaz.

Kötü yanları

Benim iPhone değerlendirmem de -biz de insanız, neticede :-P – aynen bu bağlamda. Seviyorum, tavsiye ediyorum, ama “anlat” denilince önce kötü deneyimler geliyor aklıma:

  • Öncelikle iPhone’u doğru düzgün bir şekilde kullanmak için iTunes‘a bağımlı olmaya, dolayısı ile Windows ya da MacOS bir makine kullanmaya fena halde gıcığım. Yapılan işin pek rahatlıkla Amarok ya da benzer bir medya oynatıcı tarafından yapılmaması için hiçbir neden göremiyorum.
  • iphone'un kötü yanlarıAynı şekilde yapılan hemen her işlemin iTunes Store üzerinde yürütülmesi gereği de can sıkıcı. amazon.com başta olmak üzere pek çeşitli dükkanı ve dahası eldeki koleksiyonumu daha etkin kullanmak istiyorum. Ayrıca iTunes’un son derece kötü bir yazılım olduğunu söylemek istiyorum. Windows Media Player bile daha iyi diyebilirim!
  • Daha da kötüsü uygulamaların Apple kontrolü (/sansürü ?) sonrasında tek noktadan App Store‘a girebilmesi tek kelimeyle saçma, neredeyse faşizan. Satın aldığım ve sahibi olduğumu sandığım bir cihazı böylesine sınırlı kullanabilmek de ne demek!?
  • Pek basit işleri dahi yapabilmek için iPhone’umu jailbreak etmek zorunda olmam düşüncesinden nefret ediyorum. Ben cihazımı olduğu gibi kullanmak istiyorum, Apple’ın sınırlayıcı yöntemine -bir yere kadar- razıyım, ama benim de “kırmızı çizgiler”im var…
  • Özet olarak Apple’ın kapalı uygulama sunma ve sahipli yazılım sisteminden nefret ediyorum! Bu tip bir cihazın bu kadar kapalı bir geliştirme ve iş modeli ile pazarlanıyor olması bence büyük bir kayıp. Özgür (en azından biraz daha özgür) bir iPhone’un çok daha manalı ve değerli bir alet olacağını düşünüyorum.

Daha teknik düzeyde:

  • Pil ömrü komik derecede kötü. Bilmemkaç TL verip (orijinaldan ayrılmıyorum, biliyorsunuz) ikinci bir USB-şarj kablosu almak zorunda kaldım.
  • Kamerası da şaka gibi. Az kaliteli çamur ile yetinebilirseniz tam size göre. Gerçi son model iPhone 3 GS ile bu durum biraz düzelmiş, ama önceki iki nesil cihazı alanların ne kabahati vardı. Hem de sorunun yalnızca Mpixel ile ilgili olmadığı açıkken.
  • Performans açısından sorunları var. Yavaşladığı, hissizleştiği ve hatta tümüyle kilitlendiği oluyor. Bu durumun da 3 GS ile biraz düzeltildiği söyleniyor.

İyi yanları

Buna karşın:

  • kargo tarikatı Muhteşem arayüz ve etkileşim paradigmasının hastasıyım. Kesinlikle çığır açan bir cihaz olduğunu düşünüyorum. Yine tasarım gurularının deyişi ile diğer dokunmalı telefonlar iPhone yanında kargo tarikatları gibi kalıyor.
  • Kapalı iş ve geliştirme modeline karşın geliştiricilerin odağı haline gelmiş olması, App Store’da 75 bin civarında uygulama bulunması, hemen her konuda birşeyler bulabilmeniz çok güzel. Zamanının Palm (Pilot) platformunu anımsatıyor. Ama o ekosistemin biraz da olsa hacking ruhuna sahip olması, burada ise tek motifin kazanç olması düşündürücü. Bana söylendiğine göre “devasa” bir jailbreak ekosisteminden ise habersizim, yorum yapamayacağım.
  • Kullanması hoş bir alet şu iPhone. Yine tasarım gurularımıza kulak verirsek insan hoşuna giden şeyleri daha rahat ve daha iyi kullanıyor, çekicilik de tasarım ve kullanışlılığın önemli bir parçası haline geliyor. iPhone bu açılardan tam isabet!

Genelde değerlendirdiğimizde ise iyi yanlar kötü yanlara baskın geliyor, ya da kötü duygular unutulup iyi anılar akılda kalıyor. iPhone’u severek kullanıyorum, memnunum ve tavsiye ediyorum…

Kullanım şeklim

iPhone’umu doğal olarak bir telefon olarak kullanıyorum.

Ayrıca, yine doğal olarak, bir internet erişim cihazı olarak da kullanıyorum; tarayıcı, e-posta (IMAP ile Google Mail ve pardus e-postalarım). Ayrıca başta tweetr (Tweetie kullanıyorum, birden fazla hesabıma erişebilmek için) olmak üzere facebook, FriendFeed, Wikipedia, Linkedin, Skype için istemcilerim var. RSS’lerin ekregator (en azından Google Reader) ile eşzamanlanamaması nedeniyle Pro RSS’i pek kullan(a)mıyorum. Amazon.com bence en başarılı iPhone uygulamalarından biri, ama e-kitap alma fikri kafama (henüz) yatmadığından Kindle’ı o kadar da kullanmıyorum. Ön yüklülerden Borsa uygulaması, yatırımlarımı olmasa da, teknoloji iş dünyasını takip etmek için zaman zaman kullandığım başarılı bir uygulama.

En yoğun kullandığım uygulama iPod, izlemeye çalıştığım onun üzerinde Podcast’le bağlantımı sağlamak için. Ayrıca müziklerimi ve kimi filmleri de burada değerlendiriyorum. Shazam ile bir ay ara ile iki kez Amy Winehouse’un Back to Black‘ini bulmam ya hoş bir sürpriz, ya da ilahi bir işaret.

Oyunlarda FlightControl tek takıntım ve aynı zamanda bağımlılığım. Ayrıca Vexed, TraficJam, hex-a-hop, Subway gibi oyunlar da duruyor; tarihi ve diğer nedenlerle…

Kilo ve egzersiz işlerimi iBody ile takip etmeye çalışıyorum. Seyehatlarımı da TripIt, Dopplr, Road Trip ve Trials dörtlüsü ile. iSushi kimi zaman (kimi şehirlerde) yardımcı oldu, itiraf edeyim.

Yerel uygulamalardan İşCep’ten nefret ettim, yine de ediyorum; Yapı Kredi’yi anlayamadım. Doğru dürüst bir bankacılık uygulaması için Garanti’yi bekliyorum, açıkçası. Eczane’yi bulunduruyorum, ama hiç kullanmadım, sanırsam kullanmam da… İBB Trafik mecburen kullandığım ama bence çok kötü bir uygulama.

Gökyüzüne bakmaya hemen hiç fırsatım ve olanağım olmuyor, ama astronomi ile ilgili yazılımlara epey bi para verdim: Perpetuum, SunCompass, Focalware ve Star Walk.

Bu kişisel iPhone değerlendirmesi ardından önümüzdeki vakitlerde mobil işletim sistemi ve uygulama pazarlarına, mevcut aktörlere ve gelecek öngörülerine daha profesyonel kaygılarla eğilmeyi planlıyorum. Takip edin beni…

31 Ağustos, 2009 at 14:41 by ET

Posted in mobil | No Comments »

3 Ağu 2009

Özgürlükİçin: “Pasifik’in İki Yakasından Üç İş Vakası”

Özgürlükİçin.com‘un aylık e-dergisine Mayıs sayısında yayımlanan yazım:

Pasifik’in İki Yakasından Üç İş Vakası

Özgür yazılım üzerine kurulu iş modellerine ve iş pratiklerine eğilmeye devam ediyoruz. Bu ay değişik zamanlarda eğildiğimiz açıklık, paylaşımcı geliştirme modelleri, yönetişim ve iş modelleri kavramlarının hepsini içinde barındıran özgür yazılım / açık kaynak temelli üç iş vakasını karşılaştırmalı olarak irdeleyeceğiz: Google’ın cep telefonu ve giderek taşınabilir bilişim cihazı işletim sistemi ve geliştirme platformu Android, Tayvan’dan yalnızca meraklılarının duyduğu özgür ve hayli açık cep telefonu girişimi OpenMoko ve Intel’in taşınabilir internet cihazları için geliştirdiği Moblin.

İnorganik İnovasyon, Kontrollü Geliştirme ve Korumacı İş Modeli

Google, 2005 yılında cep telefonları için yazılımları üreten Android Inc. şirketini satın aldı. Oldukça parlak bir kurucular listesine sahip şirket Google bünyesinde Linux temelli bir mobil işletim sistemi ve geliştirme platformu oluşturmak için hayli kapalı kapılar ardında çalışmalara başladı. Tam olarak “inorganik inovasyon” denen, firmanın elindeki kaynaklarla değil, satınalmalar yoluyla yenilik yaratma yöntemine uygun şekilde…

2007 yılı sonlarında, yani satınalmadan iki yıldan fazla bir süre sonra, Google çok sayıda cihaz üreticisi, cep telefonu operatörü ve bilişim firması ile birlikte Open Handset Alliance girişimini kurduğunu ilan etti. OHA girişimi ilk ürünü olarak da Android cep telefonu platformunu duyuruyordu.

2008 yılı sonunda iki önemli gelişme yaşandı: Önce HTC’nin ilk Android temelli cep telefonu G1 piyasaya çıktı, sonra da Android Apache License ile özgür yazılım haline geldi. Ancak hala Android geliştirmesi hayli kontrollü (ve kimilerine göre aslında kapalı) bir şekilde geliştiriliyor. Öte yandan OHA’ya yeni katılımlar ile Android’in pazar geleceği hayli parlak görünüyor.

Özgür Yazılım, Özgür Donanım, Özgür Tasarım

OpenMoko kendini şöyle tanımlıyor: “Yaşama, tutkuya, işleve ve sade güzelliğe açık. Asla kapalı, mükemmel ya da bitmiş değil. Fikirlerinizle doldurulmayı bekleyen boş bir tekne…”, ya da Laozi’nin dizeleri ile: “Menfaat hep orada olandan gelir / Fayda ise olmayandan.”

Biraz idealist, biraz hayalperest bir “sörfçü” olan Sean Moss-Pultz’un projesine Tayvan’ın First International Computer (FIC) finansal destek vermiş. Önce OpenMoko Linux altında özgür bir cep telefonu platformu, sonrasında da Neo 1973 (yalnızca geliştiriciler için) ve Neo FreeRunner adıyla iki cep telefonu çıkmış ortaya. Yalnızca yazılım özgür değil, donanım ve hatta cihazın endüstriyel tasarım çizimleri dahi özgür; isteyen alsın, geliştirsin yaklaşımıyla kamuya açılmış.

Teknoloji meraklıları ve özgür yazılımcılar tarafından çok büyük bir sevinç ve ilgiyle karşılanan OpenMoko projesi, ne yazık ki, pazarda manalı bir varlık gösterememiş; yeni telefonları GTA03 geliştirmesinin iptal edildiğine dair bir haber çıktı pek yakınlarda.

Güçlü Firma ve Mantıklı Yönetişim

Intel, 2007 yazında Intel Atom işlemci ailesi ve bu ailenin geleceğinde önemli yer tutmasını beklediği mobil internet cihazları (MID – Mobile Internet Devices) için Linux temelli ve özgür yazılım Moblin projesini duyurdu. Intel’de kalabalık ve güçlü bir ekip tarafından yürütülen geliştirme süreci, Android’den farklı olarak, hayli açık yol aldı. Moblin, özellikle bir geliştirici camiası oluşturmaya önem verdi. Bunun sonucu olarak da başta diğer Linux dağıtımları olmak üzere pek çok özgür yazılım geliştiricisinden destek aldı.

Öyle ki, geçtiğimiz haftalarda Intel, Moblin’in yönetimini Linux Foundation’a devretti. Bu yönetişim hamlesi ile Moblin’in özgür yazılım geliştirme geleneklerine uygun bir şekilde açık ve paylaşımcı bir ortamda geliştirilmesi yönünde bir adım daha atılmış oldu. Intel, kontrollü inovasyon yerine açık geliştirme yolunu seçerek önemli bir stratejik karar verdi.

Hemen hemen aynı alanda üç proje, üç farklı yaklaşım… Hepsi özgür yazılım temelli, ama hepsi farklı iş modellerine sahip… Pazarın bu yaklaşımları nasıl değerlendireceğini önümüzdeki aylar ve yıllarda göreceğiz!

3 Ağustos, 2009 at 9:13 by ET

Posted in g, mobil, Özgürlükİçin, özgür | No Comments »

31 Ara 2007

OHA, gPhone, Google…

Sene bitmeden epey bir zaman önce vaat etmiş olduğumuz bu yazıyı da derleyip toparlayıp yayımlayalım…

Eğer Google’ın bir masaüstü işletim sistemi geliştirmesi dedikodusu tekno geyik muhabbetleri için altın ise, Google’ın bir cep telefonu geliştirmesi dedikodusu kesinlikle pırlantadır! Aslında bu, o kadar da “dedikodu” sayılmaz. Hele, adamların iki yıl önce bu konuda çalışan bir şirketi satın aldıkları ayan beyan ortadayken. Ama son üç aydaki bir yalanlanıp bir yeniden ateşlenen dedikodular, çarpıcı ilk fotoğraflar, Google yönetiminin muğlak açıklamaları… olayı pembe dizi kıvamına getirdi.

Sonunda 5 Kasım günü işin rengi ortaya çıktı: Google ve bir grup mobil endüstri aktörü Open Handset Alliance adı altında bir koalisyon oluşturuyorlardı. Amaçları açık bir mobil uygulama platformu geliştirmekti ve duyuruya göre bu bağlamda “birlikte” Android’i geliştirmişlerdi.

Koalisyonun cep telefonu üreticileri köşesinde HTC, Motorola, LG ve SAmsung oturuyorlar. Özellikle HTC’nin iPhone’u doğrudan rakip alan Windows Mobile telefonları düşünüldüğünde bu köşeden ilginç gelişmeler beklenebilir 2008 içerisinde. Operatörler arasında NTT DoCoMo, Sprint Nextel, T-Mobile, Telefonica, Telecom Italia var. NTT DoCoMo 3G müşteri portföyü ve dahi tecrübesi ile sağlam bir oyuncu. Elektronik sanayicileri içinde Intel, BroadComm ve Qualcomm’u sayabiliriz. Yazılımcıların başında, doğal olarak, Google var, ayrıca eBay ismi gözümüze çarpıyor. Koalisyon ortaklarına bakınca daha önce gördüğümüz açık mobil koalisyonlarına göre daha güçlü bir ekiple karşı karşıya olduğumuz doğru. Bir de Google gibi bir dev girişimin en başında yürüyor. Birşeylerin piştiği kesin!

Ama Google’ın mali ve kullanıcı gücü, koalisyon üyelerinin kalibresi, Android’in varlığı bu girişimin başarısını peşinen ilan eder mi dersiniz? Hızla kısa yanıtımı vereyim: Hayır. Sonra da uzun yanıta geçeyim: Öncelikle cep telefonu pazarının hayli oturmuş oyuncu ve kuralları mevcut. Yeni gelenlerin bu alanda rahatça rekabet üstünlüğü sağlamaları, hatta pazar payı kapmaları o kadar kolay değil. İşletim sistemi açısından da Windows Mobile ile Symbian liderlik için çarpışıyorlar, bu arenaya girmek de o kadar kolay değil.

İmkansız mı? Hayır! Bunu Hazret-i Jobs’un Apple’ı gayet güzel gösterdi. iPhone ile cep telefonu ve mobil işletim sistemi pazarının kurallarını yeniden yazdı neredeyse. En şüpheciler bile iPhone ile birkaç saat/birkaç gün geçirince pek enteresan şeyler söylüyorlar. Nedir bu başarının sırrı? İki unsur: Öncelikle tasarım. Gerek fiziksel tasarım, gerekse arayüz tasarımı cihaza ilk bakışta, ilk tutuşta cezbedici bir hava veriyor. “Sevdiğiniz alet-edevatı daha iyi kullanırsınız” kullanışlılık atasözünden hareketle de iPhone’u severek kullanıyorsunuz. Kişisel olarak elime aldığımda bu derece hoşuma giden ve beni etkileyen bir mobil cihazım olmadı yıllardır. Doğru bir hedef, ve tam isabet!

İkinci unsur ise teknolojinin doğru gerçeklemesi ile sağlanan performans. Gerek böyle bir cihazla yapılmak istenen (hemen) herşeyin yapılabiliyor olması, en azından gelecek nesil ürünler ile yapılacağının kesin olması. Gerekse cihazın teknik performansı, hızı, grafik işlemleri, çoklu işlemler, uygulamaların “çakma değil de gerçek” oluşu, … Tüm cep telefonu ve mobil cihaz üreticileri bir anda şarlatan konumuna düştüler iPhone’un ortaya çıkışı ile. Herkes “böyle birşey mümkündü de bunca yıldır niye yapmadınız” diye söylenmeye başladı.

Android derken iPhone anlatmaya başladım değil mi? Evet, doğru. Nedeni de basit: iPhone bir galip. Android ise çoğunlukla bir fikir. Android’in iPhone’a nasıl bir rekabet üstünlüğü sağlayabileceğini pek merak ediyorum. Tasarımı geçelim, o konuda Apple ile başa çıkmak pek kolay değil. Performans tarafında dahi Android iPhone’un yapamadığı neyi vaat ediyor bize? Wallahi ben iki aydır yazılanlardan ve çizilenlerden anlayamadım bunu. Bekleyip göreceğiz herhalde. Ama ben işletim sistemi pazarında olduğu gibi mobil platform pazarında da Google’a pek şans tanımıyorum. Gerçi bu kadar büyük paraya ve kullanıcı kitlesine sahip şirketlerin uzun solukları ile zaman içerisinde ne yapabileceklerini kestirmek hayli zor: Microsoft’un Palm’ı ortadan silmesini anımsayın. Kaç WinCE sürümü aldı, ama sonunda oldu…

OHA’nın açıklığı ile iPhone’un kapalılığı konusu ise bambaşka bir hikaye. Açık ve özgür olanın başlangıçtan önemli bir avantaj taşıdığı ve geleceğin açık ve özgür olanın olduğuna şüphem yok. Ama kısa vadede yapılan icraat her zaman bu yönde olmayabiliyor. Android’in açık olması galip geleceğinin garantisi değil. Daha konuşacağız bu konuları…

Herkese iyi yıllar! Bu vesile ile blogumun 4. yılını ve 150. yazısını da kutlamış olalım!

31 Aralık, 2007 at 11:37 by ET

Posted in mobil | No Comments »

31 Ara 2007

ayfonum, kandilim, felan…

Cep telefonu ve avuçiçi (PDA) konusunda epey dertliyim, takip edebildiğiniz gibi. Palm ile 6 yıldan sonra, yaklaşık bir buçuk yıl önce avuçiçisiz bir hayatı seçmiş ve bir yıldır da yalnızca Nokia E60 akıllı(ca) cep telefonu kullanır hale gelmiştim. Geçen gün ofiste yerleştirme sırasında eski Palm beşiğimi bulup iki önceki Palm’ımı yeniden hayata döndürmek, en azından içerisinde ne var-ne yok bakmak sevdasına kapıldım kısa bir süre. Neyse ki veri fetişimi irade yoluyla tedavi etmeye çalışıyorum, ve bu kez de başarılı oldum. Tabi Palm’ın eskisi gibi öyle tek bir eşleme sonrasında doğru düzgün çalışmaması ve benim de Palm yetkinliğimden epey kaybetmiş olmamın da bu zaferde payı var. Diyorum ki, hazır sene sonu gelirken bu durumumu gözden geçirip 2008 için planlarımı yapmakta yarar var ;-)

E60 çoğunlukla işimi görüyor. Zaten yaptıklarım telefonla konuşmak, mesaj alıp vermek, ofisten/evden uzakta ve bilgisayarsızsam e-postalarımı kontrol etmek, sınırlı web gezintileri… gibi fazla iddialı olmayan işler. Bununla birlikte arada sırada (ve kimi zaman sık sık) ahımı alıyor E60. Yetersiz kalıyor, misal, kısıtlı kurabiye ve JavaScript desteği kimi web sitelerine girmemi engelliyor. Flash oynatıcısının özel olması nedeniyle epeyce bir sitede, mesela YouTube’da, işe yaramıyor. Kimi zaman e-postaları alırken kafayı yiyip telefonu kapatıyor. Zaman zaman telefon tümüyle kilitleniyor, pilini çıkarıp bir süre beklemeden kendine gelemiyor… E60′ın ekranı bir cep telefonu için hayli başarılı, ama avuçiçi işlevleri için ne yazık ki fazlasıyla küçük, PDF doküman okumak tam bir işkence, bırakın ofis dokümanı düzeltmeyi… S60 fena olmayan bir işletim sistemi olsa da gerçek anlamda yoğun iş kullanımına dayanamıyor, bu açık. Netice: Ne kadar tümleşik cihazlara karşı da olsam yalnız bir akıllı(ca) cep telefonu ile hayatı idame ettirmek mümkün değil! Bir yılını doldurdu, ama E60′ın çoktan idam fermanı imzalandı ;-)

Bu yılın başında Apple’in iPhone’u duyurmasını büyük bir heyecanla takip edip “işte istediğim cihaz bu!” deme noktasına gelmiştim. Gerçi Hazret-i Jobs’un süper-düper kapalılık kriterleri nedeniyle iPhone özellikle özgür yazılım camiasında sıkı bir dayak yedi, ama ben hala işlevi açısından uygun bir seçenek olduğunu düşünüyorum. Sevgili Görkem’in getirdiği ve sonrasında sevgili Gökmen’in olan iPhone’u elime aldıktan sonra da bu kararım değişmiş durumda değil, hatta perçinlendi bile diyebilirim. Ayrıca az-buçuk teknoloji bilgimle iPhone’u kodesten kurtarma (jailbreak) ve kilidini kırma (unlock) işlerini rahatlıkla yapabileceğimi sanıyorum. Palm’ım ile ne flash’lar yazıp çizmiştik zamanında. Ah mazi… iPhone’un “gerçek” bir işletim sistemi ile geliyor olması en önemli özelliklerinden birisi. E60 ile yaşadığım “adım Hıdır, elimden gelen budur” (tüm Hıdır’ları tenzih ederim :-) semptomlarından kurtulacağımı umuyorum. Ama asıl cazip yanı tasarımının güzelliği, hem kullanışlılık yönünden, hem de fiziksel bir edevat olarak duruşu ile. Kullanışlılıkçıların “sevdiğimiz alet edevatı daha iyi kullanırız” söyleminde doğruluk payı mevcut, gerçekten de cihaz kendini sevdirmeli. Apple tasarımlarının bu avantajı önemli! Tek dezavantajı henüz Türkiye’ye gelmemiş olması. ABD’den almak gerekiyor, sonra da TK ile cebelleşmek. Fazla alengiratlı, yasal açıdan gri işlere karşı olduğumdan uygun bir ABD seyahati bekleyeceğiz herhalde. TR’ye geldiğinde makul bir fiyattan satılmayacağından eminim, ve o fiyatı ödemeye de hiç niyetim yok!

Bu arada ilginç yeni cihazlar da çıktı piyasaya: Nokia N810, amazon kindle başta olmak üzere… Bunların temel özelliği, kameralı, cep telefonlu, MP3 çalarlı, WiFi bağlanan avuçiçi bilgisayarı, … iPhone gibi herşeyi yapmaya çalışmamaları. N810 bir internet tableti, kindle ise bir e-kitap okuma platformu. Gerçi açık doğası gereği N810′un işlevlerini çeşitlendirmek mümkün ve kindle da sınırlı da olsa çevrimiçi hizmetler veriyor. Yani ikisi de genişlemeye müsait ürünler. Ama iPhone kadar değil!

Nokia N810 (ve ataları 770 ve N800) bir internet tableti. Üzerinde Linux temelli bir işletim sistemi ve Gnome türevi bir masaüstü geliştirme ortamı (maemo) mevcut. Bazı uygulamaları Nokia tarafından geliştiril(t)miş sahipli yazılımlar. Bu nedenle, örneğin, 710 -> 800 geçişinde internet tarayıcı sıkıntıları yaşanmıştı yanılmıyorsam. GSM yeteneği yok, Nokia’nın kasıtlı ve blinçli seçimi gereğince. Ama Skype ile VoIP yapmak ve bir telefonumsu olarak kullanmak mümkün. Ayrıca son modeli N810′da bir de fiziksel klavye var! Bir zamanlar bu cihaza hayran kalmış ve “bir sonraki el cihazım” olarak ilan etmiştim. Ama sevgili Barış’ın 770′i ile biraz oynayınca Palm’ın işlevselliğinden pek uzak bulup sessizce kararımı değiştirmiştim. Hala da N810′u ciddi bir seçenek olarak görmüyorum. Palm günlerim geride kaldı herhalde…

kindle’a gelince… Bu cihaz kavram olarak pek heyecan verici: E-mürekkep/e-kağıt kullanan bir e-kitap okuyucu. Dolayısı ile kitap okumaya hayli benzer bir kullanıcı deneyimi vaadediyor: Gözü yoran bir arka ışığı yok, yazıtipleri ve büyüklükleri kitap okumayı andıran bir yumuşaklıkla ayarlanabiliyor. Hem de sürekli internet bağlantısı var EVDO şebekesi üzerinden (yani Kuzey Amerika dışında pek bir işe yaramıyor :-( Bu bağlantı ile e-kitapları indirmek yanında okunan kitaptaki sözcükler için Wikipedia/Wiktionary aramaları yapmak mümkün. Bir de “deneysel” diye adlandırılan gerçek internet tarayıcısı var. E-kitap yanında gazetelere ve bloglara da abone olunabiliyor. Ayrıca dokümanlarınızı kindle formatına çevirip yanınızda taşımanız mümkün. Özellikle sık seyahat eden ve bol okuyanlar için birebir.

Olumsuzluklara gelince: Bir kere cihaz çok çirkin, sanki 80′lerden hatta 70′lerden fırlamış. Tasarım ekibine bir eksi… Ayrıca çok sık kullanılması beklenmeyen fiziksel klavyesi, dokunmatik ekranı olmaması, sayfa konumlama/çevirme tuşlarının kullanım sıkıntıları da cabası. Tasarım ve kullanışlılık ekibine bir eksi daha! Apple tasarımcıları aynı kavramı nasıl hayata geçirirlerdi merak ediyorum doğrusu.

İkinci olumsuzluk ise fiyatlandırma politikası: E-kitapları ve hatta gazeteleri anladık diyelim. Bloglar için dahi abonelik ücreti var: Aylık 0.99$. Kendi dokümanlarınızı çevirmek için de EVDO şebekesini kullanıyorsunuz ve buna dahi bir ücret ödemeniz gerekiyor. Hem de PDF gibi en baba e-kitap formatı desteklenmiyor. Yeterince açık değil, üçüncü parti uygulamalar için cazip bir platform oluşturmuyor, hele bir de iPhone’a göre daha kısıtlı bir cihaz olduğunu düşünürsek. Cihaz 400$, e-kitaplar da 10$ civarında. Sonuçta pahalı bir icat. Ben daha çok “kitap kulübü” benzeri bir fiyat politikasını tercih ederdim: Cihaz için ya para vermemek ya da cüzi bir para (100$ mesela) vermek. Buna karşın bir ya da iki yıl boyunca her ay liste fiyatından en az üç e-kitap almak zorunda olmak. Tabii bunun yanında kampanya e-kitapları ile bu sayıyı ikiyle çarpmak. Fizibilite hesabını yapmadım, ama benim verdiğim sayılarla oynayarak kazanan bir iş modeli oluşturmak mümkün. Mevcut hali ile yaygınlaşması zor görünüyor. Ama amazon’un bu oyuna girmesi başlıbaşına bir olay. Zaman içerisinde kazanan stratejiyi bulacaklarını tahmin ediyorum.

Evet… toplarsak: 2008′de iPhone sahibi olmam pek muhtemel. N810 listemde değil. Daha makul fiyatlı ve GSM/3G bağlantılı bir kindle ilgimi çekebilir…

31 Aralık, 2007 at 10:57 by ET

Posted in mobil | 1 Comment »

9 Oca 2007

Ay-fonum, vay fonum!

Bilen biliyor, ama bir kez daha yineleyeyim: 6 yılı aşan bir süre bir Palm kullanıcısı oldum. Sonrasında bir ara Nokia 770′e sevdalandım. O kadar uzun olduğunun farkında değildim, ama 6 ay önce Palm’ımı hayatımdan tümüyle çıkarıp deyim yerindeyse “mobil teknolojisiz” bir yaşama geçtim. Bir ay kadar önce aldığım Nokia E60 “telefon” ile idare ediyordum. En son Nokia N800 duyurularına bakarak internet tablet görüşümü bir kez daha gözden geçirdim, ve fikrimde ısrar ettim…

“İşte ben bunu arıyordum” diyebileceğim bir cihaz yoktu ortalıkta. Ta ki bugüne kadar! Dün meşhur CES fuarında Apple Computer Inc. CEO’su Steve Jobs keynote verdi ve şu cihazcığı duyurdu. Artık gün sayıp para biriktiriyorum… Budur, hatta biraz terbiyemizi bozarsak “oha yani! oha ki oha!”…

Ben ki birleşik cihazlara karşıyım, ben ki smartphone düşmanıyım, ben ki şimdiki telefon(lar)ımda kamera bile bulundurmuyorum… Evet, ben artık bir iPhone manyağıyım! Bekliyorum…

Ha, bir de Apple Computer Inc. bundan böyle Apple Inc. halini alıyor.

From this day forward we’re going to be known as Apple, Inc. We’ve dropped the computer from our name.

Bu konudaki yorumumu ise jabber’da bazı arkadaşlarla paylaştığım şekliyle ifade edeyim: “ben CEO’nun aynı zamanda akıllısını severim yahu!”

9 Ocak, 2007 at 21:41 by ET

Posted in mobil | No Comments »

13 Tem 2006

Getti Getti!!!

Bir yılı aşkın zaman önce Palm’ım ve geleceği konularında bir şeyler çiziktirmiştim. Öncesinde ve sonrasında da Palm ile ilişkim ya da Palm platform ya da şirketinin geleceği konusunda yazdıklarım vardı. Bilen bilir, Palm cihazların yedi yılı aşkın bir zamandır vücudumun doğal bir uzantısı haline gelmişlerdi neredeyse, onlar olmadan hemen hiç bir işimi yapamaz haldeydim…

Artık değil!

Sevgili Gökmen Göksel sağolsun, son günlerdeki dizüstü bilgisayar değişimleri sırasında yedek dosyalarımı uçurdu. Palm’ımın uçması ve hard reset gerektirmesi de bu olayla aynı güne denk gelince 6 ya da 8 aylık, ya da bilemiyorum, belki birkaç yıllık Palm yedeklerim, nasıl desem… sizlere ömür… Ben de uzun zamandır gerçek anlamda kullanmadığım Palm’ımı emekliye ayırmaya ve takıntılı Palm kullanıcılığıma bir son vermeye karar verdim. Gökmen ise (ceza olarak) Palm Tungsten T’mi almak zorunda kaldı. Ne iştir bilinmez, aynı hafta içerisinde ikinci kez kendisinin çok memnun kaldığı, ama tüm ekibin bıyık altından güldüğü bir alışverişe muhatap kaldı kendileri.

Peki, şimdi ne olacak? Değerlendirmelerim sonucu Nokia 770 almamaya karar vermiştim zaten. Yeni Palm ürünleri de benim için değil. Ufukta Windows Mobile (ya da her ne ise ismi) kullanıcılığı da görünmediğine göre… evet, doğru tahmin ettiniz, PDA kullanmadan hayatımı sürdürmeye çalışacağım. Yedi yılın ardından ilginç bir deneyim olacak, ama teknolojinin tutsağı olmak yerine teknolojiyi tutsak etmek yolunda anlamlı bir adım gibi duruyor açıkçası. Göreceğiz nasıl gidecek. Gelişmeleri (bir şeyler olursa) duyururum…

13 Temmuz, 2006 at 21:51 by ET

Posted in mobil | No Comments »

6 Eki 2005

Palm Gitti Gider!

Altı yılı aşkın Palm/PalmOS aşkım son parçalarını da yeyip bitirdi. LifeDrive’ın duyurulması nasıl bir kıpırtı yaratmadıysa içimde, Palm’ın piyasaya Windows temelli bir akıllı telefon çıkarıyor olması da öyle deli fırtınalara neden olmadı. Elimdeki Palm Tungsten T’yi artık daha iyi bir seçenek olmadığından kullanıyorum, alışkanlıktan. Ve farkındayım ki gittikçe daha az kullanıyorum. Palm bitti artık, üzücü ama öyle.

news.com sitesinde çıkan bir haber/analiz Palm’ın neden bu durumlara düştüğünü irdeliyor, sonu hazırlayan beş adıma yoğunlaşarak:

  1. Palm yöneticileri cep telefonları ile avuç bilgisayarlarının bütünleşmesini farkedemediler Bu maddeye pek katılmıyorum, Nokia 770 geliştiricilerinin başındaki Ari Jaaksi de katılmıyor. Ama herhalde Atlantik’in öte yakasında işler öyle gelişmiyor. Gerçi Nokia 770′de bir ajanda (PDA) olma iddiasında uzakta bir İnternet tableti olacağını söylüyor. Yani PDA işlerini cep telefonlarına bırakıyor (?) Eğer Palm tümleşik cihazları daha erken piyasaya çıkarsa farklı bir yöne gidebilir miydi? Emin değilim, bakınız Handspring…
  2. Palm kurumsal müşterilerini mutlu edemedi Bir zamanlar Palm üzerinde çalışan yazılımlar Windows CE/Mobile uygulamalarından daha uyumlu idi, örneğin Microsoft Office ile. Kurumsal ağlar ile olan sorumlarını ben yaşamadım, ama bu konudaki yorum katılabilirim. Belki Palm’ın temel yanlışlarından birisi kutudan çıkışta üretkenliği ve uyumu artıracak ön yüklü bir uygulamalar bütünü (Linux dağıtımını andırırcasına) sunmamasında idi. Kullanıcı (kişisel ya da kurumsal) kendi araştırmasını yapıp çözümlerini bulacak ve bu çözümler için ayrıca para ödeyecekti. Palm’ın alım maliyeti kadar bir ek yazılım maliyeti demekti bu kimi zaman. Oysa rekabet (örneğin HP ürünleri) kutudan çıktığında “tam” uyumlu geliyordu, ek bir masraf yaratmadan (tamam Windows CE/Mobile) ürünleri daha pahalıydı, ama yine de algılama açısından Palm dezavantajlı görünüyordu)
  3. Palm’ın yazılım ve donanım kısımlarının ayrılması gelecek planlarını aksattı Evet, ilk günden itibaren sorunlu bir haldi. Özellikle .com balonunun patladığı günlerde bu çözümün işlemesi beklenememekteydi. Sony’nin piyasaya girişi, enteresan ürün/sürüm stratejisi ve sonra çıkışı yazılım kanadını sürekli dalgalı denizlerde dolaştırdı. Donanım kısmı da Handspring ve Sony ile rekabet halindeydi hep, ne yapacağını şaşırmış bir halde. Seçenek iPod gibi kapalı palmak mıydı? Belki… Öylesini mi tercih ederim (ben ya da Palm kullanıcıları) belki de. Palm BeOs’u alacağına Apple Palm’ı satın alsa işler böyle mi gelişirdi, bilemem…
  4. Jeff Hawkins ile Donna Dubinsky’nin ayrılmaları Palm’ın yenilikçiliğini de götürdü Evet, bu da doğru. Palm’dan 1998′de Handspring’i kurmak için ayrılan (ya da ayrılmak durumunda kalan) Hawkins ile Dubinsky sonrasında şirketin başına karizmatik ve lider bir yönetici geçemedi bir türlü. Çığır açıp yol çizmek yerine çalkalandı durdu koca Palm, sonunda da Microsoft limanına sığınarak huzur bulmak zorunda kaldı.
  5. Palm’ın ürün stratejisi hep satışlarını köstekledi Palm’ın ürünlerini yanlış zamanlarda duyurması ve envanterini iyi planlayamaması hep elinde patlayan stoklara yol açmış, ki büyük olasılıkla doğru. Ortalıkta hala III’ler V’ler ve m50x’ler dolaşıyor. Ki bu kardeşlerin üretimi biteli yıllar oluyor. Sonuçta Palm’ın her yeni ürünü şirkete pahalıya patladı, anlamlı işlere harcanacak pek çok para depolarda gömülü kaldı.

Palm neden öldü? Bence yenilikçiliğini yitirdiğinden. Palm V ya da Tungsten T gibi zamanının iyi ürünleri gibi heyecan uyandıran icatlar kalmadı ortalıkta. Treo ve LifeDrive yalnızca eskinin makyajlanmış ve biraz eklentilenmiş hali gibi göründüler hep. Belki fazlaca beklenti yarattılar ve bu beklentiyi karşılayamadılar. Belki belirgin bir yol çizemeyip odaklanmalarını yitirdiler. Heyecan bitti…

Öte yandan Microsoft platformunu tutarlı bir şekilde destekleyip pazarlayarak yavaş yavaş bir geliştirici camiası oluşturdu. Heyecan yaratmayan ürün ve özelliklerle yine yavaş yavaş bir kullanıcı temeli de oluşturdu. Sonunda pazarı ele geçirdi. Artık PDA işi Windows Mobile’ın, maalesef. Ne yapalım biz de (biraz gecikiyor olsa da) Nokia 770 ile idare edeceğiz.

6 Ekim, 2005 at 0:33 by ET

Posted in mobil | No Comments »

7 Eyl 2005

Avrasya’nın En Büyüğü: CeBİT 2005

Dün iş icabı CeBİT 2005‘teydim. E-imza ile ilgili olarak CNN Türk ekranlarında göründük, bazı arkadaşlarla e-devlet ve e-ticareti konuştuk. Zamanın geri kalanında da normal bir vatandaş gibi fuarı gezeyim dedim, bakalım “Avrasya’nın en büyüğü” olarak tanıtılan fuar gerçekten denildiği gibi mi, yoksa yine Türk’ün Türk’e propagandasına mı denk geliyoruz…

Önce Nokia alanına gittim. 8800′ı aldım elime, evirdim, çevirdim ve vuruldum tek kelime ile. Evet, istediğim bu… Büyük değil, ağır değil, karmaşık değil, yalnızca telefon (hemen hemen). Kullanıcı arayüzünü standart System 60 görüntüsü yerine Siemens ya da Sony-Ericsson benzeri sırf resimli bir menü kullanmaları hoşuma gitmedi, ama o kadarı kadı kızında da olur. Para biriktirmem lazım, bir de sevgili eşimden harcama onayı almanın bir yolunu bulmam.

Nokia alanındaki sevimli kızlardan birine “770 var mı” diye sordum, tabii ki soran gözlerle karşılaştım. Kızcağız ekürisi olan (beyaz tişörtlü) bir oğlanı yakaladı. Aynı soruyu duyunca oğlan, tabii ki, “yok öyle bişi” tavrında hafif dalgaya girdi, ben de “İnternet tableti bu” diye bozdum çocuğu, ne yapayım. Çingene taklasının ortasında eli ayağına dolaşıp tepetaklak olmuş gibi süklüm bir vaziyette “bir dakika” deyip uzaklaştı. Bu sırada kız da “lacivert tişörtlülere sorsanız daha iyi, onlar Nokia’dan” dedi. Beyaz tişörtlü oğlanın sorumu ilettiği lacivert tişörtlünün kafa hareketine bakında 20 metreden durumu kavradım. 770′ün esamisini bile görmek olası olmayacaktı buralarda.

Ben de lacivertlinin yanına seyirttim, belki biraz daha teferruat alırım diye. Evet, bu arkadaş 770′in ne olduğunu biliyordu, ama, hayır, fuarda 770 yoktu ve olmayacaktı, hayır, Türkiye’de satılmayacaktı, hayır, kendisi de görmemişti. “Peki” dedim “Bluetooth kulaklık için durum ne?”, işte orada iş karıştı, Nokia’nın BT kulaklıkları tabii ki var, ama Türkiye’de satılmıyor, bulabildiklerim eskiden kalanlar olsa gerek, evet, yurtdışında var BT kulaklıklar, çok çeşitli modeller, ama model numarası vermek çok mümkün olmadı, hayır, fuar alanında BT kulaklık yok. Nokia alanından elim boş ayrıldım, “Avrasya’nın en büyüğü”nde hiç değilse bir tane denemelik 770 olsa gerekti :-(

Yolda palm alanına denk geldim. Gen kız ve oğlanlar her biri ya elinde ya belinde bir treo telefon ile dingilder haldelerdi. Hey gidi hey, eski zamanlarda (palmturk günleri) bu alanlarda bizi tanıyanlar olurdu diye geçirdikten sonra ben de o tarafa yönlendim. Hayır, gerçek ve çalışan bir LifeDrive yoktu ellerinde, ama istersem maketi vardı, hayır, fuar boyunca gelmeyecekti LifeDrive, ama treo’ları vardı. İkinci gol, aylardır piyasada olan LifeDrive’dan bir tane bile getirememiş palm’ın Türkiye dağıtımcısı “Avrasya’nın en büyüğü”ne :-(

Bir sonraki hedef Canon, daha doğrusu Erkayalar alanıydı. Bir tane 20D, bir tane de 300D vardı alanda. Ben asıl yeni ilan edilen ve ön gösterim sürümleri sınırlı olarak dağıtılan 5D ile ilgileniyordum. Tam çerçeve (35 mm) CMOS algılayıcısı ile göz kamaştıran bir cihaz, ileri amatör-profesyonel kesime hitap eden bu yavrucağın fiyatı 3.500 $ olarak ilan edildi. Ama birkaç yıla, ki o zamana herhalde bir sayısal SLR alma kararı vermiş durumda olurum, 1.000 $’ın altına inecektir. Neyse, tabii ki alet alanda bulunmuyordu, hatta görevlinin makineden haberdar olduğu yönündeki beyanı da boş gibi geldi bana. Ama üzülmemeliydim, Cumartesi günü bir tane 1Ds Mark II gelecekti alana, daha ne isteyeyim… Demek ki “Avrasya’nın en büyüğü”ne gelenlere 5D’yi göstermek çok da gerekli değilmiş :-(

Dönüp Canon yazıcılara baktım, “sayısal fotoları evde basmak anlamlı mı” saikinden hareketle. Pixma Modelinin I3000, I4000 ve I5000 modelleri var, ama farklarını, özellikle ilk ikisinin farkını anlamak güç. Biraz önceki arkadaştan yardım istedim, o yazıcılara bakmıyormuş, oradan bir pehlivan fırladı “ben bakarım” diye, ki kameracı arkadaş bile şaşırdı bu işe. Beklenildiği üzere birader kırık bir lehçe ile 3000 ile 4000 arasında bir fark olmadığını, ikisinin de aynı işi yaptığını söyledi. O zaman neden iki model vardı, bu netekim ikimizi de aştı. Neyse ki TeknoSA dükkanında daha bilgili bir elemanla karşılaştım sonrasında da 4000′de fotoğraf baskısı için ayrı bir siyah mürekkep haznesi olduğunu öğrendim, büyük olasılıkla hız açısından da ufak da olsa bir fark vardır.

Evet, ilk gün ben normal vatandaşlık yaptım ve alet/cihaz peşinde koştum. Bugün saat 14:00′de CNN Türk’de bu sefer Pardus’u konuşacağız. Microsoft ve Linux International’dan katılımla. geri kalan zamanda herhalde yine normal vatandaşlık yaparım. İlginç birşeyler bulursam sizlerle paylaşırım…

7 Eylül, 2005 at 7:13 by ET

Posted in mobil, muhtelif | No Comments »

4 Haz 2005

Nokia ve Açık Kaynak

Evet, biliyorsunuz, sonbaharda piyasaya çıkacak Nokia 770 Internet Tablet için gün sayar vaziyetteyim. Ve yine biliyorsunuz, söz kendileri Linux (daha net olmak gerekirse, debian GNU/Linux + Gnome + GTK + maemo) temelli bir cihaz.

Nokia’dan Açık Kaynak Yazılımlar Operasyon Direktörü Dr. Ari Jaaksi geçen hafta New York’ta düzenlenen LinuxWorld‘de bir sunum yaptı ve Nokia’nın açık kaynağa bakışını ayrıntılandırdı.

Herkese tavsiye ediyorum sunuma bir göz atmalarını. Nokia gibi bir şirketin açık kaynağa ilgi göstermesi, ilgi göstermenin ötesinde “yalnız almak olmaz, geri de vereceksin” demesi ve nasıl geri verdiğini göstermesi bence çok önemli. Kimleri çıkıp Nokia’nın hareketine burn büküyor, kimisi daha önceki Linux avuçiçi girişimlerinden sözedip 770′nin başarısızlığı kehanetinde bulunuyor. Ama ben, diyorum ya, Nokia’nın bu hareketini önemsiyorum.

Bakın Jaaksi’nin sunumundan bir parça, 770 için neden Linux’u seçtikleri hakkında:

Cihaza olası en iyi

  • İnternet deneyimini,
  • Bağlanırlığı, ve
  • Yazılım geliştirme ortamını

sağlayacak platform için bizim seçimimiz

  • Linux,
  • Açık kaynak bileşenlerinin yaygın kullanımı, ve
  • Donanım bütünleştirme ve kullanışlılık konusundaki deneyimimiz

bileşimi oldu.

Beklentilerimiz

  • Kodun önemli bir kısmını açık kaynakta almak,
  • Özel gereksinimlerimizi karşılayacak teknolojileri geliştirmek için çeşitli açık kaynak projeleri ile birlikte çalışmak, ve
  • Bunların tümünü cihaza bütünleştirebilemekti.

Ayrıntılı bir çözümleme sonucunda varılmış bir karar gibi duruyor, değil mi? Özellikle başta Symbian, Pocket PC, PalmOS, hatta çeşitli sahipli gömülü Linux çözümleri dururken.

4 Haziran, 2005 at 16:20 by ET

Posted in Linux, mobil, özgür | No Comments »

25 May 2005

Palm ile 6 Yıl

Altı yılı doldurdum, sanırım 25 Mayıs 1999′dan bu yana Palm (ya da PalmOS) avuçiçi cihazları kullanıyorum; en azından takvimde ilk giriş 25 Mayıs 1999 saat 11:00′ı gösteriyor. ULAKBİM’de Ağ Teknolojileri Birimi yeni elemanları ile görüşmüşüm, bir buçuk saat. Öğleden sonra da Müşteri İlişkileri Birimi ile toplanmışım, iki saat. Altı yılda önce Palm V, sonra Visor Prism, en sonunda da Palm Tungsten T kullandım. Bakalım gelecek 6 yılda neler kullanacağım?

Normalde iki yılda bir avuçiçimi yeniliyorum. Bu güncellemenin aile bütçesine verdiği zarar sevgili eşim tarafından sürekli protesto ediliyor olsa da teknoloji ve yaşam beni mecbur ediyor ;-) Tabi yalnız cihazın yenilenmesi yetmiyor, klavye de değişiyor. Ekstra kablolar alınıyor, belki birkaç yazılımın yeni sürümü. Derken 500-600 $’lık bir fatura çıkıyor ortaya. Diyorum ya, yaşam zorluyor insanı.

Bu kez iki yıllık süreyi uzatacağım. Hayır, parasızlıktan (şükür ki) ya da sevgili eşimin vetosundan (daha da büyük şükür ki!) değil, terfi edecek bir ürün bulamadığımdan.

Palm’ın yeni ürünü LifeDrive beni heyecanlandırmadı. MP3 çalıcımda bile sabit disk değil de silikon hafıza tercih etmişken avuçiçimin içinde birşeyin fırdola-dönmesini istemem kesinlikle. Hem LifeDrive’ın ne adı, ne de özellikleri içimde birşeyler kıpraştırdı. Hayır, LifeDrive Palm V gibi aylarca bekleyeceğim, Prism gibi elime geçmesi için gün sayacağım bir ürün değil.

Seçeneği ne? Hayır Treo 650 de değil. Cep telefonum ile avuçiçimin ayrı cihazlar olmasını istiyorum. MP3 çalıcım da ayrı olsun, henüz kullanmıyorum ama sayısal fotoğraf makinem da ayrı, . ben toplaşmaya (konsolidasyon) inanmıyorum. Treo 650 çok şık bir alet, heyecan verici, ama benim için değil!

Günün birinde bir PocketPC makine kullanırken hayal edemiyorum kendimi, ama kabuslarımı süslüyor. Eğer alternatifler kartlarını akıllıca oynamazlarsa maalesef sonumuz o olacak. Ürkütücü! Ama o gün gelene kadar, ki henüz gelmedi, Pocket PC cihazların özelliklerine bakmak, avuçiçi beğenmek, teknolojiyi takip etmek dahi istemiyorum. Bu da değil!

O da ne? Aradığıma benzeyen birşey ufukta görünüyor: Nokia 770 Internet Tablet. Henüz gerçek bir üründen çok pazarlama abidesi gibi duruyor. Ama olsun, heyecanlandım. Neler yok ki: Hem 802.11 b/g WiFi hem Bluetooth 1.2, 64 MB RAM + 64 MB Flash + SD/MMC kart, USB disk olarak bağlanabilme, üstüne üstelik 800×480 dokunmatik ekran, el yazısı tanımalı. Yazılımı da kuvvetli: İnternet tarayıcı, hem de Flash Player’lı, e-posta istemcisi, İnternet radyosu, haber okuyucu (RSS?!), PDF gösterici, çokluortam araçları (ses, resim, video; hem de envai biçemde), ajanda (PIM) işlevleri, oyunlar. Zamanla ofis araçları da geliştirilecektir, eminim! Internet Tablet 2005 diye bir işletim sistemi (havagazından tayyare?, bir çeşit Symbian???, yoksa bir çeşit Linux?!?!) ile geliyor, bir yıl sonra 2006′ya terfi edecek. Göründüğü kadarıyla üzerinde bir tek GSM telefon yok, Nokia olmasına karşın. Hah, bir de disk yok, her şey silikon!

İddiaya göre 2005′in son çeyreğinde çıkacak piyasaya. Tahminim max. 700$ olacak, belki daha da ucuz! Yıl sonunda 500$’a bulunmaya başlar diye düşünüyorum İnternet dükkanlarında. Şimdiden para biriktirmeye başlayayım. Eşimden devraldığım ikinci Tungsten T’nin günleri olmasa da ayları sınırlı sanırım.

25 Mayıs, 2005 at 22:25 by ET

Posted in mobil | No Comments »

« Older Entries
  • Subscribe

    • Entries (RSS)
    • Comments (RSS)
  • Archives

  • Calendar

    • Eylül 2010
      Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
      « Ağu    
       12345
      6789101112
      13141516171819
      20212223242526
      27282930  
  • Categories

    • Bilişim (13)
    • English (23)
    • fotoğraf (2)
    • g (37)
    • hukuk (2)
    • KamuSM (4)
    • kişisel (12)
    • kitap (14)
    • Linux (42)
    • mobil (12)
    • muhtelif (21)
    • OOXML (7)
    • özgür (66)
    • Özgürlükİçin (8)
    • Pardus (99)
    • UEKAE (1)
ET’s R’n'R gumbo is proudly powered by WordPress
Design & code by Jonk
Entries (RSS) and Comments (RSS).