Arkadaşım Sayın Tekman

Babam, ağabeyim, kardeşim, arkadaşım!
Ne zulüm, ne ölüm, ne korku
başımı eğemez!
Yalnız senin elini öpmek için
eğilir başım
Babam, ağabeyim, kardeşim, arkadaşım

70’lerin ortası sanırım, ilkokuldayım, Bahçelievler

Şiir sevmem, anlamam da; büyük olasılıkla anlamadığımdan sevmem. Neyse, babamın ölümünün hemen ardından bir arkadaşım bu şiiri gönderdi ve -ben bile- dayak yemişe döndüm. Sayın Tekman’la ilişkimi bu kadar güzel anlatan ve bu kadar az sayıda kelimeden oluşan bir”şey”…

Pardus zamanında gençler bana “Erkan bey” dememek için -ki demesinler, “Erkan bey” ne la?- liseden beri bolca kullanılan “Tekman” ismine döndüler. Aralarından “Tekman bey” diyen de çıkmadı değil, kenara çekip açıkladılar durumu. Hala “Erkan bey” diyenleri de vardır -siz de demeyin yahu!-… Neyse, Tekman kimi zaman “Sayın Tekman” oluyordu, ki o kadarı fazla! Ben de buna “Sayın Tekman babam!” diye yanıt veriyordum, böylesine Sayın Tekman oldu babamın adı ben ve arkadaşlarım arasında 🙂

Sayın Tekman benim kahramanımdı… Öyle Superman ya da Amerikan filmlerindeki mucizeler yaratan Bruce Willis gibi bir kahraman değil; etten-kemikten, gerçek, insan bir kahraman. Hataları yok muydu; vardı, her insan gibi! Yanlış yapmaz mıydı; yapardı, her insan gibi… Çok kızdığım olmadı mı, oldu… Zaafları yok muydu; kimi manasız, kimi kendine göre mantıklı, vardı. Ama benim gözümde süperdi, kahramandı… Ne yazık ki bunu anlamak, daha doğrusu kendi kendime dillendirmek için babamın ölmesini beklemişim, kendisine söylesem -ki gocunmaz, söylerdim- ne çok sevinirdi!

Annemin hastalığı sırasında, Ocak 2016, Bahçelievler

Sayın Tekman babasını lisedeyken kaybetmiş, severmiş babasını. Zorluk çekmişler epey. Liseyi bitirdikten sonra çalışmak zorunda kalmış, üniversiteye gidememiş. SSK’da çalışmaya başladıktan sonra bir yandan yeteneği ve zekası ile orantılı şekilde terfi edebilmek için, bir yandan da sevdalandığı kadın (annem olur kendileri) “lise mezunu ile mi evleneceğim” dediğinden işle birlikte okumuş. Hukuk Fakültesi’ni denemiş, olmamış; Akademi’den mezun olmuş. Terfisini de almış (SSK Genel Müdür Yardımcısı olmuştu en son, yanlış anımsamıyorsam), sevdiği kadınla da evlenmiş, hem de 55 yıllığına!

Yedeksubay Sayın Tekman, Gelibolu, sanırsam 1953

Bana büyük dayısının adını vermiş, Ahmet! Büyük dayısını da çok severmiş, çok akıllı adammış rahmetli. Babama çok katkısı olmuş Ahmet Dayı’nın, hem maddi olarak, ama çok daha önemlisi kişiliğini şekillendirirken. Göbek adımdan hiç hoşlanmadım, hep sorun çıkardı; önce Amerika’da, sonra da kendi memleketimizde… Babam öldükten sonra anılarını daha bir dikkatle okuyunca ben de sevdim Ahmet Dayı’yı, artık babamın mezarına her gidişimde Ahmet Dayı’yı da ziyaret ediyorum; o bilge adamın isimsiz, taşsız mezarını… Ha, bir de Atatürk’ün Ankara’ya gelişinde karşılanması fotosunda görünür Ahmet Dayı, heyetin imzaları arasında onunki de vardır; Anıtkabir müzesine bir dahaki gidişinizde aklınızda bulunsun. Ama göbek adımı hala sevmiyorum, o başka 🙂

Sayın Tekman teknolojiyi hep yakından takip etmiş. SSK’da elle aylar sürecek işi yeni alınan ve kimsenin pek anlamadığı bilgisayarları (IBM’dir o, bilgisayar değil) kullan(dır)arak günlere sığdırmış. İş analisti diye bir iş tanımlı değilken babam resmen iş analizi yapmış, daha proje yönetimi kavramı memleket sınırlarını geçmemişken hem planlamış, hem de yönetmiş projeyi. Tabii bunda o zehir gibi zekasının, görev aşkının ve çalışkanlığının da büyük payı var.

45 yaşında ilk kez direksiyona geçti, ehliyet aldı. 80 yaşında klavye başına geçti, bilgisayar öğrendi, evin masraflarını, doğalgaz sarfiyatını (ve bunun sıcaklık ile korelasyonunu) takip etti. Oturdu anılarını yazdı. 80 küsur yaşında internete girdi, oğluyla Facebook’ta arkadaş oldu, her sabah kalktığında ilk işi torununun yeni fotoğrafı var mı diye (tembel oğlu aylarca yüklememiş fotoğrafları, o da başka) bilgisayarı açmak oldu. Zihni körelmesin diye 80’inden sonra tetris oynamaya başladı… 85’inde akıllı telefon almış, olabildiğince kullandı aklını…

Maaile yaz tatil, Koruköy’de, 1968 olsa gerek

Çok düzenli adamdı Sayın Tekman, kuralcı, sert… İşte de, evde de. Bize ne bağırır, ne de döverdi; gerek yoktu öyle şeyler yapmasına. Bir kere, ilkokuldayken, bir akşam evde it gibi azınca terliğinin tersi ile geçirmişti bir tane, tek fiskesi o. Ben haketmiştim, fazlasını da etmiştim… ama haftada bir dövse hiçbiri aklımda kalmazdı, o terlik 40 yıldır aklımda.

Hayatında bir tek kadın sevmiş Sayın Tekman, ve ömrünü o kadına vermiş. İlişkileri düzgün yürüsün diye her türlü fedakarlığa, gereğinden fazla, haddinden de fazla, katlanmış. Özellikle son 4 yıl, annem Alzheimer olduktan sonra, bize belli etmeden, bize haber bile vermeden çekmiş… Çok çekmiş. Örnek alınacak bir ilişki şekli mi? Değil! Ama kimi zaman kendimi ilişkilerimde benzer şeyler yaparken yakalıyorum, “ben de Sayın Tekman’ın oğluyum, ne olacak ki” diye gülüp geçiyorum.

Türkiye gezilerinden bir enstantane, 2010’ların başı olsa gerek, yer bilinmiyor
Annemin “ben hastayım” sinyalleri verdiği, bizim anlamadığımız vakitler, bir kıskançlık krizi ardından çekilen yanak yanağa fotoğraf, Temmuz 2014, Bahçelievler
50 yıllık evlerinin arka bahçesinde, kalan yeşillikler ile, Temmuz 2015, Bahçelievler
Sayın Tekman ve Türkan Sultan, Şubat 2016, Hacı Arif Bey

Çocuklarını severdi babam. Öyle şapur şupur belli etmezdi, ama bilirdik. Benim çok kahrımı çekti; lisede serserilik zamanlarımdan başlayıp 30’umdaki kara günlerime, 40’larımda boşanmama… Hep dert etti kendine, belli etmese de içi içini yedi durdu. Hakkını ödeyemem! Bir açıdan nasıl baba olunacağını gösterdi, her açıdan olmasa da. 80’lerin ikinci yarısı kardeşlerimin ikisi de Amerika’da doktora yaparken daha yakınlaştık Sayın Tekman’la. Belki tek olduğumdan benimle daha çok şey paylaşıyordu, belki ben hazırdım, belki o hazırdı… İşte o sıralarda ağabeyim, kardeşim, arkadaşım olma yoluna girdi Sayın Tekman.

Ne bayılırdı torununa, Öykü’ye… Hele kız olmasına ne sevinmişti; hep kız istermiş babam, bir oğlan, arkasından iki oğlan daha gelince pes etmiş; 80 yaşında kız büyükbabası oldu (babam “dede” demesini istemezdi Öykü’nün kendisine, “ben büyükbabayım” derdi, el kadar kızın ağzı o lafa dönmediği için uzunca zaman adı “bababa” olarak kaldı). Birbirlerini yeterince sık ve yeterince çok göremediklerini düşünüyor ve üzülüyorum. İkisi de birbirinden birşeyler öğrendi, daha da öğrenirlerdi.

Öykü daha birkaç aylık, Aralık 2007, Çiftehavuzlar
Öykü 1 yaşında, Aralık 2008, 4. Levent
Öykü 2 yaşında, Aralık 2009, Şişli Organik Pazarı
Öykü ile Anıtkabir’de, Mayıs 2013
Öykü ile son görüşmeleri, Mayıs 2015, Bolonez Grill, Palladium

Konuşmayı severdi Sayın Tekman. Anılarını anlatırdı, kimisini defalarca; fıkralar anlatırdı (pis fıkralar, çoğunda çiş ya da kaka olurdu, hoş görürdük), hepsini defalarca. Gülmeyi severdi; kimi zaman kendine özgü sessiz kahkahası ile. İnsanları severdi; tembeller ve yalancılar hariç 🙂 Ben konuşma sevgimi ve hatta becerimi ondan almışım. Benden de kızıma geçsin diye dua ediyorum 🙂 Ama hiç küfür etmezdi -çişli, boklu fıkraları dışında-, kibar adamdı. Ben nerede bozdum ağzımı bilemem (bilirim, bilirim; ah o lise yılları…)

Sayın Tekman içki sevmezdi. Tam söylemez, ama gençken bir fena sarhoş olmuş, sonrasında da tevbe etmiş -daha doğrusu ağzıyla içmeye karar vermiş. Bir duble votka, üzerine vişne suyu… Bir keresinde ikincisi için çok ısrar etmişler masada, kırmamış, sonra da kaş-göz arasında bardağı saf vişne suyuyla değiştirmiş. Kuralcı, kontrollü Sayın Tekman! Bildiniz, içkiye de lisede alıştım 🙂 Hep “birgün babamla meyhaneye gideceğiz” diye düşünürdüm; kısmet oldu, 2016 yılbaşı ardından, sözleştiğimiz bir arkadaş satınca, az da emrivaki yaparak annem ve babamla çöktük meyhaneye. Kumsal’ın (eski Körfez) patronlarından, adaşı, Osman Abi’yle güzel muhabbetini yaptı; ama artık yaşlanmıştı, sessiz ve yavaştı… Zaten 2 hafta sonra olaylar başlayacakmış…

Göz muayenesi ve işitme cihazı alımı ardından Kıtır’da bira (Sayın Tekman meyve suyu içiyor) keyfi, Ekim 2015
Sayın Tekman ve Türkan Sultan ile Kumsal’da, Ocak 2016

Geçen Ocak ayında annemin kazası ve sonrasında hastalığı süresince çok yoruldu ve yıprandı. Her Ankara’ya gidişimde ikisinin de fotoğraflarını çekerdim, ölümünden sonra tekrar bakınca görüyorum bunu, gözümüzün önünde nasıl eridiğini farketmemişiz, kızıyorum kendime… Ölmeden önce son Ankara’ya gidişimde midesine tüp taktırmıştık, iyi duruyordu. Yanından çıkıp Kumsal’a gitmiş, soranlara da “hep kederden mi içeceğim, bugün de keyiften içiyorum, babam iyi” demiştim. İyi değilmiş meğerse, o sırada vermiş zaten kararını, bizi terkedeceğini biliyor, onun için sessiz ve muzip gülümsüyormuş. Emine abla (kuzenim) farketmiş de söylememiş bana. Söylese ne olacaktı ki, Sayın Tekman vermiş kararını, kim durdurabilir…

Beyninde emboli attığında tesadüfen Ankara’da ve evdeydim. Ben olmasam büyük olasılıkla o akşam kaybedecektik, bir ihtimalle de kurtulacak ama çok daha kötü durumda olacaktı. Başı kucağımda ambulans beklerken “gitme!” diye ağlıyordum. Ondan iki buçuk ay sonra başka bir ambulansın arkasında artık canı çekilmiş yüzünü öperken de “‘gitme’ dedim sana, niye gittin” diye kızıyordum. Tam bir yıl oldu…

Annemin hastalığı sırasında, Ocak 2016, Başkent Hastanesi
İlk hastane yatışı, Mart 2016, Başkent Hastanesi
Annemle birlikte Geras Bakımevi’ne bıraktığımız gün, Mart 2016
Son haftaları, tabii biz farkında değiliz o zamanlar, Nisan 2016, Geras Bakımevi

Özlüyorum babamı! Klişe olmuş, herkesin dilindeki “ah olsaydı da bir de ona danışsaydım” diye değil; babama hiç danışmadım neredeyse, ortaokuldan beri. Dünyaya farklı gözlerden bakıyorduk, onun ne söyleyeceğini biliyordum zaten, bir de lafla sormaya gerek olmuyordu. Arkadaşım Sayın Tekman olarak özlüyorum, haftada 1-2 telefon etsem; konuşsak, takılsam, Cemreleri ve Kandilleri hatırlatsa, punduna getirip yine birahaneye, meyhaneye götürsem, anılarını -bilmemkaçıncı kez-, fıkraların -bilmemkaçıncı kez- anlatsa diye… Torunuyla yine kek yapsa, parmak koparma numarasını gösterse diye… Elimi omzuna atsam, koluna girsem, canını hissetsem diye.

Hala bizimle olsaydın da elini öpmek için (ki sağken elini öpmezdim, o da sevmezdi ben de) eğilseydi başım… Ah Sayın Tekman, arkadaşım!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir