Çaldım, Ama Sor Bakalım Neden Çaldım?

Bir arkadaşın web günlüğünde yazdığı bir yazıya açık bir yanıt olacak bu girdi. Serhat Ayan’ı sanırım 2007 yılından bu yana, Pardus’un basına tanıtımını yapma turlarımızdan başlayarak tanıyorum. Geçen zaman içinde seyrek de olsa görüştük, sonuncudan bu yana araya epey bir zaman girse de. Daha çok sosyal ağ aleminde karşılaştık. Serhat’in tknlj.com diye bir sitesi var, bir süredir buraya yazıyor. Kendine özgü bakış açısı, kenarda köşede kalmış önemli meselelere ışık tutması ve sıradışı çıkışları ile bilişim ve teknoloji dünyasında takip edilmesi gereken sitelerden biri. Neyse, Serhat geçenlerde 2014’te Bunları Çaldık  diye bir yazı yayımladı web günlüğünde. Serhat’in sözleri ile

Buradaki çalmaktan kasıt hırsızlıktır. Hırsızlık bizim ülke olarak çok yabancısı olduğumuz bir konu değildir. Bu yazı film ve dizi olarak 2014 yılında en çok korsan indirilen yayınları tanıtmaya yöneliktir.

Ben de kimi içeriği “korsan” indiriyorum, dolayısı ile alındım. Bu yaptığımın “hırsızlık” olduğunu da düşünmüyorum, dolayısı ile yanıt verme gereği hissettim.

share.php

Birkaç yıldır “hafifleme”ye taktım kafayı, fiziksel ortamlardan uzak durmaya, sayısal ve gittikçe daha fazla bulutta içerik edinmeye çalışıyorum. Kitaplar konusundaki durumumu ve sıkıntılarımı daha yeni yazdım; Türkiye’de e-kitabın makul bir geleceği olduğuna inancım hayli zayıf, buna karşın geleneksel / fiziksel kitabı terkettim. Yeni kitapları Amazon’dan ve idefixe’den alıyorum, Kindle Fire cihazımda okuyorum. 900 civarında CD’mi ve 200 civarında DVD’mi sayısal ortama geçirdim, ve fiziksel kopyalarını tutmuyorum artık. Müziklerimi Google Play Music’de tutuyorum, evdeki disk arşivime ek olarak. Yeni müzikleri MP3 olarak alıyorum, TTNet Müzik ve Turkcell Müzik üzerinden genelde. Yeni filmleri sayısal olarak almak mümkün olmadığından DVD olarak alıyor, sayısala aktarıyor (yalnız evdeki disk arşivimde, filmler için benzer bir bulut mecrası bulamadım henüz), sonra da DVD’den kurtuluyorum. TV dizileri için, özellikle klasiklerde (FriendsSeinfeldMarried with Children … gibi) de aynı yolu kullanıyorum. Özetle, belki çoğu korsan içerik kullanıcısından farklı olarak “yasal” yollardan erişebildiğim içeriği, bedelini ödeyerek (bu bedel konusu apayrı bir tartışma, bu yazıya konu değil) ediniyorum, ve yasanın gri bölgesinde kalmayı göze alarak mevcut korumasını kırarak özgürleştiriyor ve kişisel kullanımım için sayısal kopyasını çıkarıyorum.

Peki neden “çalmak” yolunu da seçiyorum? Anlatayım…

Tek sözcük: RTÜK

TV dizilerinin kimi (aklıma Game of Thrones geliyor mesela) Türkiye televizyonlarında da yayımlanıyor. Orada izleyebilirim. Ya da kimi dizilere digiturk Portal üzerinden erişebilirim. Ama bu yolu seçmiyorum, çalıyorum!

17678_422

Çünkü RTÜK’ün saçmasapan kuralları nedeniyle, dünyanın hemen hiçbir yerinde görünmeyen bir şekilde, sansürlenerek yayımlanıyor bu diziler. Parasını vererek abone olduğum, hava dalgaları yoluyla halka açık şekilde yayımlanmayan kontrollü mecralarda bile bu böyle. Benim neyi görüp neyi görmeyeceğime birileri karar veriyor. Evet, 2015 yılında dahi böyle oluyor… Ben de bunu kabul etmiyorum, etmeyeceğim de! Dizinin yönetmeni tarafından (tamam, diziyi sipariş eden yabancı TV kanalının kimi kuralları vb ile sınırlanmış bir çerçevede) benim izlemem için oluşturulmuş görüntü ve sesleri yönetmenin oluşturduğu şekilde izlemek istiyorum ve bunun tek yolu (eğer dizinin DVD’si çıkmamış ise) çalmak!

VCR’ı Hatırlayan?

Yine TV dizileri için bir çalma nedeni: Arşiv oluşturmak. Bu dizi kamuya açık hava dalgalarına geçmiş bir kere, bunu izleyebildiğim gibi kişisel kullanım için kaydetmem son derece yasaya uygun bir iş. Video kayıt cihazlarının piyasaya çıktığı zamanlarda, onyıllar önce bu hakkım dünyanın pek çok ülkesinde, hem de mahkeme kararları ile, teslim edildi.

JVC_VHS_ad_small

Artık VCR kalmadı. Evimdeki digiturk cihazı hem sahipli ve kapalı bir formatta (yani başka bir mecraya aktarmamı engelleyecek şekilde), hem de yalnızca sınırlı bir süre cihazımda kalacak şekilde kaydedebiliyor. Başka çarem yok, arşiv oluşturmak için çalıyorum. Pratiklik açısından bu içeriği “korsan” kaynaklardan indirmek ile başa çıkmak pek mümkün değil.

Her içerik de “korsan”da bulunmuyor, örneğin severek izlediğim Savaş Karakaş ve arkadaşlarının Sudaki İzler programı. Yapım ekibi ile bağlantıya geçmek ve arşivlerini sayısal olarak satın almayı (yalnızca kişisel kullanım için, bir iş planı yok, merak etmeyin 🙂 teklif etmek dahil her yolu denedim, ı-ıh olmadı… digiturk’teki düzensiz ve eksik arşivi kaydetmek tek çare kaldı. Mutsuzum 🙁

Evet, takıntılı bir insanım, arşiv benim için önemli ve buna çare bulmak zor…

Urfa’daki Oxford

Bazı TV dizileri Türkiye’ye gelmiyor, ya da benim ilgilendiğim zaman penceresinde yayımlanmıyor. Örneğin Danimarka politik draması Borgen. Şimdi ben bu diziyi nereden bulup izleyeyim? Sene olmuş 2015, küresel ağlar var, diziden haberdarım, iyi olduğunu biliyorum. Ama izle(ye)miyorum… Neden? Ya da Stephen Hawking ile Brave New World, bilim ve teknolojinin eriştiği ufukları görmek için birebir. Onu da izle(ye)meyeceğim… Neden? Kusura bakmayın, ben bu dizileri “çalarım”. Çalmayayım isteniyorsa bana makul bir erişim yolu gösterilsin!

sagan_cosmos_dvd

Filmler için de geçerli bu… The Blues Brothers mükemmel bir filmdir, müziği ile ve filmi ile. Bir zamanlar DVD’s bulunuyordu memlekette, ama baskısı tükendi. Artık yok… Ne yapayım? Ben “çalıyorum”, yeni baskısı çıkana kadar… Ya da ilk olarak digiturk’te bir kısmını izle(yebil)diğim Frequently Asked Questions About Time Travel. Aynı şekilde…

Ama bu yöntemi müzik için uygulamıyorum ha! Çünkü zaten beni idare eden bir koleksiyonum var; eksiklerimi de TTNet, Turkcell, … bir şekilde bulabiliyorum. En kötüsünden CD’sini alıp sayısallaştrmak DVD’ye göre çok daha mümkün… Daha yeni koca bir The Police külliyatı aldım. Mozaik’in Külliyat‘ı da çıktı, rahatladık 🙂 Ama mesela Çekirdek Sanat Evi Dinletileri tam serisi ya da bir kısmını bulsam, bakmam “çalarım”…

Rehabilitasyon Mümkün mü?

Evet, çalıyorum… Pişman mıyım? Hayır! Hatta e-kitabın imkansız hikayesinden biraz daha sıkılırsam kitapta da aynı yola girebileceğimi düşünüyorum… Orhan Pamuk’un Kafamda Bir Tuhaflık‘ını ya da Ümit Kıvanç’ın Pan-İslamcının Macera Kılavuzu‘nu niye okuyamıyorum ben yahu?!? Yıl 2015. E-kitap diye bişey var… Şimdi “kitapta da aynı şeyi yap, fiziksel olarak satın al, sonra sayısallaştır (=korsanını indir), kitabı da yok et” diyenler çıkacaktır mutlaka. Birincisi “korsan” e-kitapların yayınevinden çıkacak özgün e-kitap kalitesinde olacağı konusunda ciddi şüphelerim var (Türkçe e-kitaplar için bu şüphe hayli boş, ama olsun, prensip olarak böyle bir şüphem var). Daha önemlisi DVD’ler için çok manalı bir “DVD’yi yok etme” yolum var, aynı yol kitaplar için pek işlemeyecektir. Son olarak da yayınevlerinin e-kitaba uzak durmasının cezalandırılması gereken bir tutum olduğunu düşünüyorum ve eğer bir gün “korsan” e-kitaba yönelirsem yayınevlerini cezalandırmak için onlara bu içerik için para vermemeyi daha yerinde buluyorum.

7452136106_d313bce747

Evdeki digiturk kutuma 65 TL civarında bi para veriyorum ayda, izlediğim şey yok denecek kadar az. Home TV (ki kızımla gözdemizdi) de şu anki saçmasalak haline geldikten sonra daha da azalacak. Bu kadar az bir servise bu kadar para vermeye ikna olmuş durumdayım. 6 ayda bir “yahu ben bunlara neden bu kadar para veriyorum?” deyip alternatif yolları gözden geçiriyorum ve her seferinde aboneliğe devam etme kararı veriyorum. Film ve TV yapımcıları da ilgilendiğim içeriğe erişmem için bir mecra oluştururlarsa benzer bir meblağı ve hatta makul bir düzeyde kaldığı sürece daha fazlasını vermeye hazırım. (“Hayır bir dizinin bir sezonuna 100 TL vermeye hazır değilim, genelde Amazon’dan 10 sezonu 50 $’a almayı tercih ediyorum”). Evet, Netflix, hulu vb şeyleri, ya da Google Play ya da Amazon hizmetlerin tarif ettiğimin farkındayım. Ve evet, Apple TV’nin buna yakın bir hizmet verdiğinden de haberdarım, ama Apple’ın iş yaklaşımı hoşuma gitmiyor ve eğer tek çıkar yol bu ise tercihim “çalmaya” devam etmek olacaktır. Ama şu ya da bu ya da o nedenle bu hizmetler Türkiye’de verilemiyorsa… Kusura bakmasın kimse, başka seçeneğimiz yok! (Ya da bu hizmetlere Türkiye’den erişmenin hileli yollarını bulup cari açığı artıracak şekilde devam edeceğim hayatıma)

Evet, geçen yazıdaki gibi Türkiye’nin sayısal dünyadan / sayısal ekonomiden kopuk bir memleket olması benim asıl derdim… Geri kalmışlık bu, neresinden bakarsanız bakın. Bir de bu açıdan bakın olaya 🙂

Kitabın Elektroniği ile İmtihanımız

İlk elektronik kitap okuma cihazımı 2011 başında aldım, bir amazon Kindle! Sanırım 2. nesil bir cihazdı, çok kısa sürede ekranını kırdım ve bir yenisini aldım, bu sefer kılıfı ile birlikte 🙂 2011 sonbaharında tek amaçlı elektronik mürekkepli bu cihazın bana uygun olmadığına karar verdim ve bir Kindle Fire aldım, yanılmıyorsam ilk nesil. Bu yaz emektar Fire’ı bir takside unutunca terfi zamanı geldiğini farkettim ve artık bir Fire HDX kullanıcısıyım. 2015 başında da kızıma ilk elektronik kitap okuma cihazını, bir Kindle Fire for Kids alacağım. Neredeyse 4 yıldır elektronik haricinde kitap okumuyorum…

Türkiye’de “e-kitap dışında kitap okumuyorum” demek neredeyse “okumuyorum” demekle eş anlamlı, maalesef… Neyse ki ben son 4 yıldır okumalarımı yoğun olarak İngilizce, kurgu dışı, ekonomi ve dünyanın gidişatı konularında yapıyorum. Az da olsa Türkçe ve kurgu da okuyorum. Ama dedim ya, “okumuyorum” desem yeridir. Aşağıda e-kitap ve özellikle Türkçe e-kitapla 4 yıla varan maceram çevresinde Türkiye’de e-kitabın hikayesini anlatacağım, gözleyebildiğim kadarı ve hayli öznel bir bakış açısından…

Yaşasın Amazon!

Öncelikle Kindle ve Fire üzerine: Harika bir cihaz! Harika bir cihaz ailesi! Benim için tablet özelliklerindeki Fire doğru cihaz; kitap okurken sıkılıp internete atlayasım geliyor, RSS’lerimi feedly ile takip ediyorum, twitter ve nadir de olsa Facebook… Ama Kindle (daha doğrusu Paperwhite) kullanan arkadaşlarım da var. Onlara kendilerini okuma akışına teslim etmeyi tercih ediyorlar. Bence ikisi de olur, kişiye hangisi daha uyuyorsa…

kindles_compared

Ama Kindle’ı Kindle yapan cihazdan çok (cihaz da harika, o ayrı) Amazon’un muhteşem e-kitap koleksiyonu. Son çıkanlar, yok satanlar, taa eskiler, uzun kuyruğun ucundakiler, … herşey var! Evet, aslında herşey yok, kimi kitaplar için “yayıncıya haber verin, e-kitabını istiyorum” bağlantısını tıklamak gerekiyor. Henüz olumlu sonuçlanan bir tıklamam olmadı, ama ümit fakirin ekmeği. Çok mecbur kalırsam çok da yasal olmayan yollardan ediniyorum kitabı, 5 yılda 1 kez olduğu üzere.

Amazon’un e-kitap okuma uygulaması (Kindle dışında Android, iOS, chrome, Windows için de bulabilirsiniz aynı yazılımı) son derece temiz, anlaşılır, içgüdüsel, etkileşimi rahat. Yeni çıkan X-ray, Amazon dükkanı bağlantısı, Goodreads bağlantısı, vb özelliklerle sürekli zenginleşiyor ve gelişiyor. Kitaptan örnek bölüm okuma (örneği beğenip kitabı aldığınızda notlarınız, işaretleriniz vb geçmiyor yenisine, Amazon bunu da hallet lütfen!), kitabı arkadaşına verme (bu özelliği kullanmadım 5 yılda), özel aboneliklerle çok geniş bir kütüphaneden kitap ödünç alma, vb hizmetler ile kitap dışındaki okuma deneyimi de çeşitleniyor ve fiziksel kitabın özgüllüklerini edinmeye başlıyor.

Kısacası İngilizce okuyacaksanız ve çok köşe bucakta kalmış kitaplara baskın bir ilginiz yoksa Amazon + Kindle sizin için bir cennet! Benim için öyle…

“Ama Kokusu, Ama Dokusu”

Yılda üç-dört kez, ya twitter’da ya da Facebook’ta, geleneksel “e-kitap mı, fiziksel kitap mı” savaşları yaşanır benim çevremde. Başka çevrelere de sirayet ediyor mu, ya da başka memleket ve kültürlerde de benzer tezler öne sürülüyor mu bilmiyorum. Ama benim şahit olduğum savaşlarda e-kitap karşıtı en yaygın öne sürülen konu “kitabı eline alıp kokusunu içine çekmeden olmaz!” basitliğinde. Olur kardeşim, bal gibi olur, hem de çok iyi ve çok da güzel olur…

Kitapların ezici çoğunluğunda fiziksel ortam; kağıt, üzerindeki mürekkep, kabı, cildi, yazı tipi, kapak deseni, genel olarak sayfa düzeni, vb, içeriği en hızlı ve anlaşılır şekilde okuyucuya ulaştırmak için yapılmış bilinçli bir seçimdir. Çok ufak bir kısmında ise bu fiziksel ortam, içerik ile birlikte okuyucuya sunulan “içerik”in ayrılmaz bir parçası, mütemmim cüzüdür… Bu ikinci tip kitapları e-kitap yapabilirsiniz, ama “içerik”i eksiltmeden ve zedelemeden yapmak için çok özenli davranmanız gerekir, ki her zaman başarılı da olamayabilirsiniz. Ama ilk tip kitapları e-kitap haline getirdiğinizde içerikten hiçbir şey kaybetmezsiniz, evet, HİÇBİR ŞEY…

Buna karşın çok şey kazanırsınız: Üretim ve dağıtım maliyeti ve karmaşıklıkları ile gelen bir sürü problem ortadan kalkar. Özür dilerim, burada geleneksel kitapçılar da bu “problem”in bir parçası gibi görünüyorlar. Nasıl e-kitapların yaygınlaşması ile kütüphaneler geleneksel işlevlerini yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kaldılar ve “bilgi merkezi” adı altında bir varoluş savaşı verdilerse kitapçılar da benzer bir savaş verecekler. Tabii önce kitabı şeyleştiren alışveriş merkezi/zincir kitap dükkanları ile mücadelelerini kazanmaları gerekiyor. Okuyucu için kitapçı iyi birşey, özellikle ehil bir kitapçı varsa içinde… Ama vazgeçilmez ve yeri doldurulmaz değil, internet üzerinde muadili bir mecra bulmak, oluşturmak her zaman mümkün.

Başka şeyler de var: Düşen (düşmesi gereken) maliyetlerle kitaba ve dolayısı ile bilgiye ulaşmanın kolaylaşması, fırsat eşitliğinde bir adım, sayısal uçurumun bir nebze de olsa daraltılma fırsatı… Henüz bu noktada değiliz, ama e-kitap bu konuda fiziksel kitapla karşılaştırıldığında inanılmaz avantajlara sahip. Kavramsal düzeyde çok önemli şeyler olabilecekken siyasal hesaplarla yalnızca saçma bir donanım tedarik işi olabilen (=heba edilen) FATİH projesi bu avantajları kullanmak için birebirdi…

ebook.empty_.bookshelf.970x0

E-kitabın pratik avantajları da pek çok: Tek bir cihaz ile koca bir kitaplığı, onlarca dergiyi, isterseniz yüzlerce CD ve birkaç DVD’yi yanınızda taşıyabiliyorsunuz. Tatillerde arabanın arka koltuğunda ufak bir kitap + dergi kolisi taşımak, sonra da arabaya gitmeye, kitap ve dergileri ileri geri taşımaya üşendiğimden yavrucakları memleketin nadide köşelerinde gezdirip eve getirmek olağan bir tören halini almıştı. Şimdi Kindle ile hepsi tüy gibi hafif, sürekli elimin altında…

Dezavantajı yok mu e-kitabın? Tabii ki var. Pili bitebiliyor, gözü yoruyor özellikle tablet şeklindeki cihazlar, ilk edinme maliyeti yüksek, tek bir evrensel okuyucu yok, vb. Ama kanımca avantajları ve geleceği fiziksel kitaplara göre çok çok güçlü. Bu nedenledir ki kızımı olabildiğince erken bir yaşta e-kitap ile tanıştırmak ve kitaptan uzak durmadan geleceğe yakın olabilmesini sağlamak istiyorum.

Türkiye’nin Elektronik Kitapla İmtihanı

Evet, İngilizce ve kurgu dışı kitaplarda hayli problemsiz bir hayat vadediyor e-kitap bize. Peki Türkçe’de, kurguda durum ne? Feciat. Evet tek kelime ile FECİAT! Arz edeyim…

Sanırım idefix’in e-kitap işine girmesi ve ilk e-kitapları çıkarması yine 2011 yılında oldu. Yavaş yavaş satışa çıkan okuyucular, veya kendi sattıkları okuyucular, ya da Windows ve mobil ortamlardaki okuyucu uygulamaları ile okunabilir e-kitaplar çıkmaya başladı. Fiyatlar çok cazip değildi, hemen hemen fiziksel kitap ile aynı. E-kitap formatı Kindle’dan değişik (ama geleceğe daha açık) idi, ama bunun da çaresi vardı. Fakat bir dert vardı ki, öldürücü nitelikte: E-kitap yoktu; ne son çıkanlar, ne yok satanlar, ne klasikler, ne şu, ne bu… Okuyacak e-kitap sayısı yok denecek kadar azdı, hala da öyle…

Orhan Pamuk yeni kitabını çıkardı, Kafamda Bir Tuhaflık, herhalde onbinlerce basmışlardır çok satacak diye. E-kitabı yok! Evet evet, yok… Orhan Pamuk’un tek bir e-kitabı var idefix’te, ufak bir derleme. Bu olduğuna göre kendisi ve yayınevi e-kitaba “karşı” değil, ama asıl hazinelerini bu güvenilir olmayan mecraya çıkarmak istemiyorlar besbelli. Ayıp, evet tek kelime ile ayıp… “İstanbul dünyanın başkenti” diyeceksin, ama kitabını e-kitap olarak yayınlatmayacaksın. “Pabucumun (e-kitapsız) başkenti” derler adama!

Arada D&R, Google, sanırım Apple (emin değilim) ve en son da Babil e-kitap işine girdiler. Sonuncusu hariç şöyle bir suyun sıcaklığını kontrol etmek amacıyla, parmaklarının ucuyla. Ama hala e-kitap koleksiyonumuz acınası durumda, ne genel ne de tematik okuyucuyu tatmin edebilecek halde.

Ekran görüntüsü 2015-01-01 22:05:27

Neden? Anlayabildiğim kadarı ile yayıncılar “korsan e-kitap”tan çekiniyorlar.İş Bankası Kültür Yayınları, yakın zamanda kısmen de olsa YKY, Can Yayınları ve Doğan Kitap gibi yayınevleri de olmasa namaz hocası, kişisel gelişim ve metabilim kitaplarına kalacağız toptan 😛 İletişim, ithaki, Everest hiç yoklar; ayrıntı, Oğlak ve Sel’in koleksiyonları utanç verici… Çoğu 20. ve hatta kimi 19. yüzyıl kafası ile çalışan bu işletmeler e-kitabın onlara sunduğu ve sunabileceği olanaklardan bihaber, yalan yanlış duyup inandıkları tehditlerin ışığında (ya da karanlığında mı diyelim) kirpi gibi tostoparlak olmuş bekliyorlar. Neyi mi? Aslında hiçbir şeyi… 20-30-50 yıldır uyguladıkları kural ve yöntemlere halel gelmeden bir 10-20-40 yılın daha geçmesini herhalde. Çok beklerler!

Yazarlar herhalde konudan habersiz ve umursamaz haldeler. Muasır medeniyette kimi yazarlar kitaplarını sadece e-kitap olarak yayınlarken bizimkiler seyrediyor. Oysa e-kitap özellikle yeni ve genç yazarlar için ne kadar büyük bir fırsat! Ajanslar ve menajerler ne yapıyorlar kim bilir…

Ekran görüntüsü 2015-01-01 22:08:23

E-kitap satıcıları daha mı iyi? Hiç sanmıyorum. Mahalledeki yeni çocuk Babil’i saymazsak görünürde ciddi bir tanıtım, eğitim, teşvik vb yok. Dostlar alışverişte görsün misali güdük koleksiyonlar, haftalarca ve aylarca değişmeyen çok satan listeleri, tozlanmış son çıkanlar. Kimileri sanal fuar yapıyorlar, koca koca indirimlerle, bildiğimiz fiziksel kitapların bildiğimiz stoklarını eritmek için… Sanal kitap fuarında (sanal) e-kitaplara süper indirimler yapmaktan daha doğal ne olabilir? Yapmıyorlar…

Devlet? Bu sene başına kadar e-kitabı elektronik bişey gibi görüp %18 KDV alıyordu, yeni %8’e indirdi, Allah razı olsun.

Okuyucu? Eh biz de talep etmiyoruz demek ki makul bir arz yok ortada. Ha, ben ediyorum şahıs olarak, ama yetmiyor 🙁

Sizin DRM Ne Marka?

Memlekette e-kitabın  başındaki belalardan biri de DRM, yani Digital Rights Management, yani sayısal hak yönetimi. Nedir DRM? Sorarsanız korsana karşı bir çare! Pehhh… Bence saçmalığın daniskası.

DRM-locked-book

Şimdi sizin e-kitabınız kontrolsüz olarak ortalıkta dolaşmasın yalnızca satın alan kişiler tarafından okunabilsin diye DRM diye bir teknoloji var. Kitabı alıp şifreliyor. Açmak için sizin bir şifreleme anahtarına ihtiyacınız var. Bu anahtar da e-kitap okuyucu cihazınız, okuma yazılımı, mobil uygulama vb her neyse orada var. Prensipte bu anahtarı oradan çıkarmak imkansız olduğu için yalnızca ve sadece anahtara sahip olanlar, yani kitabı satın alanlar okuyabilecek kitabı. Tüm sayısal önlemler gibi bu “prensip” de işlemiyor, anahtar çıkarılıyor o cihaz ve uygulamalardan ve DRM kaldırılabiliyor. idefix’ten aldığım e-kitapları Kindle’da okuyabilmemin sırrı bu zaten. Neticede beyhude çaba!

Amazon’un kitapları DRM’siz. Kaçak ve korsanı göze almış kendileri, iş modelini ona göre yapılandırmışlar. idefix’inkiler DRM’li, Adobe DRM diye neredeyse dünya standardı olmuş bir yöntem kullanıyorlar. Evet, kırılıyor, ben kırdım, satın aldığım kitapları kendi kullanımım için böyle özgürleştiriyorum 🙂 idefix bu iş için Adobe’a para veriyor. Altyapı yatırımı 15.000 TL civarında, yıllık 3.500 TL civarında bakım ücreti. Kitap başına da 50 krş ya da 1 TL civarında bir para. Yani ayda 1.000 e-kitap satsanız kitap başına 1,25-1,75 TL vermek gerekiyor Adobe’a. Ne için? Kırılabilir bir koruma için. Kim veriyor bu parayı? Ben, yani kitabı satın alan kişi. Akıllara ziyan!

Yeni girişim Babil diyor ki “e-kitapların pahalı olmasının nedeni DRM’e verilen paralar”, kısmen doğru. DRM’e para vermeseler herhalde %10-20 ucuzlatmak mümkün olur e-kitapları. Satışlara bir etkisi olur mu bilinmez, ama iyi birşey. Ama Babil öyle yapmıyor… Ne yapıyor? Adobe’un pahalı DRM’i yerine acayip bir Ukrayna (?) firmasının bilinmez DRM’ini kullanıyor. Diyelim buna kitap başına 50-75 krş veriyor, dolayısı ile kitapları da %5-10 ucuzlatabiliyor. Değer mi? Hayır! Efendim? HAYIR!!! Neden? Çok basit: Bu bilinmez DRM nedeniyle Babil’den aldığımız e-kitapları özgürleştirmek mümkün değil. Kendi okuyucularına (Calibro diyorlar ve kimi teknoloji yazarları dahil pek güzel tanıtım ve reklamını yaptılar) ya da kendi uygulamalarına (ki inanılmaz kötü bir uygulama, kullanışlılık, etkileşim ve de arayüz açısından) bağlı herşey. Babil’in başına bir iş gelse emek emek oluşturulan e-kitap koleksiyonunun çöpe gitmesi bile ihtimal dahilinde. Hepi topu yarım simit parası için!

Babil, bir yandan sevinilecek şekilde, yayınevleri arasında sıkı bir tanıtım ve ikna turuna girişti. “Bizim DRM’imiz daha iyi” tezini de kullanarak (tahminen), e-kitaptan uzak duran yayınevlerini bile dükkanlarına alıyorlar. Bir açıdan harika bir hareket: Sonunda beyaz atlı prens geldi ve memlekette e-kitabın yaygınlaşması için birşeyler yapıyor. Öte yandan ise korkutucu: Herşey saçma sapan bir DRM ve yayınevlerinin bu DRM’in iyiliği ve güzelliğine inançları üzerine kurulmuş. Eh, bize de “e-kitabı anlamışsın, ama yanlış anlamışsın” demek düşüyor tabiatıyla…

Gelecek Ne Vadediyor?

Dünyada daha fazla e-kitap vadediyor. Özellikle dergilerle başlayan, zaman içerisinde kitaplara da bulaşması kaçınılmaz olan daha etkileşimli, sesli, videolu bir okuma deneyimi vadediyor. Ucuzlayan kitaplar, tükenmeyen baskılar, dolup taşmayan (sonsuz kapasiteli) kitaplıklar vadediyor. Tüm kitaplarımızı ve hatta tüm kitapları istediğimiz anda istediğimiz yerde elimizin altında bulmayı vadediyor. Yeni ve genç yazarların ve şairlerin okuyucuya daha kolay ulaşmasını vadediyor. Daha özgür ve daha renkli bir kitap dünyası vadediyor.

Türkiye’de? Maalesef bunları Türkiye’de vaat etmiyor şimdilik ve yakın gelecekte. Belki gerçek bir beyaz atlı prens, ne bileyim Amazon felan gelene kadar…