Pardus’un makus tarihi (2007-2011)

Pardus’un başına gelmekte olanlar ile ilgili bir önceki günlük girdimi bitirirken günün birinde

TÜBİTAK ve UEKAE’nin mevcut ve önceki yönetimleri Pardus’la ilgili neler yaptılar ve neler yapmadılar

konusunda yazarım belki demiştim; o gün geldi. O gün geldi; çünkü Pardus Danışma Kurulu toplantısı (Necdet Yücel, Doruk Fişek ve Sezai Yeniay‘ın yazdıklarından öğreniyoruz olanları), bir önceki yazımdaki kimi öngörülerin, beni de şaşırtacak derecede erken, gerçekleşmesi, bu gelişmelerin yankıları, vb hareketliliği artırdı. Ne yazık ki pek çok camia ve ekosistem üyesi eski TÜBİTAK Pardus ekibinin ne derece yanlış, kendilerinin zamanında ne derece doğru olduklarını ispatlama yarışına girdiler. Eh bu da konuda söyleyeceklerimi bitirip yoluma devam etmek kararlılığımı had safhaya getirdi…

Alın size Pardus’un 2007-2011 arası az bilinen bir tarihçesi. Beğenen, beğenmeyen çıkar; kimi “tozpembe” der, kimi “kapkara”; bilemem, size kalmış birşey. Ama Pardus’un son 5 yılı üzerinde ahkam kesmek isteyenler ellerinde bu veriler olarak yapsınlar lütfen. Tarihe not düşelim, günün birinde izleri takip etmek isteyenler bizim peşimize düşmek zorunda kalmasınlar, ölümlü dünya.

Bir önemli not: Aşağıda yazacaklarım TÜBİTAK çalışanı iken o kurum içerisinde ve çevresinde olan biteni içeriyor, bir gizlilik vb anlaşması/sözleşmesi vb olmamakla birlikte bir yandan hassas bilgilerin korunması, diğer yandan da iş etiği açısından kimi ayrıntılar, kimi rakamlar, kimi isimler, vb atlanmış ya da bulanıklaştırılmıştır. Bu ayrıntılar olayı ya da sonucu değiştirmediği için bu yolu seçtim, dedikodu yapmanın hiç gereği yok 🙂

Neden 2007-2011 arası, neden 2003-2006 arası yok? Basit, eğer aşağıda anlatacağım hikaye mutlu sonla bitseydi ilk aralıktaki, doğru ya da yanlış, kimi kararlardan (kimin proje yöneticisi olduğu, paket yöneticisinin ne olduğu, masaüstü ortamının KDE mi Gnome mu olduğu, vb) bağımsız olarak tüm hikaye mutlu sona ulaşırdı. Ancak (başlıktan da anlaşılacağı üzere) 2007-2011 arasında işler ters gittiğinden, Pardus “başarısız” oldu, ilk dönemde en mükemmel kararlar da alınsaydı yine “başarısız” olacaktı. Eski bir deyimimle Pardus’un ikinci üç yılı belirleyici oldu…

Başlayalım: 2003 yılı sonbaharında Pardus (o zamanlar adı Uludağ, çünkü işin ne derece büyüyeceğini biz dahi tahmin etmiyoruz, son derece marka sorunlu bir isimle yola çıkıyoruz) projesi başlatıldığında ihtiyaç sahipleri, karar vericiler ve uygulayıcılar arasında hemen hiç kimse 2007’de ya da 2011’de ulaşılacak noktayı tahmin, ve hatta hayal, etmiyordu. TÜBİTAK’ın pek çok  projesi gibi daha akademik, iş alanındaki izi ve etkisi düşük bir çalışma bekliyordu herkes. İstisnalardan birisi zamanın UEKAE Müdürü (sonra BİLGEM Başkanı) idi. Kendisinin başlattığı, teşvik ettiği ve cesaret verdiği projeler arasında çok sağlam ürünler çıkaranlar, çok önemli işler yaratanlar var. Öyle sanıyorum ki o zamanlar, belli bir nedeni ve dayanağı olmadan, Pardus için de benzer şeyler hayal ediyordu. Bunu da 2006 yılına kadar projeye verdiği sınırsız destek ile gösterdi.

Kendime de pay çıkaracağım bu noktada: 2004 yılından başlayarak, özellikle proje yönetimine geçtikten sonra ve  Pardus’un iş üreten bir ürün olması gereğini vurguladım. Yanılmıyorsam 2004 yılı Şenlik’inde (ortada tek satır kod yok, dikkat edin) yaptığım bir sunumda Pardus’un donanım ve yazılım üreticileri, eğitim ve danışmanlık firmaları, sistem entegratörleri için nasıl bir iş platformu oluşturmasını istediğimizi, bu platform ile PiSi, CoMar, vb teknolojilerle oluşturacağımız teknik platformun nasıl birbirlerini destekleyeceklerini düşündüğümüzü anlattığımı gayet net anımsıyorum. Özellikle 2006 sonrasında hemen tüm sunumlarımda içinde “this is a business, not a science project”  yazan bir çizimi (bulduğum çizim Amerikancaydı, ben ne yapayım)  dahil ettiğimi, “Pardus’tan birileri para kazanmalı ki yaygınlaşsın” dediğimi de sizlerden anımsayanlar çıkacaktır. Kısacası Pardus büyük olmak için yola çıktı, iş olarak büyük olacaktı ve başından itibaren bunun için gerekli unsurlar projeye dahil edilmeye çalışıldı.

2005 yılı başında Çalışan CD, ardından yıl sonunda Pardus 1.0 çıktığında ekiple birlikte çevremizdeki pekçok kişi de içine girdiğimiz işin o kadar küçük olmadığını anladı. Pardus büyük olacaktı! Bizimle hemen aynı zamanlarda yola çıkan, bize göre ufak avantajları (vizyon sahibi ve kararlı bir patron, 10 milyon $ nakit para ve işe aldıkları onlarca debian geliştiricisi) olan Ubuntu’yu rakip ve kıyas olarak görüyorduk. 2006 yılında yapılan en akıllı işlerden birisi 2007 yılından başlayarak DPT’den yılda birkaç milyon $ destek sağlayacak bir proje geliştirilmesi oldu. Bu projede bir bireysel ve bir kurumsal sürüm, bu sürümler için farklı iki takım (daha sonra bunun yanlış çözüm olduğunu gördük ve değiştirdik), test ve kaliteye bir miktar ağırlık, ekosistem ve camia oluşturmak için şirketler, üniversiteler ve kişilerle ilişkilerin tanımlanması, … velhasılı 2011’de konuştuğumuz ve şu anda da konuşulmakta olan herşey vardı. Bu işlere paralel olarak teknik tarafta Çalışan CD ve 1.0 deneyimlerinden aldığımız  dersle, ve geçmişimizi kısmen (ya da çoğunlukla) çöpe atmak pahasına, Pardus 2007’yi şekillendiriyorduk. Çıkacak ürüne güveniyorduk,  ekibimize güveniyorduk.

2007 bize kötü haberlerle geldi: Projemiz TÜBİTAK değerlendirmesinden geçip DPT’ye ulaşmamıştı. DPT ile yaptığımız görüşmelerde hep olumlu görüşler alıyor, projenin onlara gelmesi durumunda destekleneceğini duyuyorduk. Ancak, TÜBİTAK’taki bir takım aksaklıklar nedeniyle o aşamaya gelemedik. UEKAE içerisindeki sınırsız desteğimiz de, yine çeşitli nedenlerle, sınırlı bir hale gelmişti. Artık eleman almak istediğimizde bekletiliyor, pazarlığa tabi tutuluyor, kimi zaman da geri çevriliyorduk.  Olmayan bir ürünle ve UEKAE’den bir avuç bize inanmış arkadaşın çabaları, MSB’de bir adet doğru riskleri almaya hazır arkadaşımızın üstün gayretleri ile koca bir proje dahi almıştık. Ama henüz para kazanamıyorduk… UEKAE “hayır” dediğinde yapabileceğimiz birşey yoktu. Aslında olmayan bu “şey”i bile yaptık, Türkiye’den ve dünyadan girişim sermayedarları, yatırımcılar ile görüştük. Pardus’un başarılı bir iş olabileceğine ikna etmeye ve Pardus’a yatırım yapmalarını sağlamaya çalıştık. Hemen hepsi projeyi, ürünü ve işi beğendiler; ama hiçbiri yatırım yapmadı, muhtelif nedenlerle.

Öte yandan 2007 yılı başka bir açıdan da önemliydi bizim için: İlk kez bir halkla ilişkiler ajansı ile el sıkışıyor, basına ve daha önemlisi sektöre açılıyorduk. Pardus 2007’nin lansmanı ardından 3-4 ayda donanım, yazılım, sistem entegrasyonu, eğitim, danışmanlık, akademi, basın, … alanlarında herhalde 150 firma/kuruluş/kişi ile görüştük. Çoğuna önce Linux’u, sonra Pardus’u anlattık; 2004’de kamuya (aslında özgür yazılım camiasına) açtığımız iş modelimizden bahsettik, iş potansiyelini, biraz da cilalayıp yaldızlayarak, anlatmaya çalıştık, birlikte nasıl işler yapabileceğimiz konusunda kafa patlatmaya davet ettik onları. 2007 ortasına geldiğimizde elimizde bir firma vardı bize olumlu yanıt veren, bir de sivil toplum örgütü. Firma başlangıç (start-up) seviyesinde, STÖ de kendi alanına yoğunlaşmış. Tepilen binlerce km yoldan, harcanan yüzlerce saatten, çalınan namütenahi çeneden, … geriye kalan birşey olmadı. 2007 biterken, Pardus 2008 hazırlıkları yaparken parasız, desteksiz, kuvvetsizdik…

Fakat ümidimiz tükenmemişti! 2006’da yazılan DPT projesi biraz değişiklik ile yeniden yazılmış ve 2009’da destek almak ümidiyle TÜBİTAK’a ve, bu kez neyse ki, DPT’ye gönderilmişti. Kimi bürokratik karışıklıklar ardından proje kabul gördü, DPT Yatırım Programı’na girdi. Devletin Pardus geliştirilmesi işini desteklemesi ve bunu da DPT ve TÜBİTAK eliyle yapması güdümlü Ar-Ge için iyi bir örnekti, bu desteğe iş potansiyelini geliştirme işini de bir performans kıstası olarak koymak daha da yerindeydi. Bir yıl gecikme ile istediklerimiz olacaktı. O zamanlar 50 sayısını bulmuştuk ekip büyüklüğü için, ki hala da geçerli bir alt sınırdır kanımca. Dünyada hem büyüklere (RedHat ve SuSe), hem “ufak”lara (Ubuntu, RedFlag, Mandrake) bakıp bu sayıya inandırıyorduk kendimizi. DPT de OK demişti. Ama 2007 başından itibaren yönelmemiz gereken bu sayıdan çok uzaktık o sırada, yalnızca 15 kişiydik ve sayımız artmıyordu. Bu halimiz ile ancak Pardus 2000 serisini ayakta tutabiliyorduk; Kurumsal ürünümüzü oluşturamamıştık hala, Pardus teknolojilerinde çok çok zamandır yapılması gereken iyileştirmeler bekliyordu, hasbelkader gelebilecek proje isteklerini karşılamak için uzmanlaşmış bir ekibimiz yoktu, vs vs… İşin kötüsü bu az sayıda işi yaparken dahi ekip insanüstü çaba sarfetmek zorunda kalıyordu. Bir geliştirici camiası oluşturmaya başlamıştık, kimi ümit veren sonuçlar da ortaya çıkıyordu (örneğin duyurmaktan her zaman büyük keyif aldığım her 1 TÜBİTAK elemanı için 3 geliştiricinin camiaya dahil olması), her ne kadar ilişkiler her zaman sütliman ilerlemese bile… Yine de işin yükü nedeniyle, buna karşın özellikle yetkinleşmiş elemanlara kariyer ve maddi açılardan vaatlerinin kısıtlı olması da eklenince, kan kaybetmeye başladık. Dream team dağılıyordu yavaş yavaş. Neyse ki gelenler abilerinin (gidenlerin hepsi erkekti 🙂 dolduruyordu da üründe büyük sıkıntı yaşamıyorduk. Ama 2009’da gelecek kaynak bizim için can kurtarıcı olacaktı.

Şimdi soracaksınız “hep para diyorsun, ‘para gelmedi, geç kaldı, yetmedi…’ diye sızlanıyorsun, bu işlerin parayla ne ilgili var, 3-400 dağıtım milyon $’la mı çıkıyor” diye. Biz parayı dağıtım çıkarmak için beklemiyorduk, yanlış anlaşılmasın, biz parayı platform oluşturmak için bekliyorduk, hem teknoloji ve hem de iş platformu oluşturmak için. 3-5 yıl destek verdiğiniz ve en alt sevyesine kadar hakim olduğunuz bir ürününüz yoksa kurumsal pazarda kimse yüzünüze bakmaz; olsa bile bakacakları garanti değil. Biz aklı başında bir test ekibi, aklı başında bir kanal yönetimi, aklı başında bir proje ekibi oluşturmadan; ekosistem ve camia işlerini sistemli ve profesyonel bir şekilde yürütmeden ne kamuda, ne özel sektörde, ne KOBİ’de, ne üniversitelerde, … rakiplerimizle boy ölçüşebilirdik; bunlar olduğunda da ölçüşeceğimiz garanti değildi. Parayı bunun için istiyorduk; yoksa al debian’ı bas kaplan kafasını, al sana dağıtım!

2003-2006 arasında elimizi sıcak sudan soğuk suya sokturmayan UEKAE Müdürü artık daha fazla kaynak vermiyordu. Tamam, 15 kişilik bir ekibin 1.5 milyon TL gibi bir maliyeti var yıllık, havadan gelmiyor bu paralar. Ama para kazanmak için daha fazlasına ihtiyacımız vardı! Hem DPT de OK demişti, hem MSB ile destek ve bakım anlaşması imzalamak da an meselesi idi (sözleşme galiba bu ay imzalanmış 🙂  daha ne bekleniyordu ki? Hayır, daha fazla para vermiyordu; evet, sağolsun paramızı azaltmıyordu, ama artırmıyordu da! Mutlaka 1.000 kişilik bir Enstitü’yü yönetmek 15 kişilik Pardus projesini yönetmekten daha karmaşık, çok daha fazla parametre ve değişken var. Şimdi ben de burada ahkam kesmeyeyim, ama 2007-2009 arasında UEKAE’den gelen kaynak artmış olsaydı şu anda bambaşka bir resme bakıyor olabilirdik, bunu da söylemem gerekiyor…

2009 yılı yine kötü haberlerle geldi: DPT’deki kimi bürokratik karışıklıklardan dolayı o yıl da kaynak aktarılamayacaktı bize… Büyük şok! Nasreddin Hoca’nın eşeğine dönmüştük, ölmek üzereydik… Ölmedik, bir yıl daha yaşadık; siz ona yaşamak derseniz… Tüm dünyada küresel ekonomik kriz sonucu özgür yazılım şirketleri rekor ciro ve kar artışlarına imza atarken, Linux artık bir daha geri dönülmeyecek şekilde dünya kurumsal bilişim sistemine entegre olurken, … biz ayakta kalmaya çalışıyorduk! 2007 yılından sonra 2009 yılında da, hem de bu kez bence çok çok daha büyük, bir fırsat kaçıyordu. Bakakalırım giden geminin ardından… misali 🙁 2009 boyunca UEKAE ve TÜBİTAK yönetimleri bu paraları DPT’den ve devletten almak için uğraşabilirdi, siyasi gücünü kullanabilirdi; kullanmadı… Bence hatalıydı, ama dediğim gibi benim baktığım açı sınırlı, öte yandan farklı görünüyor olma ihtimali mevcut!

Ve 2010, paralar geldi! Mart ayında “eleman alabilirsiniz” cümlesini duyduğumda mutluluğumu ve heyecanımı tarif edemem. Birkaç ayı da biz kaybettik; yeniden yapılanma, süreçler, yöntemler derken. Yeni arkadaşların, 3. nesil geliştiricilerimizin, aramıza katılması Ağustos’u buldu; hem de 10 tanesi birden! Pardus 2010’u atlamıştık zaten, 2011 için hazırlıklara başladık. Bu arada DPT projesi üzerinde gerekli revizyonları yaparak (her seferinde birşeyler öğrenip görebildiğimiz yanlışlarımızı gideriyor, eksiklerimizi tamamlıyorduk) hedeflerimizi belirledik, yeni Pardus Ana Sözleşmesi için çalışmaları başlattık. Artık sistemli çalışa(bile)cektik, Kara Düzeni Kaldırma (KaDüK) iç projemizi başlattık!

2010’un bir diğer iyi haberi (o zamanlar biz öyle sanıyorduk) de EPDK projesi idi. EPDK, yine bir hesaplı riski alma cesareti göstererek, tüm kurumsal yazılım dizisi ve altyapısını Pardus ve özgür yazılımlar üzerine kurmaya karar vermişti (yine UEKAE’den tek tük arkadaşımızın inanılmaz destek ve çabaları sayesinde). Neredeyse bir yıl önce sözleşme imzaladığımız, ancak pazarlama konusunda beklentilerimizi boşa çıkaran, büyük olasılıkla bizim de onların iş beklentilerini boşa çıkardığımız, Pardus Göç Ortakları (PGO) artık Pardus temelli işler yapmaya başlayacaklardı sonunda. Hayat bayram ol[acaktı]…

2011 yılında dağıtım tarafında işler fena gitmedi, 2000 serisinin son ürünü olacak olan Pardus 2011 çalışmaları yürüyordu; Kurumsal 2 sürümümüzü, tam içimize sinen bi şekilde olmasa da , yayınlamıtık. Buna karşın bireysel (P serisi) ve kurumsal (K serisi) ürünleri aynı çekirdek depodan üretme, P serisini olabildiğince  camia (arada bir yol kazası ile geliştirici camiamızı, neredeyse tümüyle, kaybetmiştik, ama bu sıralarda hedefe odaklanmaktan bu “ayrıntı”yı gözden kaçırmakta bir sakınca görmüyorduk, önemli bir hata) ile birlikte geliştirme, P serisine destek vermeme, vb politikaları belirliyor ve kısmen duyuruyorduk. Camia dağıtımı yapmak iddiası ile yola çıkanlara elimizden gelen desteği, ve kuralları zorlayarak biraz daha fazlasını, veriyorduk. Tabii bu politika değişiklikleri kendi  içimizde ittifak ile kararlaştırılmıyordu, sıkı tartışmalar da oluyordu… 2011 Ekim ayına kadar olan kimi önemli ayrılıkların altında bu, Pardus’un kabuk değiştirme sancıları, yatıyordu (özellikle Aralık 2011 sonrası ayrılmalar ile karıştırılmaması açısından vurguluyorum)…

2011’in ilk kötü haberi EPDK projesinde yaşanan sıkıntılardı! Bir yerde mecbur kalarak, biraz aşırı güven ile, bir yandan da çevreye (yakın değil, kurum içi) güvensizlikten EPDK projesinin yöneticisi de bendeniz olmuştum. Ancak projeyi “yönet(e)miyor”dum… Pek çok kritik karar üstte, ya da altta (üstün katkı ve onayı ile) alınıyor; benim uyarılarım dinlenmiyor, önerilerim kale alınmıyordu. Projenin daha ilk aylarından itibaren yaşadığım rahatsızlığa rağmen, öyle sanıyorum ki Pardus’a ve özgür yazılıma olan sorumluluğumun etkisi ile, ama sonuçta bir nevi basiret bağlanması içerisinde, proje yönetimini bırakmamam cehenneme giden yolda taşları diziyordu, büyük hata! Artık enerjim ve zamanımın çok önemli bir kısmı sorunlu ve sinir zorlayan EPDK projesine gidiyor, Pardus (2004 sonu-2006 ortasında bir kez daha, bu kez Kamu Sertifikasyon Merkezi (KSM) için, olduğu gibi) kısmen kenarda kalıyordu. EPDK için uğraşıp didinmekten gerektiği zaman Pardus için mücadele etmeye enerjim ve sabrım yetmiyordu…

UEKAE’nin (artık BİLGEM’in) Pardus ekibinin büyümesine olumsuz bakması, pek çok şeyin (bu arada sözleşme aşamasına gelmiş çok milyonluk projelerin de) akıbetini EPDK projesinin (ki dediğim gibi benim hatalarım olabilir, ama Pardus ekibinin vazifesi olmayan pek çok şeyi büyük özveri ile yaptığı, yanlış gidişte de en ufak dahli olmadığı) bitişine bağlaması deprem etkisi yaptı. 5 yıldır uğraştığımız, badireler atlatarak hakettiğimiz, sonunda kasamıza girmesini dahi sağladığımız paraları kullanamıyorduk. İki yıl önce 20 sayısı nasıl bir sihirli tavan olarak önümüzdeyse, şimdi de 30 sayısı aynı muameleyi görüyordu. Hemen kriz yönetimine geçip hangi ürünümüz ve projemizde ne yapabileceğimizi, yeni sürüm metodolojimizi nasıl uygulayabileceğimizi belirledik ve uygulamaya koyduk. Ancak 2011 yaz sonunda TÜBİTAK yönetimi değişti, beraberinde pek çok şey de…

Kanımca eski UEKAE/BİLGEM yönetimi

  • Pardus’un 2007’de (sonra da 2009’da) DPT kaynağı kullanabilmesini sağlamalı, bu kaynağın takipçisi olmalı,
  • Pardus’a gerekli politika desteği sağlanmasının TÜBİTAK ve hükumet (ve diğer kamu kurumları) nezdinde takipçisi olmalı,
  • 2011’de Pardus’un büyümesinden endişe duymamalı, genişlemeye izin verirken  iş planını daha yakından izlemeli ve denetlemeli,
  • Pardus’u bir Enstitü haline getirmeli,
  • ve EPDK projesinin olumsuz yönde gitmesine engel olmalı

idi.

Bunlar yapılabilse kanımca TÜBİTAK Pardus ekibi

  • planladığı şekilde kurumsal ve bireysel sürümler yayımlayabilir,
  • sözleşmeli projelerde artan başarı gösterir, kazanç sağlar,
  • bir ekosistem oluşturur, camiası ile yeniden iyi ilişkiler kurabilir (acaba ?!?)

ve yeni yeni telaffuz etmeye başladığı hedef doğrultusunda Türkiye bilişim sektörünü evriltme yoluna girebilirdi.

Pardus projesinin başarısı için gerekenleri Suudi Arabistan’da katıldığım bir toplantıda yaptığım konuşmada özetleme fırsatı bulabildim: Para, Ekip, Ürün, Camia, Kullanıcı ve Politika. 2007-2011 arasında TÜBİTAK Pardus ekibi olarak Para, Ekip ve Ürün konularında iyi bir performans gösterdik, Camia’da çuvalladık, son zamanlarda özellikle Ürün ve Kullanıcı için doğru şeyleri yapmaya başladık ama ömrümüz yetmedi. Eski TÜBİTAK  yönetimi Para ve Ekip konusunda 2006 ortasına kadar çok iyiyken, 2007-2009 arasında durdu ve 2010-2011 arasında kötü oldu; Politika konusunda çok geri kaldı, neredeyse hiç birşey yapmadı. Bunlar öznel değerlendirmelerim… 2009 yılı sonunda, yani Para gelmeden hemen önce tarafsız (tercihan yurtdışından) ve deneyimli bir danışmanlık firması tarafından Pardus’un 2003-2009 arasının bir değerlendirmesinin (audit) yapılmasını istedim; bunun için kaynak da ayırdım, olası firmaları belirledim, şartnamesine varana kadar hazırladım. Kısmet değilmiş; satınalma süreçleri, kamu kuruluşu bürokrasisi, vb derken yapamadık… Yapabilsem Pardus’un geçmişini nesnel bir şekilde değerlendirmek için elimizde bir veri olurdu, başarısız olduğumuz alanlar ve iyileştirme yolları konusunda bir kılavuzumuz olurdu, dünya ile kıyas yapacak bir karnemiz olurdu, benden sonra geleceklere yararlı bir harita olurdu… Olmadı, son derece öznel ve temelsiz bir şekilde tartışıyoruz bu konuları maalesef…

Nerede kalmıştık; 2011 yaz sonunda TÜBİTAK yönetimi değişti! Yeni gelen yönetimi, özellikle Enstitülerden sorumlu teknik ekibi tanıyorduk, onlar da bizi tanıyordu. Her değişiklik bir sıkıntı demek olsa da,  Gelen gideni aratır… olsa da iyimser kalmaya gayret ediyorduk. Yeni yönetime EPDK projesi, sorunları ve çıkış yolu; Pardus projesi, hedefleri ve gereksinimleri, plan ve hayalleri konusunda sözle, yazıyla, her türlü bilgi aktardık. Özellikle FATİH projesinin Pardus ve özgür yazılım açısından önemini vurguladık, Pardus’un mevcut hali ile ilk parti akıllı tahtalara nasıl hazır olduğunu anlattık/gösterdik (hem EĞİTEK’te, hem CeBIT’te; birden fazla üreticinin tahtası ile; tüm özellikleri şıkır şıkır çalışacak halde…), tablet için yapılabilecekleri ilettik… Kimi günler pek olumlu ve iyimser, kimi günler belirsiz geçiyordu. Sonunda Ekim 2011 ortası ile Kasım 2011 ortası arasında, tam da net ve resmi bir bildirim ve/veya açıklama olmadan, önce Pardus, sonra da EPDK projelerindeki görev ve yetkilerim sona erdirildi. Gerisini, benim açımdan, biliyorsunuz…

[youtube http://www.youtube.com/watch?v=55vgRIc1djQ?version=3&rel=1&fs=1&showsearch=0&showinfo=1&iv_load_policy=1&wmode=transparent]

Yeni TÜBİTAK yönetimi Pardus’u ne yapacağına uzunca bir süre karar ver(e)medi. Yeni proje yöneticisi atamadı, adını “FATİH için Pardus” olarak değiştirdi, BTE’ye bağladı, sonra ULAKBİM’e bağladı, sonra Ankara’ya taşıdı… Bu belirsizlikler ve bu yazıya konu olmayan diğer nedenlerle ekip dağılmaya başladı; 2012 başında 20 kişiye inmişti, 2012 ortasında 6-7 kişi kaldı. Onlar da diğer projelere dağıtıldı ve bildiğimiz hali ile Pardus projesi sona erdi…

Bana sorarsanız yeni TÜBİTAK yönetimi (Çalıştay’a kadar olan zamandan bahsediyorum)

  • memnun değilse sadece proje yöneticisini değiştirmeli, yılların birikimi olan ekibi ve mevcut ürün ve süreçleri olabildiğince korumalı,
  • Pardus’un 2007’den bu yana hakettiği, haketmenin ötesinde gidip bulup (evet DPT kaynağı da UEKAE’den bazı arkadaşların kişisel katkı ve çabaları ile oluşturulmuş ve sağlanmıştır) getirdiği, ama ancak 2010 ortası-2011 ortası arasında kısmen kullanabildiği  kaynağı yanızca Pardus kullanımına vermeli,
  • FATİH akıllı tahtalarında sadece Pardus kullandırmalı (sonunda o tahtalarda yalnızca Windows çalıştırılacağından endişe ediyorum),
  • FATİH tabletleri için amazon’un Fire’da yaptığına benzer bir şekilde Android’i çatallayarak (gerçek anlamda çatallayarak, sırf kozmetik değişiklikler değil) kendi tablet işletim sistemini (Pardus T diye adını bile koymuştuk) geliştirmeli,
  • Pardus’u bir Enstitü haline getirmeli

idi.

Bunlar yapılabilse kanımca TÜBİTAK Pardus ekibi yukarıdakilere ek olarak

  • FATİH projesinden yüz akıyla çıkar, içerik ve yazılım üreticilerini platform bağımsız ürünler oluşturmaya zorlar,
  • Türkiye’de ciddi bir tablet bilgi birikimi oluşmasını sağlar, küresel çapta etkili olabilecek bir aktör haline gelir (belki ?!?)

idi ve bu kez çok daha ciddi bir şekilde Türkiye bilişim sektörünü evriltme yoluna girebilirdi.

TÜBİTAK farklı bir yol seçti… Ahmet Kaplan ve Abdullah Erol’a bir kez daha başarılar diliyorum; “yeni Pardus”un kazanımları  Türkiye’de özgür yazılımın kazanımları olacaktır, hepimizi memnun edecek, hepimize yeni ufuklar açacaktır.

Ben bunları yazarken yoruldum, sizler de okurken yorulmuş ve sıkılmışsınızdır. Ne yapalım, hikaye bu… Bu bir savunma değil, kendime güzelleme de değil; böyle şeylere gereksinimim yok; zaman neyi yapıp neyi yapamadığımı ortaya çıkarır; 25 küsur senelik iş hayatımda çıkardı… Geçen 5 yılda neyi neden yaptığımı anlattım sadece; hem “ne” kısmı, hem de “neden” kısmı ilginizi çekebilir diye. Pardus tartışırken tam körlerin fili tarif etmelerine benziyor durumumuz; kimi geliştirici paket sistemini temel konu olarak görüyor, kimi özgürlük için çizilen çerçeveyi, kimi kullanıcı için paket azlığıdır Pardus’u batıran, kimisi için .exe’lerin çalışmaması, PGO’lar kendileri ile iş yapılsa Pardus’un kurtulacağını sanıyor/söylüyor, ajans camia işleri kendisine teslim edilse… Herkes neresinden tutuyorsa Pardus’u orasını en değerli biliyor, başka kimseye de kulak vermiyor. Ben 8 yıl boyunca Pardus’un her yerini elledim… Bi işe yaramasa da paket de yaptım, çeviri de; strateji de geliştirdim, pazarlama da yaptım; kavga da ettim,  göbek de attım. Bir adem evladı çıkıp da “ben Pardus’un daha fazla veçhesi ile uğraştım” diyemez; herşeyi en iyi bilen ben olmasam da herşeyi bilen bendim! Bildiklerimi, daha doğrusu bence gerekli ve yeterli bir kısmını, sizlerle paylaşıyorum. Bundan sonra Pardus ile ilgili kalem/klavye oynatırken lütfen daha geniş bir açıdan bakmaya çalışın.

Not: Pardus hakkinda yazmam gereken pek az şey kaldı; Pardus-LKD ilişkileri bunlardan biri, ya da geliştirme sistematiği ve metodolojilerindeki eksiklerimiz… Onu da başka bir zamana 🙂 Son gelişmelerden sonra artık kendimi “yeni Pardus” camiasının bir parçası olarak görmüyorum. O nedenle bu konularda blog, twit, forum, vb iletişimi izlemiyorum. Soracaklarınız, yazacaklarınız yanıtsız kalırsa kusura bakmayasınız…

“Pardus’un makus tarihi (2007-2011)” için 14 yorum

  1. vaktinde bir arkadas pardusta torpille staj ayarladigini soylemisti bize sanirim sizin projeyi torpil illeti mahvetti. yetenekli kisileri secmemekle belki haberiniz olmadan baskalarinin secmemesiyle kendi bindiginiz dali kestiniz. belki de projeden hic ayrilmam dediniz. belki de bu proje tamam kesinlikle basarisizdi o konuda herkes mutabik ama basarisiz oldugu icin kapatilmadi.

    1. bir yanlış kanıyı engellemek için buna yanıt vereyim: Pardus’ta yılda 20-30 öğrenci staj yapıyordu. UEKAE’nin pek çok projesi ve grubunun gizlilik özelliği nedeniyle bu sayı Enstitü’deki stajyerlerin önemli bir kısmını oluşturuyordu. pek doğal olarak Enstitü yönetimi ve çalışanları aracılığı ile staj konusunda çeşitli talepler gelmekteydi. ancak uygulamamız stajyerlerin sadece 1-2 tanesinin bu tip “ricacılar” arasında seçilmesi idi. son yıllarda bunun adını “patron kontenjanı” koymak densizliğinde dahi bulunduk. stajyerlerimizin %90-95’i ekip elemanlarının oluşturduğu gönüllü bir komisyon eliyle ve kılı kırk yararak seçilmişlerdir. stajyerlerimizin bir kısmı zaman içerisinde yarı amanlı ve sonrasında tam zamanlı elemanlarımız olmuşlar ve projeye önemli katkılarda bulunmuşlardır…

      1. vay anam… erkan bey, sen git koskaca pardus projesinde koskoca yonetici ol, ondan sonra da “ricacilara” ses cikarma hatta adini patron kontenjani koy, torpilli adam al, sonra da “canim bu sadece %90-95’i ki” diyerek bunlari aklamaya calis. biz de vergilerimiz (her ne kadar bir kismi da olsa) ne kadar iyi yerlere, iyi kisilere ozgurluge, haksizliga gidiyor diye seviniyorduk. meger daha iyi olanlarin hakki ricacilara devredilmis. yazik.

        (not: rica ediyorum bana da bir guzellik yapin bundan sonraki projeye “ozgurluk icin” falan gibi isimler koymayin. “ricacilar icin” ya da “%90-95 ozgurluk” olabilir bence)

      2. Merhaba,
        İsmimi veremeyeceğim ama fakat gayet içtenlikte sizin ve linux camiasının nasıl kendisini bir b*k sandığını söylemek istiyorum.Öncelikle pardus işinde gerekse staj olsun gerekse gsoc olsun benim hakkımı yediniz.Ben başvurdugumda orda tandıgım bir kankam olmadıgı için beni kabul etmediniz.Gsoc konusunda ise WUBI like installer projesinde , yaptığım başvuruda neredeyse kaynak koduna kadar ürünü nasıl olacağını anlattım.Yine beni seçmediniz , Bilkent’te geldiginizde size konferans ayarlayan yalaka çocuğu seçtiniz.Bu ulkede linux veya açık kaynak dendiğinde kesinlikle akla gelmemelisiniz.Mümkünse bu ülkeyide terkedin.Sizin MSB’de ne b** yediğnizi herkes biliyor.EPDK yine aynı.Orada olanları hep kendi tarafınızdan anlatıyorsunuz.Birde yaşanan olayları , ordaki çalışanlara soralım.Ah paramız gitti ah şu oldu demek kolay.Var olan yazılımı , pisiye çevirmeyi iş mi sanıyorsunuz ? Eğer dream team , pisiye çevirmeyi iş sanıyorsa , sizin açık kaynak mantalitenizede sıçayım

        teşekkürler.
        ps:Hepinizden nefret ediyorum.İsimleriniz aklımda.

  2. Merhaba Erkan Bey,

    Tüm bu olaylar esnasındaki personel hareketlerinden haklı olarak fazla bahsetmemişsiniz. Ben bu konuda sadece bir şey sormak istiyorum.

    Açıkçası ben ekiplerinizi ve ürünlerinizi dışarıdan takip etmiş biri olarak İsmail Dönmez’in pardustan ayrılmasının da projeyi olumsuz etkilediğini veya en azından bir süre yavaşlattığını düşünüyorum. Çünkü pardus-2007 zamanına göre mükemmel giden bir sürüm iken pardus-2008 den, pardus-2011 in ortalarına kadar mevcut sürümlerde aradığım çatı ve paket kararlılığını bulmakta zorlandım. Ayrıca bu süre zarfında sisteme pardusa has yeni teknolojiler de eklenemedi.

    Bu konudaki görüşlerinizi paylaşırsanız sevinirim. Teşekkürler.

    Bahadır Özdemir

    1. Bu günlükte çeşitli yazılarımda Pardus 2007’nin zamanına göre en iyi ürünümüz, hatta yine zamanının en iyi Linux dağıtımı olduğunu yazdım. Bu başarıda en büyük pay, doğal olarak, yine bu günlükte rüya takımolarak adlandırdığım ekiptedir. İsmail bu ekibin elemanlarından biri, gidişi bizi etkiledi, ama diğer arkadaşlarından daha az ya da daha fazla değil. İdeali rüya takımın Pardus’ta çalışmaya devam etmesi, her birinin etrafında yeni katılan gençlerden oluşan uzmanlaşmış ekipler oluşması idi. Ancak ne TÜBİTAK’ın personel politikası, ne de UEKAE yönetiminin Pardus vizyonu bunu sağlayabilecek kalibrede değildi.

      Bununla birlikte rüya ekip dağıldıktan sonra gelen genç arkadaşlarımız da son derece düzgün ürünler çıkardılar, hatta Pardus 2008’in meraklısı daha çok desek yeridir. Ya da KDE4’lü Pardus 2009 ve 2011 de öncülleri kadar ilgi uyandırdılar. Özellikle bu son ikisindeki kararlılık sorunları bizden çok ana kaynaktan geldi, KDE4’e geçmek için 1,5 yıl kadar beklemiş olmamıza rağmen.

      Teknolojiler konusuna gelince; doğal olarak en yenilikçi sürümlerimiz ilklerdi. Pardus 2007’de çığır açan katkılardan yavaş yavaş oturmuş bir sistemin bakımı ve tutumunu yapmaya verildik; ki bu da doğal olanıydı. Belki ekibin ilgisini kaybetmedeki unsurlardan birisi de buydu, yani heyecanlı geliştirmenin yerini tutarlı entegrasyona bırakması…

      1. Teşekkürler.

        Bir de yazınızla ilgili şunu sormak istiyorum.

        Yazınızın başında verdiğiniz linkte Necdet Yücel, akıllı tahtalara kurulan pardusun çalışmadığını, sonra debian paketleriyle değiştirilince çalıştığını bu nedenle akıllı tahtalarda debianın kullanılmaya karar verildiğini yazmış.

        Bu gerçekten çok ilginç bir konu. Öncelikle akıllı tahtalarda kurumsal2 mi yoksa bireysel sürüm mü denendi.

        Çünkü kendimce kurumsal 2 nin gnome paketlerini yaparken, gnome masaüstünde, kde masaüstünün tersine, sistemin CD flashdisk harddisk gibi hiçbir şeyi sisteme mount etmediğini farketmiş ve gvfs, libimobiledevice, upower libgpod gibi birtakım paketlerde oynama yaparak veya sürüm yükselterek bunu düzeltmiştim.

        Yazılanları okuyunca bu nedenle kurumsal 2 nin bazı hatalar vermiş olabileceğini hissettim.

        Ayrıca yine sormak istediğim bir konu daha var. Sizin lisanslar konusunda çok hassas olduğunuzu en iyi bilen kişilerden biriyim.

        Yeni yaptıkları debian sürümü doğrudan orijinal debian paketlerini kullanıyor ve repo olarak da yine orijinal debian repolarını mirror olarak kullanıyor.

        Bu durum debiancılar için bir lisans hakkı doğurur mu ve böyle bir sistemin akıllı tahtalarda kullanılması gelecekte soruna neden olur mu?

        Cevaplarınız için şimdiden teşekkürler.

        Dr. Bahadır Özdemir

  3. Merhaba Erkan Bey

    Benim Merak ettiğim neden işe bir dağıtım ile başladınız.Var olan dağıtımlar üzerinde bu ülkenin ihtiyacı olan yazılımları yazmanız daha mantıklı olmaz mı idi? Ticari olarak da daha başarılı olaiblirsiniz.Örnek vermek istiyorum .Email server yazılımı veya en azından postfix veya qmail yönetimi için yazarak ülkemizi exchange yazılımına kullanıcı başına para ödemekten kurtarabilirdiniz.Ve özel sektörde sizin ile çalışmak isteyecektir.Ortada İredmail
    yazılımı gibi bir örnek var.Naçizane düşüncelerim .

    Teşekkürler.

  4. slm Erkan Tekman bey. ben şahsen yazılımdan anlamam fakat taa başından beri bir pardus sevdalığı var içimizde. Olanları hep takip ettik hem üzüldük hem sevindik günleri bizde böyle geçirdik…
    Yazınızı okudum – kusura bakmayın cok geç okudugumu tarıhı görünce farkettim- ve bilgiler için teşekkür ederim.
    Sizler ki bu projeye gonul, emek, alın teri verdiniz, ve cok hayalleri gömdünüz bu işe. şimdi bu bayrağı sizden devralıp ilerletmeye çalışan arkadaşlar var ve bu arkadaşlarında gönüldaşlara ihtiyacı var.
    Sizlerden aslında artık geri dönmenizi istemek için yazıyorum bu yazmayı beceremediğim yazıyı neden beceremediğime gelince içimde o kadar güzel cümleler var ki size ‘tamam geri dönüyorum demeniz için-fakat ne klavyede yazabiliyorum ne kelimelere dökebiliyorum. Bizlerin sizlere Pardusu Pardus yapan insanlara ihtiyacımız var. Pardus bir sevdadır ona küsülmez o zaten sizin çocugunuz. hiç bir baba çocugunu öksüz bırakamaz. Onun sizlere ihtiyacı var. Söz veriyorum elimizden gelenin en iyisini yapacagiz size yardım için…
    Sizi bekliyoruz, Pardusu öksüz bırakmayın…

  5. açıkcası bir pardus sever olarak tübitakın geliştirdiği eski pardusu özlüyor. geliştirilmesi noktasında gelinen bu duruma üzülüyorum. şüphesiz her yönetimin hataları olmuştur. ama yine de hatalarınıza rağmen yaptıklarınıza teşekkür ediyorum. çünkü pardus gibi bir değeri yıllarca bize yaşattınız. şimdi gönüllü bir ekip bir şeyler yapmaya çalışıyor. bu konuda açıkcası geçmiş ekibin kritik noktalarda yardımcı olması içimden geçen bir beklenti. ayrıca lkd gibi bir oluşum içinde elitist linux uzmanı kişilerin varlığı ve pardusun geldiği bu noktada ellerini taşın altına koymak istememeleri türkiyenin özgür yazılım ortamında birliktelik sağlamanın ne kadar zor olduğunu bence gözler önüne seriyor. pardusun geçmiş yönetiminin hatalarından çok bence pardusun bu durumunda Türkiyenin özgür yazılım camiasının gerekli sahip çıkmada gösterdiği başarısızlık daha çok rol oynamıştır.
    şahsınıza ve eski geliştiricilere tekrar teşekkür ediyorum.

  6. Merhaba Erkan Bey
    Ben bu olaya biraz farklı açıdan bakmak istiyorum özgür yazılım bir kurumun yapacağı iş değil heleki bizim ülkemizde hiç değil,sebeplerini siz yazmışsınız zaten tabi eklenecek bir çok şey var elbette ama söylenmiyor işte..
    şuanda pardus durdurulmuş olabilir tubitak yada diğer kurumlar açısından hatta debian çatallaması ile bir şeyler yapmaya çalışıyorlar….!!

    Siz öncülük yaparsanız eminim ki pardus için bir gelecek söz konusu olabilir pardus-anka diye çatallama şu anda devam ediyor umarım başarılı olurlar.
    Fakat siz ve diğer emek vermiş mücadele etmiş insanların desteği olmalı.
    Bu konuda tv programı yapmak istiyorum fakat henüz izin konusun’da konuşma fırsatım olmadı.
    Program için izin alırsam sizide misafir etmekten onur duyacağım lütfen pardusun devrim misali olmasına müsade etmeyelim düşünceler farklılıklar her ne olursa olsun yaptığımız iş vs amacımız sadece pardusa yeniden hayat vermek olsun…
    teşekkür ederim..

  7. Sayın Erkan Tekman

    Yazınızı okudum.
    Çok ilginç bir şey farkettim.
    Yazınızın %90′ u para üzerine geçti.
    Bilmediğimden soruyorum.
    Acaba bu projede çalışanlar paralarını devletten (tübitak) almıyorlar mı?
    Maaşlı tübitak çalışanı değiller mi?
    Arabistana kadar gidip toplantılara katılmışınız.
    Oraya devletmi gönderdi / sizmi kendi cebinizden para ödeyerek gittiniz.
    Bir ata sözü vardır.
    “ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.”
    Sizler 1-2 yıl projeye çivi çakmamışınız. (Sizin yazdıklarınızdan anladığım – tek satır kod yoktu cümlenizi örnek alıyorum)
    Napolyon gibi bir PARA PARA PARA demişiniz.
    Elinizdeki ekip az olabilir di.
    Yetersiz yada eksik te olabilir di.
    Ama sizler elinizdeki ekip ile birşeyler ortaya koymamışınız.
    Benim anladığım karşılıklı hatalar yapılmış ve canım proje kuş olup uçmuş gitmiş.
    Halk diliyle ortayı yapmışınız kale önüne. Yöneticilerinizde gölü atmışlar. 🙂
    Diyebilirsiniz pardus projsi ile ne kadar ilgilendiniz.
    Bir ara baya takip ettim duyduğumda etrafında sölemediğim insan kalmadı.
    Ne zaman cd sürümünüzü indirip denesem çalışmadı. 🙂
    Sonra kızdım açıkçası takip etmeyi de bırakım.

    Saygılarımla

  8. Projeniz bastan sona gelecek linuxtan calinma idi ona tu kaka deyip neticede onada zarar verdiniz ama yuva yıkanın yuvası olmazmıs size de hic birsey yar olmadi olan devletin parasina oldu ne yazikki

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir