LinuxCon 2010: Öznel Bir Özet…

Linux Vakfı’nın düzenlediği ve geçtiğimiz yıl Portland’da -Linus Torvalds’ın memleketi- başlayan LinuxCon yıllık konferansları bu sene Yeni İngiltere’nin kalbi Boston’daydı. Tabii ki bendeniz de orada…

OSDL ve FSG’nin birleşerek Linux Vakfı’nı kurmasına, ve hatta vakfın adına şüpheyle yaklaşmıştım zamanında. Ama gerek Jim Zemlin önderliğinde yaptıklarına ve gerekse sadece LinuxCon toplantılarına bakınca ne kadar yanıldığımı görebiliyorum. Linux Vakfı gerçekten Linux’un, ve neredeyse daha geniş çerçevede özgür yazılımın, marka ve satıcı bağımsız sözcüsü ve önderi haline geliyor yavaş yavaş.

Birinci Gün

Boston’a dönelim… Konferans’ın açılışını Jim Zemlin yaptı ve bombayı patlattı: Özgür yazılım lisans ihlali yapan firmaların çoğu bunu kasıtlı olarak yapmıyorlardı ve alsında hemen hepsi lisans uygun davranmayı tercih edecek durumdalardı. İhlalin temel nedeni bilgi eksikliği idi. Ve Linux Vakfı özgür yazılım ürünlerini kullanarak türev ürünler üreten firmaların lisans uyumlarına yardımcı olabilmek için yeni bir program başlatıyordu: The Linux Foundation Open Compliance Program, yani Linux Vakfı Açık Uyumluluk Programı. Eğitim, Araçlar, SPDX, Değerlendirme kontrol listesi, Uyumluluk rehberi ve FOSS Bazaar bileşenlerinden oluşan program ilerleyen sat ve günlerde tüm katılımcılardan son derece olumlu tepkiler aldı. Bir Linux Vakfı kazanımı daha…

Açılış konuşmasını Oracle’dan Wim Coekaerts yaptı ve Oracle/Sun ekseninde (MySQL eksenini biraz es geçip) özgür yazılım perspektifini anlattı. Yeni ve ilginç bir veri Oracle’ın kullanıcı temelinin %20’nin üzerinde Linux kullanmakta olduğu idi, karşılaştırma için Solaris %27’de. İkinci konuşmayı Qualcomm’dan Rob Chandhok verdi ve ismi özgür yazılımla pek yanyana gelmeyen Qualcomm’uın mobil özgür yazılım geliştirme amacıyla QuIC: Qualomm Innovation Center ismiyle bir şirket kurduğunu (ki Chandhook bu şirketin başında) ve QuIC’in başta kernel MSM bakıcılığı olmak üzere şimdiden çeşitli işlere girmiş olduğunu gururla ilan etti kendisi.

Paralel oturumlarda geleneksel iş – hukuk çemberini kırmak istedim bu kez ve daha teknik konuşmaları izlemeye çalıştım. Varşova Üniversitesi ve SuSE’den Rafael Wysocki çalışma zamanı güç kontrolü gibi son derece ilginç bir başlık altında son derece sıkıcı ve dağınık bir sunuş yaptı. Ardından Smack grubundan Casey Schaufler’in dosya içeriği temelli erişim kontrolü konuşmasını izledim, pek güzel ve heyecanlı bir konuşma idi. Olay soru-cevapta çıktı, meğersem bu amca SELinux’çuların ile kanlısıymış, epeyce bir atışma oldu. Ama asıl kızılca kıyamet paralel Android oturumunda yaşanmış, Android’in kernel ağacından uzak kalması zaten bir tartışma konusu, konuşmalar hararetlenince sesler yükselmiş, sonunda konuşmacı bir izleyiciyi salondan kovmuş, vb.

Öğleden sonra teknik yazar Jeff Osier-Mixon’ın dağıtım kapışması vardı. Geleneksel hale gelen bu kapışma önde gelen üç masaüstü dağıtımının (fedora, openSuSE ve Ubuntu) 7 alanda (kurulum, açılış zamanı, uygulama yükleme, sistem yapılandırma, çevrimiçi yardım, yeni donanım ve ağ servisleri kurma) hız, kullanışlılık ve estetik açıdan değerlendirilmesine dayanıyor. Sonuçlar oldukça yakın çıktı: Ubuntu 156, openSuSE 155 ve fedora 144. Pardus’umuzu bu kapışmaya soksak sanırım 120-130 arası bir puan alır, hala gidecek hayli yolumuz var yani. Konuşmadan önemli bir tartışma dağıtımların kullanıcı sayısı üzerine idi, fedora (milyonlarca kullanıcı) ile openSuSE (3 milyon kullanıcı) bu sayılara nasıl ulaştıklarına dair ayrıntılı bir metodoloji açıklarken Ubuntu (12 milyon kullanıcı) yalnızca şakadan bir sayı çıkarıyor denildi. Pardus’un kullanıcı sayısı hakkında ettiğimiz lafların güvenilirliğini en başta ben sorguluyorum, biline…

Günün en eğlenceli oturumu basın gözünden Linux üzerine paneldi. 2000’lerin en büyük Linux hikayesi için SCO, IBM’in desteği, RHEL, mobil, Ubuntu yanıtları geldi. Özellikle openSuSE’nin eski camia yöneticisi Joe Zonker Borckmeier fedora ve openSuSE’nin Ubuntu’nun çıkışı sonrasında kendilerine çeki düzen verdiklerini, yoksa RedHat ve Novell’in camia dağıtımlarını pek de takmaz bir halde olduklarını iddia etti. Bugünün büyük hikayesi olarak da Android, Chrome OS, Linux Vakfı, mobil gösterildi. Ardından analistlerin rakamları konuşuldu ve bolca atıldı analiz firmaları ardından. Neden büyük Linux haberleri yapılmadığı tartışıldı ve temel neden olarak Linux’un artık her yerde ve harcıalem olması gösterildi, yani bu iyiye bir işaretmiş. Linux haberlerini daha çok teknoloji meraklılarının okuduğu, Microsoft’un bolca reklam verdiği, firmaların bloglar vb. aracılığı ile “yayıncılık”a soyunmasının alışıldık medya için aslında çok da bir tehdit oluşturmadığı vb. konuşuldu. Pek güzeldi…

İlk günün kapanış oturumu yine geleneksel kernel paneli idi. Geçtiğimiz yılın kernel olayını James Bottomley “barriers’in ölümü” olarak ilan etti, depolama altsistemindeki gelişmeler tüm panelistler tarafından taktirle anıldı. “Kimse ana kerneli test ediyor mu? Yoksa herkes bir çatalını mı kullanıyor” gibi kışkırtıcı bir soru ile devam edili. Dave Jones yükselen kaliteye koşut olarak Linux kerneline girişin gittikçe daha zor olduğunu vurguladı, hem iyi hem de kötü bir şey olarak. Ted T’so RedHat ve SuSE’nin kernel’i çok daha fazla çatallamasına karşın paparayı Google ve Android’in yemesinden şikayet etti.

İlk günün sosyal etkinliği -yine geleneksel- bowling partisi idi. Yerel biralar eşliğinde hoş ve eğlenceli bir akşam geçirdik.

İkinci Gün

Ana konuşmada Novell’den Markus Rex inovasyon politika ve tekniklerini anlattı. Forrester’dan Jeffrey Hammond rakamlarla Linux’un artık gelecekteki bir olay olmaktan çıkıp bir olgu haline geldiğini gösterdi. Önemli bir bilgi geliştiricilerin (Eclipse geliştiricileri üzerine yapılan bir araştırma sonuçlarını verdi) hem geliştirme ve hem de üretim ortamında dağıtım olarak Ubuntu’yu tercih etmesiydi. Üretimde RHEL ciddi bir paya sahip, ama bir numara değil!

Paralel oturumlarda önce IBM’den Jean Staten-Healy sunumuna gittim. Masaüstünde Linux’un kullanılabileceğini ZSL inc’de Ubuntu, Cybernet-SlashSupport’ta RHEL örnekleri ile anlattı. Artık CIO’ların Linux’u stratejilerinin bir parçası yapmak istediklerinden bahsetti. Dünya ile Türkiye’yi karşılaştırıp moralimi bozmaya devam ettim ben de 🙂

Scott James Remnant’ın Ubuntu’yu daha hızlı başlatma üzerine bir konuşmasına takıldım. Moblin kazanımları üzerine bir-iki ufak numara dışında fazla bir şey yoktu, etkilenmedim.

İkinci günün bombası Monty Widenius’un MariaDB (ya da My’ya karşı Maria) konuşması idi. Votkalı çikolata ile başlayıp kara votka ile bitmesini geçeyim oturumun, içerik ile ilgili yok. Monty, bildiğiniz Linus’un veritabanı hali… Zaten o da Finlandiya’dan ve MySQL’den kazandığı milyonlarca dolara karşın tam bir geek görünümünde. MySQL’in 2002’den başlayarak nasıl camiaya sırtını döndüğünü ve nasıl “son”unu hazırladığını anlattı. Yeni özellik ve yamaların camiaya verilmeden yalnızca kurumsal ürüne konulmasının nasıl müşterilerin sorunlarını ve test zamanlarını katladığını söyledi. MySQL’in bir ürün olarak başarılı olduğunu, ama bir proje olarak battığını iddia etti. MariaDB’nin bir ürün değil bir proje olduğunu söyledi. Son derece keyfili bir oturumdu…

IDC’den Al Gillen ilk önce “dün gazeteciler bizim hakkımızda atıp tutmuşlar, onlardan kimse var mı bu salonda” dedi, olanlar indiler yerlerinde, biz de ispiyonlamadık. Yine rakamlarla Linux’un ne kadar iyi durumda olduğunu anlattı… Solaris’in zayıflamasını ve bulut bilişimi Linux için önemli fırsatlar olarak saydı. SuSE Studio’dan beğeni ile söz etti. Gerek Forrester ve gerek IDC konuşmacılarının vurguladığı birşey vardı: “Tebrikler, kazanan takımdasınız!”, artık Linux “geliyor mu, gelecek mi” diye sorulan, az bilinen ve merak edilen birşey değil, bilişim dünyasının, -hem de son derece önemli- bir parçası. Özellikle bulutun yaygınlaşması ile masaüstü işletim sistemlerinin alakasızlaşması süreci tamamlanınca Linux her alanda mücadelesini kazanmış olacak, dünya hakimiyeti!

Geleneksel hukuk oturumlarıma döndüm sonunda, Eben Moglen’den harika bir konuşma izledik. ABD patent sisteminin çöküşü konusu etrafında mükemmel bir yolculuğa çıkardı bizi Eben, her zamanki gibi muhteşemdi… Dinlemekle konuşmayı sindirmeye çalışmak arasında gidip geldik.

Gün MeeGo oturumu ile tamamlandı, Nokia ve intel temsilcilerinin katıldığı bir mini panel şeklinde. Önemli haber 2011 başında Nokia’nın ilk MeeGo telefonunu çıkaracağı idi. Özellikle MeeGo’nun ne kadar anakaynağa yakın durduğu vurgulanarak “Android gibi herşeyi çatallamıyoruz, ağır entegre bir sistem de yapmıyoruz, burada herkese ekmek var” mesajı verildi. Güzeldi… Nokia’nın Symbian’ı ve ovi dükkanı ilginç sorular arasındaydı.

İkinci günün sosyal aktivitesi Boston körfezinde tekne gezisi oldu. Monty ile aynı masaya düşmeyi becerebildiğimden sohbeti genişlettik. Ekim ayında İstanbul’da yapacakları geliştirici toplantısında birlikte neler yapabilirizi konuştuk, kara votka ile beyaz rakı birlikteliğine kadar uzattık hikayeyi. Serin güvertede Boston’un ışıklı silüetini izleyerek günü tamamladı penguenler…

Üçüncü Gün

Ana konuşmacı GNOME Vakfı’nda Stormy Peters idi, buluttaki verilerin güvenliği ve gizliliğinden bahsetti, internet servisi olarak da özgür alternatifleri seçmemiz gerektiğini vurguladı. GNOME ve Stormy’nin tüm konuşmaları gibi özgürlüğe vurgu yapan pek güzel bir çağrıydı…

Bir kullanıcı olarak Virgin havayollarından Ravi Simhambhatla geldi sonra, Linux’u nasıl kullandıklarını anlattı. Ravi yanılmıyorsam OSBC’de de konuşmuştu, aynı kurumsal kullanıcıyı 6 ay ara ile iki kez konuşturmak ters geldi bana. Türkiye’de olsa “zaten kaç kurumsal kullanıcımız var ki” diyeceğim, ama küresel ölçekte olmamış…

Yine hukuk ve RedHat’ten Richard Fontana katkıcı politikaları anlatıyor. fedora’nın yeni katkıcı sözleşmesinin hikayesini genel bir perspektifle öyle güzel verdi ki, tam da camia tartışmalarımız arasında ilaç gibi geldi. Soru-cevapta bir yandan Eben Moglen, diğer yandan Canonical’ın baş hukuk danışmanı konuya girince oturum iyice şenlendi…

Canonical’an Matt Asay’in yönettiği “What Next for Linux?” paneline girdim öğleden sonra. Asay son derece kötü yönetti paneli, izleyicilerin soruları da olmasa tam bir fiyasko olacaktı. Sonuçta Linux’un masaüstünde başarısız, mobilde başarılı olduğunu öğrendik 😛

Bdale Garbee bu kez gerçekten roket anlatıyordu. Kapalı sistemlerin nasıl sakıncalı olduğunu ve kendi özgür platformlarını nasıl oluşturduklarını bir dizi embedded ve Make geek’i ile bana anlattı, her zamanki gibi pek güzeldi…

Yavaş yavaş kapanışa geldik. Geleneksel geek’ler nerd’lere karşı yarışması ile sona erdi konferans. Nerd’ler ağır bir yenilgiye uğrattılar geek’leri, Zemlin’in bütün çabasına karşın…

Boston, dedim ya, Yeni İngiltere’nin kalbi. Hafifi İngiltere’yi çağrıştıran 19. yy mimarisi, limanı ve Charles nehri, deniz ürünleri, MIT ve Harvard başta üniversiteleri ile hoş bir şehir. ABD’nin her büyük şehri gibi yaşaması kolay, özellikle paran varsa 🙂 Gelecek yıl Kanada’ya geçiyor LinuxCon ve Vancouver’a gidiyor…