Özgürlükİçin: “Özgür Yazılım Lisansları – IV”

Özgürlükİçin.com‘un aylık e-dergisinin Eylül sayısında yayımlanan bu yazı ile özgür yazılım lisansları etrafındaki gezintimiz sona eriyor…

Özgür Yazılım Lisansları
Hukuksal Açından

Özgür yazılım lisanslarını incelememizi bu ay, konuya giriştiğimiz nokta olan hukuksal açıdan irdeleyerek tamamlıyoruz. Yazının başında alışıldık “ben avukat değilim, ama …” şeklinde sorumsuzluk beyanımı yapayım da sonra sıkıntı yaşanmasın.

Mevcut Yasal Yapı

Türk hukukunda yazılımlar 5 Aralık 1951 tarih ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) çerçevesinde düzenlenmektedir. Bu yasa 1983, 1995, 2001 ve 2004 yıllarında çeşitli değişikliklere uğramıştır. 1995 yılındaki değişiklik Gümrük Birliği’ne uyum, 2001 yılındaki değişiklik bu değişiklik sonucu ortaya çıkan çarpıklıkları giderme ve 2005 yılındaki değişiklik de AB mevzuatına uyum amaçlıdır. Yazılımların “bilgisayar programı” adı altında yasaya girişleri 1995 değişikliği ile olmuştur.

FSEK uyarınca “[…] her biçim altında ifade edilen bilgisayar programları ve bir sonraki aşamada program sonucu doğurması koşuluyla bunların hazırlık tasarımları,” birer ilim ve edebiyat eseri sayılırlar, buna karşın “Arayüzüne temel oluşturan düşünce ve ilkeleri de içine almak üzere, bir bilgisayar programının herhangi bir ögesine temel oluşturan düşünce ve ilkeler” eser sayılmazlar. Yasa koyucu bu ifadeler ile yazılımları ürün aşamasında eser olarak değerlendireceğini, düşünce aşamasında bir kapsama sağlamadığını açıkça ifade etmektedir.

FSEK’e göre “Bir eserin sahibi, onu meydana getirendir.”, ayrıca “Birden fazla kimsenin iştirakiyle vücuda getirilen eser ayrılmaz bir bütün teşkil ediyorsa, eserin sahibi, onu vücuda getirenlerin birliğidir.” Yani paylaşımcı bir geliştirme ortamında ve açık olarak geliştirilen özgür yazılımların “sahip”i, Türk hukukuna göre, o yazılımın ayrılmaz parçası haline gelmiş bir katkıda bulunmuş tüm geliştiricilerdir.

FSEK ayrıca “Diğer bir eserden istifade suretiyle vücuda getirilip de bu eserlere nispetle müstakil olmayan” eserleri de “işlenme eser” adı altında sınıflandırıyor ve “Bir bilgisayar programının uyarlanması, düzenlenmesi veya her hangi bir değişim yapılması” sonucu ortaya çıkan yazılımı da bir işlenme eser sayıyor. “Bir işlenmenin […] sahibi, asıl eser sahibinin hakları mahfuz kalmak şartıyla onu işleyendir.” diyerek de işlenme eser sahipliğine açıklık getiriyor.

Sonuçta FSEK, gerek özgür yazılım üretim sürecine ve gerekse özgür yazılımlardan türetilen eserler konusunda uygulanabilir kurallar koyuyor.

Özgür Yazılım ve FSEK

FSEK’in koca bir kısmı eser sahiplerinin Manevi (Umuma Arz, Adın Belirtilmesi, Eserde Değişiklik Yapılmasını Men, vb) ve Mali (İşleme, Çoğaltma, Yayma, Temsil, vb) Hakları’na ayrılmış durumda. Ve genel olarak her türlü hak için “münhasıran eser sahibine aittir.” diyerek, en azından kağıt üzerinde, önemli bir güç veriyor eseri meydana getiren(ler)e. Yukarıdaki özgür yazılım ve işlenme eserler ile baktığımızda, gerek hoşgörülü ve gerekse copyleft lisansları eser sahiplerinin eser üzerindeki haklarını düzenleyen birer hukuksal metin olarak görmek ve FSEK’te tarif edilen işleyişin ayrıntısını düzenlediğini düşünmek mümkün.

FSEK ile özgür yazılımların uyumu konusunda sıkıntı yaratabilecek ayrıntılar yok mu? Var tabii ki… Ama genelde yazılımlar için benzer sıkıntılardan söz etmek de mümkün. Yazılımların oluşturulması ve dağıtılması süreci ve FSEK’in değişiklik tarihleri düşünüldüğünde bu tip sıkıntıların olmaması şaşırtıcı olurdu.

Ne yazık ki Türk hukukunda özgür yazılım lisans sözleşmelerinin hukuksal süreçlerde irdelenmesi ve FSEK kapsamında içtihat oluşturulması için bir örneğe rastlayamadım. Hatta Google’da “FSEK özgür yazılım” şeklinde bir arama yapınca gelen ilk sonucun benim bir web günlüğü girdim olması da düşündürücü. Bu konularda daha fazla çalışmaya ihtiyacımız var, kesinlikle…

FSEK ile ilgili önemli bir saptama da bu yasanın ilk ortaya çıkışından bu yana, tüm değişiklikler de dahil, temel güdü olarak eser sahiplerinin haklarını korumanın temel alınmış olması. Özgür yazılım bağlamında, birkaç yazıdır değindiğimiz gibi, geliştirici yanında kullanıcının ve genelde kamunun yararları da son derece önemli. Kanımca FSEK’e bu açıdan yeni bir bakış da çok yerinde olacaktır…

Özgürlük İçin e-dergisini okuyun, okutun…

Ayfonum…

Yaklaşık bir buçuk yıl önce mobil cihazlar, cep telefonları, cep bilgisayarları (PDA) üzerine yazmıştım. Köprünün altından pek sular aktığından bir güncelleme yazısının zamanıdır diye düşündüm. Buyrun…

Öncelikle sekiz ayı aşkın bir zamandır bir iPhone kullanıcısı olduğumu belirteyim. Memnun muyum? Genelde evet! Tavsiye ediyor muyum? Genelde evet… Kısa yanıtlardan sonra ayrıntıya gireyim: Tasarım gurularının da söylediği üzere deneyimin hatırası, gerçekliğinden daha önemlidir. Yani iyi duygular yapışır, kötüleri akar gider; kötü deneyimler aklıda kalsa dahi. Sonuçta yaşarken o kadar da hoşunuza gitmeyen bir deneyim değerlendirirken ya da tavsiye ederken hiç de karar verici olmaz.

Kötü yanları

Benim iPhone değerlendirmem de -biz de insanız, neticede 😛 – aynen bu bağlamda. Seviyorum, tavsiye ediyorum, ama “anlat” denilince önce kötü deneyimler geliyor aklıma:

  • Öncelikle iPhone’u doğru düzgün bir şekilde kullanmak için iTunes‘a bağımlı olmaya, dolayısı ile Windows ya da MacOS bir makine kullanmaya fena halde gıcığım. Yapılan işin pek rahatlıkla Amarok ya da benzer bir medya oynatıcı tarafından yapılmaması için hiçbir neden göremiyorum.
  • iphone'un kötü yanlarıAynı şekilde yapılan hemen her işlemin iTunes Store üzerinde yürütülmesi gereği de can sıkıcı. amazon.com başta olmak üzere pek çeşitli dükkanı ve dahası eldeki koleksiyonumu daha etkin kullanmak istiyorum. Ayrıca iTunes’un son derece kötü bir yazılım olduğunu söylemek istiyorum. Windows Media Player bile daha iyi diyebilirim!
  • Daha da kötüsü uygulamaların Apple kontrolü (/sansürü ?) sonrasında tek noktadan App Store‘a girebilmesi tek kelimeyle saçma, neredeyse faşizan. Satın aldığım ve sahibi olduğumu sandığım bir cihazı böylesine sınırlı kullanabilmek de ne demek!?
  • Pek basit işleri dahi yapabilmek için iPhone’umu jailbreak etmek zorunda olmam düşüncesinden nefret ediyorum. Ben cihazımı olduğu gibi kullanmak istiyorum, Apple’ın sınırlayıcı yöntemine -bir yere kadar- razıyım, ama benim de “kırmızı çizgiler”im var…
  • Özet olarak Apple’ın kapalı uygulama sunma ve sahipli yazılım sisteminden nefret ediyorum! Bu tip bir cihazın bu kadar kapalı bir geliştirme ve iş modeli ile pazarlanıyor olması bence büyük bir kayıp. Özgür (en azından biraz daha özgür) bir iPhone’un çok daha manalı ve değerli bir alet olacağını düşünüyorum.

Daha teknik düzeyde:

  • Pil ömrü komik derecede kötü. Bilmemkaç TL verip (orijinaldan ayrılmıyorum, biliyorsunuz) ikinci bir USB-şarj kablosu almak zorunda kaldım.
  • Kamerası da şaka gibi. Az kaliteli çamur ile yetinebilirseniz tam size göre. Gerçi son model iPhone 3 GS ile bu durum biraz düzelmiş, ama önceki iki nesil cihazı alanların ne kabahati vardı. Hem de sorunun yalnızca Mpixel ile ilgili olmadığı açıkken.
  • Performans açısından sorunları var. Yavaşladığı, hissizleştiği ve hatta tümüyle kilitlendiği oluyor. Bu durumun da 3 GS ile biraz düzeltildiği söyleniyor.

İyi yanları

Buna karşın:

  • kargo tarikatı Muhteşem arayüz ve etkileşim paradigmasının hastasıyım. Kesinlikle çığır açan bir cihaz olduğunu düşünüyorum. Yine tasarım gurularının deyişi ile diğer dokunmalı telefonlar iPhone yanında kargo tarikatları gibi kalıyor.
  • Kapalı iş ve geliştirme modeline karşın geliştiricilerin odağı haline gelmiş olması, App Store’da 75 bin civarında uygulama bulunması, hemen her konuda birşeyler bulabilmeniz çok güzel. Zamanının Palm (Pilot) platformunu anımsatıyor. Ama o ekosistemin biraz da olsa hacking ruhuna sahip olması, burada ise tek motifin kazanç olması düşündürücü. Bana söylendiğine göre “devasa” bir jailbreak ekosisteminden ise habersizim, yorum yapamayacağım.
  • Kullanması hoş bir alet şu iPhone. Yine tasarım gurularımıza kulak verirsek insan hoşuna giden şeyleri daha rahat ve daha iyi kullanıyor, çekicilik de tasarım ve kullanışlılığın önemli bir parçası haline geliyor. iPhone bu açılardan tam isabet!

Genelde değerlendirdiğimizde ise iyi yanlar kötü yanlara baskın geliyor, ya da kötü duygular unutulup iyi anılar akılda kalıyor. iPhone’u severek kullanıyorum, memnunum ve tavsiye ediyorum…

Kullanım şeklim

iPhone’umu doğal olarak bir telefon olarak kullanıyorum.

Ayrıca, yine doğal olarak, bir internet erişim cihazı olarak da kullanıyorum; tarayıcı, e-posta (IMAP ile Google Mail ve pardus e-postalarım). Ayrıca başta tweetr (Tweetie kullanıyorum, birden fazla hesabıma erişebilmek için) olmak üzere facebook, FriendFeed, Wikipedia, Linkedin, Skype için istemcilerim var. RSS’lerin ekregator (en azından Google Reader) ile eşzamanlanamaması nedeniyle Pro RSS’i pek kullan(a)mıyorum. Amazon.com bence en başarılı iPhone uygulamalarından biri, ama e-kitap alma fikri kafama (henüz) yatmadığından Kindle’ı o kadar da kullanmıyorum. Ön yüklülerden Borsa uygulaması, yatırımlarımı olmasa da, teknoloji iş dünyasını takip etmek için zaman zaman kullandığım başarılı bir uygulama.

En yoğun kullandığım uygulama iPod, izlemeye çalıştığım onun üzerinde Podcast’le bağlantımı sağlamak için. Ayrıca müziklerimi ve kimi filmleri de burada değerlendiriyorum. Shazam ile bir ay ara ile iki kez Amy Winehouse’un Back to Black‘ini bulmam ya hoş bir sürpriz, ya da ilahi bir işaret.

Oyunlarda FlightControl tek takıntım ve aynı zamanda bağımlılığım. Ayrıca Vexed, TraficJam, hex-a-hop, Subway gibi oyunlar da duruyor; tarihi ve diğer nedenlerle…

Kilo ve egzersiz işlerimi iBody ile takip etmeye çalışıyorum. Seyehatlarımı da TripIt, Dopplr, Road Trip ve Trials dörtlüsü ile. iSushi kimi zaman (kimi şehirlerde) yardımcı oldu, itiraf edeyim.

Yerel uygulamalardan İşCep’ten nefret ettim, yine de ediyorum; Yapı Kredi’yi anlayamadım. Doğru dürüst bir bankacılık uygulaması için Garanti’yi bekliyorum, açıkçası. Eczane’yi bulunduruyorum, ama hiç kullanmadım, sanırsam kullanmam da… İBB Trafik mecburen kullandığım ama bence çok kötü bir uygulama.

Gökyüzüne bakmaya hemen hiç fırsatım ve olanağım olmuyor, ama astronomi ile ilgili yazılımlara epey bi para verdim: Perpetuum, SunCompass, Focalware ve Star Walk.

Bu kişisel iPhone değerlendirmesi ardından önümüzdeki vakitlerde mobil işletim sistemi ve uygulama pazarlarına, mevcut aktörlere ve gelecek öngörülerine daha profesyonel kaygılarla eğilmeyi planlıyorum. Takip edin beni…