Özgürlükİçin: “Özgür Yazılım Lisansları – IV”

Özgürlükİçin.com‘un aylık e-dergisinin Eylül sayısında yayımlanan bu yazı ile özgür yazılım lisansları etrafındaki gezintimiz sona eriyor…

Özgür Yazılım Lisansları
Hukuksal Açından

Özgür yazılım lisanslarını incelememizi bu ay, konuya giriştiğimiz nokta olan hukuksal açıdan irdeleyerek tamamlıyoruz. Yazının başında alışıldık “ben avukat değilim, ama …” şeklinde sorumsuzluk beyanımı yapayım da sonra sıkıntı yaşanmasın.

Mevcut Yasal Yapı

Türk hukukunda yazılımlar 5 Aralık 1951 tarih ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) çerçevesinde düzenlenmektedir. Bu yasa 1983, 1995, 2001 ve 2004 yıllarında çeşitli değişikliklere uğramıştır. 1995 yılındaki değişiklik Gümrük Birliği’ne uyum, 2001 yılındaki değişiklik bu değişiklik sonucu ortaya çıkan çarpıklıkları giderme ve 2005 yılındaki değişiklik de AB mevzuatına uyum amaçlıdır. Yazılımların “bilgisayar programı” adı altında yasaya girişleri 1995 değişikliği ile olmuştur.

FSEK uyarınca “[…] her biçim altında ifade edilen bilgisayar programları ve bir sonraki aşamada program sonucu doğurması koşuluyla bunların hazırlık tasarımları,” birer ilim ve edebiyat eseri sayılırlar, buna karşın “Arayüzüne temel oluşturan düşünce ve ilkeleri de içine almak üzere, bir bilgisayar programının herhangi bir ögesine temel oluşturan düşünce ve ilkeler” eser sayılmazlar. Yasa koyucu bu ifadeler ile yazılımları ürün aşamasında eser olarak değerlendireceğini, düşünce aşamasında bir kapsama sağlamadığını açıkça ifade etmektedir.

FSEK’e göre “Bir eserin sahibi, onu meydana getirendir.”, ayrıca “Birden fazla kimsenin iştirakiyle vücuda getirilen eser ayrılmaz bir bütün teşkil ediyorsa, eserin sahibi, onu vücuda getirenlerin birliğidir.” Yani paylaşımcı bir geliştirme ortamında ve açık olarak geliştirilen özgür yazılımların “sahip”i, Türk hukukuna göre, o yazılımın ayrılmaz parçası haline gelmiş bir katkıda bulunmuş tüm geliştiricilerdir.

FSEK ayrıca “Diğer bir eserden istifade suretiyle vücuda getirilip de bu eserlere nispetle müstakil olmayan” eserleri de “işlenme eser” adı altında sınıflandırıyor ve “Bir bilgisayar programının uyarlanması, düzenlenmesi veya her hangi bir değişim yapılması” sonucu ortaya çıkan yazılımı da bir işlenme eser sayıyor. “Bir işlenmenin […] sahibi, asıl eser sahibinin hakları mahfuz kalmak şartıyla onu işleyendir.” diyerek de işlenme eser sahipliğine açıklık getiriyor.

Sonuçta FSEK, gerek özgür yazılım üretim sürecine ve gerekse özgür yazılımlardan türetilen eserler konusunda uygulanabilir kurallar koyuyor.

Özgür Yazılım ve FSEK

FSEK’in koca bir kısmı eser sahiplerinin Manevi (Umuma Arz, Adın Belirtilmesi, Eserde Değişiklik Yapılmasını Men, vb) ve Mali (İşleme, Çoğaltma, Yayma, Temsil, vb) Hakları’na ayrılmış durumda. Ve genel olarak her türlü hak için “münhasıran eser sahibine aittir.” diyerek, en azından kağıt üzerinde, önemli bir güç veriyor eseri meydana getiren(ler)e. Yukarıdaki özgür yazılım ve işlenme eserler ile baktığımızda, gerek hoşgörülü ve gerekse copyleft lisansları eser sahiplerinin eser üzerindeki haklarını düzenleyen birer hukuksal metin olarak görmek ve FSEK’te tarif edilen işleyişin ayrıntısını düzenlediğini düşünmek mümkün.

FSEK ile özgür yazılımların uyumu konusunda sıkıntı yaratabilecek ayrıntılar yok mu? Var tabii ki… Ama genelde yazılımlar için benzer sıkıntılardan söz etmek de mümkün. Yazılımların oluşturulması ve dağıtılması süreci ve FSEK’in değişiklik tarihleri düşünüldüğünde bu tip sıkıntıların olmaması şaşırtıcı olurdu.

Ne yazık ki Türk hukukunda özgür yazılım lisans sözleşmelerinin hukuksal süreçlerde irdelenmesi ve FSEK kapsamında içtihat oluşturulması için bir örneğe rastlayamadım. Hatta Google’da “FSEK özgür yazılım” şeklinde bir arama yapınca gelen ilk sonucun benim bir web günlüğü girdim olması da düşündürücü. Bu konularda daha fazla çalışmaya ihtiyacımız var, kesinlikle…

FSEK ile ilgili önemli bir saptama da bu yasanın ilk ortaya çıkışından bu yana, tüm değişiklikler de dahil, temel güdü olarak eser sahiplerinin haklarını korumanın temel alınmış olması. Özgür yazılım bağlamında, birkaç yazıdır değindiğimiz gibi, geliştirici yanında kullanıcının ve genelde kamunun yararları da son derece önemli. Kanımca FSEK’e bu açıdan yeni bir bakış da çok yerinde olacaktır…

Özgürlük İçin e-dergisini okuyun, okutun…

Ayfonum…

Yaklaşık bir buçuk yıl önce mobil cihazlar, cep telefonları, cep bilgisayarları (PDA) üzerine yazmıştım. Köprünün altından pek sular aktığından bir güncelleme yazısının zamanıdır diye düşündüm. Buyrun…

Öncelikle sekiz ayı aşkın bir zamandır bir iPhone kullanıcısı olduğumu belirteyim. Memnun muyum? Genelde evet! Tavsiye ediyor muyum? Genelde evet… Kısa yanıtlardan sonra ayrıntıya gireyim: Tasarım gurularının da söylediği üzere deneyimin hatırası, gerçekliğinden daha önemlidir. Yani iyi duygular yapışır, kötüleri akar gider; kötü deneyimler aklıda kalsa dahi. Sonuçta yaşarken o kadar da hoşunuza gitmeyen bir deneyim değerlendirirken ya da tavsiye ederken hiç de karar verici olmaz.

Kötü yanları

Benim iPhone değerlendirmem de -biz de insanız, neticede 😛 – aynen bu bağlamda. Seviyorum, tavsiye ediyorum, ama “anlat” denilince önce kötü deneyimler geliyor aklıma:

  • Öncelikle iPhone’u doğru düzgün bir şekilde kullanmak için iTunes‘a bağımlı olmaya, dolayısı ile Windows ya da MacOS bir makine kullanmaya fena halde gıcığım. Yapılan işin pek rahatlıkla Amarok ya da benzer bir medya oynatıcı tarafından yapılmaması için hiçbir neden göremiyorum.
  • iphone'un kötü yanlarıAynı şekilde yapılan hemen her işlemin iTunes Store üzerinde yürütülmesi gereği de can sıkıcı. amazon.com başta olmak üzere pek çeşitli dükkanı ve dahası eldeki koleksiyonumu daha etkin kullanmak istiyorum. Ayrıca iTunes’un son derece kötü bir yazılım olduğunu söylemek istiyorum. Windows Media Player bile daha iyi diyebilirim!
  • Daha da kötüsü uygulamaların Apple kontrolü (/sansürü ?) sonrasında tek noktadan App Store‘a girebilmesi tek kelimeyle saçma, neredeyse faşizan. Satın aldığım ve sahibi olduğumu sandığım bir cihazı böylesine sınırlı kullanabilmek de ne demek!?
  • Pek basit işleri dahi yapabilmek için iPhone’umu jailbreak etmek zorunda olmam düşüncesinden nefret ediyorum. Ben cihazımı olduğu gibi kullanmak istiyorum, Apple’ın sınırlayıcı yöntemine -bir yere kadar- razıyım, ama benim de “kırmızı çizgiler”im var…
  • Özet olarak Apple’ın kapalı uygulama sunma ve sahipli yazılım sisteminden nefret ediyorum! Bu tip bir cihazın bu kadar kapalı bir geliştirme ve iş modeli ile pazarlanıyor olması bence büyük bir kayıp. Özgür (en azından biraz daha özgür) bir iPhone’un çok daha manalı ve değerli bir alet olacağını düşünüyorum.

Daha teknik düzeyde:

  • Pil ömrü komik derecede kötü. Bilmemkaç TL verip (orijinaldan ayrılmıyorum, biliyorsunuz) ikinci bir USB-şarj kablosu almak zorunda kaldım.
  • Kamerası da şaka gibi. Az kaliteli çamur ile yetinebilirseniz tam size göre. Gerçi son model iPhone 3 GS ile bu durum biraz düzelmiş, ama önceki iki nesil cihazı alanların ne kabahati vardı. Hem de sorunun yalnızca Mpixel ile ilgili olmadığı açıkken.
  • Performans açısından sorunları var. Yavaşladığı, hissizleştiği ve hatta tümüyle kilitlendiği oluyor. Bu durumun da 3 GS ile biraz düzeltildiği söyleniyor.

İyi yanları

Buna karşın:

  • kargo tarikatı Muhteşem arayüz ve etkileşim paradigmasının hastasıyım. Kesinlikle çığır açan bir cihaz olduğunu düşünüyorum. Yine tasarım gurularının deyişi ile diğer dokunmalı telefonlar iPhone yanında kargo tarikatları gibi kalıyor.
  • Kapalı iş ve geliştirme modeline karşın geliştiricilerin odağı haline gelmiş olması, App Store’da 75 bin civarında uygulama bulunması, hemen her konuda birşeyler bulabilmeniz çok güzel. Zamanının Palm (Pilot) platformunu anımsatıyor. Ama o ekosistemin biraz da olsa hacking ruhuna sahip olması, burada ise tek motifin kazanç olması düşündürücü. Bana söylendiğine göre “devasa” bir jailbreak ekosisteminden ise habersizim, yorum yapamayacağım.
  • Kullanması hoş bir alet şu iPhone. Yine tasarım gurularımıza kulak verirsek insan hoşuna giden şeyleri daha rahat ve daha iyi kullanıyor, çekicilik de tasarım ve kullanışlılığın önemli bir parçası haline geliyor. iPhone bu açılardan tam isabet!

Genelde değerlendirdiğimizde ise iyi yanlar kötü yanlara baskın geliyor, ya da kötü duygular unutulup iyi anılar akılda kalıyor. iPhone’u severek kullanıyorum, memnunum ve tavsiye ediyorum…

Kullanım şeklim

iPhone’umu doğal olarak bir telefon olarak kullanıyorum.

Ayrıca, yine doğal olarak, bir internet erişim cihazı olarak da kullanıyorum; tarayıcı, e-posta (IMAP ile Google Mail ve pardus e-postalarım). Ayrıca başta tweetr (Tweetie kullanıyorum, birden fazla hesabıma erişebilmek için) olmak üzere facebook, FriendFeed, Wikipedia, Linkedin, Skype için istemcilerim var. RSS’lerin ekregator (en azından Google Reader) ile eşzamanlanamaması nedeniyle Pro RSS’i pek kullan(a)mıyorum. Amazon.com bence en başarılı iPhone uygulamalarından biri, ama e-kitap alma fikri kafama (henüz) yatmadığından Kindle’ı o kadar da kullanmıyorum. Ön yüklülerden Borsa uygulaması, yatırımlarımı olmasa da, teknoloji iş dünyasını takip etmek için zaman zaman kullandığım başarılı bir uygulama.

En yoğun kullandığım uygulama iPod, izlemeye çalıştığım onun üzerinde Podcast’le bağlantımı sağlamak için. Ayrıca müziklerimi ve kimi filmleri de burada değerlendiriyorum. Shazam ile bir ay ara ile iki kez Amy Winehouse’un Back to Black‘ini bulmam ya hoş bir sürpriz, ya da ilahi bir işaret.

Oyunlarda FlightControl tek takıntım ve aynı zamanda bağımlılığım. Ayrıca Vexed, TraficJam, hex-a-hop, Subway gibi oyunlar da duruyor; tarihi ve diğer nedenlerle…

Kilo ve egzersiz işlerimi iBody ile takip etmeye çalışıyorum. Seyehatlarımı da TripIt, Dopplr, Road Trip ve Trials dörtlüsü ile. iSushi kimi zaman (kimi şehirlerde) yardımcı oldu, itiraf edeyim.

Yerel uygulamalardan İşCep’ten nefret ettim, yine de ediyorum; Yapı Kredi’yi anlayamadım. Doğru dürüst bir bankacılık uygulaması için Garanti’yi bekliyorum, açıkçası. Eczane’yi bulunduruyorum, ama hiç kullanmadım, sanırsam kullanmam da… İBB Trafik mecburen kullandığım ama bence çok kötü bir uygulama.

Gökyüzüne bakmaya hemen hiç fırsatım ve olanağım olmuyor, ama astronomi ile ilgili yazılımlara epey bi para verdim: Perpetuum, SunCompass, Focalware ve Star Walk.

Bu kişisel iPhone değerlendirmesi ardından önümüzdeki vakitlerde mobil işletim sistemi ve uygulama pazarlarına, mevcut aktörlere ve gelecek öngörülerine daha profesyonel kaygılarla eğilmeyi planlıyorum. Takip edin beni…

it’s official: there is a new pardus in town

Pardus has a lot to recommend it and definitely rates a try for anyone who wants an excellent KDE 4 implementation. Pardus isn’t perfect, but its flaws and shortcomings are relatively minor compared to many if not most other distributions I’ve tried, including recent releases of some of the big names in Linux. It’s easy enough to install and use that I would certainly consider it a good candidate distribution for a new Linux user, yet it doesn’t lack the features and, apart from the YALI installer, the flexibility an experienced user will desire. I am definitely impressed with Pardus 2009.

gözden geçirmenin tümü burada // the review is here

Özgürlükİçin: “Özgür Yazılım Lisansları – III”

Özgürlükİçin.com‘un aylık e-dergisine Ağustos sayısında yayımlanan yazım:

Özgür Yazılım Lisansları
Felsefi Açısından

Geçtiğimiz aylarda hoşgörülü ve copyleft özgür yazılım lisanslarını önce geliştiricileri sonra da iş modelleri açısından karşılaştırıp irdelemiştik. Şimdi sırada daha derin bir konu var, aynı lisansları felsefesel ve “özgürlük” kavramı açısından karşılaştırmak.

Özgürlük Nedir?

Hep yararlı gördüğümüz şeyi yapalım ve TDK Güncel Türkçe Sözlük’e bakalım özgürlük sözcüğünün lafzi anlamı için:

Özgürlük: Herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya bağlı olmaksızın düşünme veya davranma, herhangi bir şarta bağlı olmama durumu, serbestî.

İlk adımda sert bir kayaya çarptık, gördüğünüz gibi. Her lisans sözleşmesi bir dizi şart içerir, bu hali ile zaten “özgürlük” sözcüğünün lafzi anlamı ile çelişirler. Ufak bir araştırma ile “şarta bağlı olmama” kısmını ön plana çıkardığımızda “özgürlük”ten “başıboşluk”a gittiğimizi görebiliriz. Eğer bu sözcüğü kullanacaksak, yazılımı başıboş bırakmanın tek yolu kamusal alana bırakmak, yani herhangi bir telif işareti koymamak. Kimi yazılımcılar gerçekten bu yolu seçiyor ve eserlerini kamuya devrediyorlar. Bunun sonucu olarak da bu yazılımlardan türetilecek ürünler üzerinde herhangi bir söz hakları bulunmuyor.

Başıboş yazılım çok tercih edilen bir lisanslama yöntemi değil. Çünkü yazılımcılar ürettikleri ve kamu ile paylaşmaya karar verdikleri fikri mülkiyetlerinin ne şekilde kullanılacağı konusunda, özellikle özgürlük bağlamında söz hakkına sahip olmak istiyorlar. Bunun sonucu olarak da hoşgörülü ve copyleft özgür yazılım lisanslarından birini seçiyorlar.

Geliştiricinin Özgürlüğü, Kodun Özgürlüğü, Kullanıcının Özgürlüğü

Hoşgörülü lisanslar, bir açıdan bakınca, en geniş özgürlüğü sunan özgür lisanslar. Çünkü, adı üzerinde, bu lisanslar geliştiricilere özellikle türev ürünler için son derece geniş bir hareket serbestisi sağlıyorlar. Hoşgörülü bir lisansla yazılmış yazılımdan türeteceğiniz ürünü istediğiniz şekilde sunabiliyorsunuz kullanıcıya, hatta kodunu kapatarak. Apple’ın BSD çekirdeği üzerine inşa ettiği MacOS X’i sürekli örnek veriyoruz bu konuda, ama örnekler saymakla bitmez. Hoşgörülü lisanslar geliştiriciyi özgürleştiriyor, kısıtlarını kaldırıyor. Bu özellikleri ile kimi zaman “gerçek özgür lisanslar”ın hoşgörülü lisanlar olduğu savlanıyor.

Tabi bu noktada önemli bir soru ile karşılaşıyoruz: Özgürlüğü kimin için talep edeceğiz? Geliştiriciyi özgürleştiren lisanslar yazılımı da özgürleştiriyorlar mı gerçekten? Geliştiriciyi özgürleştirmek yönündeki her adım kullanıcıyı da daha özgür kılıyor mu?

Özgür Yazılım Vakfı’nın (www.fsf.org) buna yanıtı net: Hayır, geliştiriciyi özgürleştirmek önemli olmakla birlikte nihai hedef olamaz. Önemli olan kullanıcının özgürleşmesidir. Bu uğurda geliştiricilerin özgürlüklerinden fedakarlıkta bulunulabilir, hatta bulunulmalıdır da. Copyleft özgür lisanslar tam da bunu yapıyor, bir kez özgür kılınan yazılımın (aslen kaynak kodunun) her zaman özgür kalmasını şart koşuyorlar. Örneğin GPL ile lisanslı bir yazılımdan türetilen ürün kapalı kaynak kodu ile dağıtılamıyor. Geliştirici GPL koda el sürdüğünde bu şartı da kabul etmek zorunda. En güzel örnek daha birkaç gün önce Microsoft’un Linux çekirdeğine katkıda bulunmak için GPL lisansını kullanmak “zorunda kalması”.

GPL lisansının (burada kastettiğimiz 1991 tarihli sürüm GPLv2) kodun özgürlüğünü sağlarken kullanıcıyı özgürleştirmek için her zaman yeterince etkili olamadığını geçen onbeş küsur yıl gösterdi. Özgür yazılımları kullanan donanım ürünleri (örneğin en meşhur vaka TiVo) ya da internet bazlı servisler (örneğin Google arama aracı) kaynak kodlarını FSF’in amaçladığı kadar açmadan ve özgürleştirmeden de çalışabiliyorlardı. Bu sıkıntıları da gidermeyi hedefleyen GPLv3 çalışması 2007 yılında tamamlandı. Gittikçe daha fazla yaygınlık kazanan GPLv3 ve Affero GPLv3 lisansları ile kullanıcılar biraz daha özgür olabilecek.

Kişisel görüşüm ise, bu tip karmaşık sorunların yalnızca bir lisans metni ile çözülemeyeceği, özellikle yazılımın yeniden üretimi ve yenilikçi ürün geliştirime konusunda yeterince cazip yeni iş modelleri oluşmadan yapılacak lisans metni iyileştirmelerinin yalnızca sınırlı başarısı olacağı yönünde…

Özgürlükİçin: “Özgür Yazılım Lisansları – II”

Özgürlükİçin.com‘un aylık e-dergisine Temmuz sayısında yayımlanan yazım:

Özgür Yazılım Lisansları
İş Modelleri Açısından

Geçtiğimiz ay özgür yazılım lisanslarını, özellikle hoşgörülü ve copyleft lisansları geliştirici açısından karşılaştırıp irdelemiştik. Bu kez de iş modelleri ve “yazılımdan para kazanma” kapsamında aynı karşılaştırmayı yapacağız.

Copyleft Özgür Yazılımdan Para Kazanmak

GPL ve benzeri copyleft özgür yazılım lisansları, geçen yazımızda da irdelediğimiz gibi, kaynak kodunun türev eserlerden kapatılmasına izin vermiyor. Yani GPL bir kodu alıp bir ürün oluşturduğunuzda bu ürünü de açık kaynak kodlu olarak dağıtmak, satmak zorundasınız. Yani sizin koda eklediğiniz bilgi birikimini ürünü alan herkesle, bu arada rakipleriniz ve pazara yeni gireceklerle paylaşıyorsunuz. Bu durumda ürünün fiyatının düşmesini, sonuçta da sıfıra inmesini engelleyemiyorsunuz teorik olarak. Yani özgür yazılımı (free as in freedom) sonuçta bedava yazılım (free as in free beer) haline geliyor. Doğal olarak “aklı başında” herhangi bir yazılım şirketi de bu yola girmiyor, GPL bir yazılımı alıp para ile satılacak bir ürün haline getirmiyor. Tabii ki aklı başında olmayanlar istisna…

Örneğin RedHat. Tümüyle GPL Linux çekirdeği ve pek çok özgür yazılımdan oluşan bir işletim sistemi oluşturuyor, bu yazılımın kaynak kodunu da erişilebilir durumda tutuyor, hatta marka unsurları hariç kendi ürünü ile aynı (ve bedava yazılım) CentOS’u bir rakip olarak görmekle birlikte kullanıcılarına “istediğiniz zaman CentOS’a göç edebilirsiniz” bile diyor, ve tüm bunlara karşın ürününü satıyor. Binlerce kurum da satın alıyor, RedHat’in yıllık cirosu yarım milyar ABD Doları, piyasa değeri dört milyar ABD Doları’na yakın.

Biraz değişik bir örnek MySQL. MySQL’in farklılığı ürününü GPL olarak dağıtmakla birlikte tüm yazılımın aynı zamanda eser sahibi (yani telif hakları sahibi) olması. Bu sayede aynı ürünü istediğine GPL ile, istediğine daha farklı bir lisansla verebiliyor. MySQL farklı lisansla verdiği ürüne ek özellikler katıp bu özelliklerinin kaynak kodunu kapalı tutma yolunu da izliyor. Bu sayede ek özelliklere ihtiyaç duyanlar için fiyatı sıfıra inmeyecek (hem teoride, hem pratikte), dolayısıyla satılabilir, bir ürün çıkarıyor. Ayrıca MySQL türevi ürünler geliştirecek firmalar bu farklı lisans yolunu kullanıp kendi ürünlerini kapalı kaynak koduyla satabiliyorlar, büyük avantaj. MySQL bu nedenle bir milyar küsur ABD Doları’na satın alındı, Sun tarafından. “Çifte lisans” ya da “özgür çekirdek” diye adlandırılan bu yöntem ürününü GPL ile açmak isteyen pek çok özgür yazılım firması için can kurtarıcı.

Hoşgörülü Özgür Yazılımın Cazibesi

Hoşgörülü özgür yazılım lisansları için iş dünyası çok daha verimli. Aslında MySQL’den bahsederken “farklı lisans” diye adlandırdığımız lisans yine bir özgür yazılım lisansı, ama hoşgörülü. Aklı başında yazılım firmaları hoşgörülü lisansa sahip özgür yazılımları alıp, üzerinde değişiklikler yapıp, ortaya çıkan ürünü kaynak kodunu açmadan pazarlamayı pek seviyorlar. Bu nedenle işletim sistemi çekirdeği ve işletim sistemi olarak BSD (ve kardeşleri) pek revaçta yazılım firmaları açısından.

En baba örnek tabii ki Apple. BSD çekirdeği ve işletim sistemini, üzerine kurulu pek çok özgür yazılımı alıp Mac OS X haline getiren Apple. Hakkını verelim, BSD üzerindeki kimi iyileştirmeleri ana geliştirici ile paylaşıyor Apple. Apple’ın işe dahil olması BSD için iyi bir etki yarattı. Ama BSD’yi ana kaynağından alıp OS X gibi bir hale getirmek pek mümkün değil, çünkü aradaki yolun üzeri örtülmüş. Bu, tam olarak copyleft lisansların önlemeye çalıştığı şey.

Pek çok başka örnek var, isimle saymaya gerek yok. Herhalde meramımızı anlatabildik: Hoşgörülü lisans üzerine iş planı yapmak daha garantili yol, ama copyleft yazılımlardan yazılım satarak para kazananlar da var.

Özgürlükİçin: “Özgür Yazılım Lisansları – I”

Özgürlükİçin.com‘un aylık e-dergisine yazdığım yazılarda birkaç aydır özgür yazılım lisanlarını çeşitli açılardan inceliyorum. Özellikle hoşgörülü ve copyleft lisansların karşılaştırmasını yapmaya çalışıyorum. Geliştiriciler, iş modelleri ve felsefi açıdan değerlendirmelerin yer aldığı ilk üç yazıyı web günlüğüme aktarıyorum. Dizi, büyük olasılıkla, önümüzdeki ay yayımlanacak hukuk açısından değerlendirme yazısı ile son bulacak. İşte Haziran sayısında yayımlanan yazım:

Özgür Yazılım Lisansları
Geliştiriciler Açısından

Geçtiğimiz günlerde Bilgi Üniversitesi Fikri Mülkiyet Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi (bilfim.bilgi.edu.tr) ile Bilişim ve Yazılım Eser Sahipleri Meslek Birliği (www.biyesam.org.tr) işbirliği ile düzenlenen Hukuki Boyutları ile Bilgisayar Programları konferansına izleyici olarak katıldım. Programda Dr. Emre Bayamlıoğlu’nun özgür yazılımlar ile ilgili bir konuşması bulunması benim için cazibe oluşturan unsurlardan biriydi. Konuşma sonrasında aklımda yer eden ana görüş özgür yazılımı hukukçulara anlatmada eksik kaldığımızı, bunun da özgür yazılım temelli iş modelleri ve iş planları oluşturacak firmalar için bir handikap oluşturabileceği idi. Bu saptama ışığında birkaç yazıda özgür yazılım lisansları ile iş modelleri arasındaki bağlantıyı irdelemeye çalışacağım.

Ortak Payda: Özgürlük

Özgür yazılım lisanslarına eğitimsiz ve deneyimsiz bir bakış ilk anda iki farklı lisans ailesi ve sadece nüanslara sahip iki yaklaşım arasında olmayan “çatışma”yı algılıyor. Bu bilişimciler için de geçerli, öyle anlaşılıyor ki hukukçular için de. Özgür Yazılım Vakfı (Free Software Foundation-FSF, www.fsf.org) tarafından kaleme alınan ve ısrarla savunulan GNU GPL ve uyumlu lisanslar ile Açık Kaynak Girişimi (Open Source Initiative-OSI, www.opensource.org) tarafından onaylanan daha geniş anlamda özgür yazılım lisansları aslında aynı ortak payda üzerine şekilleniyorlar: Özgürlük. Ayrıntılandırmak gerekirse dört temel özgürlük:

  • Özgürlük 0: Programı sınırsız kullanma özgürlüğü.
  • Özgürlük 1: Programın nasıl çalıştığını inceleme ve amaçlara uygun değiştirme özgürlüğü.
  • Özgürlük 2: Programın kopyalarını sınırsız dağıtma özgürlüğü.
  • Özgürlük 3: Programın değiştirilmiş halini dağıtma özgürlüğü.

Gerek GNU GPL, gerekse diğer OSI onaylı özgür yazılım lisansları bu özgürlüklerin karşılanmasını temel şart olarak ortaya koyuyorlar.

Ayrıldıkları nokta ise türev yazılımlarla ilgili şartlar ya da izinler. GNU GPL türev yazılımların da aynı lisansla dağıtılmasını, dolayısı ile bir kez özgürleştirilen yazılımın türevlerinin de kapatılamamasını şart koşuyor. Bu tip lisanslar copyleft ya da karşılıklı (reciprocal) olarak sınıflandırılıyor. Kimi özgür lisanslar ise (örneğin BSD, Mozilla Public License gibi sıkça kullanılan lisanslar) türev yazılımlar için herhangi bir şart koşmuyor, bu nedenle de hoşgörülü (permissive) lisanslar olarak anılıyorlar. Hoşgörülü lisanslar ile bir özgür yazılımı değiştirdiğinizde kaynak kodunu kapatma, türev yazılımı sahipli hale getirme “özgürlüğü”nüz de var. En popüler örnek Apple’ın BSD çekirdeği üzerine şekillenen OS X işletim sistemi. Evet, OS X özgür yazılım değil, ama bu durum BSD çekirdeğinin özgürlüğünü ortadan kaldırmıyor.

Yazılım Geliştirici Açısından Hoşgörülü Lisanslar

Özgür yazılım lisanslarına iş modelleri açısından yaklaşmadan önce yazılım geliştiricinin bakışından değerlendirelim: Karşılıklı lisanslar açık bir şekilde bir kez özgür dağıtılan kodun hep özgür dağıtılmasını şart koşuyor. Tabii tek eser sahibi için çift lisanslama olanakları mevcut, ama bu GNU GPL kodun ve türevlerinin özgürlüklerini etkilemiyor. Hoşgörülü lisanslar ise özgür dağıtılan kodun “sahiplenilmesi”ne olanak tanıyor. BSD çekirdeğine katkıda bulunan bir geliştirici bu kodun kapalı OS X işletim sisteminin başarısına da katkıda bulunacağını, yani özgür olmayan yazılımlara bir anlamda destek olduğunu biliyor.

Yazılımcı olmayan bir kişinin gözünden bakıldığında bu tümüyle bir yarar / zarar analizi ve hür iradeyle verilen bir karar. Kendini FSF felsefesine adamış birisi için kabul edilemez bir uygulama olabilirken olaya daha pratik / pragmatik açıdan yaklaşan birisi için özgür yazılım için elde edilecek fayda ön plana çıkabiliyor. Dolayısı ile hoşgörülü lisansları kullanan yazılımcıları copyleft lisansları kullanan yazılımcılardan daha az “özgür yazılımcı” olarak görmek gibi bir durum söz konusu olmamalı. Her ikisi de özgür yazılımların gelişmesi için çalışıyorlar. Ben, bu nedenle, Türkçe’de ve Türkiye’de “Özgür Yazılım – Açık Kaynak” diye bir ayrıma, FOSS, FLOSS gibi (bence) zorlama bölünmelere ve “çatışma”lara ziyadesiyle karşıyım. Tek bir özgür yazılım tanıyorum, ve her platformda bunu vurgulamaya çalışıyorum.

Gelecek ay hoşgörülü lisansların iş modelleri açısından önemine değineceğiz, işler biraz daha karışacak 🙂

Özgürlükİçin: “Pasifik’in İki Yakasından Üç İş Vakası”

Özgürlükİçin.com‘un aylık e-dergisine Mayıs sayısında yayımlanan yazım:

Pasifik’in İki Yakasından Üç İş Vakası

Özgür yazılım üzerine kurulu iş modellerine ve iş pratiklerine eğilmeye devam ediyoruz. Bu ay değişik zamanlarda eğildiğimiz açıklık, paylaşımcı geliştirme modelleri, yönetişim ve iş modelleri kavramlarının hepsini içinde barındıran özgür yazılım / açık kaynak temelli üç iş vakasını karşılaştırmalı olarak irdeleyeceğiz: Google’ın cep telefonu ve giderek taşınabilir bilişim cihazı işletim sistemi ve geliştirme platformu Android, Tayvan’dan yalnızca meraklılarının duyduğu özgür ve hayli açık cep telefonu girişimi OpenMoko ve Intel’in taşınabilir internet cihazları için geliştirdiği Moblin.

İnorganik İnovasyon, Kontrollü Geliştirme ve Korumacı İş Modeli

Google, 2005 yılında cep telefonları için yazılımları üreten Android Inc. şirketini satın aldı. Oldukça parlak bir kurucular listesine sahip şirket Google bünyesinde Linux temelli bir mobil işletim sistemi ve geliştirme platformu oluşturmak için hayli kapalı kapılar ardında çalışmalara başladı. Tam olarak “inorganik inovasyon” denen, firmanın elindeki kaynaklarla değil, satınalmalar yoluyla yenilik yaratma yöntemine uygun şekilde…

2007 yılı sonlarında, yani satınalmadan iki yıldan fazla bir süre sonra, Google çok sayıda cihaz üreticisi, cep telefonu operatörü ve bilişim firması ile birlikte Open Handset Alliance girişimini kurduğunu ilan etti. OHA girişimi ilk ürünü olarak da Android cep telefonu platformunu duyuruyordu.

2008 yılı sonunda iki önemli gelişme yaşandı: Önce HTC’nin ilk Android temelli cep telefonu G1 piyasaya çıktı, sonra da Android Apache License ile özgür yazılım haline geldi. Ancak hala Android geliştirmesi hayli kontrollü (ve kimilerine göre aslında kapalı) bir şekilde geliştiriliyor. Öte yandan OHA’ya yeni katılımlar ile Android’in pazar geleceği hayli parlak görünüyor.

Özgür Yazılım, Özgür Donanım, Özgür Tasarım

OpenMoko kendini şöyle tanımlıyor: “Yaşama, tutkuya, işleve ve sade güzelliğe açık. Asla kapalı, mükemmel ya da bitmiş değil. Fikirlerinizle doldurulmayı bekleyen boş bir tekne…”, ya da Laozi’nin dizeleri ile: “Menfaat hep orada olandan gelir / Fayda ise olmayandan.”

Biraz idealist, biraz hayalperest bir “sörfçü” olan Sean Moss-Pultz’un projesine Tayvan’ın First International Computer (FIC) finansal destek vermiş. Önce OpenMoko Linux altında özgür bir cep telefonu platformu, sonrasında da Neo 1973 (yalnızca geliştiriciler için) ve Neo FreeRunner adıyla iki cep telefonu çıkmış ortaya. Yalnızca yazılım özgür değil, donanım ve hatta cihazın endüstriyel tasarım çizimleri dahi özgür; isteyen alsın, geliştirsin yaklaşımıyla kamuya açılmış.

Teknoloji meraklıları ve özgür yazılımcılar tarafından çok büyük bir sevinç ve ilgiyle karşılanan OpenMoko projesi, ne yazık ki, pazarda manalı bir varlık gösterememiş; yeni telefonları GTA03 geliştirmesinin iptal edildiğine dair bir haber çıktı pek yakınlarda.

Güçlü Firma ve Mantıklı Yönetişim

Intel, 2007 yazında Intel Atom işlemci ailesi ve bu ailenin geleceğinde önemli yer tutmasını beklediği mobil internet cihazları (MID – Mobile Internet Devices) için Linux temelli ve özgür yazılım Moblin projesini duyurdu. Intel’de kalabalık ve güçlü bir ekip tarafından yürütülen geliştirme süreci, Android’den farklı olarak, hayli açık yol aldı. Moblin, özellikle bir geliştirici camiası oluşturmaya önem verdi. Bunun sonucu olarak da başta diğer Linux dağıtımları olmak üzere pek çok özgür yazılım geliştiricisinden destek aldı.

Öyle ki, geçtiğimiz haftalarda Intel, Moblin’in yönetimini Linux Foundation’a devretti. Bu yönetişim hamlesi ile Moblin’in özgür yazılım geliştirme geleneklerine uygun bir şekilde açık ve paylaşımcı bir ortamda geliştirilmesi yönünde bir adım daha atılmış oldu. Intel, kontrollü inovasyon yerine açık geliştirme yolunu seçerek önemli bir stratejik karar verdi.

Hemen hemen aynı alanda üç proje, üç farklı yaklaşım… Hepsi özgür yazılım temelli, ama hepsi farklı iş modellerine sahip… Pazarın bu yaklaşımları nasıl değerlendireceğini önümüzdeki aylar ve yıllarda göreceğiz!