Özgürlükİçin: “Atlantik’in İki Yakasında Özgür Yazılım İş Modelleri”

Özgürlükİçin.com‘un aylık e-dergisinin Nisan sayısında yayımlanan yazım:

Atlantik’in İki Yakasında Özgür Yazılım İş Modelleri

Son aylarda özgür yazılımın ne olup ne olmadığına hep yazılım tarafından baktık, ki doğru olanı da buydu. Kim Richard Stallman’ın özgürlük manifestosuna, kaynak kodunun açılması ve yazılımın özgürleşmesi için verdiği mücadeleye bakıp da FSF’ye (Özgür Yazılım Vakfı) üye olmak istemez? Öte yandan özgür yazılımın hayatımıza girişi, çoğu zaman, Stallman’ın felsefi hatta ideolojik düsturları ile değil de kar amacı güden bir şirketin kar amacı güttüğü bir faaliyetiyle oluyor.

Hayatımızın gerçeği bu, fazlasıyla ticarileşmiş, kapitalist üretim biçiminin hakim olduğu bir dünyada yaşıyoruz… Tam da bu nedenle birkaç yazı ile özgür yazılım üzerine kurulu iş modellerine eğilme gereği duydum.

Kazanç için mi, Değer için mi?

Özgür yazılım, iş ve iş modelleri kavramlarına girmeden, belki biraz da aceleyle, önemli bir coğrafi ayrıma dikkatinizi çekmek istiyorum: Özgür yazılım temelli iş modelleri ABD ile Avrupa arasında oldukça belirgin, kategorik bir farklılık gösteriyorlar. Bu farklılık aslında şu anda içinde olduğumuz küresel krize neden olan sosyal ve sosyo-antropolojik güdülere kadar giden bazı köklere sahip. Her kategorik genelleme gibi bunun da yanlışları vardır, ama ilk yaklaşım olarak kullanılabilecek bir ölçüt. Basitleştirerek anlatayım…

Atlantik’in ötesinde, “özgürlükler ülkesi” Amerika’da, insanların hayali “zengin olmak”, refah içerisinde ve hatta gereksinimlerinin çok ötesinde yaşamak. Bunun sonucu olarak girişimci gençlerin de kafasında tek bir hedef beliriyor: “Zengin olmak”. Nedir zengin olmanın yolları? Şirketi büyütüp dev bir şirkete (mesela Google’a ya da Microsoft’a) koca bir çek karşılığı satmak. Ya da başarılı bir iş modeli kurup bir girişim sermayedarını (yani VC, yani venture capitalist) şirkete büyükçe bir çek yazmaya ikna etmek. Ya da gerçekten boş bir alanda hızla büyümek (mesela FaceBook ya da twitter gibi) sonrasında da kullanıcı sayısını gelire dönüştürecek bir iş modeli bulmaya çalışmak. Ama sonuçta sürekli ve daima kazanç‘a odaklanmak. Şirketleri hep pazar değeri ile sıralamak…

Bu durum, doğal olarak, özgür yazılım iş modellerine de yansıyor. “Bir sonraki bir milyar dolarlık özgür yazılım şirketi hangisi olacak sizce?” sorusunu kimbilir kaç kez duydum ve okudum. Dolayısı ile özgür yazılım yaklaşımının hafif dışına taşan iş modelleri pek makbuller: Sahipli yazılımın başarılı iş modelini örnek almak, kodun bir kısmını açarken bir kısmını kapalı tutmak ve aynen eleştirdiğimiz sahipli yazılım şirketleri gibi kapalı/sahipli yazılımlar satarak gelir, hatta büyük gelir elde etmek. Yakın zamanlarda bu türden özgür yazılım iş modellerine yeni yeni isimler bulmak moda oldu: Önceleri “çift lisans”, şimdilerde “özgür çekirdek lisanslama”, …

Atlantik’in berisinde ise başrolde şirketlerden çok hükumetleri, kanun koyucuları, yerel yönetimleri görüyoruz. Evet, bunlar gerçek anlamda iş modeli oluşturucuları ve icracıları değiller. Sonuçta iş yine kar amacı güden şirketlerin kar amacı güttükleri faaliyetleri ile görülüyor. Ama, bu yönetim organları koydukları yasa ve kurallarla iş modellerini şekillendiriyorlar. Ve bunu yaparken de üretilen değer‘i ön plana çıkarıyorlar. Yerel ekonominin, Avrupa’da istihdamın gelişmesini temel hedef olarak belirliyorlar. Avrupa temelli ve özellikle Avrupa’da faaliyet gösteren özgür yazılım şirketleri daha çok hizmete, desteğe, katma değerli işlere yoğunlaşıyorlar. Şirketin bilançosu, hisse fiyatı, pazar değeri o kadar da ön plana çıkmıyor.

Dolayısı ile Avrupa’da özgür yazılım şirketleri yazılım satışından çok hizmet satışına odaklanıyorlar. Danışmanlık, çözüm, destek, katma değerli hizmetler alanlarına yoğunlaşıyorlar. Ürün odaklı Avrupa firmaları eninde sonunda Amerikan firmaları tarafından satın alınıyorlar, SuSE gibi, MySQL gibi…

Bizde Durum

Türkiye’de iş dünyası Amerika’ya, kamu da Avrupa’ya benzer bir şekilde yapılanır ve davranır. Bunların arasında kalan vatandaş da müthiş bir adaptasyon yeteneği ve esnekliğe erişir. Özgür yazılım üzerine kurulan işlerde de durum oldukça benzer. Özgür yazılım şirketleri, ki hemen hepsi KOBİ büyüklüğündedir, doğal olarak, kazanca odaklı ve büyüme hedefli iş planları yaparlar. Büyük şirketler özgür yazılımı hemen her zaman bir tasarruf aracı, nadir olarak da geliştirme maliyetlerini düşürücü bir unsur olarak görürler.

Kamu destekli Pardus projesi ise daha Avrupai bir şekilde oluşturulan değere ve katma değeri artıracak şekilde organize olmuş ekosisteme odaklanmış durumda. Daha da ötesi, özgür yazılım kullanımının Türkiye bilişim sektörüne küresel ölçekte rekabet edebilirliğin kapılarını açabileceğini düşünüyor Pardus. Bu nedenle özgür yazılım şirketleri arasında rekabetten çok işbirliği olmasına, bilginin (iş ile ilgili bilgi de dahil) olabildiğince serbest ve açık paylaşımına, kendi yürüttüğü projelerde de olabildiğince fazla çözüm ortağı kullanarak birlikte çalışma deneyiminin artmasına dikkat ediyor.

Özgürlükİçin: “Özgür Yazılım İçin Camia Yönetişimi”

Özgürlükİçin.com‘un aylık e-dergisinin Mart sayısında yayımlanan yazım:

Özgür Yazılım için Camia Yönetişimi

Dönüp ve yeniden aynı konuya geliyoruz: “Camiası olmayan özgür yazılım eksiktir”. Özgür yazılımlarda programın kaynak kodu kadar ve daha önemli olanın üretim süreci, paylaşımcı geliştirme ve dolayısı ile camia desteği olduğunu da sık sık vurguluyoruz. Şimdi bu camianın ne olduğuna ve nasıl işlediğine eğilelim biraz…

Neden Yönetişim?

Öncelikle “camia” sözcüğüne yoğunlaşalım. TDK sözlüğü topluluk, zümre diyor; oradan da nitelikleri bakımından bir bütün oluşturan kimselerin hepsi tarifine varıyoruz. Nedir bu bütün oluşturacak nitelik? Bir özgür yazılım ürününü kullanmak, yaygınlaştırmaya çalışmak, test etmek, hatalarını bulmak, kodlarını geliştirmek vb. Böyle bakınca aslında içiçe pek çok camiadan söz ettiğimiz çıkıyor ortaya: Kullanıcılar camiası en geniş olanı; bunun içerisinde çeşit çeşit alt camialar var, ortada biryerlerde de geliştirici camiası. Özgür yazılım için bu alt camiaların teker teker ve ana camiasının bütün olarak pek çok önemi var. Bunlar olmayınca özgür yazılım da eksik oluyor.

Camiaların (genelde) birlikte hareket etmeleri de bütün oluşturma koşulunun bir parçası. Neticede ortak bir amaç, bu amacı gerçekleştirmek için üzerinde karar birliğine varılmış bir yöntem ve bu yöntemin hayata geçmiş hali olan bir süreçler bütünü olmalı. Zaten bunları yazdığımız anda da tüm bunların ortaya çıkışını, değişmesini, ortadan kalkmasını içine alan bir yönetişim, yani camia eliyle erkin kullanımı, modeli gereği söz konusu oluyor.

Kimi camialar geçici (ad hoc) yönetişim uygulamaları ile yetinebiliyorlar. Zaten ufak olan camiada karar almak ve uygulamak için bir sistematik gerekmiyor. Ama kimi hallerde kuralların baştan koyulması ve hassasiyetle uygulanması camianın sürdürülebilirliği ve özellikle bütün oluşturan niteliklerinin korunması için başlıbaşına bir gerek haline geliyor. Büyük özgür yazılım projeleri için durum böyle…

Erk Sahibi ve Camia

Böylesi özgür yazılım projeleri genelde camianın yazılı olmayan yönetişim modelleri ile yetin(e)miyor ve erk sahibi bir organ tanımlamak durumunda kalıyor. Linux çekirdeği için iş kolay, erk sahibi Linus Torvalds’ın kendisi; GNU araçları için de kapı gibi Özgür Yazılım Vakfı (FSF). Ama KDE için KDE eV diye (kar amacı gütmeyen) bir şirket var. GNOME için GNOME Vakfı, Mozilla ürünleri (Firefox, Thuınderbird, vb) için Mozilla Vakfı, apache için Apache Vakfı, vb.

Öte yandan aslen bir erk sahibi organ tarafından geliştirilmiş ya da geliştirilmeye başlanmış kimi özgür yazılım ürün ve projelerinde işler biraz daha karmaşık. MySQL AB’nin mysql’i, RedHat’in fedora’sı, Novell’in OpenSuSE’si, Sun’ın OpenOffice.org’u vb. Evet, bunlar da özgür yazılım ürünleri, evet, açık ve paylaşımcı süreçlerle geliştiriliyorlar, evet, isteyen her geliştirici bu ürünlere kod katkısında bulunuyor… Ama erk paylaşılmış durumda değil, şirketin elinde. Özgür yazılım modeli ile tam barışmayan bir model. Alın size lisansın halledemeyeceği bir problem…

İşte bu nedenledir ki özgür yazılım üreten şirketler camiaları için yönetişim modelleri oluşturmaya, ve bunu yaparken de camia ile birlikte çalışmaya çabalıyorlar. Kimi vakıf kurma yollunu deniyor, kimi meclisler oluşturuyor, kimisi camia yöneticileri eliyle nabız tutuyor. Bunu yaparken de, doğal olarak, erki az ya da çok camiası ile paylaşıyor. Bunu göze alamayan şirketler zaten özgür yazılım ürünü üretemiyorlar, ürünlerini açık ve özgür lisanslarla dağıtsalar dahi yaşatamıyorlar. Aynı şey camia ürünlerinde yanlış yönetişim modelleri kullanıldığında da söz konusu oluyor. Fazla merkezci modellere isyan eden camia ya yazılımı çatallıyor (forking) ya da ürüne ilgisini kaybediyor. Yine görüyoruz ki özgür yazılım geliştirmek (hiç!) kolay değil…

hasta la vista… Pardus

2003 yılı sonbaharında (o zamanlar adı olmayan) Pardus projesi için TÜBİTAK UEKAE’ye katıldım ve 2004 yılı sonbaharında (o zamanlar Uludağ adıyla tanınan) Pardus projesine yönetici oldum.

4,5 yıla yakın zamanda 4 ana, 5 ara sürüm, pek çok seçki yayımladık. Onbinlerce, kimi arkadaşlara göre yüzbinlerce kullanıcıya Linux ve özgür yazılım kullanmanın yollarını açtık. Koca bir kurumsal kullanıcıyı baştan ayağa Parduslarla donattık. Pek çok kurumsal kullanıcı özgür lisansımız sayesinde kendi kendilerine ya da bizim haberimiz olmadan Pardus’a geçtiler, özgürleştiler. 40 civarında gence Pardus ekibinde profesyonel olarak çalışma, onun 3 katı civarında geliştiriciye proje ve ürün katkıda bulunma, 50’ye yakın öğrenciye projeye ve ürüne staj projeleri ile dahil olma imkanı sağladık. Sayıları hızla artan özgür yazılım ve bilişim firma ile iş ve çözüm ortağı ilişkisi kurduk, para kazanmalarına katkımız oldu, bunu yaparken özgür yazılım da yaygınlaştı güçlendi.

Bu gelişmelerde en büyük pay, her zaman söylediğim gibi ve şüphesiz, TÜBİTAK UEKAE’de görevli Pardus ekibinde oldu hep. Birinci nesil ekipten birbuçuk ve şimdi de ikinci nesle tüm arkadaşlarım fedakarca ve neredeyse fiziksel sınırlarını zorlayacak derecede çok çalıştılar. Özellikle sorumluluk ve yükümlülüklerimizin hızla arttığı, buna karşın ekip büyüklüğü ve kaynaklarının sabit kaldığı 2008 yılında en az çalışanımız dahi iki kişilik iş çıkardı. Onların hakkı ödenmez…

Ne yazık ki 2009 yılında da, özellikle küresel ekonomik kriz nedeniyle, kaynaklarımızın sabit tutulacağını öğrenmiş bulunuyoruz. Bu da en az çalışanımızın üç kişilik iş çıkarması manasına geliyor. Durumu ekip arkadaşlarımla paylaştım geçtiğimiz günlerde. Aldığım yanıt pek iç açıcı değildi: Arkadaşlarımızın önemli bir kısmı bu şartlar altında projede kalmalarının mümkün olmayacağını bildirdiler. Hatta birkaç arkadaşımız, aramızda kalması koşulu ile, birlikte Pardus desteği veren bir şirket kurmaya karar verdiklerini söylediler. Tam olarak “bunca senedir biz geliştirdik, millet kullandı; biraz da başkaları geliştirsin, kaymağını biz yiyelim” dediler. Kendilerine başarılar dilemekten başka birşey gelmiyor elimden. Ama bu gidişle geliştirecek “başkaları”nı bulamayacağız.

Elde kalan çok az sayıda eleman ile ne yapılabilir diye baktık biraz, yeni geliştirici almayı falan düşündük. Ama oradan da pek birşey çıkmadı. Millet artık değil Pardus’ta çalışmayı, adını duymak dahi istemiyormuş. “Bedavaya yazılım mı olurmuş, pazarı batırdınız” dedi sektörün eskileri, yeni mezunlar da “krizde bile çalışılmaz, ben yazılım satıp para kazanmak istiyorum, kaynak kodu mu açılırmış” diye kızdılar. Sonuçta ekibe katılabilecek yeni kan da bulamadık.

Bu durumda kader arkadaşlarımız ile son bir toplantı yaparak projeyi kapatmaya ve herkesin kendi başının çaresine bakmasına karar verdik. Arkadaşlarım ya enstitü içinde diğer projelere geçmeye karar verdi, ya da iş bulabilenleri (Pardus projesinde çalışmanın iyi bir referans olmadığını da öğrendik bu şekilde) özel sektöre transfer oldular.

Projenin kodları ortalıkta, GNU GPL ile isteyen alıp kullanır. Pardus markası da TÜBİTAK’ın, nasıl kullanılabileceğini oradan öğrenirsiniz. Zaten olacağı buydu, devlet desteği ile işletim sistemi, Linux dağıtımı geliştirmek olmayacak duaydı. Bireysel ve kurumsal kullanıcılarımızdan özür diliyoruz, ama onların da baştan bu işin olmayacağını düşünmeleri gerekirdi. Bize güvenerek mi girdiniz bu işe, hiç akıl alıyor mu?

Ben mi? Ben de bu yaştan sonra yeniden iş aramaya başladım. Neyse ki kısa zamanda bir teklif aldım. Sahipli yazılım felan yapıyor, özgür yazılım proje ve şirketlerini dava ediyor ya da dava etmekle korkutuyor, ürünleri de zaman zaman kullanıcı tarafından beğenilmiyor, ama olsun. Neticede geçim dünyası… Neme lazım çok iyi para veriyorlar. Hem zaten yıllardır ben de gizli gizli onların ürünlerini kullanırdım evde, Pardus’la cebelleşmektense.

Bugün, yani Bir Nisan itibarı ile, bendeniz de bu büyük, çok büyük şirketin Seattle’daki merkezinde çalışmaya başlıyorum. Siz bu mesajı okurken, yani Bir Nisan günü, ben Atlantik üzerinde uçuyor olacağım.

Daha da gelirsem… Benim için Pardus bitmiştir!