Bilişim Dergisi: “Bir Hapsolma Masalı”

Türkiye Bilişim Derneği‘nin Bilişim Dergisi‘nin Haziran sayısında yayımlanan Özgürlük İçin… köşesi:

Bir Hapsolma Masalı

Son olarak Microsoft OOXML örneği üzerinden giderek standartlaşmanın temeli ve açık standartların özgür yazılımın gelişmesi açısından önemine değinmiştik, oradan devam edelim. Donanımı ve yazılımı genelde tedarik eden kullanıcının, yani sizin, bilişim sistemlerindeki tek varlığınız bu sistemlere girdiğiniz bilgi: Veri, malumat, enformasyon, bilgi, bildirim… Ne isimle anarsanız ve hangi işlenmişlik düzeyinde olursa olsun, kısaca “bilgi”. Aslında tüm bilişim sistemi bilgilerinizi saklayacağınız ve işleyerek yeni bilgiler elde edeceğiniz bir depolama ve üretim ortamından başka bir şey değil. Bilişim sistemlerinizin (donanımın, yazılımın, vb) sahipliğini sorgulamayabilirsiniz, ama bilgilerinizin, özellikle bilişim sistemine girdikten sonraki, sahipliğine çok dikkat etmelisiniz. Sonuçta, dedik ya, bu sistemde sizin olan tek varlık bilgi!

Bir varmış bir yokmuş…

Bir bilişim sistemine belli bir yatırım yapıyorsunuz, donanımını ve yazılımını satın alıyorsunuz, kullanıcılarınızı eğitiyorsunuz, bakım ve desteğini alıyorsunuz, tedarikçilerinize tavsiye ediyor ve hatta zorunlu kılıyorsunuz, bu sistem üzerine size özel geliştirmeler ve değişiklikler yaptırıyorsunuz… Tüm bilgilerinizi bu sistemde depoluyor, işliyor ve yeniden depoluyorsunuz. Gittikçe daha yaygın ve daha etkin kullanmaya başlıyorsunuz bu sistemi… Bir süre sonra kendi üretim ve yönetim sistem ve süreçlerinizden biri haline geliyor…

Ancak gün geliyor bu sistemle ilgili çeşitli soru işaretleri beliriyor zihninizde: Acaba çok mu para harcıyorsunuz bu sisteme? Alternatifleri daha çok işinize yarar mı görünüyor? Çok mu çağdışı kalmış sizin sistem, başkaları çok daha modern ve inovatif sistemler kurmuşlarken? Bakımı ve tutumu gittikçe daha zorlaşıyor ve pahalanıyor mu? Başka limanlara yelken açmanın zamanı gelmedi mi? Kararınızı veriyorsunuz: “Yarından tezi yok bu sistemden kurtulacağım, artık başka bir sistem kullanmam daha doğru!”

Ve ertesi sabah acı gerçekle yüzyüze geliyorsunuz: Ne yazık ki epey bir zaman önce siz bu bilişim sistemine hapsolmuşsunuz, kurtuluş imkansız! İngilizce’ye lock-in diye yerleşmiş olan, bizim en yakın anlamı ile hapsolmak dediğimiz sendromun temelinde bilginize sahip olma/olamama çelişkisi yatıyor işte. Yıllarca büyük bir rahatlık ve güvenle bu bilişim sistemine girdiğiniz bilgiler geçen zaman içerisinde hayli evrilmiş ve artık yalnızca bu sistem tarafından işlenebilir hale gelmiş. Bu bir şey değil, artık bilgilerinizi bu sistemden alıp farklı bir sisteme taşımanız bile mümkün değil. Mümkün olsa bile çok yüksek maliyetle yapılacak bir iş, yeni sisteme geçişin size kazandıracağı pek çok avantajı bir kalemde silebilecek nitelik ve nicelikte bir maliyet!

Mutsuz Son ve Mutlu Son

Sizin açınızdan hayli hazinli bir son: Mevcut sistemle hayatınıza devam ediyorsunuz. Ne kadar çağdışı kalsa, ne derece performansı düşse, maliyeti ne kadar fahiş olsa da… Başka çareniz yok çünkü, dedik ya, hapsolmuşsunuz.

Peki bu masalda mutlu kimse yok mu? Var tabii… Mevcut sistemi size satan, kuran, işletenler. Artık inovasyon yapmak, üretim maliyetlerini düşürmek, süreçlerini etkinleştirmek zorunda değiller. Çünkü onlara mahkumsunuz, hapsolmuşsunuz! Önünüze sürecekleri faturayı ödemekten başka çareniz yok.

Bu masalın sizin için mutlu şekilde bitmesini sağlayacak bir sihirli değnek var aslında: Açık standartlar. Bilginin yalnızca bilişim sistemleri arasında gidiş gelişte değil, bir bilişim sisteminde depolanmışken de açık standartlara uygun bir yapıda olmasını talep etmek. Bu sayede bilişim sistemi üreticilerinin hapsetme olanaklarını (ya da heveslerini) engellemek; bu sayede donanım ve yazılım üreticilerinin performans, işlevsellik, güvenlik ve maliyet alanlarında rekabet etmelerini şart koşmak…

Avrupa Komisyonu (EC) ile Microsoft arasında son yıllarda yaşanan anlaşmazlığın, yüz milyonlarca Avroluk cezaların, OOXML oylaması ile ilgili soruşturmaların… altında yatan temel sorunsal bu işte. EC Microsoft’un (haydi orada sınırlı tutmayalım, iTunes ve iPod ile Apple’ın da) bilgiyi hapsetmemesini istiyor. Yoksa bu firmaları yazılım ve ürün bazında sorgulamıyor ya da kısıtlamıyor, tam tersine rekabete açık bir ortamda bu yazılımların ve ürünlerin daha da iyileşeceklerini düşünüyor ve ümit ediyor. Temel endişesi Avrupalı kullanıcının hapsolmaması, bilgisine sahip çıkması ve sonuçta özgürleşebilmesi.

Özgür olmak için sizin de bilginize sahip çıkmanız gerekiyor, bunun için de hapsolmamanız..

Not: Yazının başlığı basılı dergide “Bir Mahkumiyet Masalı” olarak yer almış, doğrusu, yukarıda da yazdığı üzere, “Bir Hapsolma Masalı” olacaktı.