Bilişim Dergisi: “‘Tehlikenin Farkında mısınız?'”

Türkiye Bilişim Derneği‘nin Bilişim Dergisi‘nin Mayıs sayısında yayımlanan Özgürlük İçin… köşesi:

“Tehlikenin Farkında mısınız?”

Birkaç yazıdır inovasyon üzerine yoğunlaşmış durumdayız. İnovasyon yeni şeyler yapma ya da eski şeyleri yeni şekillerde yapma durumuna verdiğimiz ad. İlla bir icat ya da keşif kadar çarpıcı ve parlak olmak zorunda değil. Ama sonuçta hızla yarara dönüşecek kadar gerçeğe yakın ve pratik olmalı. İş dünyasının gözünden baktığınızda onyıllar değil aylar ve yıllar içerisinde üretime aktarılabilecek ve rekabet avantajı ya da doğrudan kar getirecek bir şey. İnovasyonda her zaman daha öncekine göre bir farklılık ve yenilik var, ama her farklı ve yeni olan da inovasyon değil. Belki de inovasyon kavramının iş çevrelerinde bu derece cazip olmasının bir nedeni de bu muğlak tanımı…

Standartlaştırma ise çoğu zaman inovasyona ters yönde, en azından inovasyonu engelleyici nitelikte bir hareket. İşlerin, şeylerin ne olduğunu ve nasıl yapıldığını herhangi bir şüpheye meydan vermeyecek şekilde iyi tanımlamak gerekiyor bir standart üretmek için. Çünkü standartlaşmanın temel amacı kaliteyi yükseltmek, maliyetleri düşürmek ve rekabeti artırmak. Standartların varlığı pazardaki büyük ve güçlü aktörlerin çok arzu ettiği bir şey değil, ama giriş engellerini düşürmesi nedeniyle yeni ya da küçük aktörler için bir güvence.

Son kullanıcı ve tüketici açısından ise bu ikili yapının sürekli bir dönüşüm içerisinde olması en iyisi: Pazarın düşük fiyatları ve rekabeti tercih ettiği alanlarda standartlaşma yönünde baskı ve çabalar artıyor, yeni işlevsellik gerektiğinde ise standart dışına taşan inovatif değişimler ön plana çıkıyor. Bu sayede ne çağdışı kalmış standartlara mahkum kalıyoruz sürekli, ne de baş döndüren ama gerçek anlamda değer yaratmayan bir inovasyon çılgınlığına kapılıyoruz. Aslında hem o, hem de diğeri. Sektörün ve pazarın durumuna göre kimi standartlar onlarca yıl dayanabilirken, kimileri ancak sürekli güncellenerek gereksinimlere yanıt verebiliyorlar.

Standart oluşturma, özellikle büyük aktörlerin baskın konum elde etmemeleri için, uluslar ve şirketler üstü tarafsız organlar (ISO ve TSE gibi) eliyle yürütülüyor. Bu sayede standartların gerçek amacı, yani rekabeti artırma işlevi yerine gelebiliyor. İnovasyon ise büyüklü küçüklü her türlü piyasa aktörü tarafından hayata geçirilebiliyor; her ne kadar yaygın kanı büyük aktörlerin inovatif olma konusunda biraz geri kaldıkları yönünde olsa da.

Özgür yazılımların gelişmesi ve yaygınlaşması standartların açık ve hatta özgür olması ile son derece ilişkili. Sonuçta hiçbir bilişim sistemi tek başına işlev görmüyor artık, farklı sistemlerle birlikte çalışıyor, ya veri alıyor, ya veri gönderiyor; ya iş yaptırıyor, ya iş yapıyor başkalarına. Farklı sistemler arasındaki arayüzlerin “ne olduğunu ve nasıl yapıldığını herhangi bir şüpheye meydan vermeyecek şekilde iyi tanımlamak gerekiyor” birlikte çalışabilmeleri için. Özellikle özgür yazılım ürünleri genelde zaten sahipli ürünlerin mevcut olduğu sistemlere dahil edildikleri için bir tekel oluşmaması, ya da özgür yazılımların önüne bir engel çıkarılmaması için bu, yani standartlaşma son derece elzem. Tabii ki bu standartların özgür yazılım geliştiricilerine açık, kolayca erişilebilir olması gerekiyor; erişildiklerinde de makul bir çaba ile gerçeklenebilmeleri, herhangi bir fikri mülkiyet hakkı engeline ya da rüçhan hakkı ödemesine takılmadan kullanılabilmeleri. Aksi durumda mevcut sahipli yazılım ürünleri özgür yazılımlara birlikte çalışma fırsatı tanımadan bir tekel oluşturabiliyorlar.

Geçtiğimiz ay Microsoft tarafından geliştirilen ve aslında bir standart değil de bir “ürün” olarak kabul edilmesi gereken Office Open XML (OOXML) dosya biçemi belirtimi, Microsoft’un dünya çapındaki lobi faaliyetleri ve kimi sorgulanabilir girişimleri sonucu ISO tarafından bir uluslararası standart (ISO/IEC DIS 29500) olarak kabul gördü. OOXML içerisinde neler yok ki: Mevcut ve hayli güncel bir uluslararası standart (ISO/IEC 26300 OpenDocument Format) ile büyük ölçüde çakışma ve çelişme, 8.000 sayfa civarında dokümantasyon, Microsoft dahil herhangi bir üretici tarafından gerçeklenmemiş bir belirtim, bol miktarda sahipli teknolojilere atıf, fikri mülkiyet (patentler vb) kapsamında korunmakta olan teknolojiler, daha neler neler… Şimdi yazdıklarımızı başından itibaren bir kez daha okuyun, “tehlikenin farkında mısınız?”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir