Yaşasın “Özgürlük İçin…”

Özgürlük için Pardus...

Özgürlük İçin… hareketinin doğumu Şubat 2007’de olmuştu sanırsam, bir Pardus geliştiricileri toplantısında. Sonrasında ismi ve alanadını bir portala çevirme işini yürütmek üzere UEKAE, sevgili Ali Işıngör’ün firması artistanbul ile sözleşme imzaladı. pardus-oyun.org ve pardus-linux.org sitelerinden kimi katılımlar oldu, pardus-linux.org sitesinden kimi itirazlar yükseldi, vb. Ardından da site yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı, ilk başta ittire kaktıra; sonrasında gümbür gümbür. Her geçen gün içeriği güçlendi, altyapısı sağlamlaştı ve katılımcı sayısı arttı Özgürlük İçin…’in. Yeni, bir görsel tasarım ve forum ile yeni bir atak yaptı sonrasında. Tabii ki OOXML’e Hayır kampanyası ile Türkiye özgür yazılım camiasının liderliğine soyundu, Ankaralar’a kadar bizimle geldi, devlet kademelerine OOXML’in hukuksal ve kavramsal sıkıntılarını anlattı. Seminerler vermeye başladı, üniversitelerde şenliklere, sivil oluşumlara katıldı… Sonrasında e-Dergi geldi, harika görsel tasarımı ve gittikçe sağlamlaşan içeriği ile… Artık bilgisayar dergilerinin aranan elemanlarıydılar “Özgürlük İçin… referanslı” genç yazarlar. Oyun sunucusu devreye girdi ve doldu doldu taştı… Bunları yazarken “yahu gerçekten bu işin başlangıcından bu yana yalnızca bir buçuk yıl mı geçti, 2006 olmasın?” diye düşünmekten alamıyorum kendimi.

Muhteşem bir iş çıkardı camiamız, benim beklentilerimi kesinlikle aştı ve ileriye çok ümitle bakmamıza vesile oldu. artistanbul’un hakkı da ayrı; başta sevgili Ali, sonra Ahmet(ler), Akın ve Seda, hemen ardından Uğur, Denis ve Rasim; tüm takım sözleşmenin gerektirdiğinin kat kat fazlasını yaptılar, camiaya örnek oldular. Sonra camiadan arkadaşlarımız, Deniz Ege, Ekrem, Gökmen, Eren, adlarını şu anda anımsayamadığım için kendilerinden özür dilediğim onlarca diğeri… Pardus camiasının oluşmasına yaptığınız katkıların ne kadar önemli olduğunu söylememe gerek yok ve bunun Türkiye’de özgür yazılımın gelişmesine vereceği desteği. Ellerinize kollarınıza sağlık!

Bunları neden yazıyorum ve neden bugün yazıyorum? Biraz önce öğrendiğime göre Linux Kullanıcıları Derneği‘nin geleneksel yarışmasında En İyi Basılı/Görsel İçerik dalında Özgürlük İçin…, Yılın Pengueni seçilmiş.

Tüm Özgürlük İçin… camiasına tebrikler, yapacaklarınızın yanından şimdiye kadar yaptıklarınızın sönük kalacağından eminim, hatta bunu biliyorum. Yanınızdayız, arkanızdayız!

Bilişim Dergisi: “‘Tehlikenin Farkında mısınız?'”

Türkiye Bilişim Derneği‘nin Bilişim Dergisi‘nin Mayıs sayısında yayımlanan Özgürlük İçin… köşesi:

“Tehlikenin Farkında mısınız?”

Birkaç yazıdır inovasyon üzerine yoğunlaşmış durumdayız. İnovasyon yeni şeyler yapma ya da eski şeyleri yeni şekillerde yapma durumuna verdiğimiz ad. İlla bir icat ya da keşif kadar çarpıcı ve parlak olmak zorunda değil. Ama sonuçta hızla yarara dönüşecek kadar gerçeğe yakın ve pratik olmalı. İş dünyasının gözünden baktığınızda onyıllar değil aylar ve yıllar içerisinde üretime aktarılabilecek ve rekabet avantajı ya da doğrudan kar getirecek bir şey. İnovasyonda her zaman daha öncekine göre bir farklılık ve yenilik var, ama her farklı ve yeni olan da inovasyon değil. Belki de inovasyon kavramının iş çevrelerinde bu derece cazip olmasının bir nedeni de bu muğlak tanımı…

Standartlaştırma ise çoğu zaman inovasyona ters yönde, en azından inovasyonu engelleyici nitelikte bir hareket. İşlerin, şeylerin ne olduğunu ve nasıl yapıldığını herhangi bir şüpheye meydan vermeyecek şekilde iyi tanımlamak gerekiyor bir standart üretmek için. Çünkü standartlaşmanın temel amacı kaliteyi yükseltmek, maliyetleri düşürmek ve rekabeti artırmak. Standartların varlığı pazardaki büyük ve güçlü aktörlerin çok arzu ettiği bir şey değil, ama giriş engellerini düşürmesi nedeniyle yeni ya da küçük aktörler için bir güvence.

Son kullanıcı ve tüketici açısından ise bu ikili yapının sürekli bir dönüşüm içerisinde olması en iyisi: Pazarın düşük fiyatları ve rekabeti tercih ettiği alanlarda standartlaşma yönünde baskı ve çabalar artıyor, yeni işlevsellik gerektiğinde ise standart dışına taşan inovatif değişimler ön plana çıkıyor. Bu sayede ne çağdışı kalmış standartlara mahkum kalıyoruz sürekli, ne de baş döndüren ama gerçek anlamda değer yaratmayan bir inovasyon çılgınlığına kapılıyoruz. Aslında hem o, hem de diğeri. Sektörün ve pazarın durumuna göre kimi standartlar onlarca yıl dayanabilirken, kimileri ancak sürekli güncellenerek gereksinimlere yanıt verebiliyorlar.

Standart oluşturma, özellikle büyük aktörlerin baskın konum elde etmemeleri için, uluslar ve şirketler üstü tarafsız organlar (ISO ve TSE gibi) eliyle yürütülüyor. Bu sayede standartların gerçek amacı, yani rekabeti artırma işlevi yerine gelebiliyor. İnovasyon ise büyüklü küçüklü her türlü piyasa aktörü tarafından hayata geçirilebiliyor; her ne kadar yaygın kanı büyük aktörlerin inovatif olma konusunda biraz geri kaldıkları yönünde olsa da.

Özgür yazılımların gelişmesi ve yaygınlaşması standartların açık ve hatta özgür olması ile son derece ilişkili. Sonuçta hiçbir bilişim sistemi tek başına işlev görmüyor artık, farklı sistemlerle birlikte çalışıyor, ya veri alıyor, ya veri gönderiyor; ya iş yaptırıyor, ya iş yapıyor başkalarına. Farklı sistemler arasındaki arayüzlerin “ne olduğunu ve nasıl yapıldığını herhangi bir şüpheye meydan vermeyecek şekilde iyi tanımlamak gerekiyor” birlikte çalışabilmeleri için. Özellikle özgür yazılım ürünleri genelde zaten sahipli ürünlerin mevcut olduğu sistemlere dahil edildikleri için bir tekel oluşmaması, ya da özgür yazılımların önüne bir engel çıkarılmaması için bu, yani standartlaşma son derece elzem. Tabii ki bu standartların özgür yazılım geliştiricilerine açık, kolayca erişilebilir olması gerekiyor; erişildiklerinde de makul bir çaba ile gerçeklenebilmeleri, herhangi bir fikri mülkiyet hakkı engeline ya da rüçhan hakkı ödemesine takılmadan kullanılabilmeleri. Aksi durumda mevcut sahipli yazılım ürünleri özgür yazılımlara birlikte çalışma fırsatı tanımadan bir tekel oluşturabiliyorlar.

Geçtiğimiz ay Microsoft tarafından geliştirilen ve aslında bir standart değil de bir “ürün” olarak kabul edilmesi gereken Office Open XML (OOXML) dosya biçemi belirtimi, Microsoft’un dünya çapındaki lobi faaliyetleri ve kimi sorgulanabilir girişimleri sonucu ISO tarafından bir uluslararası standart (ISO/IEC DIS 29500) olarak kabul gördü. OOXML içerisinde neler yok ki: Mevcut ve hayli güncel bir uluslararası standart (ISO/IEC 26300 OpenDocument Format) ile büyük ölçüde çakışma ve çelişme, 8.000 sayfa civarında dokümantasyon, Microsoft dahil herhangi bir üretici tarafından gerçeklenmemiş bir belirtim, bol miktarda sahipli teknolojilere atıf, fikri mülkiyet (patentler vb) kapsamında korunmakta olan teknolojiler, daha neler neler… Şimdi yazdıklarımızı başından itibaren bir kez daha okuyun, “tehlikenin farkında mısınız?”

newspapers write it: “there is a new pardus in town”

There are sporadic examples of Turkish open source projects. In August 2007 Turkey’s Military Recruitment Division, which is part of the Ministry of Defense, announced that it was switching to Pardus Linux on all of its 4,500 desktops and more than five hundred servers.

Pardus is also being used by Turkish Radio and Television Supreme Council as part of its digital television archive and analysis project.

[…] Other early adepter success stories include Manisa Health Directorate, Petrol-Is, and Neziroglu Motors, all of which are using Pardus Linux.

yazının tümü burada // the article is here

“… and they lived happily ever after”


The #1 Pardus supporter outside Turkey Mr. Willem Gielen and his beloved fiance Ms. Mahican Emeni are married as of today. The wedding ceremony took place in Rotterdam Museum of Natural History, if I’m not mistaken, and under a bright sunny sky, what looks like. Willem is the founder of the Dutch Pardus Users’ Group, and pardus-linux.nl web site, and Pardus world forum. Mahican is pursuing a career in medicine, as Willem (he indeed does; IT, Linux and Pardus are his hobbies). They both are very lovely personalities and their hospitality is world class, I should add.

I, hereby, unofficially, declare that, the Pardus 2008 Beta1, which has been released today, shall be known as “Willem-Mahican” from now on.

Dear Willem and Mahican, I wish the best for you on behalf of the Pardus core team, developers, and users; and a life full of love and happiness…