Şaka gibi bir standart

1 Nisanlar’da genelde ilk okumada inandırıcı, ardından şaşırtıcı, şakanın farkına varınca da eğlendirici mesajlar dolanır internette. Çünkü 1 Nisan şaka günüdür. Bugün de böylesine bir mesaj düştü posta kutularımıza: İlk okumada inandırıcı, ardından şaşırtıcı… ama ne yazık ki eğlendirici değildi… şaka da değildi. Bu nedenle de daha şaşırtıcı idi, hem de biraz hayal kırıklığı yaratan, insanın enerjisini çeken cinsten. Evet, Microsoft’un ofis dokümanı formatı OOXML artık bir ISO standardı, ISO/IEC DIS 29500.

Konunun pek çok cephesi var, neresine değinmeli bilemiyorum. İsterseniz ufak bir tarihçe ile başlayalım: OASIS (Organization for the Advancement of Structured Information Standards) isimli organizasyon, 2002 yılı sonlarından itibaren ofis dokümanları için XML temelli açık ve özgür bir format geliştirme işine girişti. Bu örgütün üyeleri arasında StarOffice’i satın alan Sun Microsystems ve Lotus Suite’in geliştiricisi IBM yanında Microsoft Office’in geliştiricisi Microsoft da vardı. Ancak Microsoft eş zamanlı olarak kendi XML temelli formatı üzerinde çalışmaya başladığından OASIS’in çalışmalarına pek de rağbet etmedi. Çalışmanın başında format belirtiminin ismi Open Office XML olarak belirlenmişti. İki buçuk yıllık bir çalışma sonunda belirtim, 2005 ortalarında OpenDocument Format (ODF) adı altında yayınlandı. Bu yeni, açık ve özgür formatı öntanımlı doküman formatı olarak kullanacağını çok öncesinden ilan eden OpenOffice.org’un ODF destekleyen ürünleri birkaç ay içerisinde belirmeye başladı. Ardından da KOffice, Google Docs, Zoho ve Lotus Symphony ofis setleri ODF kullanmaya başladılar. OASIS, 2005 yılı sonlarında ODF belirtimini ulusalarası bir standart olarak kabul edilmek üzere ISO’ya sundu, altı ayı geçen inceleme süresi sonunda oybirliği ile kabul edildi ve ISO/IEC 26300:2006 adı ile bir uluslararası standart haline geldi. Bu gelişmelerin Microsoft’un ofis seti pazarındaki güçlü (neredeyse tekel) konumu için bir tehdit oluşturduğunu Gartner ta başından söylemişti, ki öyle de oldu…

Diğer yandan Microsoft kendi XML format belirtimleri üzerinde çalışıyordu, ta 2000’den beri. Hatta Office 2003 o zamanki XML formatındaki dosyaları destekler durumdaydı. Office 2007 ise öntanımlı olarak yeni bir XML temelli format kullanacaktı. Microsoft’un ofis dokümanı formatları hemen her zaman kapalı, gizlilik anlaşmaları ve fikri mülkiyet hukuku ile koruma altında olmuştu. Bir önceki sürümlerde kullandığı XML temelli formatları bir sonraki sürümde desteklememek ise en sık rastlanan uygulama idi. Bu arada bilişim dışı arenada da ilginç gelişmeler yaşanıyordu: Kullanıcılar ofis dokümanlarının açık standartlara uygun formatlarda saklanmasını istemeye başlamışlardı. Hatta AB 2004 yılında OASIS’e desteğini belirtirken Microsoft’a da format belirtimini açmasını ve standartlaştırmasını öneriyordu. Microsoft bu öneriyi ciddiye aldı. Ama ancak çeşitli Avrupa ülkeleri ve kimi ABD eyaletleri o zaman mevcut tek açık format belirtimi olan ODF’i desteklemeye başladıklarında. Hem de ODF’in ISO’ya sunulmasının hemen ardından… ECMA (European Computer Manufacturers Association) altında oluşturulan bir teknik komite ile ve bir yıllık bir çalışmanın ardından, tam da ISO’nun ODF’i yayınlamasının ardından ECMA, Office Open XML (OOXML) format belirtimini yayınladı.

İlk başta işler OOXML’in, ve dolayısı ile Microsoft’un, aleyhine gelişti: 6000 sayfayı aşan, buna karşın sınırlı itiraz süresinde 20 ülkeden 3000’in üzerinde teknik eleştiri (her ikisi de “ISO rekoru”) alan, mevcut standartları kullanmak yerine sahipli ve kapalı kimi formatlara gönderme yapan, kapalı bir süreç ile geliştirilen, içinde pek çok patent ve korunmş fikri mülkiyet barındıran OOXML’ini hem de hızlı hattan (fast track) ISO kabulü alması pek olası görünmüyordu. Öyle de oldu, Eylül 2007 başında yapılan oylamada OOXML her iki kriterde de (ana üyelerin 2/3 kabulü, tüm üyelerin 1/4’ten az reddi) başarısız oldu. Ardından komedi başladı… ISO bu aşamada hızlı hat sürecini dururup metni ECMA’ya iade etmesi gerekirken süreci işletmeye devam etti. Şubat sonunda Cenevre’de düzenlenen Oy Çözümleme Toplantısı’nda 2000’e yakın teknik eleştiriye ECMA’nın verdiği yanıtlar tek bir oylama ile (mevcut ülkelerin ezici çoğunluğu böyle bir oylamaya katılmamayı tercih etti) “kabul” edildi. 29 Mart günü sonuçlanacak olan nihai oylama için Microsoft tüm dünyada her türlü lobi ve baskı çalışmasını elini kolunu sallayarak yürüttü… Daha birkaç yıl önce Tek Standart, Tek Test: Heryerde Muteber sloganları atan ISO da bu gidişe göz yumdu, hatta yataklık etti. Ayrıntıları OOXML’e karşı küresel dayanışma sitesi NoOOXML‘den ve camia sitemiz Özgülükİçin.com‘dan izleyebilirsiniz. Sonuç: Oy veren 32 ana üyeden 24’ü OOXML’i kabul etti ve oy veren 71 üye ülkenin yalnızca 10’u OOXML’i reddeti. OOXML her iki kriteri de açık ara sağlayarak bir ISO standardı haline geldi.

Peki bu sonucun sonucu ne olacak? Kısaca tahmin ve kehanetlerimizi sıralayayım:

  • Onyıllardır kimi sıkıntılar yaşasa da genelgeçer ve tarafsız bir standart organizasyonu olarak kabul gören ISO’nun itibarı ciddi zara görecek. “Parayı veren düdüğü çalar” misali sahipli standartlar çıkarmak için dev şirketler Microsoft’u takip edecekler. ISO tabutuna ilk çiviyi kendi elleri ile çaktı…
  • Son günlere kadar Microsoft lobi ve baskısına boyun eğenlerin daha çok yolsuzluğa bulaşmış ve çürümüş ülkeler olduğu düşünülüyordu. Bu tez tümüyle çöktü, hele Almanya ve Fransa gibi örnekler göz önündeyken. Artık tutunacak dalımız yok!
  • ISO “vuruşması”ndan “zafer”le çıkan Microsoft yine de o kadar rahat değil. Bilgiye özgürce erişmeyi talep eden toplumların baskısı ile bonck boncuk terler döküyor yazılım devi. Ürünlerinde inovasyon sıkıntısı yaşayan, bunun ve tekelci taktiklerinin bir sonucu olarak gittikçe daha az sevilen Microsoft, eninde sonunda açıklığa ve özgürlüğe boyun eğecek. Keskin sirke küpüne zarar!
  • ISO’nun yol vermesi, “temiz” ülkelerin de rica, minnet, rüşvet ve tehdide boyun eğmesi ardından açık ve özgür standartların en yılmaz temsilcisi olarak Avrupa Birliği kaldı. Microsoft’un tekelci taktiklerine ceza üzerine ceza kesen, en başında OOXML’in ISO standardı olmasını şart koşan, sonrasında OOXML oylamasında dönen dolapları cesurca soruşturmaya başlayan yine eski dünya oldu. Tekelciliğe, bağımlılığa ve güdülmeye karşı çıkanlar, AB ile aynı safta durun!
  • OOXML’in yalnızca de facto “standart” olmakla kalmayıp ISO kabulü alması, başta OpenOffice.org olmak üzere tüm özgür yazılım geliştiricileri için kötü bir haber. Bir yandan açık standartlara vurulan bir darbe, diğer yandan da haksız rekabet için yeni bir platform. Terlemeye hazır olun, yol biraz daha yokuşlaşacak…
  • OOXML’in standart olması, özellikle e-devlet uygulamalarında, otomatik olarak tercih edilen standart olmasını gerektirmiyor. AB’deki gelişmeler, örneğin Norveç’ten gelen haberler bu yönde. Rakibin gücünü, etki alanını ve nasıl pis oynadığını bilerek çalışmaları bu alana kaydırmak gerekiyor. Ayağa kalkıp mücadeleye devam!

Son bir söz de Türkiye ve TSE ile ilgili: Bizim de dahil olduğumuz bir girişim ile TSE’nin ISO oylamasındaki oyu EVET’ten ÇEKİMSER’e çevrildi. TSE’nin resmi açıklaması henüz elimizde değil, ama bu değişiklik için temel nedenlerin karar verme sürecinin yeterince katılımcı bir şekilde yürütülmemiş olması, buna karşın paydaşlar arasında bir konsensus oluşmadığının görülmesi, TSE yönetiminin tartışmanın geriplanı hakkında tarafsız ve yeterli şekilde bilgilendirilmemesi olduğunu tahmin ediyorum. Microsoft Türkiye’nin sürece dahil oluş şekli de kimi kuşkuları destekleyecek şekildeydi, ne yazık ki. Uzun süredir talep ettiğimiz açık ve katılımcı süreç işletilebilmiş olsaydı Türkiye’nin oyunu HAYIR’a da çevirebileceğimizi düşünüyorum, her ne kadar nihai sonucu değiştirmeyecek olsa da. Ancak TSE’nin inisiyatif kullanması ile Türkiye’nin lobi ve baskı etkisinde karar vermekten imtina etmesi dahi son derece önemli bir duruş. Çabalarımımızın geleceği için ümit verici bir gelişme. Sağolasın TSE!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir