Kim hatalı değil ki?

Sevgili Emre Sokullu, günlüğündeki son girdide Pardus ile ilgili bir sorgulama/özeleştiri yapmış. Arada bir geri dönüp bakmak yararlı oluyor, özellikle belli bir yaşı aşınca. Pardus (o zamanki adıyla Uludağ) projesinin bir projelendirme / fizibilite / rapor hazırlama çalışması olmaktan çıkıp bir Linux dağıtımı geliştirme projesine dönüşmesi bundan hemen hemen dört yıl önce gerçekleşti. Sevgili Alp Öztarhan ile, sevgili Görkem Çetin’den aldığımız iki ismin, sevgili Barış Metin’in ve sevgili Serdar Köylü’nün peşine düşmemizle. Barış ile TÜBİDER‘in Mecidiyeköy’deki yerinde buluşup konuştuk, Serdar ile inet-tr 2003 sonrasında Nişantaşı’nda bir kafede. Toplantı notları, şunları bunları Palm dosyalarımda, şurada-burada bilgi kırpıntıları halinde vardır. Ah mazi…

Neyse, nostalji değildi amacımız. Pardus projesi bir Linux dağıtımı geliştirmeyi düşünmeye başlayalı dört yıl, bunu nasıl yapacağına karar verip harekete geçeli üç yıl oldu. Arada üç ana (Çalışan CD, Pardus 1.0 ve Pardus 2007) ve dört de ara (Çalışan CD 1.1, Pardus 2007.1, 2007.2 ve 2007.3) sürüm çıkardık. Dört kişilik bir ekipten neredeyse yirmi kişilik koca bir takıma ve 50’ye yakın geliştiriciye ulaştık. Onbinlerce kullanıcımız var. 2007 yılı içerisinde bilgisayar dergileri ile bir milyona yakın CD ve CD görüntüsü dağıtıldı. Yüzlerce, binlerce kullanıcılı kurumsal sistemlerin seçimi Pardus yönünde oldu…

Arada bir “neler yaptık ve neler yapamadık” tipi muhasebe çalışmaları yapmak iyi oluyor, dediğim gibi. Emre’nin yazdıklarından hareketle bir katkı daha yapayım bu diziye:

Dağıtım yapmak zor iş!

Distrowatch sitesi tarafından takip edilen 364 adet Linux (ve BSD) dağıtımı var. Pardus bunlardan sadece biri! Bu dağıtımlar arasında yüzlerce geliştirici çalıştıran RedHat, Novell gibi milyar dolarlık şirketler, ilk uzay turistinin finanse ettiği Ubuntu ve kardeşleri gibi dağıtımlar ve binlerce gönüllü geliştiricisi olan Debian gibi camia projeleri olduğu gibi, tek bir kişi tarafından boş zamanlarda geliştirilmiş oyuncak projeler de mevcut. Türkiye kaynaklı dağıtımlara bakınca bile beş dağıtım görüyoruz. …ki bu siteye girmemiş, ama şurada-burada adı geçmiş beş diğer dağıtım projesini de ben sayabilirim. Sonuçta dağıtım yapmak o kadar da meşakkatli bir iş değil. Neden bizim bu kadar zamanımızı (proje başlangıcından ilk ürüne 16 ay, teknik starttan ilk kurulabilir ürüne 14 ay, …) ve bu kadar paramızı (proje başlangıcından bu yana yaklaşık 2 milyon YTL) aldı bu iş?

Yanıt çok basit: “Nasıl bir dağıtım hedeflediğinize bağlı olarak dağıtım yapmak pek kolay da olabilir, hayli zor da!” Biz zor yolu baştan seçtik: Yaygın kullanım, sürdürülebilir organizasyon ve teknolojik inovasyon gibi üç zorlu amacı ilk günden vazettik. Herkesin gittiği yoldan gitmeyip Linux’un kullanışlılık alanındaki kimi sorunlarına çözüm getirmeye, bu çözümleri de yalnızca kullanıcı arayüzü düzeyinde değil, teknolojik altyapı ve çerçeve boyutunda sağlamaya; tüm bunları yaparken de “biz yapmadık, olmaz!” (NIH) sendromuna kapılmamaya niyetlendik. Linux dağıtımlarının Türkçe alfabesi ile ilgili sorunlarını (bu sırada pek çok UTF-8 sorununu da) gidermeyi, kodun kaynağında (upstream) gidertmeyi istedik. Kullanışlı ve sevimli, buna karşın özgün bir görsel kimlik ve grafik dil peşinde koştuk. Zamanı geldiğinde kurumsal kullanıcılara destek verebilecek bir yapı, bu desteğin ve katma değerli ürün ve hizmetlerin çoğunu üretecek bir ekosistem oluşsun bu dağıtım etrafında istedik. Evet, çok olduk… Çok olunca da işimiz çok oldu.

Proje içerisinde verimsizlikler olmadı mı? Oldu! 16 ay yerine 10 ay olamaz mıydı, olabilirdi. 14 ay yerine 10 ay olamaz mıydı? O da olurdu! Yani Pardus 1.0 Aralık 2005 sonunda değil, bundan üç sene önce kestirdiğim takvime göre 2005 Şubat’ında çıkardı. Pardus 1.1’e geçiş de daha hızlı olurdu, 2005 sonunda bir Pardus 2006 çıkarırdık; şimdiki 2007 kıvamında. Çeşitli nedenlerle yaklaşık bir sene kaybettik, isteyen bunun parasal değerini de hesaplasın. Ama ilk taşı atmadan önce de BT projeleri ortalamasını anımsasın: Projelerin tamamlanma oranı 1/3, takvim kayması %110, bütçe kayması %90 ve özellik gerçeklemesi %35. Bu hali ile Pardus “başarılı” bir yazılım projesidir, endüstri standardının üzerindedir.

Devletçi mi? Piyasacı mı? Devletçi mi? Piyasacı mı? …

İşletim sistemi geliştirmek, özellikle x86 temelli jenerik donanımlar için genel kullanıma dönük işletim sistemi geliştirmek, karlı bir iş değil. Dünyada bu işten kar eden bir tek şirket vardı, sanırım MacOS’un büyük başarısı ile bu sayı iki oldu. Ama işletim sistemi geliştirme iş kolundan (business line) kar eden bir Linux şirketi bilmiyorum ben. Dolayısı ile Linux dağıtımı geliştirme işi bir masraf kapısı (cost center). Linux şirketleri, iş modellerine ve iş planlarına bağlı olarak farklı kar kapıları (profit center) oluşturuyorlar, çoğu destek ve hizmet temelli. Bu hali ile Pardus gibi iddialı hedefleri olan bir Linux dağıtımının kar edecek şekilde geliştirilebileceğini beklemek bana biraz hayalperestlik gibi geliyor. Evet, zamanında kendi ürettikleri Linux dağıtımları üzerine gelir modeli oluşturan Linux şirketlerimiz oldu, sanırım para da kazandılar. Ama bu şirketlerin şu anda ve/veya bu faaliyet modelleri ile varlıklarını sürdürmüyor olmaları dahi bu işin ticari açıdan zorluğunun kanıtıdır, kanımca…

Sonuç: Masraf kapısı olan bir işe şirket sahibi soğuk bakar, yatırımcı (en azından bu coğrafyada yerleşik, ya da yolu hasbelkader bu coğrafyaya düşmüş yatırımcı) girmez, kendini milyoner (ya da daha iyisi milyarder) yapmayacak projeye girişimci atlamaz. Sıfıra sıfır, elde var sıfır! Ekonomik jargon ile bu işten bir özel yarar (private good) yaratmak pek mümkün olmaz.

Buna karşın pek de cazip bir kamu yararı (public good) vardır: Sahipli işletim sistemleri ve uygulama yazılımları için harcanan kamu parasını tasarruf etmek. Yalnızca kamu kurumları açısından baksanız dahi, yüzmilyonlarca dolara ulaşabilecek bir masraf kapısı yerine; birkaç milyon, hadi bilemedin on küsur milyon dolarlık bir yatırım ile oluşturulabilecek bir alternatif çözüm. İşlevsellikten taviz vermeden pek çok alanda (güvenlik, güvenilirlik, esneklik, inovasyon, …) elde edilebilecek yararlar. Kamu kurumları kapsamını genişletip vatandaş ve özel sektörü de dahil etsek bile ortaya çıkan yararın önemli bir kısmı kamu yararıdır. Dolayısı ile konuya kamu yararı gözeten bir organın ilgi duyması kadar doğal bir durum olamaz. O organın adı da, maalesef, “devlet”tir!

Pardus’un TÜBİTAK bünyesinde geliştiriliyor olması, kanımca, çok yerinde ve doğru bir karar. TÜBİTAK’ın misyonuna son derece uygun bir görev. Kamu yararının doğru eller tarafından yaratılıyor olması kadar “insanın kendine yakışanı giymesi” durumu… Memlekette bir Silikon Vadisi olsa, her köşeden “ilginç projeniz var mı?” diye fırlayan girişim sermayedarları (VC) fırlasa, üniversite öğrencileri üçüncü sınıfa gelmeden iki şirket kurup batırıyor olsalar… farklı düşünebilirdim. Ama, maalesef, “burası Türkiye”… burada bir Linux dağıtımı geliştirme işini, masraf kapısını üstlenecek yer belli, “devlet baba”!

Ekosistemi Bekledim de Gelmedi…

Ekosistem “kurmak” zor iş. Zaten adı üzerinde, ekosistem; kurulmaz, oluşur. Bırakın bir ekosistemi, basit bir camia kurmak / oluşturmak bile zor iş. Camia kendi bildiğini okuyor, kendi ajandasını oluşturuyor; siz onu bi’yerlere sürüklemeye çalışırken o bambaşka bir yol ve şekil alıyor. Karmaşık sistemler bunlar, yönetil(e)miyorlar.

Ne yaptık biz ekosistem kurmak için? Pardus 1.0’ın çıkması ile elde demir asa, ayakta demir çarık yollara düştük. O zamanlar basın ve halkla ilişkiler firmamız Marjinal bir yanda, UEKAE iş geliştirme birimimizden sevgili Berkan öte yanda; ben diyeyim 50, siz diyin 100 toplantı yaptık 2-3 aylık bir zaman aralığında. Donanım üreticileri, satıcıları; yazılım üreticileri, satıcıları; üniversiteler; sivil toplum örgütleri… Bakın basın ve yayın organlarını, sayısız röportajı, basın bültenlerini… saymıyorum. Koca koca plazalardan, Mecidiyeköy’ün ara sokaklarına, Tokat’ın Gıj Gıj tepesine… Tek bir şey söylüyorduk: “Biz böyle bir şey yaptık. Siz, işleriniz içinde, bu şeyi kullanabilir misiniz? Kullanırsanız nasıl kullanırsınız? Böyle kullanmak için bizden ne beklersiniz?” Her türlü talebe yanıt verebilecek esneklikte olduğumuzu, bizim herhangi bir kurgu dayatmamız ve hatta önerimiz olmadığını, onların yaptıkları işi bizden çok çok daha iyi bildiklerini ve dolayısı ile bize yol gösterebileceklerini… söyledik durduk.

Sonuç? Yine koca bir sıfır! Dünyanın 20. büyük ekonomisinin parlayan yıldızı bilişim, ceplerinden tek kuruş harcamadan oluşturulan bu kamusal yararı özel yarara dönüştürmek için tek bir yol bul(a)madı. Yok, haksızlık yapmayayım, bir şirketimiz böyle bir yol buldu; bir buçuk yıldır “ha şimdi, ha gelecek ay” diye oluşturmaya çalıştığımız bir iş planı mevcut… Onun dışında? Yok… Bu durumun vebalini muhataplarımıza yükleyip “ahali böyle” demek işin kolayı. Biz bir buçuk yıldır neyi eksik yaptığımızı anlamaya çalışıyoruz, ne yazık ki yine kendi aklımızı kullanarak. Bir de işi, sektörü, memleketi bilen abilerimize de soruyoruz arada bir.

Pardus 2008 ekosistem oluşturulması konusunda 1.0 ve 2007’ye göre çok daha fazla ümit veriyor, elimdeki sayılara bakınca. Bir altı ay-bir yıl sonra görüşelim, bakalım neler olmuş neler bitmiş.

Kamu yararı/özel yarar mevzuna bir kez daha dönecek olursak: Oluşturduğumuz Pardus kurgusu, proje ile ilintili masraf kapılarının UEKAE bünyesinde kalması ve bu masrafların milli bütçe olanakları ile karşılanmasını hedefliyor. Önemli bir not: Proje şu ana kadar milli bütçeden tek kuruş para almadı; tüm finansman UEKAE’nin özgelirlerinden, yani diğer projelerden kazandığı paralarla sağlandı. 2008 bütçesinde, ufak da olsa, bir milli bütçe katkısı var. Bunu farklı enstrümanlarla Pardus projesinin kamu kaynakları ile desteklenmesinin bir işareti olarak görme iyimserliğinde bulunuyorum, izin olursa. Öte yandan özel yarar oluşturulması işi yine özel kaynaklarla finanse edilmeli, kurgumuza göre. Bu da doğrudan ekosisteme işaret ediyor. UEKAE de ekosistemin bir parçası olabilir, kamu yararını aşan bazı faaliyetlere girebilir, ticari kaygı ile hareket edebilir bu alanda. Bu rol ile kamu yararı gerçekleme rolünü ayrı tutuyoruz, tutmaya çalışıyoruz; hem kafamızda, hem de uygulamada…

Ve perde!

İşte böyle, Pardus’un geçen dört yılına onbin metre irtifadan bakış size bu uzunca yazıyı getirdi. Pardus’un önündeki yola da kısmi bir bakış da içeriyor. Pardus 2008’in önemli bir evrilme noktası olmasını bekliyoruz, plan ve hazırlıklarımızı ona göre yapıyoruz. Dedim ya, altı ay-bir yıl sonra görüşelim diye. Tabii herkes buralarda olursa…

“Kim hatalı değil ki?” üzerine 4 yorum

  1. Pardus ekosistem oluşturma işine kamu kurumlarıyla başlamak gibi planı var galiba.Kamu kurumlarıyla ekosistem oluşturma yerine özel sektör te ,(basın,girişimci,geliştiric)üçlü oyun düzeni hazırlana bilir diye.Düşünüyorum.

  2. Erkan Bey, bu değerlendirme için çok teşekkür ediyorum size. Açık yüreklilikle yapılan bu değerlendirmeyi yaptığınız, pek çok kişi ve kurumun yapmaya cesaret edemediği bu açıklığı gösterdiğiniz için saygıyı hak ediyorsunuz.

  3. Öncelikle selamlar,Ziyaret ettiğim bloglarda mümkün olduğum kadar yorum yazmaya düşüncelerimi paylaşmaya çalışıyorum hem zaten çünkü blogging’in amacı da bu değil mi? Ancak bu konu, hakkında saatlerce konuşmak herkesinde görüşlerini saatlerce dinlemek istediğim bi konu o yüzden düşüncelerimi uzun uzadıya yazmak istiyorum, izninizle. Öncelikle şunu söylemeliyim ki yazınızda kendinizi savunurcasına kullandığınız dil, beni, “sadece” bir kullanıcı ve bir vatandaş olarak beni biraz rahatsız etti. Pardus projesinin varlığından haberdar olduğum ilk günden beri, yaptığınız işin kutsal bi iş olduğunu düşünüyorum çünkü ben. Proje istenilen seviyeye ulaştığı vakit ulusal kaynaklarımızın korunumu sağlayacak. Her yıl “boş yere” harcadığımız binlerce belki milyonlarca liramızı kasalarımızda tutucak. Ayrıca eminim ki teknolojiden az çok anlayan her aklı başında insan “bizim” geliştirdiğimiz teknolojinin öneminin gayet farkındadır. Böyle bir ortamda, ve içinde bulunduğunuz sektörde bu işe bağladığınız 2004 yılından beri (gün itibariyle nerdeyse 3 sene) harcadığınız 2 milyon YTL’nin hesabını vermek zorunda hissetmeniz bence hepimizin ayıbır. Hele “küçük hatalara” harcadığımız milyonlarımızın sayısı almış başını gitmişken.. Tekrar söylmeliyim ki, üstündee çalıştığınız gerçekten kutsaldır, bizler için bir nimettir. İkinci olarak, Pardus’un görsellerini, bugüne kadar “devletimiz” tarafından gerçekleştirilmiş her türlü projenin görsellerinin aksine çok başarılı bulduğumu itiraf etmeliyim. Çünkü bir kullanıcı olarak kullandığım yazılımlarda “kullanım kolaylığı” ile birlikte baktığım ilk özelliklik kesinlikle görsellidir. Böylece kullanıcılardan kabul görme konusunda ilk aşamayı aştığınızı düşünüyorum. Ancak Pardus’u kullanmaya teşfik etmek konusunda yeterli olmadığı aşikar.. Çünkü “işletim sistemini seçme” yeteneğine sahip olan insanların pek çoğunun Windows kullanmadığına inanıyorum ki zaten bu insanları yanınıza çekebilmeniz işin en güç yanı bence. Uzun lafın kısası bunu insanların “önüne koymanız” ve “bunu kullanıcaksın” demenin işleri dah kolaylaştıracağı. Sanırım “devlet”in gücünden en faydalanacağınız yer de bence bu nokta olmalı. Bakanlıklar, vergi daireleri gibi bu değişimin daha güç olduğu yerlerden ziyade okullar ve bunun gibi yapılar bence daha iyi hedefler olucaktır. Şöyle bir örnek veriyim, eski bir meslek lisesi öğrencisi olarak, okuduğum okulun (istanbul maçka akif tunçel anadolu teknik lisesi) bilgisayar atölyelerinde ve ofislerindeki bütün bilgisayarlarda (tahmini 100 civarı) bugün kü pardus’un yerine getirdiği işlemlerden daha fazlası yapılmadığı halde Windows kuruluydu.. Bunun getirdiği mali yükü ve daha genç yaştan bu alışkanlığı kazandırmanın projeye vereceği faydayı düşündükçe “neden hâlâ bekliyorlar ki?” demekten kendimi alamıyorum.. Birde bu değişimin ülke genelinde yapıldığını düşündüğümüz zaman ortaya bambaşka bir tablo çıkar bence.. bu doğrultuda pazarlamanın yanlış ya da eksik yapıldığı kanısındayım.. Ayrıca yine bir tavsiye olarak Türkiye’de “major” PC satıcılarının (HP, Dell, Acer vb.) harince onlarca yerli, irili ufaklı üreticiyle anlaşılıp PC’lerde built-in olarak dağıtılmasının iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum. Böylece işletim sitemine (hatta korsan yazılım kullanmadığını düşünürsek) ihtiyacı olan ofis yazılımlarına ödenen fiyat donanım fiyatının üstünden iner ve müşteri için daha cazip ve alınabilir hale gelir. Hele bir de Pardus’un “alıştığı tarzda” bir işletim sistemi olduğu ona anlatılırsa.. Aynı uygulamayı Dell Amerika’da Ubuntu’yla yapıyor ve okuduğumuz kadarıyla gayet başarılı.. Bu tip örnekler çoğaltılabilir.. Sonuçta yapılan bir ArGe çalışması tabii ki para harcanıcak, tabii ki birşeyler denenicek, başarısız olunacak, zaman kaybedilecek ama bunun getirdiği tecrübeler sayesinde başarılı olunacak. 2008 içerisinde ya da sonunda çok daha iyi şeylerle karşımıza çıkacağınızı söylemişsiniz -ki bence şu anda bile projenin geldiği nokta gayet başarılı- Pardus bence hali hazırda ülkemizdeki en başarılı teknoloji yatırımıdır, daha da ileri gidicektir çünkü bence UEKAE ve Pardus ekibi olarak konuya hakim ve doğru kişiler olduğunuz konusunda en ufak bir şüphem yok ancak şu anda karşımıza çıkan en ciddi ve tek sorunun -artık nerdeyse pişmiş ve kullanıma hazır bi işletim sistemi olarak- ürünü pazarlama, kullanıma teşvik etme, kullandırma kısmında olduğuna inanıyorum. Bence sorunun çözümü, sizin kendi alanınızda olduğunuz gibi, bu alanın da uzmanlarından yardım almanız.. Bence bunun getirisi sadece kullanıcı sayısı değil, sizlere daha çok moral ve çalışma azmi bizlere de çok daha iyi bir Pardus olucak..Bu minnacık ekranda ve gecenin bir yarısı, dilim döndüğünce, bir kullanıcı olarak, “iyi” bir kullanıcı olarak ve hatta tam olarak ulaşmayı hedeflediğiniz insanlardan biri olarak, yani halktan biri olarak bütün iyi niyetim ve şükranlarımla düşüncelerimi ve nacizane tavsiyelerimi paylaşmaya çalıştım.. Yazım yada mantık hatalarım varsa affola.. Tekrar çok teşekkür ediyorum ve Pardus’tan gelecek iyi haberleri dört gözle bekliyorum..Sevgilerimle,Sarper Erel

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir