Milli, Yerli, Egemenlik…

Bir süre önce forumlarda bloglarda “milli otomobil” konuşulmuş ve bendeniz de konuya kenarından köşesinden dahil olmuştum. Son olarak sevgili Ali Akurgal BTHaber’deki köşesinde yazmış. Konuyu biraz açıp “milli”-“yerli” farkını, “egemen” olmak ile ilişkisini irdelemiş; ambargo günlerinden örnek vermiş. Pardus’un “ulusal işletim sistemi” etiketi iki yıldır tartışılıyor, daha çok da tartışılacak. Ali Bey’in yazısından istifade bir-iki kelam edip Pardus’un konumunu biraz daha netleştirmekte yarar gördüm.

“Milli”-“yerli” ayırımı hayli sıkıntılı… Üretim için gereken şeyleri sayalım: Altyapı (arazi, enerji, vb), hammadde, ve emek. Sermaye bunları alabilmek için gerekli: Satın alıyorsunuz, üretiyorsunuz, satıyorsunuz; satış fiyatından maliyeti ve amortismanı çıkarınca geriye kar kalıyor… Sermayenin ilk başta bu işe girmesinin nedeni de zaten bu: Kar. Şimdi, üretimin “milli” ya da “yerli” olmasını bu unsurlardan hangisine göre belirleyeceğiz? Altyapı mı? Hammade mi? Emek mi? Yoksa sermaye mi? Ya da bunların her birinin ayrıntısına girip daha kapsamlı bir analiz mi yapmak daha doğrusu? Örneğin enerjinin “milli” ya da “yerli” olması ya da olmaması sonuçta çıkan ürünün “milli” ya da “yerli”liğini nasıl etkiler? Hele bir de işin içine hem emek, hem de sermaye kapsamında değerlendirilebilecek beşeri sermaye, yani bilgi girince işler daha da karışmayacak mı? Tüm unsurları “milli” olan, ama lisanslı bir teknoloji ile üretilen ürün “milli” midir, “yerli” midir, nedir? Tarihi olarak “milli”-“yerli” ayrımı genelde sermayeye gönderme yapılarak kullanılmış: Memleket dahilinde, ama yabancı sermaye eli ile üretim yapılırsa buna “yerli” deniyor, sermaye de yerli ise “milli” oluyor. Eksik, yetersiz, problemli…

Hadi diyelim benim dediklerimi fazla afaki buldunuz, “sen bu konunun uzmanı mısın kardeşim” dediniz. Daha yetkin bir ağızdan bir örnek vereyim: Meşhur Thomas L. Friedman‘ın meşhur Lexus and the Olive Tree kitabından bir anekdottu yanılmıyorsam, yanımda olmadığından tam aktaramıyorum. Amerikan markalı bir araba ile Japon markalı bir arabayı karşılaştırıyor ve küreselleşmenin neden olduğu kafa karmaşasını vurguluyordu Friedman. Japon markalı araba Amerika’da üretiliyor, çok sayıda Amerikan tedarikçiye dayanıyor, fiyatı daha düşük olmasına karşın daha fazla Amerikan katma değeri içeriyordu. Amerikan markalı otomobil ise Japon tedarikçilerden alınan parçaların (yanılmıyorsam) gemilerde monte edilmesi ile üretiliyor ve fiyatı daha yüksek olmasına karşın çok düşük bir Amerikan katma değeri içeriyordu. Buyrun karar verin: “Yerli” Japon markası mı daha “milli”, yoksa “milli” Amerikan markası mı? Zor karar…

Hele üretim bir yazılım, tasarım, bilgi ekonomisi işi ise… Nedir “yerli” üretim, nedir “milli” üretim? Hele işin içerisine GPL benzeri bir özgür yazılım lisansı girerse… Bu şekilde açık olarak alınan ve kullanılan kod ile yapılan üretin “yerli” midir, “milli” midir, nedir? Bu tip sorulara şirket bazında verilebilecek kimi yanıtlar var: Bir örnek, temiz oda kod geliştirme. Geliştirme işini yapan geliştiricilerinizin, açık kaynak kodlu ve hatta özgür yazılım lisansları ile dağıtılanlar dahil, mevcut ürünlere bakmasını dahi engelleyecek şekilde sıfırdan, steril ortamda kod geliştirmek. Bu sayede günün birinde birisinin çıkıp “siz şu-şu kodları/fikirleri kullandınız, bu ürününüzü bu şekilde lisanslayamazsınız, kullandığınız şu-şu fikri mülkiyetin haklarına tecavüz ediyorsunuz” demesini engellersiniz. Şirketinizin asıl iş alanı bu ürüne dayanıyorsa, bu sizin için ölüm-kalım meselesi ise temiz oda geliştirme yapmak zorundasınız. Az bilen geliştirici sizin için daha iyidir… Meşhur SCO – IBM davalaşması da buradan çıkmadı mı? Bu örneği kullanıp “yalnızca temiz oda yöntemi ile geliştirilen kodlar ‘milli’dir” diyebilir miyiz? GPL ve diğer özgür lisanslarla dağıtılan kodları kullanan ürünler, örneğin Pardus, nasıl değerlendirilecek bu durumda? “Yerli” üretim olarak mı? O da mı değil?

Kişisel görüşüm, ki bu yaklaşım çalıştığım kurum tarafından da benimsendiği için resmi duruşumuz konusunda da bilgi verecektir, özellikle kendini özgür yazılım üretimi işine vakfetmiş oluşumlarda, örneğin Pardus projesi, temiz oda yönteminin gerekli olmadığı; hatta maliyet etkinliği açısından önemli dezavantajları olduğu yönünde. Bu noktada aslolan, bu projenin daha ilk zamanlarından beri vurguladığımız, ve geçen zamanda da tüm camia tarafından açık bir şekilde gözlenen bilgi birikimidir. Eğer siz GPL ve diğer özgür lisanslar yoluyla edinip kullandığınız koda hakim olacak şekilde bir bilgi birikimi oluşturmuş iseniz o kodlara sahip sayılabilirsiniz, bu kodları “milli” altyapı ya da “milli” hammadde kapsamında değerlendirebilirsiniz. Bu şekilde oluşturacağınız işletim sistemi dağıtımına ulusal işletim sistemi adını verebilirsiniz. Eğer bu kodların neresine hangi yamayı nasıl ekleyebileceğinizi, gerekirse kendi hacklerinizi yapmayı, hangi yamanın sizin gerekleriniz ile uyuşmadığını hızla anlamayı ve çıkartmayı, yamaları öne ve geri port etmeyi biliyorsanız; evet, ürününüz “milli”dir. Zaruret doğduğunda bu kodu çatallayıp kendi sürümünüzü oluşturabilecek camia desteğini, kritik kütleyi aşmış bir geliştirici havuzunu oluşturabilmişseniz endişelenmeyin. Herhangi bir “ambargo” durumunda dahi idame ettirebilirsiniz sisteminizi…

Buna karşın yalnızca GPL ve diğer özgür yazılım lisanslarına dayanarak, ama gerekli bilgi birikimini oluşturmadan, ürününüze hakim olmadan bir ürün de çıkarabilirsiniz ortaya ve bu ürünü de “milli” ibaresi ile damgalayabilirsiniz. Ama bu ibare sakil durmaya ve zamanla düşmeye mahkumdur. Çünkü bilgi birikiminiz yoksa üretimde katma değerinizi artıramazsınız, yol haritasına hakim olamazsınız, ve dolayısı ile “milli” bağımsızlık yolunda fazla bir mesafe katedemezsiniz. Pardus projesi şekillendirilirken yapılan gözlemlerde özgür yazılımların sağladığı güvenlik ve tasarrufa ek olarak, bilgi birikimi oluşturma yoluyla elde edilebilecek bağımsızlık da önemli bir ağırlığa sahipti. Pardus teknolojileri diye adlandırdığımız teknolojik inovasyonun bir ucu “kolay kurulum ve kullanıma” uzanırken diğer ucu da bu bilgi birikimine dayanıyordu. Yoksa temelsiz bir NIH (Not Invented Here) sendromu değil…

Buna alternatif olarak temiz oda yöntemleri ile sıfırdan, her satırı size ait bir işletim sistemi de geliştirebilirsiniz. Buna, belki, Pardus’la karşılaştırınca biraz daha yüksek sesle “milli” diyebilirsiniz. Ama bu durumda da geliştirmeyi yapan kişilerin temel bilgilerini nereden, hangi kitaplardan, hangi kodlardan aldıklarını sormazlar mı size? Hadi sormadılar diyelim… Mevcut Linux çekirdeğinin sıfırdan ve konvansiyonel yazılım geliştirme metodolojisi kullanarak geliştirilmesi için oluşacağı savlanan 1,5 milyar YTL’ye varan maliyeti nasıl karşılayacaksınız? Bu maliyete karşılık gelen yetişmiş insan gücünü nasıl toparlayacaksınız? Siz temiz odada geliştirme yaparken özgür yazılım dünyasının yapacağı atılımları karşılayabilecek misiniz? Başta bu alternatif de, kısa bir süre de olsa, masaya yatırıldı ve hızla reddedildi. Çünkü Türkiye’nin bu tip bir geliştirmeye yönelmek için ne yeterli insan gücü, ne yeterli büyüklükte bir yazılım ekosistemi, ne de yeterli yazılım projesi yönetim deneyimi mevcuttu… Yalnızca “%100 Türk malı” olsun diye bu yola girmek gerçekçi gelmedi bu seçenekleri değerlendirenlere.

Netice? Biz Pardus’a göğsümüzü gere gere “ulusal işletim sistemi” demeye devam ediyoruz, edeceğiz. Neyi kastediyoruz, yukarıda kısmen açıkladım. Bu açıklama ile yetinmeyen, ikna olmayanlar olamaz mı? Tabii ki olabilir… Ama açıklamaya çalıştım, herkesin ikna olacağı bir “milli” üretim yapmamız zaten mümkün değil; hadi mümkün olsun, feasible değil. Ben Pardus kullanıcıların çoğunluğunun bu “ulusal” vurgusunu doğru anladığını görüyorum, gönlüm ferah…