Pardus Eleman Arıyor…

Arkadaşlar sevgili Barış’ın ve benim Super(wo)man günlük girdilerimizi beğenmemişler. “Böyle yazarsanız tabii kimse başvurmaz” dediler. Biz de bu sefer düzgün yazdık, ne kadar düzgün olabilirse:

TÜBİTAK UEKAE bünyesinde çalışarak ulusal işletim sistemi Pardus’un geliştirilmesine ve yaygınlaştırılmasına katkıda bulunacak yeni ekip arkadaşları arıyoruz:

Geliştiriciler: “Pardus teknolojileri” olarak adlandırdığımız ve Pardus’u diğer Linux dağıtımlarından ve işletim sistemlerinden ayıran yenilikçi uygulama yazılımlarının geliştirilmesinde görev alacak, tercihimiz Python olmak üzere, bir programlama dilinde bağımsız geliştirme yapacak derecede bilgi ve deneyim sahibi…

Yaygınlaştırıcılar: İç ve dış projelerin planlama ve yürütme işlerinde görev alacak, ayrıca sunucu sürümü oluşturulması ve test süreçleri geliştirilmesi konularında katkı verecek, tercihan Linux sistem yöneticiliği konusunda bilgi ve deneyim sahibi…

İlgilenenlerin bilgi (at) pardus.org.tr adresine formal bir özgeçmiş göndermelerini, Geliştirici pozisyonuna başvuranların özellikle örnek kod parçalarını eklemelerini bekliyoruz. Haydi, özgürlük için…

…ya da sevgili Çağlar‘ın deyişi ile:

Pardus projesi, ekip çalışması yapabilecek, takıma ayak uydurabilecek, sorumluluk alabilecek, yaptığı işi sahiplenebilecek, güvenilebilen, sormaktan/öğrenmekten/öğretmekten/araştırmaktan gocunmayan, devamlı sorgulayan ve neden diye merak eden, idealist ve çok uçuk maddi beklentileri olmayan, sorun çözmeyi/problemi analiz etmeyi/olası çözümler uzayından olası her çözümü değil de en uygun ve akılcı çözümü bulmayı tercih eden, neyi bildiğini/neyi bilmediğini bilen, burnunun dikine gitmeyen, pratik ve teorik bilgisi dengede veya hangi alanda eksiğini olduğunu bilen ve o kısmını kapatmaya çalışan, özgür yazılım felsefesini/yazılım geliştirme süreçlerini/özgür yazılımların işleyişini/kültürünü gerçekten bilen veya _gerçekten_ öğrenmeye hevesli ve mümkünse eğlenmesini bilen, espri anlayışı olan, neşeli “nerd”leri arıyor.

Bu ampul başka ampul!


Yok yok, herkesin aklına gelen ampulden bahsetmeyeceğim… Çevreye daha az zarar vermek için geçtiğimiz hafta evimizdeki tüm aydınlatmayı düşük watajlı tasarruflu ampullerle değiştirdik. O zamandan beri de intihar eden, ya da miyadı dolan (halbuki 8 yıl yazıyordu üzerinde :-P) ampullerle cebelleşiyoruz. Üretici firmanın web sitesine girip bir şikayet formu doldurdum. Ardından bu formun ellerine geçtiğine dair teyid mesajı geldi. Benim gönderdiğim mesaj şöyle görünüyor teyidde:

Bir hafta kadar nce evimizdeki hemen tm ampulleri enerji tasarruflu ampulleriniz ile deitirdik, hem evre ile ilgili kayglarmz ve hem de tasarruf vaadi ile balantl olarak. Ampullerden ikisi yerlerine taktktan 1-2 dakika sonra bozuldular. Alveri fiimizi saklamadmz iin bugn Migros’un anlayl yaklam sayesinde deitirebildik ampulleri. Ama bu kez de bir nc ampul hem de tam altnda otururken bir “t” sesi ile sizlere mr. Ya rnlerinizde ok ciddi bir kalite sorunu mevcut, ya da teknolojik adan sorunlular. Her hafta birka ampulnz deitirmemiz mmkn olmadna gre Philips’in bu sorunumuza bir zm getirmesini rica ediyoruz.

Bu mesajın üstü ve altı ise İngilizce… Bu firma da 75 küsur yıldır Türkiye’de faaliyet gösteriyor. Sonra da “hangi ulusal, ne ulusalı” diye bize laf edenler çıkıyor… Ampul müstemlekesi olmuşuz haberimiz yok yahu!

“Microsoft Vergisi”

Microsoft, ve özellikle Steve Ballmer, meşhur Microsoft-Novell anlaşması ardından gittikçe artan bir sıklık ve tonda “Linux bizim fikri mülkiyetimizi kullanıyor” kıssalı bir karalama (FUD=Fear, Uncertainty, Doubt) kampanyası başlatmıştı. Altı ay sonra ağızlarındaki baklayı çıkardılar: Microsoft Genel Hukuk Danışmanı Brad Smith ile Lisanslama Müdürü Horacio Gutierrez Fortune dergisine verdikleri mülakatta Linux ve özgür yazılımların 235 Microsoft patentini ihlal ettiğini iddia etti. Hatta habere göre Microsoft yetkilileri “özgür yazılımların yüksek kalitede olmasının nedeni” olarak bu patent ihlallerini göstermişler.

Malum anlaşmanın meşhur patent ihlali maddesine göre Microsoft, Novell’in Linux ve özgür yazılım müşterilerini fikri mülkiyet ihlalleri nedeniyle dava etmeyecek. Yine meşhur SCO davası sonrasında pek çok önde gelen Linux dağıtımı ve özgür yazılım şirketi de kullanıcılarına patent bağışıklığı taahhüdünde bulunmuşlardı. Yani, görünürde sorun, başta RedHat, Linux dağıtıcıları ile Microsoft arasında. Ama bu sorun, doğal olarak, özgür yazılım üzerine bir lisans bedeli gelmesi ve özgürlüğün artık ücretsiz ya da ucuz ol(a)maması anlamına gelecek. Linux’un edinme maliyetini, toplam sahip olma maliyetini, her çeşit fizibilite hesabını etkileyecek. Bir de patent bağışıklığı, olası fikri mülkiyet ihlali davaları, şu-bu gibi pek çok hukuki terimi satınalma sürecinin göbeğine sokacak. Microsoft’un planı bu; en yakın işbirlikçisi de Novell ve dolayısı ile SuSE.

Bu hikaye bir yana, yapılan kimi yorumlarda benim bir süredir kullanmakta olduğum bir deyime rastlamak yüreğime biraz su serpti. Tehlikenin doğru şekilde farkında olanlar var neyse… Bir zamanlar özgür yazılımın açık kaynaklı olma özelliği (yani dört özgürlükten sadece Özgürlük 2’nin bir ön koşulu) fazlasıyla ön plana çıkarılıp kampanyalar düzenlenmişti memleketimizde. O zamanlar biz basbas tepinmiştik, “Önemli olan özgürlük, kaynağın açık olması hedef saptırıyor” diyerek. (Bu arada, hala Open Source IS Free Software, eğer İngilizce konuşuyorsak!) Yakın zamanda da “bedava yazılım” diye bir laf çıkmış derler, herhangi bir özgürlükle alakalı olmayan, tüm özgürlüklerin birleşmesi ve basit ekonomi teorisi ile ortaya çıkan bir sonuç yalnızca. Hayır, konu fiyat değil, özgürlük ve bunun getirileri…

Neyse, konuya dönelim, “benim bir süredir kullanmakta olduğum bir deyim” demiştim; deyimimiz Microsoft vergisi. Microsoft, işletim sistemi ve ofis seti pazarındaki fiili tekel (ya da açık ara pazar lideri) olma durumunu sürekli kötüye (kullanıcı için) kullanır durumda. Değer katıp katmadığı hayli tartışmaya açık yeni sürümlerini, Windows Vista’yı, Office 2007’yi, OEM üreticilerine pompalıyor. Dev pazarlama bütçeleri ile bireysel kullanıcıyı yönlendiriyor, sürekli güncelleme (hem yazılım ve hem de donanım) yapmaya itiyor. Eski ürünlerine, örneğin Windows XP’ye, desteğini kaldırarak gönüllü terfi yapmayanları mecbur kılıyor. Sonuçta kullanıcısına sunduğu şey değişiyor mu, pek değil! Yine aynı işlevleri yerine getiriyorlar; ofis dokümanı yaratıyorlar, internette geziniyorlar, medya dosyaları izliyorlar… Ama aynı işlevselliğe sahip olabilmek için yüzlerce dolar vermek zorunda kalıyorlar. Hem de neredeyse alternatifsiz bir şekilde.

Bu durumun bir benzeri de devlet düzeninde vardır; kattığı değer tartışmalı olsa da devlete vergi verirsiniz. Yoksa sizi rahat bırakmaz, takibat yapar, ceza keser, şu-bu… Aynı şey… “Microsoft devleti” de işlevselliğinizi artırmadan paranıza talip; üç-beş yılda bir yaptığınız şeyleri hemen hemen aynı şekilde yapmaya devam etmek için kucak dolusu para vermeniz gerekiyor. Yoksa birlikte çalışabilirlik, donanım uyumsuzluğu, güvenlik güncellemelerinin sona ermesi, vb. taktiklerle rahatsız ediliyorsunuz. Şimdi de alternatifini bulmuş, özgür yazılımı seçmiş kullanıcılara salma salıyor Microsoft. “Patentimi çaldınız” diyerek FUD yaratıyor, Novell kullanıcılarına bir çeşit arka çıkarak rekabeti engelleyici hareketler yapıyor, mümkünse tüm Linux ve özgür yazılım kullanıcılarını da lisans adı altında vergi şemsiyesi altına almaya çalışıyor…

Oysa biz, özgür yazılım geliştiriciler olarak, Pardus 2007’yi özgürce dağıttığımız yetmiyormuş gibi tüm güvenlik yamalarını ve paket güncellemelerini de aynı şekilde internetten erişilebilir durumda tutuyoruz. Bu yetmezmiş gibi üç ayda bir güncellenmiş sürümümüzü yayımlıyoruz, işte Pardus 2007.1 Felis chaus, işte yakında yol haritası duyurulacak olan Pardus 2007.2… Böyle yapmaya da devam edeceğiz. Özgür yazılımın yazılım dünyasında dürtücü (disruptive) bir etkiye sahip olduğunu görüyoruz, biliyoruz… Ve bunun yalnızca yazılım geliştirme ile sınırlı kalmayacağından, yazılım sanayine de sirayet edeceğinden de eminiz. İki yıl önce bizleri müstehzi gülümsemelerle izleyenlerin şimdi nasıl ilgili olduklarını görüyoruz, yarın biz adımımızı atmadan işbirliği teklifinde bulunacaklarını da tahmin edebiliyoruz.

Şöyle diyeyim Steve Ağa: Ahali saçma vergilerden hoşlanmaz, gün gelir bir çay partisi yapıverir, neye uğradığınızı şaşırırsınız…

Open Source IS Free Software

It is mostly “open source” on the other side of the Atlantic, and may become “free software” depending to whom you’re talking to. It becomes FOSS or even FLOSS as you fly east, and pass through the old continent. In Turkey you come accross with people calling it “open source” in Turkish (açık kaynak), “free software” in Turkish (özgür yazılım) as in freedom, “open source” (yes, they use English), and even few call it “free software” in Turkish (bedava yazılım) as in free beer. Quite a confusion, huh? You bet…

All in all, it is simply “free software” in Turkish as in freedom. Always and in every context… We have called it “özgür yazılım” from day one, and we continue to do so. We explain why it is “free” as in freedom, and what this freedom means to the user, to the developer and to the society at large.

But in English, there still is this confusion. Being lately exposed to several pieces of work on “free software” (as in freedom) with certain strong business slant, and observing that the authors consistently use the term “open source” to describe it, still meaning “free software” (as in freedom)… and being convinced this will not harm the freedom of the software…

As of today, in my communication in English, I’ll only use the term “open source” to describe the “free software” (as in freedom). After all, “open source” (as in freedom) IS free software!

LKD – Pardus

Bu akşam birkaç basın mensubu ve LKD Yönetim Kurulu’nun nitelikli ekseriyeti ile bir akşam yemeği yedik. Ben, pisboğazlığım nedeni ile, ufak bir gıda zehirlenmesi geçiriyor olduğumdan biraz durgundum. Ama genelde güzel bir akşamdı, müzik yapmaya çalışan gençleri saymazsak…

Sevgili Bora Güngören‘den iki vaat kopardım gecede:

  • Çektirdiğimiz toplu fotoğrafı tarayarak günlüğüne koyacak Bora.
  • Bir de “Kwrite takviyeli” web günlüğüne bir RSS beslemesi açacak, tercihan aynı teknolojiyi kullanarak. Kendisi OpenTC projesi tamamlanana kadar web servislerine güvenmiyormuş da 😛
    Güncelleme: Bu vaat yerine getirildi. WordPress güvenlik meraklısı birisi için ilk blog seçeneği olmasa gerek, ama biz neticeye bakarız. Hadi bakalım, şimdi de fotoğraf…

Vaatlerin takipçisi olacak ve sonuçları burada duyuracağım sizlere…

Varan 3, 4, 5… 6…

Dünkü ve sekiz ay önceki “Varan”larda resmi sözleşmeler ile bilişim hizmetleri alan, kerli ferli Pardus kullanıcısı kurumları muştuladık sizlere. Ama bir de yelpazenin öteki ucu var, Pardus’un GPL lisansını, özgür yazılım yaklaşımını kullanan, kendi yağında kavrularak Pardus kullanan kurumlar. Bugün sıra bunlarda…

Güncelleme: Biraz geç başlayan oturum arasız 3,5 saat civarında sürdü. Çoğu ile ilk kez tanıştığım dört heyecanlı ve kararlı adam Pardus deneyimlerini anlattılar. ÇOMÜ için sevgili Necdet Yücel, Petrol İş için sevgili Nihat İlter “Abi”, Manisa İl Sağlık Müdürlüğü için sayın hekim Mustafa Sertel ve Neziroğlu Motorlu Araçlar için sevgili Ahmet Ateş. Bugün için ağzınıza, ayağınıza; son aylarda-yıllarda yaptıklarınız için ellerinize, zihninize sağlık. Harika işler başarıyorsunuz! Eğer size bunu yeterince hissettiremiyorsak büyük kabahat! Pardus erken uyarlamacıları olarak çok değerlisiniz bizim için. Yaşayın, özgürlük için… Türkiye ‘Pardus’ Diyor!

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi – ÇOMÜ Kütüphanesi’ndeki ince istemciler ve bağlı oldukları terminal sunucu, Mart 2007 içerisinde Pardus 2007.1 Felis chaus çalıştırır hale getirildi. Bu çalışmada Bilgi İşlem Müdürlüğü çalışanlarına Pardus proje ekibi uzaktan destek verdi. Üniversite’nin bilgisayar Mühendisliği laboratuvarında farklı bir Linux dağıtımı kullanan kişisel bilgisayarlar için de seçim Pardus yönünde kullanıldı. ÇOMÜ, Linux ve özgür yazılım konusunda son derece aktif bir bilişim topluluğuna sahip ve Pardus projesine başından beri destek veren üniversitelerin başında geliyor.

Petrol İş – Türkiye Petrol Kimya Lastik İşçileri Sendikası, 2006 yılından başlayarak masaüstü sistemlerinde Pardus işletim sistemi kullanma konusunda denemelere başladı. Pilot denemeleri sendika merkezinde Pardus 2007 kullanarak tamamlayan sendika, uygulamayı önümüzdeki günlerde 18 şubesindeki 500’ün üzerindeki çalışanına yaygınlaştıracak. Kurulum, eğitim ve destek çalışmalarını kendi Bilgi İşlem ekibi ile yürüten Petrol İş, deneyimleri ile sivil toplum kuruluşlarına örnek oluşturabilecek durumda.

Manisa İl Sağlık Müdürlüğü – Pardus projesinin ilk kurumsal kullanıcısı olan Manisa İl Sağlık Müdürlüğü, sağlık ocaklarına kadar uzanan dağıtık bilişim sisteminde işletim sistemi olarak Pardus 2007.1 Felis chaus kullanıyor. Pardus deneme ve çalışmaları Pardus 1.0 öncesine kadar dayanan Manisa İl Sağlık Müdürlüğü bu altyapı üzerinde Bilgi İşlem Şubesi tarafından geliştirilen e-sağlık uygulamasını kullanarak hizmet hız ve kalitesinde önemli kazanımlar sağladı. Tüm illere kolaylıkla yaygınlaştırılabilecek proje e-sağlık ve kamuda Pardus kullanımı açısından önemli bir başarı öyküsü konumunda.

Neziroğlu Motorlu Araçlar – Ankara’da altı noktadaki satış ve servis istasyonları ile motorlu araçlar satış, alış, kiralama, sigorta, bakım hizmetlerini yürüten Neziroğlu grubunda Linux kullanımı 2000 yılında sunucu sistemler ile başladı. 2006 yılı sonunda masaüstü sistemlerde Pardus kullanımını gündeme getiren şirket, bünyesindeki 190’ın üzerindeki kişisel bilgisayardan yarısı üzerinde Pardus 2007 kullanmaya başladı. Planlama, kurulum, eğitim ve destek işlevlerini Bilişim Grubu eliyle yürüten şirket sahip olma maliyetlerinde %70 civarında tasarruf etmiş durumda.

Başarı öykülerini gerçek kahramanlarının ağzından dinlemek için yarın (4 Mayıs Cuma) sabah ODTÜ Kültür ve Kongre Merkezi’ne gelin ve Türkiye ‘Pardus’ Diyor! çalıştayına katılın…

Varan 2

Bundan sekiz küsur ay önce Varan 1 başlığı ile bir günlük girdisi yazmış ve ilk büyük kurumsal Pardus kullanıcısını muştulamıştım. Bu kurumun Milli Savunma Bakanlığı ve Pardus kullanan biriminin Askeralma Dairesi (ASAL) olduğu aşikar oldu çoktan…

Bugün ikinci bir muştum var: Bir kamu kuruluşumuz daha, seçimini Pardus yönünde yaptı. Bu kuruluşumuz zaten bizim Enstitü ile bir proje yürütüyor ve bu proje kapsamında Linux yüklü sunucular ve istemci bilgisayarlar kullanmayı planlıyordu. Ancak yakın zamanda yapılan ayrıntılı değerlendirmeler sonucu kullanıcı bilgisayarlarında (ki sayıları 50-100 civarında, nasıl saydığınıza bağlı 🙂 ilk aşamadan itibaren, sunucularda ise hizmete almayı izleyen aşamalarda işletim sistemi olarak Pardus kullanımına karar verildi.

Proje ile ilgili işin hemen tümünü Enstitümüz’ün proje ekibi yürütüyor zaten. Bize düşen kimi özel uygulamaların paketlenmesinde yardımcı olmak, PiSi paketi hazırlama ve özel bir paket deposu oluşturma konularında eğitim ve danışmanlık vermek ve test depolarını bizim test deposuna paralel yürütecek şekilde otomatizasyona geçmelerine destek vermek. Tam bir alt-yüklenicilik uygulaması, Pardus’un kurumsal pazara girmesinde öngördüğümüz yönteme harika bir örnek…

Paralel olarak kurum çalışanları Pardus eğitiminden geçirildiler, son derece yetkin bir başka alt-yüklenici marifeti ile. Son derece memnun kaldılar öğrendikleri ve gördüklerinden. Öyle ki evlerindeki ve dizlerindeki bilgisayarlara bile Pardus kurup kullanmaya başlayanlar çıktı. En çok da beryl’e bayılmışlar, yapacakları iş için gerekli olmasa da 🙂 Bunlar da güzel haberler, hoş uygulamalar…

Kim mi bu kamu kuruluşu? Yarın Şenlik’te beni bulup söyleyene gazoz ısmarlıyorum, zaten Cuma günü duyuruyoruz…

Pardus Şenlik’te!

Linux Kullanıcıları Derneği (LKD) tarafından düzenlenen ve ODTÜ Kültür ve Kongre Merkezi’nde 3-6 Mayıs tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan VI. Linux ve Özgür Yazılım Şenliği ve Linux ve Özgür Yazılım Konferansı geldi çattı…

Pardus ekibinin tümü 3 Mayıs sabahından itibaren Şenlik’te olacak, geliştiriciler, katkıcılar ve kullanıcılar ile buluşacak. Ekip üyelerinin, geliştiricilerin ve kullanıcıların yer alacağı pek çok seminer ve çalıştay yer alıyor programda.

Ben de Cuma günü Türkiye ‘Pardus’ Diyor! çalıştayında oturum başkanı olarak görev yapacağım ve Cumartesi günü Pardus 2007.1 Felis chaus‘un harika duvarkağıdı fotoğrafını çeken DoğaBel‘i izleyenlere takdim edeceğim. Geri kalan zamanda da hukuk ve iş konulu oturumları izleyeceğim ve genelde Şenlik alanında olacağım. Tüm Pardus kullanıcıları ve penguenlerin sorularına yanıt vermek için, görüşlerini dinlemek için ve eleştirilerini almak için. Hepinizi Şenlik’e davet ediyorum…

3 Mayıs Perşembe
11:15 Pardus Projesi’nin Anatomisi Ekin Meroğlu Salon B
13:30 Python ve Web 2.0 Gökmen Göksel Salon B
15:15 Java Programcıları için Pardus Mehmet D. Akın Salon B
 
4 Mayıs Cuma
9:30 Pardus Çalıştayı: Türkiye ‘Pardus’ Diyor! Çanakkale Onsekiz Mart Üniv.
Petrol İş Sendikası
Salon D
11:15 Pardus Çalıştayı: Türkiye ‘Pardus’ Diyor! Manisa İl Sağlık Müdürlüğü
Neziroğlu Motorlu Araçlar
Salon D
13:30 Pardus Çalıştayı: Pardus’la Başardım Doç. Dr. Server Acim
Salon D
15:15 Pardus Çalıştayı: Pardus’la Başardım Affan Taner
Ali Işıngör
Salon D
 
5 Mayıs Cumartesi
9:30 Nasıl Pardus Geliştiricisi Olunur? A. Murat Eren Salon B
11:15 Linux ve Pardus Deneyimlerim Mehmet Sucu Salon B
13:30 Pardus Teknolojileri Ekin Meroğlu Salon C
15:15 Felis chaus’un öyküsü DoğaBel Salon B
 
6 Mayıs Pazar
9:30 Tembel Penguenlere Çekirdek Programlama Faik Uygur Salon D
11:15 Fuzz Testing: Yazılımlar Ne Kadar Güvenli? İsmail Dönmez Salon B
13:30 KDE4 Teknolojileri Barış Metin
İsmail Dönmez
Salon B
15:15 Linux Çekirdeği: Dünü, Bugünü ve Yarını Faik Uygur Salon D

Milli, Yerli, Egemenlik…

Bir süre önce forumlarda bloglarda “milli otomobil” konuşulmuş ve bendeniz de konuya kenarından köşesinden dahil olmuştum. Son olarak sevgili Ali Akurgal BTHaber’deki köşesinde yazmış. Konuyu biraz açıp “milli”-“yerli” farkını, “egemen” olmak ile ilişkisini irdelemiş; ambargo günlerinden örnek vermiş. Pardus’un “ulusal işletim sistemi” etiketi iki yıldır tartışılıyor, daha çok da tartışılacak. Ali Bey’in yazısından istifade bir-iki kelam edip Pardus’un konumunu biraz daha netleştirmekte yarar gördüm.

“Milli”-“yerli” ayırımı hayli sıkıntılı… Üretim için gereken şeyleri sayalım: Altyapı (arazi, enerji, vb), hammadde, ve emek. Sermaye bunları alabilmek için gerekli: Satın alıyorsunuz, üretiyorsunuz, satıyorsunuz; satış fiyatından maliyeti ve amortismanı çıkarınca geriye kar kalıyor… Sermayenin ilk başta bu işe girmesinin nedeni de zaten bu: Kar. Şimdi, üretimin “milli” ya da “yerli” olmasını bu unsurlardan hangisine göre belirleyeceğiz? Altyapı mı? Hammade mi? Emek mi? Yoksa sermaye mi? Ya da bunların her birinin ayrıntısına girip daha kapsamlı bir analiz mi yapmak daha doğrusu? Örneğin enerjinin “milli” ya da “yerli” olması ya da olmaması sonuçta çıkan ürünün “milli” ya da “yerli”liğini nasıl etkiler? Hele bir de işin içine hem emek, hem de sermaye kapsamında değerlendirilebilecek beşeri sermaye, yani bilgi girince işler daha da karışmayacak mı? Tüm unsurları “milli” olan, ama lisanslı bir teknoloji ile üretilen ürün “milli” midir, “yerli” midir, nedir? Tarihi olarak “milli”-“yerli” ayrımı genelde sermayeye gönderme yapılarak kullanılmış: Memleket dahilinde, ama yabancı sermaye eli ile üretim yapılırsa buna “yerli” deniyor, sermaye de yerli ise “milli” oluyor. Eksik, yetersiz, problemli…

Hadi diyelim benim dediklerimi fazla afaki buldunuz, “sen bu konunun uzmanı mısın kardeşim” dediniz. Daha yetkin bir ağızdan bir örnek vereyim: Meşhur Thomas L. Friedman‘ın meşhur Lexus and the Olive Tree kitabından bir anekdottu yanılmıyorsam, yanımda olmadığından tam aktaramıyorum. Amerikan markalı bir araba ile Japon markalı bir arabayı karşılaştırıyor ve küreselleşmenin neden olduğu kafa karmaşasını vurguluyordu Friedman. Japon markalı araba Amerika’da üretiliyor, çok sayıda Amerikan tedarikçiye dayanıyor, fiyatı daha düşük olmasına karşın daha fazla Amerikan katma değeri içeriyordu. Amerikan markalı otomobil ise Japon tedarikçilerden alınan parçaların (yanılmıyorsam) gemilerde monte edilmesi ile üretiliyor ve fiyatı daha yüksek olmasına karşın çok düşük bir Amerikan katma değeri içeriyordu. Buyrun karar verin: “Yerli” Japon markası mı daha “milli”, yoksa “milli” Amerikan markası mı? Zor karar…

Hele üretim bir yazılım, tasarım, bilgi ekonomisi işi ise… Nedir “yerli” üretim, nedir “milli” üretim? Hele işin içerisine GPL benzeri bir özgür yazılım lisansı girerse… Bu şekilde açık olarak alınan ve kullanılan kod ile yapılan üretin “yerli” midir, “milli” midir, nedir? Bu tip sorulara şirket bazında verilebilecek kimi yanıtlar var: Bir örnek, temiz oda kod geliştirme. Geliştirme işini yapan geliştiricilerinizin, açık kaynak kodlu ve hatta özgür yazılım lisansları ile dağıtılanlar dahil, mevcut ürünlere bakmasını dahi engelleyecek şekilde sıfırdan, steril ortamda kod geliştirmek. Bu sayede günün birinde birisinin çıkıp “siz şu-şu kodları/fikirleri kullandınız, bu ürününüzü bu şekilde lisanslayamazsınız, kullandığınız şu-şu fikri mülkiyetin haklarına tecavüz ediyorsunuz” demesini engellersiniz. Şirketinizin asıl iş alanı bu ürüne dayanıyorsa, bu sizin için ölüm-kalım meselesi ise temiz oda geliştirme yapmak zorundasınız. Az bilen geliştirici sizin için daha iyidir… Meşhur SCO – IBM davalaşması da buradan çıkmadı mı? Bu örneği kullanıp “yalnızca temiz oda yöntemi ile geliştirilen kodlar ‘milli’dir” diyebilir miyiz? GPL ve diğer özgür lisanslarla dağıtılan kodları kullanan ürünler, örneğin Pardus, nasıl değerlendirilecek bu durumda? “Yerli” üretim olarak mı? O da mı değil?

Kişisel görüşüm, ki bu yaklaşım çalıştığım kurum tarafından da benimsendiği için resmi duruşumuz konusunda da bilgi verecektir, özellikle kendini özgür yazılım üretimi işine vakfetmiş oluşumlarda, örneğin Pardus projesi, temiz oda yönteminin gerekli olmadığı; hatta maliyet etkinliği açısından önemli dezavantajları olduğu yönünde. Bu noktada aslolan, bu projenin daha ilk zamanlarından beri vurguladığımız, ve geçen zamanda da tüm camia tarafından açık bir şekilde gözlenen bilgi birikimidir. Eğer siz GPL ve diğer özgür lisanslar yoluyla edinip kullandığınız koda hakim olacak şekilde bir bilgi birikimi oluşturmuş iseniz o kodlara sahip sayılabilirsiniz, bu kodları “milli” altyapı ya da “milli” hammadde kapsamında değerlendirebilirsiniz. Bu şekilde oluşturacağınız işletim sistemi dağıtımına ulusal işletim sistemi adını verebilirsiniz. Eğer bu kodların neresine hangi yamayı nasıl ekleyebileceğinizi, gerekirse kendi hacklerinizi yapmayı, hangi yamanın sizin gerekleriniz ile uyuşmadığını hızla anlamayı ve çıkartmayı, yamaları öne ve geri port etmeyi biliyorsanız; evet, ürününüz “milli”dir. Zaruret doğduğunda bu kodu çatallayıp kendi sürümünüzü oluşturabilecek camia desteğini, kritik kütleyi aşmış bir geliştirici havuzunu oluşturabilmişseniz endişelenmeyin. Herhangi bir “ambargo” durumunda dahi idame ettirebilirsiniz sisteminizi…

Buna karşın yalnızca GPL ve diğer özgür yazılım lisanslarına dayanarak, ama gerekli bilgi birikimini oluşturmadan, ürününüze hakim olmadan bir ürün de çıkarabilirsiniz ortaya ve bu ürünü de “milli” ibaresi ile damgalayabilirsiniz. Ama bu ibare sakil durmaya ve zamanla düşmeye mahkumdur. Çünkü bilgi birikiminiz yoksa üretimde katma değerinizi artıramazsınız, yol haritasına hakim olamazsınız, ve dolayısı ile “milli” bağımsızlık yolunda fazla bir mesafe katedemezsiniz. Pardus projesi şekillendirilirken yapılan gözlemlerde özgür yazılımların sağladığı güvenlik ve tasarrufa ek olarak, bilgi birikimi oluşturma yoluyla elde edilebilecek bağımsızlık da önemli bir ağırlığa sahipti. Pardus teknolojileri diye adlandırdığımız teknolojik inovasyonun bir ucu “kolay kurulum ve kullanıma” uzanırken diğer ucu da bu bilgi birikimine dayanıyordu. Yoksa temelsiz bir NIH (Not Invented Here) sendromu değil…

Buna alternatif olarak temiz oda yöntemleri ile sıfırdan, her satırı size ait bir işletim sistemi de geliştirebilirsiniz. Buna, belki, Pardus’la karşılaştırınca biraz daha yüksek sesle “milli” diyebilirsiniz. Ama bu durumda da geliştirmeyi yapan kişilerin temel bilgilerini nereden, hangi kitaplardan, hangi kodlardan aldıklarını sormazlar mı size? Hadi sormadılar diyelim… Mevcut Linux çekirdeğinin sıfırdan ve konvansiyonel yazılım geliştirme metodolojisi kullanarak geliştirilmesi için oluşacağı savlanan 1,5 milyar YTL’ye varan maliyeti nasıl karşılayacaksınız? Bu maliyete karşılık gelen yetişmiş insan gücünü nasıl toparlayacaksınız? Siz temiz odada geliştirme yaparken özgür yazılım dünyasının yapacağı atılımları karşılayabilecek misiniz? Başta bu alternatif de, kısa bir süre de olsa, masaya yatırıldı ve hızla reddedildi. Çünkü Türkiye’nin bu tip bir geliştirmeye yönelmek için ne yeterli insan gücü, ne yeterli büyüklükte bir yazılım ekosistemi, ne de yeterli yazılım projesi yönetim deneyimi mevcuttu… Yalnızca “%100 Türk malı” olsun diye bu yola girmek gerçekçi gelmedi bu seçenekleri değerlendirenlere.

Netice? Biz Pardus’a göğsümüzü gere gere “ulusal işletim sistemi” demeye devam ediyoruz, edeceğiz. Neyi kastediyoruz, yukarıda kısmen açıkladım. Bu açıklama ile yetinmeyen, ikna olmayanlar olamaz mı? Tabii ki olabilir… Ama açıklamaya çalıştım, herkesin ikna olacağı bir “milli” üretim yapmamız zaten mümkün değil; hadi mümkün olsun, feasible değil. Ben Pardus kullanıcıların çoğunluğunun bu “ulusal” vurgusunu doğru anladığını görüyorum, gönlüm ferah…

Bir ayıp daha…

Girmek istediğimiz AB mensubu ülkelerde bugün bayram var: İşçi bayramı…

Bizde Vali uygun görmedi, bayram yok…

Onun yerine işine gidene yollarda, gösteri yapmak isteyene meydanlarda eziyet…

14 ve 29 Nisan’da meydanları şenlendiren vatandaşa bu kez izin verilmedi. Bravo sayın Vali… Bayramınız kutlu olsun işçi kardeşler…