don’t forget: there’s a new Pardus in town…

Pardus is a unique distribution which has its own solutions which work very well. I think that the distribution deserves far greater renown than it has currently and if it keeps up such innovation and quality, it’ll be an important player in the category of extensive desktop distributions.

gözden geçirmenin tümü burada // the review is here

Özgürlüğün Sınırı

Düşünme, düşünceyi söz ve yazıyla ifade etme ve hatta eyleme geçirme özgürlüğüne tüm kalbimle inanırım. Yeter ki gayrı kanuni, gayrı ahlaki ya da gayrı sıhhi olmasın… Bir kişinin LKD gezegeninde öyle bir yazısı yazmış çıktı ki bu gayrı’ların tümünü gerçeklemiş…

Bu kişinin yazısı GAYRI KANUNİdir, çünkü benim ve sevgili Ali Işıngör’ün kişilik haklarımızı, artistanbul firmasının ticari haysiyetini ve TÜBİTAK UEKAE’nin kurum kimliğini tahkir ve tezyif etmektedir. Bildiğim kadarı ile bunlar Türk Ceza Kanunu’nda suç teşkil eden fiillerdir…

Bu kişinin yazısı GAYRI AHLAKİdir, çünkü ben ile sevgili Ali Işıngör arasında geçen ve kısmen aleni edilmiş bir konuşmadan hareketle, aramızda geçtiğini tahayyül ettiği bazı konuşma ve görüşmeleri ve bu mutahayyel konuşma ve görüşmelere dayanan ve iki yılı kapsayan mutasavver bir komployu sanki gerçekmiş gibi yansıtmaktadır. Bu yapılan ispat gerektirir, ispat edilmemesi durumunda ahlaksızlıktır…

Bu kişinin yazısı GAYRI SIHHİdir, çünkü yıllara sirayet eden bir kinin irinini akıtmakta, hayır akıtmamakta faş etmektedir. Bu irine, bu kine dokunmak sağlık açısından sakıncalıdır…

Bu nedenlerle söz konusu kişi ile ilişkimi bundan böyle hukuki çerçevede yürütmeye karar verdim. Sevgili Ali Işıngör’e, artistanbul’a ve TÜBİTAK UEKAE’ye de aynı şekilde hareket etmelerini tavsiye ettim ve edeceğm. Dava vekillerimin vereceği görüş ve tavsiyeler doğrultusunda bu kişi ile mahkemede görüşeceğiz.

STC-16, nam-ı diğer “Spor Türk Canavarı”

Kadınlar için ayakkabı ne ise, erkekler için de otomobil odur (genelleme dışı kalan bireyler hariç). Yani çok sıkı muhabbet konusudur… Buralara da sirayet etti, kimi arkadaşlar otomobil konuşuyorlar bu aralar. Dedik ya, doğaldır; bırakalım konuşsunlar. Ama bilerek konuşsunlar…

Şimdi sevgili Erhan Ekici “Yahu yine prehistoryaya benden başladın hocam!” diyecek, ama gezegene otomobili ilk sokan oydu. (Erhan, Forrester Research’ün testini Pardus’a uygulamanı bekliyorum hala, biraz zor unuturum da :-P) Sonra sırasıyla bendeniz ve sevgili Ali Işıngör ve tekrar sevgili Erhan… Hem de ne demiş Erhan:

Yazının sonuna eklediğim Devrim otomobili resimleri projeler arasında ilinti kurmak maksatlı değil, daha çok, bu topraklarda yaşayanların, basının ve belirli çevrelerin genelde hemen yanıbaşlarında olan gelişmelere hep bir küçümseme ve kompleks ile bakması, buna karşın uzaktaki herşeye de “pembe panjurlu ev hayali kuran çiftin romantik bir şekilde uzaklara bakması” durumunu eleştirmekti.

Güzel demiş… Biz arabalara bakalım:

Önce biraz doğuya gidelim, Çin’e kadar. Arkadaşlar JiangLing Landwind X6 diye bir cip, yani amerikanca kısaltması ile SUV yapmışlar. Bunu da garp memleketlerinde pazarlamak için genelgeçer güvenlik testlerine sokmuşlar, yani Euro NCAP testleri. Maalesef bu cipcik testlerde fena çuvallamış, 0 (yazı ile sıfır) almış. Doğal olarak epey bir dalga geçilmiş, “Aman uzak durun”, “En azından 20 yıl önceki teknoloji” diye yorumlar yapılmış uzmanlar tarafından. Bir daha da pek JiangLing Landwind X6 ismi duyulmamış herhalde… Yoo, yanılmışım, Çinliler kendi yol testlerini geliştirmişler, bu teste sokacaklarmış. Ama sonrasında harbiden ses çıkmamış…

Heh-heh… Çinliler bu işten anlamıyor herhalde… Zaten Çin malı çürük anlamına gelmiyor mu? Ucuz ve çürük! Ama bir dakika… Google’da cars produced in china diye aratınca neler neler çıkıyor: BMW, Skoda, Toyota (hem de Prius), Volvo, Volkswagen, Audi… gidiyor. Yahu biz bu arabalara kucak dolusu para verip almıyor muyuz, hatta kimilerini alamıyor değil miyiz? Meğer beğenmediğimiz Çinliler yapıyormuş bu arabaları… Belki de anlıyorlardır birşeylerden, belki de lisansla ürete ürete, her yıl mezun ettiği binlerce mühendisi bu işlerin peşine sala sala günün birinde NCAP’ten 5 yıldız alacak bu markalarınki gibi otomobiller de yapabilirler mi? Yok yahu, nerde… Çinliler beceremez bu işi! Biz mi? Hiiiiiç beceremeyiz!!!

Dönelim benim sevdiğim mevzuya: Anadol STC-16. Koydum kafaya, günün birinde bulucam bi tane, bastırıcam parayı alıcam… Bu arabayla Finike-Kale arasını gitmek lazım, döne döne, virajları kapalı kapalı alarak…. Ama bunu da eşekler yiyormuş yahu! Türk malı değil mi? Hem de bu arabanın motoru, yürüyen aksamı dışarıdan… Neresi milli bunun yahu, çocuk mu kandırıyorsunuz, pöh!

Şu anda bile 8 ayda dünyada böyle bir arabayı (STC-16) ortaya çıkartacak ekip yok. Bazı şirketlerin Ar-Ge bölümlerine girip çıkıyorum, bir spor arabayı bugün çok ciddi bilgisayar destekli tasarımlarla iki yıldan önce imalata sokabilmiş şirket yok. Sadece 4-5 kişinin fiili görevde olduğu, 10-15 kişilik bir ekiple, bütün takımlarını, imalat kalıplarını, yani camın tasarımını, camın kalıbını, tekerlek jant kapağını… Otomobilin tasarımını lojistiğini, taşıt dinamiğini, hepsini biraraya getirip yapmak son derece sıra dışı bir şey. Dünya otomobil tarihini son derece iyi bildiğimi tahmin ediyorum, benim gözüme çarpmış bir şey değil.

Ne? Ne dedin? Kim demiş bunu? Ekber Onuk mu? O da kimmiş yahu? Yapanlardan biri işte, ne diyecekti “hata ittik” mi? Tabii iyi yaptık diyecek. Şimdi ne yaparmış bu Ekber hazret? Ford bayii olmuştur kesin, Koç’a yakınmış ya…

Sahil Güvenlik Komutanlığı’nın süratli tekne ihtiyacı var ve uluslararası ihale açılmış. 5 yabancı firma teklif vermiş bir de tek yerli olarak bizim teklifimiz var. İhalede bizim teklif doğal olarak dikkat çeker. Sevinenler var ama çoğu da ‘Türkiye’de böyle tekne yapılamaz’ diyor ve bize güvenmiyor. Konu; Ani Müdahale Botu Projesi, süratli 6 tane 15 metre boyunda tekne alınacak. Savunma Sanayi Müsteşarlığı’nın desteği ile bizim teklifimiz de değerlendirmeye alındı ve fiyat olarak diğerlerinden yüzde 20 daha ucuza ihaleyi kazandık.

Hı? Ne diyosun sen yahu? Bu da ne? Kim demiş? Ekber Onuk mu? Hani şu arabasını eşekler yiyen Onuk mu? Ne? Yonca Onuk tersanesinin patronu mu? Şimdilerde Pakistan’a bile hücumbot satan Yonca tersanesi mi? Pakistan kim ki yahu, satmışlar Pakiler’e gelip hava atıyorlar. Kesin rüşvet vermişlerdir, bizim askerlerle kanka olduklarından jest olarak şeyetmişlerdir.

Bu ne yahu? Ne? Yontech adıyla şirket kurmuş yıllık 35 milyon €ciro yapıyor, hiçbir lisans kullanmadan üretim yapıp bir de teknoloji transfer mi ediyor? Hücumbotlar için ürettiği teknolojiyi şimdi de süperlüks motoryatlara taşıyıp hem çok konforlu ve hem de çok güçlü tekneler yapmaya, bunları dünya jetset sosyetesine pazarlamaya mı başlamış? Bunun için süperlüks teknelerin Mekke’si Monaco Yacht Show’a dahi mi katılmış? Yukarıdaki Yontech S23’ten sonra şimdi de S36’yı, 36 metrelik, 60 knot sürat yapacak, 4 kamaralı dev “yeni Süper Türk Canavarı”nı üretmeyi ve satmayı mı hayal ediyor?

Ama motorunu kim yapıyor? Jeneratörler? Elektronik aksam? Milli olmaz, Türkler yapamaz…. ühü… ühü… bööööööööö!!!!!!!!

Pardon, sizin şirket nasıldı?

İşim icabı (güzel bir giriş oldu mu?) pek çok blogu, haber sitesini vb takip ediyorum. Tercih ettiğim yazılım da Kontact’a çok güzel entegre edilmiş olan ve Pardus’ta öntanımlı gelen akregator. Blog ve gezegenleri izlemek için harika bir uygulama, yeter ki içeriği RSS beslemesi ile tam olarak versin.

Epeydir Novell yöneticilerinin bloglarını ya yamru-yumru görüyor, ya da hiç göremiyordum. Bugün, sonunda “dur bi şuna web’den bakayım” dedim, yine favori internet tarayıcım Konqueror‘ı açtım. Durum yine aynı, bir başlık var, sonrası yok… Allah Allah… Belki, olmaz ya, standart dışı bişiler kullanmışlardır, çok sevdikleri bir firmanın sahipli teknolojilerine bağlıdır, felan deyip Konqueror’da tarayıcı kimliğini “IE 6.0 on XP”ye değiştirdim. I-ıh… Du-bakali deyip son çare ikinci favori tarayıcım olan Firefox’la giriştim. Bu sefer gösterdi, harbiden de orada bir içerik varmış ve Konqueror ile akregator anlamıyormuş bunu…

Nedenini araştırdım, şu kod parçası:


<meta http-equiv=”CONTENT-TYPE” content=”text/html; charset=utf-8″ /> <title />
<meta name=”GENERATOR” content=”OpenOffice.org 2.0 (Linux)” />
<meta name=”AUTHOR” content=”Jeff Jaffe” />
<meta name=”CREATED” content=”20070318;10075400″ />
<meta name=”CHANGEDBY” content=”Jeff Jaffe” />
<meta name=”CHANGED” content=”20070408;12471800″ />
<style type=”text/css”>–
@page { size: 8.5in 11in; margin: 0.79in }
P { margin-bottom: 0.08in }
–>
</style>

dokümanın ortasında bir yerde peydah olmuş. Büyük olasılıkla <title >‘den dolayı manalı bir HTML çözümleyici affetmiyor, Firefox ve (herhalde) IE ise daha müsamahalı davranıyorlar… Sonuçta IE ve Firefox’da görünen Konqueror ile akregator’da namevcut…

Yahu bu firma Linux satar, bişi değil koca Microsoft’a bile Linux sattırır, açık kaynaktan bahseder… Ama CTO’sunun blogunda bu sakatlık mevcuttur ve kimse de farkına varmaz (benden başka?). Ne diyeyim?

…biz çıkalım kerevetine

Bakanlık’ın yaklaşık 4,5 milyon € değerinde Microsoft lisansı alımı için Şubat ayında açtığı ihale, yine Bakanlık tarafından iptal edildi. Dernek, ihale şartnamesinin yalnızca tek bir üreticinin 11 dağıtıcısını kapsadığını ve ilgili yasanın “Kamu kurumları yazılım satın alırken özgür yazılım dahil tüm seçenekleri değerlendirmeli” hükmüne aykırı olduğunu belirterek ihalenin iptali için mahkemeye başvurmuştu. Bakanlık, mahkemenin konuyu görüşmesini ve bir karar almasını beklemeden geri adım attı. Dernek bu durumu, bilgiye özgür erişim (açık formatlar), güvenilir teknolojilerin kullanımı (özgür yazılım) ve kamu parasının vatandaşlar yararına harcanması açısından tarihi bir zafer olarak niteliyor. Dernek’in icraatları devam edecek…

“Hangi dernek, hangi bakanlık, hangi ihale?” dediğinizi duyar gibi oldum. Hemen söyleyeyim: İtalyan Özgür Yazılım Derneği, Çalışma ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın ihalesi, şu basın bildirisinde anlatılan hikaye…

Sivil toplum örgütlerinin kamu yararını korumasına iyi bir örnek. Kazanan İtalyan vergi mükellefi, İtalyan kamu kuruluşları ve İtalya vatandaşları olmuş. Darısı bizim başımıza…

Super(wo)man mi? Bir-iki tane daha…

Daha bir ay olmadı; Onur Yalazı iki Superman tarifi alıntıladı; sevgili Barış Metin de Pardus ekibine eleman arayışımızı bu tarif ile birleştirdi. Sonra ortalık karıştı, felan…

Neyse, benim derdim o kısımla ilgili değil. Ben de bir Superman (hadi sınırlayıcı olmayalım, ve Superwoman) tarifi yapayım. Sevgili Barış’ın yazdıklarına ek olarak üstün kişilerin bu tiplerine de ihtiyacımız var. Ne yapalım, iş çok kardeşim, çocuklar da isyan ediyor, “buldun bizi, vuruyorsun yükü sırtımıza, yeter!” diye…

Super(wo)man tarifidir:

  • “free as in freedom” ve “free as in free beer” farkından haberdar,
  • sudo su yazarken eli titremeyen,
  • masaüstünde sürekli açık en az bir komut satırı bulunan,
  • sistem kuran, yapılandıran, ağ yapılandıran, sunucu kuran, servis yapılandıran, çalıştıran,
  • HOWTO okumasını ve hatta yazmasını bilen,
  • teknik konuları teknik olmayan insanlara teknik terimler kullanmadan, teknik insanlara da teknik terimler kullanarak anlatabilen,
  • sunum kabiliyetine haiz, hazır cevap, hoş sohbet, nüktedan,
  • proje önerisi, teknik rapor yazabilecek, proje bütçesi üzerinden geçebilecek, dağıtık proje ekiplerinin eşgüdüm işini üstlenebilecek,
  • fotoğraf çekmekten hoşlanan (olmazsa olmaz :-P),
  • özgeçmişini .doc uzantılı göndermeyecek,
  • (Superman’ler için) makul bir süre askerlikle ilgili sıkıntısı olmayacak…

“Evet, beni tarif etmiş… Başvurayım bari!” diyen gençler bana ulaşsınlar…