Sam Williams: “Free as in Freedom: Richard Stallman’s Crusade for Free Software”

Richard M. Stallman özgür yazılım camiasında en sevdiğim ya da örnek aldığım kişiler arasında yer almıyor, biliyorsunuz. RMS’in saldırgan tavırlarını, karşısındakine saygı duymayan üslubunu ve en çok da kendisini desteklemek isteyenleri fırçalamak gibi şekillerde tezahür eden gözünü kör etmiş inatçılığını beğenmiyorum. Özellikle bu yanının özgür yazılıma katkıları kadar zararı da olduğunu düşünüyorum.

Ancak bu sert ve sivri düşüncelerin ne derece yerinde olduğu, bir haksızlık ya da yanlışlık içerisinde olup olmadığım gibi bir takım düşünceler de bir süredir beynimi kemirip duruyordu. Geçenlerde işverenimin konusunda hayli zengin, üstelik istediğimiz konularda genişlemeye son derece müsait ve hevesli kütüphanesinin raflarında Free as in Freedom ile karşılaşınca hemen ödünç aldım ve hızla okudum. RMS hakkındaki fikirlerimin nasıl değiştiği ya da değişip değişmediği konusunu sona bırakıp kitaba odaklanalım biraz…

Kitabın müellifi Sam Williams, ve bence en güzel hikayesi de Sam’in eşi Tracy Pattison ile bu kitabın ilk fikirleri sayesinde tanışmış olmaları. Sam’in kitabın sonunda yazdığı oldukça kişisel bir muhasebe, yani SonSöz, şu saptamaları içeriyor:

Since July, 2000, I have learned to appreciate both the seductive and the repellent sides the Richard Stallman persona. Like Eben Moglen before me, I feel that dismissing that persona as epiphenomenal or distracting in relation to the overall free software movement would be a grevious mistake. In may ways the two are so mutually defining as to be indistinguishable.

İlk kısma katılıyorum, RMS, özgür yazılımdan söz ederken ihmal edilmemesi gereken bir şahsiyet. Ama ikinci kısmı yalnızca kitabın yazıldığı (basımı Mart 2002) zamanlarda geçerli olan bir önerme olarak görüyorum. Özgür yazılım artık yazılım ile sınırlı kalmayıp bilginin özgürlüğüne evrilmiş, ve bunu yaparken de Stallman’ın sekter yaklaşımından farklı olarak pragmatik bir yol izlemiş, hatta sonuçta hayli popüler “Web 2.0” hipini dahi içerisinden çıkarmış bir hareket. Bu evrimde, ne yazık ki, RMS’in ya da daha geniş bir bakışla Linux’un ya da özgür yazılımın fazla bir doğrudan katkısı olmamış. Sonuçta Web 2.0 dünyayı yeniden tanımlamak iddiasındayken Linux ve özgür yazılım kurumların bilişim dizisinde yalnızca birkaç katmana sıkışmış kalmış…

Kitaba geri dönelim: Aslında kitapta bol miktarda tanıdık öykü var: Meşhur yazıcı konusu… Emacs’ın hikayesi… Linux’un ortaya çıkışı, HURD ve Stallman’ın tepkisi… Ama benim için yeni öyküler de var: Örneğin sevgili Ian Murdock’ın Debian’ın bir GNU/Linux olmasını vurgulamasının FSF, Stallman ve özgür yazılım hareketine verdiği desteğin önemi… Örneğin RMS’in son derece parlak kolej yılları, matematik ve yazılım konusundaki üstün yeteneği…

Belki benim için en ilginçlerinden birisi Stallman ve Torvalds’ın ilk kez bir araya geldikleri, 1996’daki Conference on Freely Redistributable Software. Hikayesini silahsever ESR’dan dinleyelim:

By the time of the conference, the tension between those two camps have become palpable. Both groups had one thing in common, though: the conference was their first chance to meet the Finnsh wunderkind in the flesh. Surprisingly, Torvalds proved himself to be a charming, affable speaker. Possessing only a slight Swedish accent, Torvalds surprised audience members with his quick, self-effacing wit. Even more surprising, says Raymond, was Torvalds’ equal willingness to take potshots at other prominent hackers, including the most prominent hacker of all, Richard Stallman. By the end of the conference, Torvalds’ half-hacker, half-slacker manner was winning over older and younger conference-goers alike.

“It was a pivotal moment,” recalls Raymod. “Before 1996, Richard was the only credible claimant to being the ideological leader of the entire culture. People who dissented didn’t do so in public. The person who boreke that taboo was Torvalds.”

Benim için en bilgilendirici kısım ise GNU GPL’in hikayesi: Bu lisansın nasıl Stallman tarafından kaleme alındığı, bu aşamada nasıl bir matematik problemi çözercesine sistemli çalıştığı, sonuçta hukukçular tarafından saygı duyulacak bir metin ortaya çıkarken aynı zamanda özgür yazılım felsefesinin nasıl bu metne yedirildiği… GPL’i çok anlamlı bir lisans metni olarak görüp kullanırken bu ayrıntıyı bilmiyordum. Sırf bunun için dahi RMS özgür yazılımın en önde gelen isimlerinden biri olmayı hakediyor, kanımca…

Bir de kitabın sonlarında “Bundan yüz yıl sonra Richard Stallman bir dip not mu olacak, yoksa bir bölüm başlığı mı?” sorusuna çeşitli kişilerden gelen yanıtlar eğlenceli. Bunlardan ESR’ınkisi Stallman’ı biraz hafife alıyor, Moglen’inkisi ise biraz fazla taltif ediyor; ama bir ortalamaları ilginç olabilir. RMS’in kendi değerlendirmesinde vurguyu “savaşı kimin kazanacağı”na yapması ve “Linux”u (“GNU/Linux”u değil) özgür yazılımın önünde bir engel olarak görmesi, sanırım, kişilik özelliklerini gayet iyi yansıtıyor. Ben mi ne düşünüyorum, işte burada:

Richard Stallman, yazılımın özgürlüğünü “hacker” camiasına hediye eden kişi, bu anlamda bir Prometheus. Prometheus kitaplarda nasıl anılıyorsa, RMS de öyle anılacak kanımca. Ama RMS’in yaklaşımı ile ateş hep ilkel halinde kalacaktı, üzerinde yemek pişirilecek ya da sobaya hapsedilip ısı yayacak bir şey. Buhar makinesini “icat” edip ateşi çok farklı ve çok büyük şekillerde kullanmanın önünü açan kişi, özgür yazılım dünyasının Watt’ı, ise Linus Torvalds oldu. Linux’suz özgür yazılım pek mesafe katedemeyecekti, GNU’suz Linux ise yalnızca bir üniversite öğrencisinin projesi olarak kalacaktı. İkisi birbirinin mütemmim cüzü… Kitaplar özgür yazılımdan bahsederken hemen ardından Linux’u anacaklar, hem de “Linux” olarak anacaklar (“GNU/Linux” olarak değil, nasıl “ateşli buhar makinesi” demiyorsak) RMS’in hoşuna gitse de, gitmese de…

Netice: Kitabı okuyun, özgür yazılımın tarihçesinden, RMS’in kim olduğundan haberdar olmak için. Bu kitabı okumadan “Özgür yazılım hakkında her şeyi biliyorum!” demeyin sakın…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir