“Acemiden Uzmana Tüm Detaylarıyla” Pardus

Bir süredir geliştiricilerimizin bir kısmının da dahil olduğu heyecanlı ve hummalı çalışmalar sona erdi ve BytePlus dergisinin Şubat 2007 Pardus Özel Sayısı piyasaya çıktı. Başta Pardus’un basın ilişkilerini yürüten sevgili Ali Işıngör olmak üzere katkısı geçen herkesin, özellikle Byte yazarlarının ellerine sağlık.

Dergide neler mi var? Şunlar var:

  • Linux Nedir? A. Murat Eren
  • Pardus Kurulumu
  • Pardus Projesi A. Murat Eren
  • Pardus, Dün ve Yarın Erkan Tekman
  • Windows Kullanıcılarına Linux Rehberi Aziz Şahin Özdemir
  • Pardus’ta Yabancılık Çekmeyin: Bir Pardus Macerası Daron Dedeoğlu
  • Kurulumsuz Linux Keyfi Hüzeyfe Önal
  • Pardusça Eğlenceye Merhaba Daron Dedeoğlu
  • VMware Pardus’ta Ali Rıza Babaoğlan
  • VirtualBox ile Sanallaştırma
  • Dosya Aktarımına Çözüm Çağatay Çebi
  • Linux’ta Dosya Sistem Hiyerarşisi Çağatay Çebi

Evet, benim de, naçizane, bir yazım var dergide; şimdiden uyarayım, boşuna reklamını yapmıyoruz 😉 Pardus’un güçlü taraflarını ve başarısının sırlarını özetlemeye çalıştım, kendi bakış açımdan:

Pardus projesinin Türkiye’de özgür yazılım için “milat” niteliğinde bir aşama olduğunu sanırım herkes kabul eder. İşletim sistemi pazarına etkilerini ise yeni yeni görmeye başlıyoruz, henüz çok iddialı konuşmak için gerekli ortam oluşmuş durumda değil. Çok belirgin olmayan, ama özellikle biz Pardus geliştiricilerinin gönülden inandığımız bir nokta da Pardus’un bilişim sektörümüz, özellikle yazılım sanayimiz açısından çok önemli bir fırsat teşkil ettiği ve düzgün değerlendirilmesi durumunda ekonomik ve stratejik bir atılımın temelini oluşturabileceği.

Peki, daha üç yıl önce ismi (ki o zamanki ismi Uludağ projesi idi) çok dar bir çerçeve dışında duyulmamış bir çalışma nasıl oldu da bu noktaya erişebildi?

En İyi Geliştiriciler, Mükemmel bir Takım

[…]

Açık Geliştirme ve Karar Verme Süreci

[…]

“Özgürlük için…” Yaklaşımı

[…]

Neden ve Hangi “Ulusal”?

[…]

Başta sevgili MEren‘in harika Linux yazısı olmak üzere doyurucu içerik ile birlikte Pardus 2007 ISO görüntüsü ve son derece güncel tam paket deposunu edinmek için en yakın gazete bayiine kadar gidiverin, hediyesi 10 YTL imiş…

il y a un nouveau Pardus en ville

Pardus est une distribution très intéressante. Elle a été bien conçu et vient avec un excellent choix logiciel. Peu, nombreux, les logiciels offerts sont d’une grande qualité et les versions utilisés sont très récentes. Le côté le moins pratique est l’absence ou presque du français, néanmoins, nous espérons que nos astuces pour franciser ce super OS vous aideront car c’est son seul défaut et il serait dommage d’y lever le nez que pour cela. En résumé; facilité, excellente détection matérielle, robuste, véloce, prompt, très stable, codecs/plugins/pilotes propriétaires, bref elle a tout pour plaire!

Voilà plus d’une semaine que nous la testons sur deux ordinateurs et nous ne pourrons nous en départir! Elle devient donc le système principal de notre 64 bits, même si elle est compilé en i686 (32 bits). C’est sans doute la distribution qui nous marquera le plus cette année!

Orhan Pamuk: “Babamın Bavulu”

Nobel Edebiyat Ödülü sahibi yazarımız Orhan Pamuk’un 2006 Nobel Konuşması ile birlikte 2006 World Literature dergisi Puterbaugh Ödülü ve 2005 Alman Kitapçılar Birliği Barış Ödülü konuşmalarını içeren kitapçığı Babamın Bavulu bu hafta piyasaya çıktı, aldım ve sindirerek okudum. Pamuk’un Nobel konuşmasını araba kullanırken parça parça radyodan dinlemiş ve son kısmını da TV’den izleyebilmiştim. Daha rahat bir ortamda, algı kanallarım daha açık takip edemediğime yanıyordum, ama arada metni internetten vb bulup okuyup ve dinlemekle de uğraşmamıştım; isabet etmişim. İki pek önemli konuşma ile bir arada, güzel bir sunumla elimizde…

Nobel konuşmasından üç kapsamlı alıntı yapmak istiyorum, benim anahtar önemde gördüğüm bu alıntılardan keyif alıp kitapçığın tümünü okumak isteyenler çıkarsa çok sevinirim. Önce Pamuk’un sevmeyenlerinin neden çok olduğunu kendi sözcükleri ile -ki Orhan Pamuk’un sözcüklere ne derece önem verdiğini biliyoruz, bilmiyorsak da konuşmasında anlatıyor- öğrenelim, ve daha fazlasını:

Evet, insanoğlunun birinci derdi hala, mülksüzlük, yiyeceksizlik, evsizlik… Ama artık televizyonlar, gazeteler bu temel dertleri edebiyattan çok daha çabuk ve kolay bir şekilde anlatıyor bize. Bugün edebiyatın asıl anlatması ve araştırması gereken şey, insanoğlunun temel derdi ise, dışarıda kalmak ve kendini önemsiz hissetme korkuları, bunlara bağlı değersizlik duyguları, bir cemaat olarak yaşanan gurur kırıklıkları, kırılganlıklar, küçümsenme endişeleri, çeşit çeşit öfkeler, alınganlıklar, bitip tükenmeyen aşağılanma hayalleri ve bunların kardeşi milli övünmeler, şişinmelerdir… Çoğu zaman akıldışı ve aşırı duygusal bir dille dışarı vurulan bu hayalleri, kendi içimdeki karanlığa her bakışımda anlayabiliyorum. Kendimi kolaylıkla özdeşleştirebildiğim Batı-dışı dünyada büyük kalabalıkların, toplulukların ve milletlerin aşağılanma endişeleri ve alınganlıkları yüzünden zaman zaman aptallığa varan korkulara kapıldıklarına tanık oluyoruz. Kendimi aynı kolaylıkla özdeşleştirebildiğim Bat dünyasında da Rönesans’ı, Aydınlanma’yı, modernliği keşfetmiş olmanın ve zenginliğin aşırı gururuyla milletlerin, devletlerin zaman zaman benzer bir aptallığa yaklaşan bir kendine beğenmişliğe kapıldıklarını da biliyorum.

İlerleyen sayfalarda Orhan Pamuk’un neden Nobel ödülünü hakettiğine dair bazı ipuçları var, hem de Pamuk’un (ya da iyi bir romancının) nasıl yazdığını ve yarattığını özetleyen pek hoş bir parça, kulak verelim:

Çocukluğumda ve gençliğimde hissettiğimin tam tersine artık benim için dünyanın merkezi İstanbul’dur. Neredeyse bütün hayatımı orada geçirdiğim için değil yalnızca, aynı zamanda otuz üç yıldır insanlarını, sokaklarını, köprülerini, çeşmelerini, tuhaf kahramanlarını, dükkanlarını, tanıdık yüzlerini, ve yabancı, korkutucu gölgelerini, karanlık noktalarını, gecelerini ve gündüzlerini hepsiyle ayrı ayrı özdeşleşerek anlattığım için. Bir noktadan sonra, hayal ettiğim bu dünya benim elimden çıkar ve kafamın içinde yaşadığım şehirden daha da gerçek olur. O zaman, bütün insanlar ve sokaklar, eşyalar ve binalar sanki hep birlikte aralarında konuşmaya, sanki kendi aralarında benim önceden hissedemediğim ilişkiler kurmaya, sanki benim hayalimde ve kitaplarımda değil, kendi kendilerine yaşamaya başlarlar. İğneyle kuyu kazar gibi sabırla hayal ederek kurduğum bu alem, bana o zaman her şeyden daha gerçekmiş gibi gelir.

Son olarak hayli hallice bir alıntı yapacağım, Orhan Pamuk’un “neden yazıyorum” sorusuna yanıtı; aslında daha pek çok soruya yanıtı, Pamuk’un kim olduğuna dair pek çok ayrıntı, bazı dangalaklarca “kaçtı” şeklinde yansıtılan son hicretinin nedeni, daha neler neler… burada:

Bildiğiniz gibi, biz yazarlara en çok sorulan, en sevilen soru şudur: Neden yazıyorsunuz? İçimden geldiği için yazıyorum! Başkaları gibi normal bir iş yapamadığım için yazıyorum. Benim yazdığım gibi kitaplar yazılsın da okuyayım diye yazıyorum. Hepinize, herkese çok kızdığım için yazıyorum. Bir odada bütün gün oturup yazmak çok hoşuma gittiği için yazıyorum. Gerçekliğe onu ancak değiştirerek katlanabildiğim için yazıyorum. Ben, ötekiler, hepimiz, bizler İstanbul’da, Türkiye’de nasıl bir hayat yaşadık, yaşıyoruz, bütün dünya bilsin diye yazıyorum. Kağıdın, kalemin, mürekkebin kokusunu sevdiğim için yazıyorum. Edebiyata, roman sanatına her şeyden çok inandığım için yazıyorum. Bir alışkanlık ve tutku olduğu için yazıyorum. Unutulmaktan korktuğum için yazıyorum. Getirdiği ün ve ilgiden hoşlandığım için yazıyorum. Yalnız kalmak için yazıyorum. Hepinize, herkese neden o kadar çok çok kızdığımı belki anlarım diye yazıyorum. Okunmaktan hoşlandığım için yazıyorum. Bir kere başladığım şu romanı, öteki yazıyı, bu sayfayı artık bitireyim diye yazıyorum. Herkes benden bunu bekliyor diye yazıyorum. Kütüphanelerin ölümsüzlüğüne ve kitaplarımın raflarda duruşuna çocukça inandığım için yazıyorum. Hayat, dünya, her şey inanılmayacak kadar güzel ve şaşırtıcı olduğu için yazıyorum. Hayatın bütün bu güzelliğini ve zenginliğini kelimelere geçirmek zevkli olduğu için yazıyorum. Hikaye uydurmanın ve kurmanın zevkleri için yazıyorum. Tıpkı bir rüyadaki gibi gidilecek başka bir yere bir türlü gidemiyormuşum duygusundan kurtulmak için yazıyorum. Bir türlü mutlu olamadığım için yazıyorum. Mutlu olmak için yazıyorum.

Yalnızca birkaç cümlede, birkaç sayfada o kadar çok şey anlatıyor ki Orhan Pamuk. hiç bir kitabını okumayanlar, alsınlar ve üç konuşmasını okusunlar; milliyetçi, ulusalcı, şu bu nedenlerle hoşlanmayanlar en azından bu kitapçığı bir okusunlar; “Orhan Pamuk zor okunuyor” diyenler alsınlar okusunlar, “zor okunsun ki herkes anlamasın” diyenler okusunlar ve konuşma içerisinde ya da konuşmalar arasında gediş-gelişleri, alt metinleri keşfetmenin keyfini, esrarı aralamanın zevkini yaşasınlar; “neden okuyayım ki?” diye soranlar alsın okusunlar…

Sevgili Orhan Pamuk, yazmaya devam et… Dünyanın bu kadar güzel yazan insanlara ihtiyacı var, hele bir de benim anadilimde yazıyorsun ya, daha ne isteyeyim!

GNU, Pardus, vesaire…

Geçtiğimiz günlerden birinde, bir sevgili Pardus geliştiricisi, başka bir konuda yazdığı mesajın arkasına hayli uzun bir eleştiri ve saptama listesi eklemiş. Ben de söz konusu noktalarda nasıl düşündüğümü ya da Pardus projesinin nerede durduğunu açıklamaya çalıştım. Bu metnin epey zamandır yazdığım GNU, özgür yazılım, vb konularını algılama şeklim açısından pek yerinde olduğunu düşündüğümden bu sevgili geliştiricimizin de izniyle soru ve yanıtları sizlerle paylaşıyorum. Bana bu fırsatı verdiğin için teşekkürler Talha…

[…]

Yine bu konuyla ilgili olarak Erkan’in gectigimiz hafta Stallman’in bir konusmasi konusunda yaptigi yorum ve GPL3’e “negative to very negative” baktigini soylemesi dikkatimi cekti. Kisisel dusuncelerinize sonuna kadar saygiliyim. Bunlari tabiki kisisel blog’larinizda dile getirmekte de ozgursunuz ama konu “Turkiyenin dagitimi Pardus” projesi oldugunda bazi konular daha acik olmali diye dusunuyorum:

Kişisel düşüncem “ama”lardan olabildiğince uzak durmaktır, bu nedenle yukarıdaki cümleni “… özgür değilsiniz” diye algıladım.

İspanya’da yeni tanıştığımız ama çok hızla birbirimize ısındığımız bir arkadaşla bir küsur saat GNU, free, Stallman konularını konuştuk; istim üzerindeyim anlayacağın.

Linus Torvalds’ın GPLv3 konusunda olumsuz düşünmesi benim düşünmemden daha küçük sorun yaratmıyor kanımca, ya da OSI’ın ya da mySQL’in. GPLv3 konusunda sıkıntıları olan tek kişi değilim, olacağımı ya da kalacağımı da sanmıyorum. EUPL konusunda da son derece olumsuz görüşlerim var ve AB yetkilileri ile de paylaştım bunları. GPLv2’nun özgür yazılımın gelişmesinde daha uzun uzun yıllar hizmet verebileceğini düşünüyorum ve özellikle iş dünyasının hala endişe ile yaklaştığı bu metni daha radikal bir metinle değiştirmenin özgür yazılım için yanlış bir adım olacağını düşünüyorum…

1- Aralik ayinda Erkan’a ozgur olmayan bilesenlerin kaptan programi tarafindan ayrica ve kullanicilarin bilgisi dogrultusunda yuklenmesini onermistim. Gorkem bunun muhtemelen iyi bir fikir oldugunu soylemis, Erkan da o an yogun olduklarindan dolayi bana sonra donecegini soylemisti. Bu ozelligin Pardus’un bir sonraki surumunde gelecegini umuyorum. Ama diger tarafatan Pardus web sitesinde “Pardus nedir” baslikli bolume baktigimda Linux veya GNU hakkinda en ufak bir bilgi veya baglanti verilmemesi de gozumden kacmiyor degil.

Pardus’un temel hedefi kullanıcısına olabildiğince tam ve kolay kurulabilir bir sistem sunmak. Bu nedenle YALI’yı olabildiğince az etkileşimli yaptık; bunu pek değiştirmeyi düşünmüyoruz. Benim tercihim “just works” tipi bir dağıtım oluşturmak, bir nevi Marc Shutlleworth’ün Ubuntu’su gibi. Bu nedenle kullanıcıyı “bu özgür, bu değil” tipi ayrıntılarla uğraştırmamak gerekli.

Pardus web sitesinde GNU ve Linux’un çok görünür olmamasının nedeni Pardus 1.0 öncesinde alının bir markalaştırma stratejisi kararı sonucudur ve bilinçlidir. Bunun değişme zamanı gelmiş olabilir, tartışılabilir. Ortalıkta Debian gibi ilk paragrafta GNU ve Linux diyenler olduğu gibi Red Hat ve Fedora gibi bir marka (RHEL) adı dışında Linux ve hiç GNU kullanmayanlar da var. Kimse Red Hat’in GNU ve Linux için Debian’dan daha az şey yaptığını söyleyemez. Pardus’u da web sitesinde sözcük arayarak değerlendirmemek gerekir. [devamı aşağıda]

2- Turkiye’de bircok kisi Linux’la Pardus sayesinde tanisiyor ve tanisacak. Insanlari ozgur yazilim konusunda egitmek ve bu konuda coook hassas olmak sizin sorumlulugunuz. Sonra mail-listlerinde, forumlarda vs yeni kullanicilardan “cok guzel bir isletim sistemi yapmissiniz. iste Turkun gucu. Windows’a rakip isletim sistemi yaptik heyy” diye mesajlar geliyor.

[yukarıdan devam] Unutmayın ki Pardus her platformda özgür yazılımı ve özgürlüğü vurgulayan, duruşu ile hep GPL destekçisi olmuş bir projedir. TÜBİTAK kapsamında yürütülen bir projenin GPL ile yayımlanmasında ilktir, LKD’nin dahi imzasını attığı “açık kaynak” hareketine doğrudan katılmayıp açık kaynağın yalnızca ve sadece özgür yazılıma giden yolda bir durak olduğunu savunma konusunda da neredeyse tektir.

3- GNU/Linux’un (bakin az once Linux demistim, burada da GNU/Linux dedim ornegin) Windows’dan farkini insanlara iyice anlatmazsaniz projenin basarili olmasi da zorlasacaktir zaten. Ozgur yazilim yayginlasirken ilerde ulkemizin Brezilya’nin dustugu duruma dusmesini istemezsiniz herhalde. Bu konuda su yaziya bir bakmanizi oneriyorum: http://www.linux.com/article.pl?sid=07/01/17/2018227 Uzun lafin kisasi egitim konusu onemli.

Brezilya’daki “başarısızlık” öyküsü, ya da başlangıcı, iki haftadır benim de üzerinde gidip geldiğim bir yazı. Pardus projesi olarak bu konuda sorumluluğumuzu çok dikkatle yerine getiriyoruz. Özellikle yalancı cennetlere inanmamak, gücümüzü yanlış tahmin etmemek, doğru hızda ve doğru yoldan büyümek çok önemli. Brezilya, bence, ideolojik atılganlığın sosyal ve teknik hazırlıklılığı boş verip eyleme geçmesinin ceremesini yaşıyor. Yine bence, bu açıdan gerekli temel eğitim proje yönetimi ve fizibilite konularını içerir, özgür yazılım felsefesinden önce.

4- Ayrica madem ki bu ulusal bir proje, bu konuda hassas olan diger kisilerin dusuncelerine de saygi gostermeniz gerekmiyor mu? Yani neden bu konuda emek sarfeden, sarfedebilecek olan diger kisileri de kendi tarafiniza cekmek yerine uzaklastirasiniz?

Kimsenin düşüncesine saygı konusunda bir kusur içerisinde olduğumu sanmıyorum. Ama, başta da dediğim gibi bu saygı kendi düşüncemi gizlemek anlamına gelmemeli. Pardus geliştiricilerinin hepsi ile, hatta Enstitü çalışanı olanlar ile dahi, aynı düşüncede olduğumu sanmıyorum. Kimseyi yabancılaştırdığımı da sanmıyorum. Başa döneyim [GNU/]Linux ibaresini kullanmamak bir marka stratejisi, ancak Pardus özgür yazılımda Türkiye’nin en anlamlı ve önemli projesi ve evanjelisti; emin olabilirsiniz.

5- Ornegin ben ekonomi doktorami daha tamamlamadigim halde hali hazirda 3 yayin bitirdim bunlarin 2si Linux ve ozgur yazilim uzerine. Ileride de Pardus ve diger ozgur yazilim projeleri uzerine cok sayida yayin yapmak, Pardus’a katkida bulunmak ve Pardus’un yayginlasmasi icin de elimden geleni yapmaya devam etmek istiyorum. Diger taraftan da ozgur yazilim vs acik kaynakli yazilim tartismasinda ozgur yazilimi destekliyorum. Her ne kadar cilgin olsa da Stallman’in gerekli bir cilgin oldugunu dusunuyor ve bircok dusuncesine katiliyorum. Ne olursa olsun yillardir savundugu degerlerden taviz vermedigi icin de kendisine saygi duyuyorum. Ayrica sizin gibi ben de ozgur yazilima ve ozgur yazilimin Turkiye’de basarili olacagina, ulkemize uzun vadede cok buyuk kazanclar sagliyacagina da sonuna kadar inaniyorum.

Sizin Aralık’taki mesajınıza (hala) yanıt veremememin nedeni de benzer şeyler, önce Pardus 2007 sürüm çalışmaları, sonrasında özgür yazılımın Türkiye’nin BT stratejisinde oynayabileceği rol konusunda akademik bir çalışma, “özgürlük” ve “özgür yazılım” laflarını bolca barındıran çok sayıda popüler yazı ve röportaj, ve sonrasında Pardus’un bu konuda oynayabileceği yol konusunda proje, etkinlik ve iş planları… Bir-iki haftaya kadar epey yüklü yapılacaklar listemi hayli hafifletip iş ve ekonomi konusuna gelebileceğim; o zaman sizinle bu konuda da bağlantıya geçeceğimden emin olabilirsiniz…

6-Bu dusuncelerim isinginda zaman zaman GNU/Linux isminin kullanilmasi veya newsletterda bu sekilde gecmis olmasinin kime ne zarari var? Eger zarari varsa bu durumda ne olacak? Yani benim gibi kullanicilara “biz boyleyiz. Pardusu biz yaptik. kimseye de ihtiyacimiz yok. isinize gelirse” mi diyeceksiniz? bu konuda beni bilgilendirebilirseniz sevinirim.

Bahsettiğim gibi bu marka stratejisi, ilk kez duyanlara Pardus’u (Panthera’daki gibi) ve işletim sistemini anlatmak zorunda kalalım istedik; GNU’yu, özgür yazılımı ve Linux’u değil. Merak etmeyin ikinci sırada Linux ve özgür yazılım geliyor, GNU’dan ben kişi olarak çok söz etmiyor olsam da GPL’in kulakları sıkça çınlıyor.

Tırnak içerisindeki ifadeler ise ne benim, ne de Pardus projesinin herhangi bir üyesinin ağzından ya da kaleminden çıkmamıştır; çıkmayacak da. Nüans başka şey, taban tabana zıt olmak başka.

Eğer kastınız “GNU/Linux ibaresi olmazsa Pardus’a katkıda bulunmam” diyenler ise burada durum biraz karışık. Ürünün adı, markası Pardus, Pardus Linux ya da Pardus GNU/Linux değil. Sanırım kararımız markayı korumak yönünde olacaktır. Unutmayın ki Pardus’un hedefi yalnızca özgür yazılım evanjelizmi değil; aynı zamanda sürdürülebilir bir iş organizasyonu ve ekosistemi oluşturmak. Bu nedenle bazı iş kararlarını dikkatli almak ve yürütmek gerekiyor.

[…]

Not: Shuttleworth’ün l’lerini kontrol ettim de Torvalds’ın h’sini atlamışım. Bunu hep yapıyorum ben, sevgili Çağlar anımsattı yine, teşekkür ederim. Ama sloganımızı atalım yine: Özgür yazılımcıların isimlerini bilmemek özgür yazılımcı olmamak anlamına gelmez…

repeat after me: a new … pardus… in … town

Still looking for that perfect desktop distro? Then don't overlook Pardus Linux 2007. It might not be the hot favourite with the mainstream IT publications — and it certainly doesn't have the budget to plaster Linux websites with ads — but this Turkish distro comes with enough innovation and polish to make it one of the best new Linux distributions of 2007.

Sevgili Béranger‘e bağlantı için teşekkürler // Thanks goes to our dear Béranger for the pointer

iDABC related: EUPL, OSOR, things…

Yesterday I attended the IDABC Open Source Software 2007 event in Free Software World Conference in Badajoz.

One of the first presentations of the session was on the EUPL, European Union Public License; which has been approved by the European Commission on January 7th, this year . The final text for the license is here.

Patrice-Emmanuel Schmitz from Unisys made the very-few-slides presentation, and basically told two things:

  • EUPL was necessary to cope with EU languages, EU regulations, and warranty conditions. It’s not put forward as an alternative to GPL, but came out of to relieve some uneasiness from the EU public organizations, and governments.
  • EUPL is “compatible” with GPL, means if you use GPL code in an EUPL program you may license it with GPL, or if you use EUPL code in a GPL program you may license it with GPL; by the way these “may”s are “have to”s from GPL perspective, thus “compatibility” means it may be engulfed in GPL. It is stressed that you have to make some changes to an EUPL code in order to license it under GPL, but this is just a trivial condition.

I have had several concerns regarding EUPL, since the day I’ve first heard about it. I think it is not necessary to invent a new free license, which, eventually might be enforced throughout EU, as an alternative to GPL. I think it is more clever to use a second document for EU public organization contracts, which will be some kind of amendment or addendum to GPL. I addressed two questions to Patrice-Emmanuel, here they are and summary of replies from him and Barbara Held of IDABC:

  • What are the differences between EUPL and GPL? Only minor things related to the three problem areas? Or something in addition? We are not comparing the licenses, the EUPL is a very simple document, it is not accepted to solve all the problems, we are not going to evangelize EUPL as an licensing alternative.
  • What is the position of EUPL regarding the hijacked freedoms that RMS talks about? DRM, patents, Tivo-ization, and such? Where does EUPL stands as compared to GPLv2 and GPLv3? The EUPL came out of certain necessities, so it is not involved with issues which are more open to discussion.

My position regarding EUPL is not changed, I think it is an unnecessary and somehow irrelevant EU digression. For some other views you may have a look at here or here. Just as a reminder, I have negative to very-negative thoughts about the GPLv3, as well. The rest of the session was focused on the infamous OSOR (Open Source Observatory and Repository). The main idea is to collect the free software prepared for public organizations in a central repository, so as other public organizations will be able to reuse them. The project has been tendered and the bid went to Unisys. Now they, and their project partners, are working on OSOR, which will be operational late this year.

OK, I, as always, some concerns regarding this OSOR thing. First, yesterday we’ve heard about several repository projects from all over Europe, some being highly successful and/or ambitious. Among them were three (yes, 3) repositories from three different juntas/xuntas from Spain. Apparently their audience is quite limited, their applicability and effectiveness is highly controversial; still they are insisting to have these local repositories. I don’t think (correct me if I’m wrong) these junta/xunta territories are large enough markets to have some scale economy for reuse of free software only within the territory. They have to get together, I understand their concerns regarding cultural differences and importance of local administrations, still it does not look quite right to me.

The second, and the more important, concern is about the profile of stakeholders. In previous OSOR meetings it was possible to see people from some vendor companies or agencies which have very strong interactions with commercial world. In Badajoz there only are academicians, public organizations, and EU staff. Without the guys sitting on the other side of the table, I don’t think this will work! I’ve asked questions along these lines to the project group in November meeting, and have not got convincing answers. Things have not got better in three months, and the future of OSOR does not seem too bright…

Later edit: The language I’ve used in the last paragraph have been found offensive by the IDABCE/EU officials. I’ve smoothed the terms a bit, though I insist that the OSOR project is not a wise invesment on EU side.

More later edit: The opinions expressed here are solely mine, and does not represent neither Pardus project, UEKAE, TUBITAK nor any other entity. If you are interested in the official Turkish position and policiy regarding OSOR and other issues please visit the related State Planning Organization web site.

31 yıl önce bu hafta

Uzunca bir süredir İngilizce yazılara ağırlık verdiğimi hicapla gözlüyorum, ve şöyle bomba gibi bir yazı patlatacak doğru dürüst bir şeyler çıkmasını bekleyip duruyordum. Dün akşam sevgili Görkem ile birlikte bir kaç saat özgür yazılım, üniversiteler, şirketler, donanım tanıma, destek planları, … üzerine çene çalma fırsatı bulduğumuz sevgili “yeni arkadaş”ım Damiano‘nun Bill Gates’in Homebrew Computer Club’a (“Ev Yapımı Bilgisayar Kulübü”) yazdığı açık mektuptan bahsetmesi tam da aradığım fırsat oldu!

Bundan neredeyse tam 31 yıl önce, 3 Şubat 1976’da sevgili Bill Gates HCC’ye bir açık mektup yazıyor ve Micro-Soft’un Genel Ortak’ı olarak HCC üyelerinin kendi yazılımlarını kopyalaması ve dağıtmasından duyduğu memnuniyetsizliği bildiriyor. Metin, sahipli yazılım çağının habercisi gibi; diğer yandan da bazı şeylerin 30 yıl boyunca nasıl değişmediğini de gösteriyor. Neler mi diyor Bill Gates, işte bir kaç alıntı:

Bu neden böyle? Çoğunuz hobicilerin çoğunluğunun yazılımları çaldığının farkında. Donanım için para vermelisiniz, ama yazılım paylaşılacak bir şeydir. Onun için çalışan insanların paralarını alıp almaması kimin umurunda?

Yaptığınız şey kaliteli yazılım geliştirilmesini engellemektir. Kim hiçbir şey karşılığında profesyonel iş yapabilir ki? Hangi hobici programlamaya 3 adam-yıl ayırıp hataları bulur, ürünü belgeler ve sonra da bedavaya dağıtır? Gerçek, bizim dışımızda kimsenin hobi yazılımına böyle çok para yatırmadığıdır.

Oy oy… Sağlam laflar değil mi? Öyle netekim…

Herhalde bu doküman yazılım karşılığında para ödenmesi, aksi davranışın bir nevi hırsızlık (=korsanlık) olduğu, bedavaya mama olmadığını açıkça kayda geçen ilk belgedir. Sahipli yazılım ve dolayısı ile kapalı kaynak kodu iş planı buradan çıkmış işte…

Öte yandan Bill Gates’in sorularına omuz silkip farklı bir yol izleyenler de olmuş. John Markoff’un What the Dormouse Said: How the 60s Counterculture Shaped the Personal Computer Industry (amazon.com’da burada) isimli kitabında anlattığı gibi. Radikal politika, pop, uyuşturucular ve yeni teknolojinin birbiriyle bağlantılı olduğunu iddia eden ve özgür yazılımın gelişmesini hippi kültürüne dayandıran ilginç bir kitap(mış) kendisi; ilk fırsatta edinip üzerinden geçeceğim. Şimdilik O’Reilly Research direktörü Roger Magoulas’ın e-postasından bir alıntı yapalım:

John Markoff’un kitabında uyuşturucu kullanımı ile orijinal kişisel bilgisayar hacker’ları arasında bir bağlantı kurduğunu biliyorum, ama ben farklı düşünüyorum. Belki de 60’ların karşıkültürü hiç bitmedi, yalnızca şimdiki teknoloji kültürünün mimlerinin kaynağı olmak üzere bir süre yeraltına girdi.

Benim düşüncem Web 2.0, kendin yap, açık kaynak, bloglar ve datanın yeni halüsinojenikler olduğu, tek farkları artık tümünün yasal olması.

Vay vay vay… Ne tezler. Bir zaman ayırıp iyi bir okuma yapmak şart oldu artık!

Not: Matematiğimin zayıflığı için kusura bakmayın. Ama en azından kimse uyarmadan 2007’den 1976’yı hatasız çıkarmayı becerebildim, ikinci denemede olsa bile 😛

stallman in badajoz: RMS as usual

Richard Stallman gave his keynote speech in the Free Software World Conference in Badajoz. The speech was in Spanish, and I was not in the main hall during, so I don’t know about his speech. But I went in for the question & answer part, to see whether there will be an interesting debate going on…

I think RMS has missed the point for all three questions asked, and the outcome was only confusing messages from the “creator” of the free software.

First question was about the internet services we use, especially Google, and the source code that runs beneath. At this front Stallman assumed the conformist position, saying that it is not wrong to have proprietary software based services per se, but it is wise not to use them. It is very clear that the internet services, or RIA and Web 2.0 as the hype goes, will be the next platform where our data lives, and giving away our freedom there will not be much different than using proprietary software on our PCs. Free software movement has to have some proactive initiative in this front as far as freedom is concerned, but Stallman himself admits that this is not the case.

Then there is this announcement/question about some Spanish free software code contest, which RMS somewhat admired; but quickly went on to say that the energy has to be focused on migration, and not on development, since the development is mature enough. Which is completely against what we are all working for, the freedom… Microsoft is saying the same thing in Turkey: “Our platform is robust and advanced enough, don’t try to develop alternatives, develop applications instead, on top of our platform of course…” You cannot tell from where the next “killer-app” will emerge, it is always a wise idea to promote innovation, everywhere and anywhere. Of course, migration is important, but it is not the whole story.

Then there was the so-much-expected question about GPLv3. Stallman mentioned Microsoft-Novell deal, Tivo-ization, patents and DRM as the points where GPLv2 could not been able to secure the freedom of user. Thus a new license was necessary and enters v3. I don’t buy the thesis that a single license should take care of all the relevant freedoms. It’s just a text, after all, and for some, a very important text. If you alienate part, and some very important part, of your audience and allies by singlehandedly changing this text, you are asking for trouble. Which is the case for GPLv3, in my humble opinion. Stallman’s chronic dislike of Linux feeds his stubbornness on GPLv3 case, I guess, but this does not help who are working to make free software a reliable alternative to proprietary world.

… and I went out. It was as expected, Stallman as usual, or a disappointment for the free software world.

PS: The picture is by Sandro Groganz, whom I met today. He has both better equipment and talent for photography 🙂 He blogged about Pardus and put a picture of mine, which -I guess- captures me very elegantly, in his blog.

PPS: Later in the evening, I’ve come accross with this beautiful piece by Tim O’Reilly, which hits the bull’s eye. It’s free as in search freely…

PPPS: … and the Steve Jobs quote about removing DRM from iTunes content, provided that the big four agrees to do so. Putting aside whether this is just rhetoric or he is really gonna do it, this is an example for getting freedoms back, without messing up with certain texts.

off to badajoz!

I’m leaving for Badajoz (here in GoogleEarth) in a couple of hours.

I’ll be doing few things there: First I’ll be on duty for the IDABC Open Source Software Event 2007, where representatives from several EU countries discuss the first results for the Open Source Repository (OSOR) project. Then, I’ll attend the third Free Software World Conference. The main keynote speakers will be Richard Stallman and Miguel de Icaza. I guess they receive lots of heat due to not-so-spectacular publicity and endorsement that GPLv3 drafts are getting and Novell’s recent oh-so-very-close relationship with you-know-who, respectively. I hope to hear and speak a lot about Microsoft’s ISO maneuver for Open Office XML standard as well. The best part, I’ll be able to meet and talk to lots of free software people from all around Europe (or world?). It’s very exciting and fruitful to learn about different perspectives and experiences. Of course, I’ll do some Pardus advertising 😉

Finally, as time permits, I’ll enjoy the nice town of Badajoz, enjoy local wines over tapas (pronounced [TAH-pas] ;-); and of course try to catch up with my to-do list, which becomes longer and longer 🙁

20 Milyar?! Ne 20 Milyarı!?

İki gün önce Microsoft’un meşhur Vista işletim sistemi piyasaya çıktı, tabii ki müthiş pazarlama ve PR harekatı eşliğinde. Ulusal basınımızda altı çizilen, başlıklara çıkarılan bir veriye kafayı taktım: “… geliştirilmesi için 20 milyar $ harcanan …” Bu rakamı basınımız uydurmamıştır, Microsoft Türkiye servis ediyor doğal olarak. Ama biraz fazla değil mi? Hadi bir bakalım…

Ortalama MS geliştiricisinin aylık maliyeti 7.000 $ olsun, bir bu kadar da sair harcama (overhead) koyalım. Bir adam-yıl karşılığı 170.000 $ eder. 20 milyar $ demek 100.000 adam-yıl eşdeğeri demek oluyor. Sanırım MS’un 7.000 geliştiricisi var, tüm ürünleri için çalışan; hepsi Vista için çalışsa 14 yıl eder… Vay canına! Hadi hesabımız hatalı olsun, her bir geliştirici için iki maaş kadar da ISV, community, testing, … masrafı olsun; hala 50.000 adam-yıl. Karşılaştırma için Apollo projesinin (sonunda aya adam göndermişlerdi, hatırlıyorsunuz değil mi) maliyetinin 33 milyar $ (1972 doları) olduğunu eklemek istiyorum; herhalde 250-300 milyar $ anlamına geliyordur bugün.

Karşılaştırma için geçenlerde yayımlanan AB çalışmasındaki rakamları vereyim: 2.6.8 çekirdeği 900 milyon €, OpenOffice 500 milyon €, firefox 150 milyon €, gcc 330 milyon €, X 170 milyon €. Adam-ay için 6.000 € kullandıklarını düşünüp sair masrafları da eklersek bu set 5 milyar $ ediyor yaklaşık. Dikkat edin, işin içerisinde ofis paketi vs de var. Daha kaba bir tahmin olmakla birlikte tüm Debian deposu (20.000 paket sanırım) için 3 ve 12 milyar € gibi iki hesap yapılmış; ama ilki sadece kodlamayı içeriyor. Firmaların toplam katkısı olarak da 16.500 adam-yıl ve 1.2 milyar € diye rakamlar mevcut.

Özgür yazılım rakamları çok daha makul değil mi? İlginç bir şekilde organizasyonsuzluk temeline oturan geliştirme modeli hiyerarşik planlı yapıya göre çok daha etkin kod üretebiliyor. Hataların tespit edilme ve kapatılma hızına bakınca durum daha da özgür yazılım lehine dönüyor. CMMI falan yalan mı yoksa?

Şimdi “Yahu senin saydıkların zaten başarılı özgür yazılım projeleri; her bir başarılı proje için 10 tane ölü proje var; onları da hesaba katsana?” diyenler çıkacaktır. Doğru, ama bu ölü projelerin çok daha az kaynak tükettiği ve biraz da bu nedenle yaşamadıkları da bir gerçek. Evrim ve doğal seçim işliyor proje ekosisteminde. Sağdan saysan 50, soldan saysan 35. Sonuç MS aleyhine yine…

Tabi Vista’dan bahsederken yalnızca geliştirme masraflarını sayıyoruz; bir de pazarlama bütçesi var. Bir o kadar da ona koysak, oldu mu size 40 milyar $, oldu… Hadi diyelim önümüzdeki 10 yılda PC kullanacak herkes Vista kullansın, toplam kullanıcı sayısı da 1 milyar kişi olsun… Her kullanıcıdan bugün için 40 $ gelir elde etmek gerekli ki masrafı karşılasın, 10 yıla yayınca bu herhalde 60 $ eder; ki bu da Vista’nın en düşük sürümünün bedeli…Oy oy oyyy… Bir şeyler ters burada herhalde?!

Neyse, MS fanatiklerini rahatlatmak için %70 indirim yapalım. Bill Gates, San Jose Mercury News yazarı Dean Takhashi’ye Vista’yı geliştirmek için 6 milyar $ harcadıklarını söylemiş. Atlantik’i geçerken 6 oluvermiş 20, hayırlı olsun… “6 milyar $ için aynı hesapları yaptın mı” mı diyorsunuz, yahu onu da siz yapıverin kardeşim 😉