who’s this new pardus in town?

Thanks to the ever-growing success of Pardus 2007 around the globe, we were somewhat pushed into forming an English-speaking planet under pardus.org.tr. I thought it might be a wise idea to toss in a semi-official history of Pardus project for general use. It, inevitably, includes some side info regarding the goals of the project and such. Here it goes…

First, some taxonomy:

  • TÜBİTAK is The Scientific and Technological Research Council of Turkey. Founded in 1963 and headquartered in Ankara, TÜBİTAK has both funding (à la NSF) and research (à la Max Planck Institue) duties. Housing more than one thousand researchers in 15 institues, TÜBİTAK is one of the leading organizations in Turkish R&D.
  • UEKAE, a.k.a. NRIEC, is The National Research Institute of Electronics and Cryptology. Established in early 70s, and functioned under different names in TÜBİTAK Gebze campus (50 kms to İstanbul), NRIEC became what it is now in late 90s. As the name implies, there is not much we can tell about it, we already did 🙂
  • Panthera Pardus Tulliana is a subspecies of leopard, ruled the forests and hills of Anatolia till 70s, but almost or have becmae extinct due to extensive hunting. Recent sightings have been reported, but not confirmed, so it is not possible to tell wheter it is extinct or not.

Pardus project started in Fall 2003 under the auspices of TÜBİTAK UEKAE. This was when I joined the project and UEKAE. The initial drive for Pardus was preparing a feasibility report and project plan for a possible “national operating system” project. The founders of the project were not Linux hackers, so there was no imminent distro in sight by then.

The first hackers joined the project in January 2004, as the project takes a twist, such that we were aiming at a Linux distro, and no more interested in the feasibility and planning thing…

The project has a triad of goals: Developing Linux distribution for widespread use in Turkey and elsewhere, to have some sound financial sustainability even though the mother organization is a not-for-profit, and finally to develop a free software ecosystem in Turkey and elsewhere to innovate in Linux and related technologies. Pardus, the distribution, is the main tool to achive these goals, and has, in turn, three fundamental requirements: Having full Turkish (i.e. mostly UTF-8) support, ease of use and installation, and a human-centric and task-based design approach (instead of a technology-centric and tool-based one).

The first product of the project was Pardus Live CD 1.0, which was available in February 2005, just 5 months after the kick-off of the systematic development. Live CD 1.0 has some of the current Pardus technologies in their prototype form (Comar, automatic Xorg configuration, Zemberek, etc.). Still that was just a demo product, and was missing one of the main components, namely the package manager PiSi. Development of these and refactoring and in some cases recoding of the others took almost a year and the first installable version Pardus 1.0 has been available in late December 2005. This was a much more refined product, but still had some bugs and missing features for big time, and work for the 1.1 version started just afterward. The uphaul was so impressive that it took another year, and we decided to drop the 1.1 version no and go with year label instead, so born Pardus 2007.

Pardus 2007 is the second stable version of the system and since the first month is over after the release 120.000+ copies has already been distributed by three Turkish copies of monthly IT magazines (Chip, PC Magazine, PCNet) besides 120.000+ downloads. Many NGOs including Chamber of Electrical Engineers distributed more than 10.000 copies to their members. We already have deals for February and March issues of some magazines, so there will be a steady channle for distribution. Pardus (and henceforth Linux and free software) covered in national press for approximately 500 times in the last year.

At the moment Pardus has 15 paid developers in UEKAE, besides numerous volunteering developers and hundreds of “dedicated” users who report bugs and test patches, new packages etc. We also have non-Turkish-speaking volunteers from countries such as India, Netherlands, USA, Spain, Poland etc.

We are planning to have major version releases annually for the existing desktop system. In addition, we are working on a server edition, the preview versions of which will be available in the first half of 2007, which will have a release cycle of 18 months. We are planning to support the older versions as customers requested, not being longer than 3 years following the release of the next major version.

…a …new …pardus …in town!

Apart from a KDE desktop and applications, the developers of the Pardus 2007 Linux distribution have built an entire distribution from scratch. Pardus, released last month, has its own multilingual installer, custom dependency-resolving package manager, and an INIT system that slashes boot times by several seconds. The distribution has come a long way since its first release in 2005, when it was based on Gentoo and lacked a package manager. Thanks to its custom tools, it's one of the easiest Linux distribution to run and manage.

yazının tümü burada // the article is here

Türkiye Yazılım Sektörü ve Özgür Yazılım

İstanbul Ticaret Odası’nın Ticaret isimli dergisi için Türkiye yazılım sektörünün 2007 perspektifi üzerine görüşlerimi sordular. Kısıtlı dağıtımda bir yayın olduğu için meraklısına burada yinelemek istedim:

1-Türkiye yazılım sektörünün genel durumu nedir? Sektörün 2007 hedefleri nelerdir?

Türkiye yazılım sektörüne genelde baktığımızda pazarın önemli bir kısmını kamu projelerinin oluşturduğunu görüyoruz. E-devlet ve e-kurum projeleri yazılım sektörünün lokomotifi işlevini görüyorlar. Geçtiğimiz yıllarda gördüğümüz bu projelerin çoğunda asıl değer yaratan iş zekasının yabancı kaynaklı olması; analiz, kodlama, test gibi daha düşük değer yaratan kısımların yerel bilgi birikimi ve iş gücü ile karşılandığıydı. Biz bu iki temel eğilimin 2007 yılı içerisinde de geçerli olacağını düşünüyoruz. Buna karşın sektörün sağlığı açısından sakıncalı olduğunu düşündüğümüz bu eğilimleri kırabilmek için, özellikle özgür yazılım yaklaşımı çerçevesinde, çaba sarf edeceğiz.

Sektörün sayısal değerlerinin ise son birkaç yıldır olduğu gibi büyüme eğiliminde olacağını tahmin ediyoruz. Bireysel kullanıcılar için bilgisayar sahipliği ve internet erişimi temelinde kampanyaların devam edeceğini, KOBİ pazarının geçen yıllarda olduğu gibi hareketli olacağını düşünüyoruz.

Biz Türkiye yazılım sektörüne daha çok özgür yazılım açısından bakmak istiyoruz. Yazılım şirketlerimiz henüz fikri mülkiyetlerin değer yaratıcı unsurları konusunda net ve sağlam bir fikir oluşturabilmiş durumda değiller, ne yazık ki. Hala fikri mülkiyetin yazılımın kodunda olduğunu ve bu nedenle kodun kapalı olması ve sıkı korunması gereğine inanılıyor. Evet, bu özellikle kişisel bilgisayarların geliştiği 80’li ve 90’lı yıllarda hayli geçerli bir yaklaşımdı. Ancak gerek özgür yazılımın son 15 yılda kaydettiği gelişmeler ve gerekse internetin, özellikle paylaşımlı ortamlar ve zengin internet uygulamalar ile hayat bulan Web 2.0’ın gelişmesi ile bu paradigma da sorgulanmaya başlandı. En yeni gelişmelerden birisi milyonlarca kişiyi saran sanal yaşam portalı SecondLife’ın istemci kaynak kodunun açılması oldu. Artık yalnızca yazılım şirketleri değil, tüm bilişim dünyası seçimini kaynağın açılması ve yazılımın özgürleşmesi yönünde yapıyor.

Bu açıdan bakınca Pardus projesi olarak 2007 yılında bu dönüşümün Türkiye’de de yaşanması yönünde üzerimize düşenleri yapacağız. Özellikle özgür yazılıma ve Pardus platformuna dayanan çözümlerin yaygınlaşması için çözüm ortağı ve kanal yapımızı oluşturacağız. MSB Askeralma Dairesi’nde yürütülmekte olan e-kurum projesinde Pardus kullanılıyor, bildiğiniz gibi. Bu projenin 2007 yılı içerisinde sağlıklı ve başarılı bir şekilde hayat geçmesi için çalışmalarımız sürüyor. Ayrıca bu projeye paralel olarak 2007 yılı içerisinde Pardus işletim sisteminin sunucu sürümünü de yayımlayacağız.

2-Türkiye yazılım sektörünün bilişim sektörü ve ekonomi için stratejik önemi nedir?

Avrupa Birliği Komisyonu tarafından yaptırılan ve özgür yazılımın AB bilişim sektörünün inovasyon yeteneği ve rekabetçiliğini irdeleyen hayli kapsamlı bir rapor geçtiğimiz günlerde yayınlandı. Rapora göre AB ülkelerinde bilişim sektörü GSMH’nin %10’unu ve büyümenin de %50’sini sağlıyor. Türkiye’ye uyarladığımızda yaklaşık 40 milyar ABD doları büyüklüğünde bir bilişim pazarı olması ve bu pazarın yılda 10 milyar ABD doları büyümesi beklenir. Oysa bizim pazarımız %80’i telekom olmak üzere yalnızca 30 milyar ABD doları büyüklüğünde, ve büyüme miktarı da , yine önemli bir kısmı telekomdan kaynaklanmak üzere, yaklaşık 6 milyar ABD doları. Yazılım sektörü büyüklüğünün ise 650 milyon ABD doları civarında olduğu çıkıyor ortaya. Benzer ölçülere DPT tarafından yayımlanan 2010 Bilgi Toplumu Stratejisi raporundan da erişilebilir. Sonuç olarak bilgi teknolojilerinin (BT) bilişim sektörü içerisinde, yazılımın da BT sektörü içerisinde yeterince büyük olmadığı altı ısrarla çizilmesi gereken bir nokta.

Bu tabloya bakınca Türkiye’nin temelde bir bilişim tüketicisi olduğunu ve BT alanında değer katan girişimlerin yeterince yaygın ve güçlü olmadığını çıkarabiliriz. Bu durumda yapılması gereken yazılım sanayinin güçlendirilmesi, son derece açık. Özgür yazılım da bu açıdan son derece kullanışlı bir araç. AB ülkeleri Lizbon hedefine, yani AB’nin dünyanın en büyük bilgi ekonomisi haline gelmesi amacına ulaşmak için özgür yazılımı daha yaygın kullanma gereğini görmüş ve bu yılda hareket eder yoldalar. Kaynakları sınırlı ve yaş ortalaması küçük ülkeler (Güney Amerika ülkeleri başta olmak üzere) de sayısal uçurumu ortadan kaldırmak ve rekabetçi bir ekonomi kurabilmek için özgür yazılım kullanıyorlar. Yani hem akıllı bilişim tüketicisi olmak ve hem de değer katan üretim yapabilmek için özgür yazılım birebir.

3-İşletim sistemlerinin Türkiye yazılım sektörü açısından önemi nedir? (Pek çok ülke özellikle kamuda bilgi güvenliğini sağlamak için kendi işletim istemi ve platformlarının kullanımını zorunlu hale getirdi)

Özgür yazılımın güvenlik açısından büyük avantajları var. Açık kaynak kodlu olması dolayısı ile güvenlik açıklarının çok daha hızlı tespit edilip giderilmesi, çok-kullanıcılı ve ağ-temelli tasarım temeli nedeniyle virüs vb zararlı yazılıma geçit vermemesi, koda sahip olmanız nedeniyle yazılımın ne yapacağını ve ne yapmayacağını çok iyi bilebilmeniz bunların başında geliyor. Bu nedenle özellikle ulusal güvenlikle ilgili kurumlarda özgür yazılım kullanılması çok akla yatkın, ki bunu yapan ülkeler de mevcut.

Mevcut durumda fiili bir tekelin ürünleri işletim sistemi pazarını kapamış durumda, özellikle korsan yazılıma göz yumulması sonucu. Bunun doğal sonucu olarak da uygulama yazılımları da bu işletim sistemine göre geliştiriliyor ya da ediniliyor. Ve sonuçta tek tip çözümlerin geçerli olduğu yüksek dışa bağımlılık ve kaynak transferinin söz konusu olduğu bir pazar ile karşı karşıyayız, yani yukarıda çizilen tablo daha da vahimleşiyor.

Pardus’un işletim sistemi pazarında bir seçenek olarak ortaya çıkması ve özellikle kurumsal pazarda kabul görmesi ile bu durumun değişmeye başlayacağını ümit ediyoruz. Yüksek lisans bedelleri ya da korsan yazılım kullanma ikileminin sona ermesi ve özgür yazılıma yönelim, özgür yazılım üretimini teşvik eden, bunun ötesinde özgür yazılıma dayalı iş planlarının kazandıracağı bir iklim yaratacaklar. Dolayısı ile küçük ve üretmeyen BT sektörümüz için Pardus’un bir “gençlik aşısı” olacağını düşünüyoruz.

4-Türk yazılım sektörünün önünün açılması için yapılması gerekenler nelerdir?

Öncelikle yazılım sektörünü değer yaratan ve teknolojiyi yakından takip eden bir noktaya getirmek gerekiyor. E-devlet ve e-kurum projelerinin Web 2.0 yaklaşımını yakından izleyerek ve hızla devreye alınması şart. Bunun yanında girişimci yazılım firmalarının desteklenmesi de gerekli. Hızla çözüm üreten ve bu çözümü hızla yayan küçük ve dinamik grupların ne derece önemli olduğunu 2000’li yıllarda çok rahat görebiliyoruz. Artık ürününüz ve çözümünüz ilk andan itibaren küresel bir pazarda rekabete açılıyor, dolayısı ile çok ciddi kazanç fırsatları var önünüzde. Ne yazık ki ne teknoparklarımız, ne inovasyon destek kurumlarımız (KOSGEB, TTGV ve TÜBİTAK birimleri) bu hıza ayak uydurabilecek esneklik ve yapıda. Dolayısı ile bu desteklerden yararlananlar da yine sektörün güçlü aktörleri oluyor. Risk sermayesi, özellikle melek yatırımcı ve benzeri ilk raunt yatırımcıların az ve bunların kontrol ettiği fonların küçük olması da başka bir sorun. Altyapı zayıflığı da önemli bir sorun, gelişmiş ülkelerde bireylerin erişebildiği bağlantı hızlarını yalnızca kurumların, o da hayli ciddi meblağlar ödeyerek, kullanabiliyor olmaları ciddi bir sorun. Artık geçen yüzyılda alıştığımız çalışma (“mesai”) alışkanlıklarını terk etmemiz ve küresel çapta işbirliklerine girişmemiz gerekiyor, bu da altyapı demek.

Bir kez daha vurgulamam gerekirse, özgür yazılıma verilen önemin artması, özellikle eğitim kurumlarının (üniversiteler ve MEB) bu yönde bir hareketlenme göstermesi, yukarıda saydığımız gereklerle birleştiğinde Türkiye yazılım sektörünün sağlıklı ve hızlı bir şekilde büyümesinde önemli rol oynayacaktır.

Özgür Yazılım ve Avrupa’nın Geleceği

Hollanda’daki Maastricht Üniversitesi (yeni adı ile Birleşmiş Milletler Üniversitesi, UNU-MERIT) İnovasyon Bölümü öğretim üyelerinden ve geçtiğimiz yıllarda, özellikle AB 6. Çerçeve Programı kapsamında, özgür yazılım ile ilgili pek çok projeye imza atmış olan Rishab Aiyer Ghosh yönetiminde çok uluslu bir grup geçtiğimiz günlerde çok önemli bir rapor yayınladılar. Raporun tam adı “Avrupa Bilişim Sektörünün İnovasyon ve Rekabetçiliğinde Özgür Yazılımın Ekonomik Etkisi”. Öyle kolay kolay okunacak bir belge değil, 300 sayfaya yakın, ama çok önemli bilgiler; daha da önemlisi şimdiye kadar hep bir sis perdesi ardında kestirilmek ya da tahmin edilmek durumunda kalınmış GERÇEKler var.

Ben tembellik yapıp Hans Kwint’in hazırladığı son derece yakışıklı özeti sizlerle paylaşacağım. Ama en iyisi raporu İngilizce aslından okumak tabii ki… Bu arada raporu Türkçe’ye çevirip web sitemize yerleştirmek için de çalışmalara başladık.

The research-consortium
For the study, UNU-MERIT cooperated with Universidad Rey Juan Carlos, Spain, the Business Innovation Centre of Alto Adige-Südtirol, Italy, and the Society for Public Information Spaces, France, which are experts on the field of technical software-related expertise, and the University of Limerick, who helped getting access to data.

Background
The study is called “Economic impact of FLOSS on innovation and competitiveness of the EU ICT sector”, which shows the Euro-Comission commissioned the study. Some years ago, the EU-countries (20 back then) decided the European economy should be “the most competitive, and the most dynamic knowledge based” in the world, and this goal should preferably be reached by 2010. To reach this goal, the European Commission started the Fifth and later the Sixth framework program, which is a means to fund European research and development. As a part of this, Rishab Aiyer Ghosh did several studies on the effects, problems and opportunities of FLOSS. Ghosh’ earlier results are also used in this meta-like study.

Key findings
The main findings in this area, are FLOSS is important to the economy, and the cost to reproduce and distribute the (decent) FLOSS applications would be about €12 ($15) billion. 131 thousand people would have to work a year to recreate all that FLOSS. Because Microsoft employs about 71 thousand people, and only a part of them are software developers, that would mean a company like Microsoft would have to work more than about eight years (estimate when only one on four Microsoft employees develops software) to recreate those FLOSS software. Europe leads slightly when it comes to open source, ahead of North-America an the United States. However, once people can earn from FLOSS, a lot of them move from Europe to the US.

Speaking about GDP, an increase in the FLOSS share of software investment from 20% (now) to 40% would mean a GDP-growth of 0,1%. That’s pretty much, since the GDP-growth in the EU is only about 3% or so, most of the time.

Also, FLOSS potentially saves the industry 36% in software R&D investment. This was confirmed when I asked ‘the FLOSS’-prerson from Royal Philips Electronics (Arnoud Engelfriet) why they used FLOSS and sometimes even shared the software they made. I thought they didn’t want to help competing companies like Sony, but it seems they both can save money, even while their direct competitors can use the software they have made, and therefore have to invest less money in software R&D than they did. Surprisingly (at least to me), 20% of software investments is made to create FLOSS.

Policy strategies
The report sees three different futures for the EU:
* Closed. This means we keep using proprietary software. If we do so, business will be going to be more and more conservative, and real innovation will be difficult because of legal and technical regulations. This probably aims at software patents, and the lobby of the BSA in the European parliament / Commission to pledge for stronger Intellectual Property (IP) regulations. Because this is only in favour of the big companies, and is a hindrance to Small and Medium Business, the SMB’s joined to make themselves heard in ‘Brussels’, and to stop these stronger IP laws. Nonetheless, Europe is still vulnerable to BSA’s lobby.
* Generic is probably the situation as it is now; a mixed environment. FLOSS will grow gradually, but opportunities to use FLOSS to reach the ‘Lisbon goals’ are not used.
* Voluntary is the last. Here, policies are changed, and all the opportunities FLOSS offers are used. This, however, isn’t probably possible with todays laws and policies, so we need politicians to be progressive to make this happen.

Now, to make this scenario happen, this is what the report envisions:
* Avoid penalising FLOSS in R&D incentives, public funding and software procurement. In the real world, this might mean, don’t ask new software you buy to be ‘compatible with Windows Vista’, look at alternatives for closed software like OpenOffice, and when you give a company money to make a portal for your government, ask them to make it FLOSS, and to use FLOSS as much as possible. It also means: Teach children to work with concepts instead of particular software, teach them FLOSS, and about the freedom FLOSS gives.
* Avoid lifelong vendor lock-in. This simply means, get rid of closed software, try to get rid of proprietary drivers, and try to get rid of proprietary software formats. Only when you embrace open formats and open source software (preferably free too), you can let ISV’s compete against each other to obtain the best and cheapest bid, for example on maintenance on government computers and portals.
* Encourage partnerships between large firms, SME’s and the FLOSS community. This is important, because it is very often too much work for small companies to migrate to FLOSS, though it would be cheaper for them on the long run. Therefore, someone has to help them.
* FLOSS should be interesting from a tax-viewpoint. Therefore, FLOSS software contributions should be treated as charitable donations.
* Explore how unbundling between hardware and software can lead to a more competitive market. For me this is the most interesting. It simply means: No more pre-installed OEM software.

Migration and TCO
Also, in chapter 12, six migrations are discussed. The main conclusions here are (not very surprising):
Migrations means extra efforts and extra costs, but in the long term, savings will occur because the lower total cost of ownership FLOSS has in comparison to closed software.

Conclusion
This report is valuable to any ICT-decision maker, but also to any free software advocate. If you belong to one of these groups, I certainly advise you to at least scan the contents of the 287-page report. The report discusses far more things than I can discuss in an article of reasonable length, and moreover I haven’t read the whole report, but this is the most interesting report about FLOSS I saw.

i said, there’s a new Pardus in town!

But unlike many others, the Pardus developers did not get deterred by the early criticism. By the end of 2006, they released a brand new version which not only included an original package management system, it also came with a number of other unique enhancements, as well as an extremely polished desktop and highly up-to-date software. My first impressions of Pardus Linux 2007 were much more positive and I decided to spend a few days investigating this distribution further. This time my conclusions were different: Pardus Linux is not only a remarkable distribution, it is also one of the most unexpected surprise packages of 2006!

gözden geçirmenin tümü burada // the review is here

Geliştirici, Kullanıcı, Bağnaz…

Bugünlerde LKD gezegeninde yazılım, metodolojiler, işin zorlukları, incelikleri, kütüphaneler, kitaplar, patronlar … konusunda çeşitli yazılar göze çarpıyor. Bu yazılardan birisi o kadar yanlışlarla dolu ki, üzerime alınıp bir açık cevap yazmadan geçemeyeceğim. Hani, bir şey değil, gençler var, yanlış fikirlere kapılmasınlar.

Bir: Tanıtım, satış, pazarlama işleri hedef kitlesinin %100’üne ulaşmak üzere tasarlanırlar. Eğer siz tüm millete ulaşmak istiyorsanız tüm ulusal TV’lere reklam verirsiniz, paranız yetmiyorsa o bütçeyle ulaşabileceğiniz en yüksek izlenme oranını hedeflersiniz. Eğer hedef kitleniz Cumhuriyet gazetesi okurları ise yalnızca oraya ilan vermeniz makul karşılanır, ama her üniversite mezununu hedefliyorsanız ve böyle bir reklam kampanyası ile çıkarsanız işinizden olursunuz. Firefox artık yok sayılamayacak bir kullanım oranına ulaşmış durumda, çok sayıda internet kullanıcısı FlashPlayer 9 yüklemiş durumda değil, artık pek çok kişi internete cep telefonundan, PDA’sından ve Blackberry’sinden bağlanıyor. Çıkıp da “Explorer’da çalışıyor, daha ne olsun, %90’ı tutturdum” demek densizliktir. Eğer bir teknik engel yoksa, ek masraf çıkarmıyorsa (ki sizin farklı platformlardaki testiniz “ek masraf” değil yüklendiğiniz işin mütemmim parçasıdır) bunu yapamazsınız. Yok, yaparsınız… konuyu bilmeyen, web sitesinin cicisi bicisine bakan, kendi makinesinde çalışınca her yerde çalıştığını sanan patrona, BT departmanına, reklam ajansına yaparsınız. Doğru müşteriye yapamazsınız.

İki: Tüm BT yapısının varlık sebebi kullanıcıdır. Programcının ilk hedefi kendi egosunu tatmin etmek ya da dosyaları “wow” varyetelerle doldurmak değil, kullanıcının işine yarayacak bir ürün çıkarmaktır. Bunu anlamayan yazılımcıların yazdığı kodlar /dev/null’da yerlerini aldılar, almaya devam edecekler. Tüm sistemin (kullanıcı + BT sistemi + yazılım geliştirici) çözmeye çalıştıkları problem (adını siz koyun, kitap alışverişi, televizyon kanalı programı öğrenme, blog girdisi yazma, internette arama yapma, …) belli bir karmaşıklığa sahiptir. Bu probleme BT yapısı ve özellikle yazılım geliştiricinin dahil olmasının nedeni kullanıcıya görünen karmaşıklığı azaltmaktır. Bu nedenle yazılım geliştiricinin işi göründüğünden daha karmaşıktır, daha doğrusu olmak zorundadır. Bu nedenle “ben kuşu kondurdum, iş bitti” deyince iş bitmez, kullanıcı için (ki bu kullanıcı çok çeşitli şekillerde, çok çeşitli isteklerle sisteme geliyor olabilir) karmaşıklığın gerçekten azaldığından emin olmanız gerekir. Yoksa her veritabanı dersi alan ya da kütüphanesine üç MySQL kitabı dizen “ben kod yazıyorum, feriştahıyım” diye çıkar ortaya. Böyle olmadığından bazı yazılımlar yaşıyor, bazıları ölüyor; bazıları roket gibi fırlıyor, kabul görüyor (birisi Firefox mu dedi?) bazılarını kabul ettirebilmek için tekel gücü, milyarlarca dolar ve ciddi bir miktar kol bükmek (birisi Internet Explorer mı dedi?) gerekiyor. 21. yüzyılda rekabetçi ürünler geliştirmek için yapmanız gereken kullanıcının karşılaştığı karmaşıklığı azaltmaktır, daha parlak ve daha sivri teknolojiler kullanmak değil. Eğer üniversitelerde bunu öğretmiyorlarsa zaten o üniversitelere gitmeyin!

Üç: İnsanlar seçimler yaparlar ve bu seçimlerinin sonuçlarına katlanırlar. Özgür yazılımı seçen kişi (genelde) Internet Explorer kullanmaktan vazgeçmiş demektir. Ya da Firefox kullanan kişi Windows’taki bazı (benim bilmediğim teknik mambo cambo, saçmalıyor da olabilirim) entegrasyon avantajlarını yitirir. Ama bir işletim sistemi ya da tarayıcı seçimi yapmak internetteki kimi içeriğe erişmekten imtina etmek durumunda bırakmamalıdır kimseyi. Tüm web, tüm internet bu mantık üzerine kurulmuştur. IETF ve W3C bu işe yararlar. Aksi taktirde, internet altını olanın kural koyduğu bir arena haline gelirse, internet olmaktan çıkar. İşin hoş tarafı, bu kurallara uygun davranmak kimseye bir zarar vermez; olsa olsa bazı teknolojilerin gelişmesini yavaşlatabilir. bilindik standart-inovasyon çelişkisi, yeni değil, handiyse yüzlerce yıllık… Ki bu da dünyanın sonu olmayacaktır, tam tersine kimi zaman yararlı bile olabilir. Neyse, konunun özüne dönelim, seçimini bilinçli olarak özgür yazılımdan yana yapmış ve bunun sonucu olarak poposu kırık bir internet sitesine erişemeyen kullanıcının şikayetine bakarak bu kişiyi bağnaz olarak nitelemek, terbiyeme mukayet olmuyorum artık, düpedüz dangalaklıktır. Hadi, sinirlerime hakim olayım, paranın alabileceği en iyi araçlarla ortaya kullanıcıların %10’una ya da %1’ine (o %1’in ne kadar gelir yaratacağını nereden biliyorsun sen sevgili milyon-vuruş-geliştiricisi?) ulaşmayan bir ürün çıkarırsan ve ürüne erişemediği için kullanıcıyı suçlarsan bizim mahallede bunun adı “adım Hıdır, elimden gelen budur”dur (tüm Hıdırlar’ı tenzih ederim, politically correct olmadığımın farkındayım).

Biz Pardus projesine başlarken kullanıcıyı merkeze oturttuk ve aylarca ne yaparsak kullanıcı neyi kullanamaz ve neden kulaklarımızı çınlatır diye düşündük durduk. Hala da öncelikle bunu düşünüyoruz. En sıkı tartışmalarımız kullanıcının göreceği ya da göremeyeceği unsurlar üzerinde çıkıyor. Çünkü kullanıcılarımızın karşılaşacakları karmaşıklığı azaltmak amacımız, daha doğrusu görevimiz. Yoksa, çok sevdiğim bir benzetme ile, herkese dikdörtgen tabanlı ayakkabılar satar, sonra da ayağının vurduğundan şikayet edenleri “seni bağnaz seni” diye azarlarız. Ne mutlu bize ki biz o şirketlerden/kurumlardan/ekiplerden değiliz…

Ay-fonum, vay fonum!

Bilen biliyor, ama bir kez daha yineleyeyim: 6 yılı aşan bir süre bir Palm kullanıcısı oldum. Sonrasında bir ara Nokia 770’e sevdalandım. O kadar uzun olduğunun farkında değildim, ama 6 ay önce Palm’ımı hayatımdan tümüyle çıkarıp deyim yerindeyse “mobil teknolojisiz” bir yaşama geçtim. Bir ay kadar önce aldığım Nokia E60 “telefon” ile idare ediyordum. En son Nokia N800 duyurularına bakarak internet tablet görüşümü bir kez daha gözden geçirdim, ve fikrimde ısrar ettim…

“İşte ben bunu arıyordum” diyebileceğim bir cihaz yoktu ortalıkta. Ta ki bugüne kadar! Dün meşhur CES fuarında Apple Computer Inc. CEO’su Steve Jobs keynote verdi ve şu cihazcığı duyurdu. Artık gün sayıp para biriktiriyorum… Budur, hatta biraz terbiyemizi bozarsak “oha yani! oha ki oha!”…

Ben ki birleşik cihazlara karşıyım, ben ki smartphone düşmanıyım, ben ki şimdiki telefon(lar)ımda kamera bile bulundurmuyorum… Evet, ben artık bir iPhone manyağıyım! Bekliyorum…

Ha, bir de Apple Computer Inc. bundan böyle Apple Inc. halini alıyor.

From this day forward we’re going to be known as Apple, Inc. We’ve dropped the computer from our name.

Bu konudaki yorumumu ise jabber’da bazı arkadaşlarla paylaştığım şekliyle ifade edeyim: “ben CEO’nun aynı zamanda akıllısını severim yahu!”

Devrim mi? Hayır! Anadol STC…

Sevgili Erhan Ekici, özgür yazılım konusunda düşünen, gelişmeleri izleyen ve çözümlemeler yapan bir arkadaşımız. Yanılmıyorsam IBM Linux Merkezi’nde görevliyken, Pardus projesinin ilk zamanlarında tanıştık kendisi ile, fuar ve şenliklerde selamlaştık. Sonra, yine yanılmıyorsam, Erhan askere gitti ve geldi… Askerlik sonrasında da blog girdilerini izlemeye başladım.

Neyse, Erhan’ın son blog girdisi Forrester Research şirketinin yayımladığı bir rapordan yola çıkıyor ve Pardus projesinin olası başarısını ve belki de bu konuda yapılabilecekleri irdeleme vaadi ile son buluyor. Takip edeceğiz gelişmeleri…

Ama benim kafama takılan Erhan’ın yazısının sonuna koyduğu Devrim otomobili resimleri; anladığım kadarı ile projeler arasında bir ilinti kuruyor ve belki de Pardus’un sonunun da benzer olmasından endişeleniyor. Bu konuda ufak bir saptama yapıp bir görüşümü ve uygun görürseniz isteğimi belirtmek isterim.

Gerek geliştirildiği kurumsal ortam, gerek geliştirilme koşulları, ortaya çıkan ürünün özellikleri ve projenin şimdilerde gelmiş olduğu aşamaya bakınca Pardus’u Devrim ile değil, Anadol STC ile ilintilendiriyorum ben. Bu, bence efsanevi, araç, Türk mühendisinin ve tasarımcısının yeteneğini ortaya koyan bir şaheser(di). Bu yetmezmiş gibi tasarım, planlama ve üretiminde çalışan ekibin her elemanı ilerleyen yıllarda büyük başarılara imzalar atan ve atmaya devam eden son derece yetenekli ve çalışkan gençlerdi. Son olarak da Anadol STC’nin “başarısızlığı”nın nedeni yalnızca zamanında Koç Holding’in (aslında Koç Ailesi) bu ürüne ve otomotivde bilgi birikimi ve rekabetçi ürün geliştirmeye yatırım yapmamak yönündeki kararıydı.

Bundan sonra kullanılması için bir de Anadol STC resmi ekliyorum; meraklısına bu adres vebu adreste Anadol STC web siteleri mevcut…