erke: “elbette retoriğimizle kimilerini etkileyeceğiz”

Zamanında… Zamanında, sevgili Abdullah Hoca şöyle bir icat yapmıştı:

[…] Abdullah Hoca bir madde icat ediyor, bir çeşit katı karışım, ve bu maddeden ufak bir elektrik akımı geçirildiğinde madde aldığından kat kat fazla enerjiyi ısı halinde dışarıya veriyor. Bir çeşit Ali Cengiz oyunu.

[…] elektrik akımı ile maddeye giren elektronlar “maddenin yapısının değişmesi” sonucu hafifliyorlar ve aradaki kütle farkı da “enerji olarak açığa çıkıyor”. Enerji “çekirdek bölgesi”nde değil de “elektron bölgesi”nde olduğu için de tehlikeli bir radyasyona neden olmuyor. Fasa fiso felan.

Ben de Abdullah Hoca’yı, daha doğrusu onu alıp kanal kanal dolaştırmaya kalkan şarlatanları, fena halde eleştirmiştim. Hata etmişim… Abdullah Hoca’nın elinde bir çamur [sic] vardı, üzerinden akım felan geçiriyordu, ölçüyordu, gösteriyordu…

Bugün bir emekli paşamız çıkmış,

Buluş ile erişilen sistem çevreye zarar vermeyen, istenilen güç ve sürati sağlayabilen, doğrudan hareketin elde edilebildiği, yakıt gerektirmeyen bir kuvvet makinesidir. Bu sistemin çalışmasında maddenin atalet özelliğinden faydalanılmaktadır.

Bu sistem ile çalışan makinelerde istenilen yerde istenilen miktarda elektrik elde edilebilir. Tüm kara, hava ve deniz taşıtlarında kullanılabilir.

demiş. Zaten bu paşamızın yönetim kurulu üyesi olduğu Erke Erke Araştırmaları ve Mühendislik A.Ş. iki haftadır çeşitli gazetelerde çarşaf çarşaf “erke / bilimsel düşüncenin gücü” diye ilanlar verirmiş. Paşamız soruları

Bugünün bilim literatüründe buluşun açıklanması için temel teşkil edecek bilgi yoktur. Bu nedenle buluşun dayandığı fizik ve matematik esasları Erke tarafından uygun görülen bir zamanda bilim dünyasına hediye edilecektir. Bu yüzden konuyu tartışmaya açmıyoruz. Kimseyi inandırma gibi bir amacımız da yoktur. Hatta bu buluşa inanılmaması bizi bilhassa mutlu eder. Çünkü başarılması imkansıza yakın bir iş olduğunun delilidir.

Bu buluşun önemi düşünüldüğünde ve algılandığında yapılan açıklamaların neden bu ölçüde sınırlı olduğu anlaşılacaktır. Basın toplantısında amacımız bu buluşun Türk milletine aidiyetinin tescil edilmesidir. Takip etmenizi değerlendirmenize sunarız.

Sunumda arz edildiği gibi patent başvuruları yapılmış olup, bu konuda süreç işlemektedir ve takip etmekteyiz. Dolayısıyla bu safhada teknik detayların açıklanmasının emniyet ve gizlilik açısından yaratacağı sorunları da takdirlerinize sunarız.

Bulunan sistem ile ilgili ilk ürün çeşidi olarak ön gördüğümüz elektrik üretecinde seri üretim aşamasına gelinmiştir. 2007 yılı içerisinde ürünler halkımızın kullanımına arz edilecektir.

minvalde geçiştirmiş.

İsteriz ki bir sabah uyanalım ve bir şirketimiz enerji tüketmeyen motor yapmış olsun, bu sayede yıllardır eğitim, bilim, teknoloji, inovasyon liglerinde nal toplamışlığımızın intikamını alıverelim. Tek bir bilimsel yayın yapmadan, yüzyılı aşkın zamandır geçerliliği kanıtlanmış “akran değerlendirmesi” (peer review) mekanizmasını kullanmadan, bir iddiaya göre 15 yıldır gizli gizli çalışan alim ve mucitlerimiz, muasır medeniyetin on yıllardır milyarlar ve milyarlarca para harcayarak erişemedikleri noktaya geliversinler. Ekonomimizi, refahı paylaşma sistemimizi, insana (ve özellikle “öteki”ne) saygı duyma alışkanlıklarımızı geliştirmeden ve değiştirmeden AB, ABD, IMF, … karşısındaki ezikliğimizi yok edecek bir sihirli “Baltacı” formülü çıkıversin ortaya. Çalışmadan, üretmeden, rekabet etmeden, yalnızca ve zamanından 75 yıl sonra hala 10. yıl marşını söyleyerek önde ve ileri olabileceğimizi sanalım…

Bir de sayfalarının tepesine Atatürk’ün lafını koymuşlar, “buluş”ları ile Atatürk’ün “bundan sonraki inkişafıyla, atinin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacak” öngörüsünü gerçeklediklerini ilan etmişler. Basın toplantılarında da en ön sıraya hepsinin Atatürkçü olduğundan şüphe edilmez emekli paşaları, savcıları, malum basın mensuplarını dizmişler. Gerçek Atatürkçüler, hayatta mürşit olarak bilimi kabul edenler için dahi diyecek başka birşey kalmadı: “Öyleyse yıkıl Sezar!”

Gerçi fazla okumam ve kaynak gösterilmesinden de hazzetmem, ama konuyla ilgili en aklı başında değerlendirme sanırım ekşi sözlük‘te yapılmış. Bizler de ilgiyle izleyelim bakalım bu komedya nereye varacak…

Bir hafta sonra gelen değişiklik: Eşimin önerisi üzerine, aksini düşünüyor olsam da, sivri ve itici olduğu düşünülebilecek ve yine eşimin deyişi ile “yazının içeriğinin doğru şekilde algılanmasını engelleyebilecek” iki sözcüğü değiştirdim. Ben hala eski hallerine inanıyorum, ama ahalimiz biraz da böyle görsün bakalım…

Zangetsu’landım

Bakıyorum da üç yıla varan web günlüğü maceramda pek çok blog sitemi kullanmışım. Önce Zope-Plone üzerinde bir yazılım, sonra Movable Type, sonra WebPress, sonunda sevgili Barış Metin‘in Boşboğaz‘ı. Bir süredir göz diktiğim Zangetsu‘ya geçişi de iki günlük yoğun bir çalışma ile hemen hemen tamamladım. Başta geliştiricileri sevgili Çağlar Onur ve sevgili Bahadır Kandemir, bu geçiş sürecinde bana katlanan tüm ekip arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Artık bu mekan ve görünüşle karşınızda olacağım, RSS beslemesi için de bu adresi kullanmanız gerekecek artık…

Şimdi geçiş sürecinde yazamadığım yazılara girişmekte sıra…

Redmond: “Bir Cisim Yaklaşıyor!”

Bugün, Microsoft Platform Stratejileri Genel Müdürü ve açık kaynak laboratuvarının (OSSL) başındaki şahıs Bill Hilf‘in Bilgi Üniversitesi’nde Microsoft ve açık kaynak (ve özgür yazılım) üzerine verdiği semineri izleme fırsatı buldum. Bill Hilf, deyim yerindeyse, “karanlık tarafa geçenler”den birisi; daha öncesinde IBM’in Linux ve açık kaynak (ve özgür yazılım) stratejilerini yöneten kişiymiş. Slashdot’da da epey kulakları çınlatılmış kendisinin…

Hilf konuşmasının en başlarında “Microsoft’un bir özelliği vardır: Biz iş birliği yaptığımız her şirketle rekabet ederiz, her rakibimizle bir iş birliğimiz vardır.” diyerek açık kaynak camiası dışını da hayli ilgilendiren bir vurgulama yaptı. Fiili tekel durumu nedeniyle bu hal kaçınılmaz görünüyor. Daha da önemlisi, hangi iş ortağı ile ne zaman rekabete girişeceğine Microsoft karar veriyor ve eyleme geçiyor, bunun tersi bir örnek yok ortalıkta. İsterseniz ERP yazılımı üretenlere, veri madenciliği yazılımı üretenlere ve anti-virüs üreticilerine sorabilirsiniz 🙂 Alın size açık kaynak ve özellikle özgür yazılımın karşısına hemen her zaman diktikleri “Kodlarınız açıksa gelir akışından nasıl emin olabilirsiniz ki?” sorusunun bir varyasyonu: “Windows üzerinde çalışan yazılım (hatta Windows ile çalışan donanım) üretiyorsanız Microsoft’un ne zaman rakibiniz haline geleceğini nasıl bilebilirsiniz ki?” Özel olarak açık kaynağı kastederken Hilf, “Biz süreçlerle ya da topluluklarla rekabet etmeyiz, ürünlerle ve şirketlerle rekabet ederiz.” diyerek camiaya sıcak mesajlar gönderiyordu.

Neyse, konuya dönelim. Hilf, OSSL’in amacı ve Microsoft içerisindeki işlevini üç maddede topladı: Teknolojiyi anlamak, kültürü anlamak ve değişim ajanı olmak. 300 civarında farklı donanımda 50 civarında farklı işletim sistemi ve dağıtım koşturan, özellikle Unix deneyimli, açık kaynağa aşina koca bir gruptan bahsediyoruz. “Teknolojiyi anlamak” özellikle birlikte çalışabilirlik konusunu içeriyor… “Kültürü anlamak” bana daha çok üniversite kapılarında simit satan gizli polisleri anımsattı. Microsoft’un özgür yazılıma karşı girişeceği harekatları planlamasa bile, uygulanmasında önemli rol oynayan bir ekip… “Değişim ajanlığı” ise Microsoft geliştirici ve ekiplerinin açık kaynak kültürünün çeşitli unsurlarından yararlanmalarını işaret ediyor.

Hilf, PHP konusunda açık kaynak şirketi (?!) Zend ile yaptıkları işbirliğini şöyle açıkladı: PHP geliştiricilerinin %75’i Windows platformunu kullanırken PHP sitelerinin %75’i diğer platformlarda çalışıyormuş. Bu performans sıkıntısını gidermek için iç kaynaklara ek olarak bir açık kaynak şirketi olan Zend ile birlikte çalışmışlar ve ciddi performans iyileştirmeleri elde etmişler. Özellikle Microsoft’un kendi PHP motoru ile Zend arasındaki performans farklarını gösteren slayt çarpıcıydı, Microsoft: “Açık kaynak camiasının yaptığı yazılım benimkinden daha iyi. Benim aynı şeyi üretmem dış kaynaktan sağlamamam göre çok daha uzun sürecek ve pahalıya mal olacak. Sizin destek konusunda da iyi olacağınıza güveniyorum. Hadi iş birliği yapalım!” diyordu net olarak. Evet, iş birliğini camia ile değil, bir şirket ile yapıyordu. Ama ha Ali Veli, ha Veli Ali…

Hilf OSSL’in amaçlarından birinin açık kaynak ile sahipli yazılım arasındaki “polarizasyonu azaltmak” olduğunu söyledi. Açık kaynağın ileride tercih edeceği en yaygın platformun Windows olacağına inandığını belirtti. Bunun zaten Windows’un gizli formülü (“Yeter ki beni kullansınlar…”) ile de uyuştuğunu söyledi.

Bill Hilf, genel olarak makul ve mantıklı bir kişi izlenimi yarattı bende. Evet, şirketini seviyor pek çok Microsoft çalışanı (ve pek çok eski çalışanı) gibi; evet Microsoft ürünlerini de seviyor ve beğeniyor. Ama her güzelin bir kusuru vardır, değil mi?

Fakat sorular esnasında sıra Microsoft-Novell anlaşmasına geldiğinde bu olumlu izlenimlerim sarsıldı. Bill Hilf bir anda kurumsal ağızla konuşmaya, kendisinin ne derece inandığı belli olmayan bir söylem kullanmaya başladı. Microsoft aşkı bu durumu kısmen gizliyordu, ancak böylesine akıllı (olması kuvvetle muhtemel) bir arkadaşın böylesine sığ ve kıymeti kendinden menkul bir tezi kabullenmesi pek kolay değildi. Hilf kısaca şunu söyledi: “Başka şirketlerle de patent değişimi yapıyoruz, burada bir anormallik yok. Ticari amaç gütmeyen açık kaynak geliştiricileri ve Novell müşterilerini patentlerle ilgili olarak dava etmeyeceğiz. Ama bizim de fikri mülkiyetimizi korumamız gerekli.” Microsoft’un olası özgür yazılım patent ihlalleri ile ilgili olarak bu ihlali yapan özgür yazılım camiasını değil de özgür yazılımları ürün haline getiren şirketlerden yalnızca birini muhatap alıyor olması, daha önce de vurguladığım gibi, en hafif deyim ile, hayli çarpık. Mealen “Novell’den başka kimse Linux satmasın, çizerim!” diyor.

Bir de izleyicilerden birinin “Özgür yazılım bir devrimdir, açık kaynak ise bir dalga…” sloganı ile süslediği “Neden açık yazılım diyorsunuz da özgür yazılım demiyorsunuz” sorusuna “Ben işin felsefesi ile ilgilenmiyorum” abukluğunda bir yanıt vermesi olmadı. Teknik konular kadar işle ilgili konulara da hakim olan Hilf’in çok iyi bilmesi gerektiği gibi özgür yazılım-açık kaynak ayrımı felsefi bir ayrım değil, doğrudan fikri mülkiyetin nasıl üleştirildiği ile ilgili bir iş (business) ayrımı. Ama bu konularda gelecek zamanlarda daha çok yazacağım nasılsa…

Sonuçta özetin özeti: Microsoft, açık kaynak (ve özgür yazılım) hareketinin yazılım sanayini ve kendi işini derinden etkileyecek bir rotada gittiğinin farkında. Ama potansiyel tehdidin büyüklüğünü, bu hareket ile nasıl başa çıkarken izlemesi gereken stratejiyi, vb. henüz belirleyememiş. Yalnızca “Bir cisim yaklaşıyor!” diye bağırmakta şu sıralar…

Bak Havoc Ne Diyor?

Microsoft-Novell izdivaç töreni yüzgörümlüğünün (348 Mio ABD Doları) ödenmesi ile nihayetlendi… Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine!

Sevgili Gürersan “Sen de iyice kes-yapıştır blogcularına döndün ha!” diyecek ya, pek çok sıfatının yanında DBus ana geliştiricisi olarak tanıtılabilecek Havoc Pennington‘un günlüğünden şu paragrafları almadan edemedim, özgür-sahipli-ticari yazılım bağlamında duruşunu pek de güzel koymuş ortaya:

Just to be clear on one thing. I’m not against proprietary software on moral grounds. I use a fair bit of it for various reasons, though I’m also a huge open source fan and think open source’s practical and social benefits are unquestionable.

If any company wants to write and sell proprietary software, then great for them – open source can compete on the merits. I would also work on proprietary software and be OK with it, though in practice I’ve never had a job doing so.

This is not a religious argument about open source, it’s a matter of respect for a community that works together, and the wishes of creators. If I write something and put it under the GPL, then I want it under the GPL where all of us working on it can use it. I don’t want it to be made proprietary, for someone else’s benefit, due to some shady deal and legal technicality. Commercial yes (and encouraged), proprietary no.

In Novell’s world, if I write something and GPL it, Novell will try to convince customers to buy support from Novell instead of from me (the original author) because of some nebulous, unspecified, almost-certainly-bullshit “IP issues” hinted at by Microsoft and legitimized by Novell for the price of $348 million.

Dibine kadar hemfikir olduğum laflar…

Sevgili Ali Erdinç’in hatırı kalmasın, şu sırada arkada Buddy Guy‘dan Damn Right, I’ve Got the Blues çalıyor…

“Tilki Tavukla Evlenir, Kümese Taşınırlar”

Başlık cümlesini Dana Gardner’ın ZDNET’deki blog‘undan aldım. Haydi, bir de Red Hat’in tepkisinden görsel çalalım:

Gündüz gözü ile Microsoft-Novell anlaşmasının bazı ayrıntıları çok daha ilginç görünüyor insanın gözüne… Basın bildirisinin sonlarında bir paragrafta diyor ki:

Under the patent cooperation agreement, both companies will make upfront payments in exchange for a release from any potential liability for use of each other’s patented intellectual property, with a net balancing payment from Microsoft to Novell reflecting the larger applicable volume of Microsoft’s product shipments. Novell will also make running royalty payments based on a percentage of its revenues from open source products.

Mealen, başta Microsoft Novell’e bir para verecek ve Novell bunun karşılığı olarak Microsoft’a herhangi patent davası açmayacak… Bu Microsoft açısından önemli, çünkü tarihi hayli eski fikri mülkiyet sıkıntıları vardı Novell ile. Sonrasında ise Novell sattığı Linux’lar için Microsoft’a bir yüzde verecek. Yani “Microsoft, Linux satacak.” Nası yani?!?

Bu arada, Microsoft’un nasıl olup da olası fikri mülkiyet ve patent hakları ile ilgili olarak yalnızca Novell müşterisi olmayan Linux kullanıcılarını dava edebileceği konusu yalnız benim kafama takılmamış; başka yerlerde de sorgulanmış. Ve hatta yukarıda belirtilen “muhtemel rüçhan” hakkı ödemesinin GPL’e aykırı olduğu ve Novell’in böyle birşey yapamayacağı da bir yerlerde tartışılmış.

Son olarak Microsoft’un hamlesini “Linux’u kabul ediş ve barış içinde bir birlikte yaşamı hedefleyiş” olarak görenlere katılmadığımı belirtmek isterim. Durum bu olsaydı Microsoft beş yıl gibi uzunca sayılabilecek bir zaman ufkunda kimi ürünlerini (örneğin Microsoft Office?!) “Novell’in Linux platformu”na taşıyacağını ilan edebilirdi. Hikaye tümüyle bir “parçala ve fethet” yaklaşımı, o kadar…

“Denizleri aş da gel!”

Daha Oracle Open World’deki Unbreakable Linux sarsıntısını tam atlatamamışken bir bomba daha düştü önümüze: Microsoft ile Novell’in işbirliği anlaşması…

Anlaşma şu konuları içeriyor (Microsoft ve Novell’in ortak açık mektubundan):

  • Patent coverage
    • The concern over potential patent infringements makes some people nervous about the deployment of open source technologies.
    • To do this, Novell and Microsoft are providing covenants to each other’s customers, therefore releasing each company from the other’s patent portfolio.
    • What it really means is that customers deploying technologies from Novell and Microsoft no longer have to fear about possible lawsuits or potential patent infringement from either company.
  • Virtualization
    • Microsoft and Novell will collaborate in enhancing and developing the functionality required to efficiently virtualize Windows on Linux and Linux on Windows.
    • Both will now be first class citizens in data centers, addressing the needs of mixed environments. They will both enjoy optimized, supported and tuned device drivers to maximize their potential.
  • Virtualization Management
    • As a plus, the companies will work together to implement the necessary standards to manage data centers that run mixed environments (WS-Management).
    • Novell will develop tools to manage virtualized Windows machines, and Microsoft will develop tools to manage virtualized Linux systems.
  • Office Open XML
    • Novell engineers have been working for the last year together with Microsoft engineers through the ECMA TC45 working group in producing a complete specification that would allow for interoperability across office suites.
    • Novell will develop the code necessary to bring support for Office Open XML into OpenOffice, and we will contribute that support back to the OpenOffice.org organization. We will also distribute the Office Open XML plug-in in our own edition of OpenOffice. In addition, we will participate in the Open XML Translator open source project.
  • Collaboration Framework
    • One of the most important components of the collaboration agreement today is that we have setup a framework between Novell and Microsoft to discuss future collaborations.
    • Today’s announcement marks the beginning of a new era, and should not be considered a limitation. With the collaboration framework in place, we will periodically evaluate areas where we can work together improving the interoperability of our products.
  • Mono, OpenOffice and Samba
    • Under the patent agreement, customers will receive coverage for Mono, Samba, and OpenOffice as well as .NET and Windows Server.
    • All of these technologies will be improved upon during the 5 years of the agreement and there are some limits on the coverage that would be provided for future technologies added to these offerings.
    • The collaboration framework we have put in place allows us to work on complex subjects such as this where intellectual property and innovation are important parts of the conversation.
    • Novell customers can use these technologies, secure in the knowledge that Microsoft and Novell are working together to offer the best possible joint solution.

Mektup,

Bu, Linux için çağ açan bir an. Oyunun kuralları temelden değişiyor. Bu anlaşma bizi gerçekten heyecanlandırıyor, umarız sizi de heyecanlandırır.

sözleriyle sona eriyor.

Söylemesi zor, ama bir kaç çok acele değerlendirme yapabiliriz:

  • İlk bakışta Microsoft “bükemediği eli öper” gibi görünüyor, en azından Linux gerçeğini mahkeme salonları dışında da kabul ediyor artık.
  • Buna karşın, hep hakir gördüğü özgür yazılım üretim sürecine hala değer vermiyor, bunun yerine “Linux’un bir sahibi olması gereği” söylemine bağlı kalıyor ve bu tahta da Novell’i oturtuyor.
  • Patentlerle ilgili olarak Microsoft’un patent anlaşmazlıklarına konu olabilecek yazılımları geliştiren özgür yazılım camiasını (ki Novell çalışanlarını da kapsar) değil de yalnızca Novell müşterilerini muhatap görmesi, en hafif deyim ile, münasebetsizlik, ama bir önceki gözlem ile uyuşuyor, doğal olarak…
  • Sanallaştırma (virtualization) ile ilgili maddeler bu konuda faaliyet göstermekte olan yazılım şirketlerinin ensesinde soğuk esintiler oluşturacak nitelikte, alın daha geçen gün söz ettiğimiz ISV-OSV antagonism‘ine bir örnek daha…
  • Ofis dokümanı formatına standart olarak Office Open XML’in işaret edilmesi özgür geliştirme süreçleri açısından tarihe bir yüz karası olarak geçer herhalde, ISO’lanmış ve ABD dahil pek çok yerde standart kabul edilmiş OpenDocumentFormat bu kadar kolay gözden çıkarılmamalıydı…
  • Günün kaybedeni yine RedHat oldu, hem de bir kez daha aynı safta olduğunu sandığı birileri tarafından bu duruma düşürüldü!

Novell açısından hızlı bir değerlendirme yapacak olursak aslında Mono hareketi ile ortaya çıkan sürecin daha da belirginleşmesinden ibaret: Microsoft’un fiili tekel oluşturduğu bir pazarda önde gelen Linux şirketi olabilmek. Dikkat edin, “önde gelen” diyorum, “önde giden=lider” demiyorum. İş (business) pratikleri açısından bakarsak bu sıfat hala RedHat’e ait. Novell ruhunu şeytana satan Dr. Faust’a benziyor diyesim geliyor!

Buradan da Pardus için dersler çıkaralım bari…

Not: Hisse senetlerinin halini merak edenler için: RHAT duyurunun ardından yaklaşık %4’lük bir düşüş yaptı ve günü %2 kayıpla kapadı. NOVL duyurunun ardından %22’lik bir çıkış gösterdi ve günü %16 kazançla kapadı. MSFT duyurunun ardından yukarı doğru %0,15’lik bir hıçkırık yaşadı, günlük seyirde olayın bir etkisi gözlenmedi.