Kırılır mı, Kırılmaz mı?

Oracle‘ın meşhur OpenWorld etkinliğinde Larry Ellison’ın açış konuşmasından müthiş bir bomba düştü önümüze: Oracle, Oracle Unbreakable Linux adı altında kurumsal Linux desteği vermeye başlıyor. Bunu yaparken Oracle, zaten yıllardır birlikte çalıştığı Red Hat‘in Enterprise Linux’una (RHEL) kod değişiklikleri dahil çeşitli müdahalelerde bulunarak Oracle Linux dağıtımını oluşturacak. Bu girişimde Oracle ile işbirliği halinde olan şirketler arasında dev donanım üreticileri HP, Dell ve IBM gibi isimler de mevcut. Oracle tarafından sertifikasyonu yapılmış Red Hat, Novell Linux ve Asianux dağıtımları ise desteklenmeye devam edecekler. Bu arada Oracle Free Standards Group‘a da katıldı, hem de Platin Üye olarak.

Oracle’ın duyurusundan en fazla rahatsız olan, beklenildiği üzere, en büyük Linux şirketi RedHat oldu. Yıllardır RHEL desteği verdiği ve aynı zamanda Oracle kullanıcısı olan kurumsal müşterilerine sunulan bu yeni ürün ve yapılan yeni teklif Raleigh’de alarm çanlarını çaldırmaya yetti. Web sitelerinin tepesine yerleştirdikleri koca bir ilan ile Oracle’ın Linux’unun sahte (fake) olduğunu ima ettiler. Oracle’ın yaptığı kod değişikliklerinin bir sonucu olarak donanım ve yazılım uyumlulukları ile ilgili sertifikasyonların geçersiz olacağını söyleyerek, Oracle Linux ile eğer bir şeyler kazanılıyorsa dahi daha fazlasının kaybedileceğini işaret ettiler.

Şimdi heyecanla Oracle-RedHat itişmesinin gidişatını izleyeceğiz. Bakalım Novell nasıl dahil olacak bu itişmeye? Öte yandan OpenWorld’de Ubuntu‘nun işaret edilmesi ümidini taşıyan, en azından medyaya bu izlenimi veren, Marc Shuttleworth’ün bir sonraki adımının ne olacağı da merak konusu. Alın size Linux aleminin en bi kral televolesi…
Ciddiyetle yaklaştığımızda ise pek çok gözlemde bulunabiliriz:

  • Linux’un kurumsal pazarda ne derece gelecek vaadettiği Oracle’ın Linux desteği konusunda vites değiştirmesi ile bir kez daha vurgulandı.
  • GPL’e dayalı yazılım ürünlerinin kendiliğinden rekabet avantajı sağlayamayacağı, önemli olanın yarattığınız değer ve daha önemlisi bu değerin müşteri tarafından algılanması olduğu bir kez daha ortaya çıktı.
  • ISV olarak görmeye alıştığımız Oracle’ın OSV olarak ortaya çıkması yazılım endüstrisinde önümüzdeki yıllarda daha sık göreceğimiz çekişmelerin (tam anlamı ile antagonism) ilk örneklerinden biri olarak tarihe geçti.
  • Başta RedHat olmak üzere özgür yazılım/açık kaynak üreten ve geçimini buradan sağlayan küçüklü büyüklü tüm şirketlerin iş ve gelir planlarını bir kez daha gözden geçirmelerinin ne derece gerekli olduğu bir kez daha anlaşıldı.

Pardus için dersler çıkaralım buradan en iyisi…

Güle Güle Schumi!

Formula 1’in efsane pilotu Michael Schumacher, bugün Brezilya’da koştuğu son İnterlagos Grand Prix’si sonrası 16 yıllık F1 kariyerini sonlandırdı. F1 ile ilgili kırılabilecek hemen her rekoru kıran Schumi tarihe geçti, bunun ötesinde F1severlerin kalbinde taht kurdu. Yıllarca her iyi pilotu onunla karşılaştıracağız herhalde…

Schumi işine (=sporuna) duyduğu sevgi, azim ve hırsıyla hep örnek bir sporcu oldu. Buna karşın sportmenlik ve spor etiği konularında, sanırım azim ve hırsının etkisiyle, pek de başarılı olamadı; genelde gri bölgelerde dolaştı.

Bugünkü Interlagos yarışı Schumi’nin azmi, hırsı ve F1 sevgisine tam bir örnekti. 10. sıradan başladı, 6. sıraya kadar yükseldi… Arka lastiği patladı ve en son sıraya düştü; “herşey bitti” diye düşündük hepimiz… Pite girdi, lastiğini değiştirdi, piste çıktı ve sonuna kadar gaza bastı… Uçtu, hem de nasıl uçtu… Teker teker önündekileri geçmeye başladı… Ben 7. olur diye düşünürken 6., 5., 4. sıraya kadar yükseldi… Bir kaç tur daha olsa 2. sıraya yükselmesi bile mümkün olacaktı…

Brezilya’da yapılan yarışı Brezilyalı Massa kazandı, ama kameralar hep Schumi’nin üzerindeydi. Çünkü pistte izlemesi en keyif veren pilot oydu, çünkü o her an her şeyi yapabilirdi. Son yarışında hepimize harika bir seyir yaşattı sevgili Schumi…

Özleyeceğiz seni, güle güle Schumi!

Pardus MacBook’ta

Bir kaç gündür yeni oyuncağımla uğraşıyordum. “Oyuncak” deyince, aslında bir süre için kullanacağım çok önemli bir iş aracım. Kendisi fotoğrafta görülen bir adet Apple MacBook. Bir süre önce donanım parkımıza kazandırdığımız bu “Mintel” cihaza sevgili Barış Metin düzgün ve anlamlı bir şekilde Pardus 1.1 kurdu ve çalışır hale getirdi. Bu amaçla kullanılan yama ve yeni yazılımlar da depomuzda yerlerini aldılar. Hatta bugün sevgili Gürer Özen‘in ürettiği Çalışan CD haftalık build‘ini de başarıyla denedik. Sanırım şu anda tek sıkıntı GRUB’ı MBR’a değil de ilgili disk alanına yazma gereği. Barış bu özelliği YALI’ya yerleştirince Pardus 1.1 kutudan çıkışta Mintel desteği ile gelecek. Ekip, her zamanki gibi, iyi iş çıkardı. Temiz ve hızlı…

“MacBook ile aran nasıl?” diye soruyorsunuzdur mutlaka. Farenin sağ tuşu olmaması, klavyede başta Del tuşu bazı eksikler olması ve “pipe” ve “at” karakterlerini hala oluşturamıyor olmamı saymazsak harika. Gürersan’ın deyimi ile adamlar biraz “malzemeden çalmışlar”… Bir kaç güne daha iyi durumda olacağım sanırım, sonrası da alışkanlık yaratma süreci.

Orhan Pamuk

İlk olarak Sessiz Ev’i ile tanıştığım, sanırım en son da yeni bir hayatın kapısındayken Yeni Hayat’ını okuduğum, itiraf etmek gerekirse bir süredir kitaplarını raflarda tozlandırdığım, sevgili Orhan Pamuk 2006 Nobel Edebiyat Ödülü‘ne layık görüldü.

Özellikle son zamanlardaki malum durumlardan hareketle bu ödül, özellikle ve ne yazık ki memleketimizde, çok tartışılacak, biliyorum. Ama sel gider, kum kalır. Bundan on, yirmi yıl sonra Orhan Pamuk’u okuyan tüm Türk ve dünya gençleri, bu tartışmalardan bihaber, ürperecekler, büyülenecekler ve hayran kalacaklar.

Sevindim, hatta Nobel’i kendim almışcasına sevindim; gurur duydum, amazon.com’da Orhan Pamuk kitaplarına hücum edenlerden önce bu hazinenin kimi parçalarına ellerimi sürebilmiş olduğum için gururlandım… Çok yaşa Orhan Pamuk, tebrikler ve teşekkürler!

Çin’de Linux

Ön özür: Yalnızca bir şeyler alıntılayıp günlük girdisi oluşturmaktan hoşlanmıyorum. “Söyleyeceğin birşey varsa söyle kardeşim, yoksa git amazon.com’a review yaz” diye düşünüyorum. Ama bu aralar bu kuralı, biraz daha sıkça, çiğner duruma düştüm. Kendi yazdıklarımı yakında görebileceksiniz umarım, bu günlük -yine- bir alıntı ile idare edeceğiz…

Eamon Kelly’nin Powerful Times kitabında “Refah ve Çöküş” başlıklı bölümde Çin’le ilgili değerlendirmeden bir parça:

China has also been careful not to get locked into proprietary software standards and solutions, committing itself to Linux rather than adopting a Microsoft platform. Part of the reason for this is pure economics — the costs of scaling, upgrading, and innovating systems are prohibitive under a limited license model, thus the powerful incentive to look for alternatives. But it is also true that China’s size and power allow it to ignore international models where and when they threaten its ability to control its own destiny and develop its own alternative structures. Like Brazil, China is starting to set its own standards and make its won rules.

Pardus, “ulusal” işletim sistemi, şu – bu konuları tartışırken göz önünde bulundurulmasında fazlaca yarar gördüğüm bir paragraf. Nedenin ne ilk, ne de ikinci yarısı Türkiye’ye Çin’e olduğu kadar uymuyor, farkındayım. Ancak, bir an için dahi olsa, Pardus’un küresel pazarda var olabileceğini düşünürsek ve Linux ve özgür yazılım modelinin de son derece manalı bir “international model” olduğunu anımsarsak paragraf daha da zihin açıcı hale geliyor.

Not: Bu arada Varan 1 başlıklı girdide muştulanan kamu kuruluşu artık açık oldu, basından ve sevgili geliştiricilerimizin günlüklerinden takip etmişsinizdir. Hayırlı olsun…

Google’da İşler Nasıl Yürüyor?

Sevgili Gürersan‘ın gönderdiği ilginç bir blog girdisi: Good Agile, Bad Agile. Tümüyle ilginç bir yazı, tavsiye ederim. Ben buraya yalnızca Stevey’nin Google’da yazılım geliştirme işinin nasıl yürütüldüğüne dair gözlem listesini alıntılayayayım, gerisi için blog’un kendisine lütfen…

– there are managers, sort of, but most of them code at least half-time, making them more like tech leads.

– developers can switch teams and/or projects any time they want, no questions asked; just say the word and the movers will show up the next day to put you in your new office with your new team.

– Google has a philosophy of not ever telling developers what to work on, and they take it pretty seriously.

– developers are strongly encouraged to spend 20% of their time (and I mean their M-F, 8-5 time, not weekends or personal time) working on whatever they want, as long as it’s not their main project.

– there aren’t very many meetings. I’d say an average developer attends perhaps 3 meetings a week, including their 1:1 with their lead.

– it’s quiet. Engineers are quietly focused on their work, as individuals or sometimes in little groups or 2 to 5.

– there aren’t Gantt charts or date-task-owner spreadsheets or any other visible project-management artifacts in evidence, not that I’ve ever seen.

– even during the relatively rare crunch periods, people still go get lunch and dinner, which are (famously) always free and tasty, and they don’t work insane hours unless they want to.