O Şimdi Evli…

Uludağ projemizin mümtaz şahsiyetlerinden sevgili A. Murat Eren‘i bugün dünya evine soktuk. Tabii, son derece hızla ve aniden evlenmeyi seçtiklerinden biz İzmir’deki törene ancak kalben katılabildik. Hem bu şekilde “Niye beni şahidin yapmadın ülen?!” nidalarına muhatap olmaktan da kurtuldu MErencik…

Murat ve Duygu’ya ömür boyu mutluluklar. Ama bu bizim deli oğlanın yakında kanatlanıp uçacağı manasına mı geliyor… diye düşünmeden de edemiyorum. Önce bana bass öğreteceksin, sözün var!

BTYK: Mini Bakanlar Kurulu

Başbakanımıza e-imza sertifikası (=akıllı kart) verilmesi münasebeti ile Ankara’dayım. Bu vesile ile ve biraz da katakulliye getirerek Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu (BTYK) toplantısına “gözlemci eleman” olarak katılmış dahi bulundum.

Önce e-imza ile ilgili kısımlar: Başbakan dosyasını açıp kartını inceledi, sanırım (ya da umarım) TC Kimlik No’sunu kontrol etti. Sonra “elektronik imza” başlıklı kitapçığımızı incelemeye başladı. Hatta bir ara toplantının geri kalanını unutup kitapçığa daldı. Kartı cebine mi attı (ki tercih ederim), yoksa dosyaya mı yerleştirdi göremedim. Ama dosyayı gayet düzgün bir şekilde toparlayıp diğer evrakları ile birlikte kişisel korumasına verdi toplantının sonunda. Artık Başbakanımızın elektronik imzası var…

Gelelim BTYK toplantısına: 1999 yılında o zaman ULAKBİM‘deki görevim nedeniyle bir BTYK’ya (bu sefer mevzuata uygun olarak 😉 katılmıştım. Son derece düz, soğuk ve anlamsız bir toplantı olarak kalmış aklımda. Bu kez hayli eğlenceli ve çekiciydi. Önce Başbakanımız bir konuşma yaptı ve Ar-Ge’nin önemine ve hükümetin bu önemi kavradığına değgin mesajlar verdi. Sonra TÜBİTAK Başkanı Nüket Yetiş bir önceki BTYK toplantısından (Mart 2005) bu yana gerçekleşen gelişmeleri özetledi. Başbakan başta olmak üzere tüm protokol dikkatle izledi sunuşu. Sonrasında Başbakanımız genel bir tartışma açtı, soru ve yorumları aldı. Bu bölüme son derece medeni ve demokratik bir ortam hakimdi. Öyle ki CHP temsilcisi Osman Coşkunoğlu’nun soruları hemen hemen tam ve anında yanıtlandı, Meclis’te yöneltse haftalar bekler yanıtını almak için. En sonda da karar tasarıları yansıtıldı ekrana, gelen yorum ve öneriler çerçevesinde bizzat Başbakan dikte etti yapılacak değişiklikleri.

Saat 10:00’da başlayan toplantı saat 12:30’a kadar sürdü. Sonrasında da yemeğe geçti katılımcılar, ben öğleden sonra toplantıma yetişmek için kaçmak zorunda kaldım. Ama herhalde en azından yarım saat daha kaldı Başbakanımız. Bilim ve teknoloji için üç saat, hiç fena değil. Daha birkaç gün önce uzay teknolojileri ve nanoteknoloji konularında brifing aldığını ve benzer zamanını ayırdığını düşünürsek. Ciddiyet diğer yandan toplantıya katılan Bakanlar Kurulu üyelerinden de belli oluyordu. Yanlış saymadıysam 12 Bakan (hemen hemen Bakanlar Kurulu’nun yarısı) katıldı toplantıya ve her biri de sonuna kadar kaldılar. Beş Bakanımız da söz alarak açıklamalarda bulundular ya da sorular yönelttiler.

Kısası, gösteriş ya da yasak savma için değil ciddiyet ve samimiyetle toplanmış bir yürütme erki gördüm bu sabah. Bilim ve teknoloji, Ar-Ge gibi geleceğimizle son derece ilintili konulara hükümetin bu derece önem vermesinden, ne diyeyim, mutluluk duydum. Tüm politik mülahazalardan ayrı olarak bu gözlemimi ve hissiyatımı sizlerle paylaşmak istedim, bence önemli bir nokta…

Avrasya’nın En Büyüğü: CeBİT 2005

Dün iş icabı CeBİT 2005‘teydim. E-imza ile ilgili olarak CNN Türk ekranlarında göründük, bazı

arkadaşlarla e-devlet ve e-ticareti konuştuk. Zamanın geri kalanında da normal bir vatandaş gibi fuarı gezeyim dedim, bakalım “Avrasya’nın en büyüğü” olarak tanıtılan fuar gerçekten denildiği gibi mi, yoksa yine Türk’ün Türk’e propagandasına mı denk geliyoruz…

Önce Nokia alanına gittim. 8800’ı aldım elime, evirdim, çevirdim ve vuruldum tek kelime ile. Evet, istediğim bu… Büyük değil, ağır değil, karmaşık değil, yalnızca telefon (hemen hemen). Kullanıcı arayüzünü standart System 60 görüntüsü yerine Siemens ya da Sony-Ericsson benzeri sırf resimli bir menü kullanmaları hoşuma gitmedi, ama o kadarı kadı kızında da olur. Para biriktirmem lazım, bir de eşimden harcama onayı almanın bir yolunu bulmam.

Nokia alanındaki sevimli kızlardan birine “770 var mı” diye sordum, tabii ki soran gözlerle karşılaştım. Kızcağız ekürisi olan (beyaz tişörtlü) bir oğlanı yakaladı. Aynı soruyu duyunca oğlan, tabii ki, “yok öyle bişi” tavrında hafif dalgaya girdi, ben de “İnternet tableti bu” diye bozdum çocuğu, ne yapayım. Çingene taklasının ortasında eli ayağına dolaşıp tepetaklak olmuş gibi süklüm bir vaziyette “bir dakika” deyip uzaklaştı. Bu sırada kız da “lacivert tişörtlülere sorsanız daha iyi, onlar Nokia’dan” dedi. Beyaz tişörtlü oğlanın sorumu ilettiği lacivert tişörtlünün kafa hareketine bakında 20 metreden durumu kavradım. 770’ün esamisini bile görmek olası olmayacaktı buralarda.

Ben de lacivertlinin yanına seyirttim, belki biraz daha teferruat alırım diye. Evet, bu arkadaş 770’in ne olduğunu biliyordu, ama, hayır, fuarda 770 yoktu ve olmayacaktı, hayır, Türkiye’de satılmayacaktı, hayır, kendisi de görmemişti. “Peki” dedim “Bluetooth kulaklık için durum ne?”, işte orada iş karıştı, Nokia’nın BT kulaklıkları tabii ki var, ama Türkiye’de satılmıyor, bulabildiklerim eskiden kalanlar olsa gerek, evet, yurtdışında var BT kulaklıklar, çok çeşitli modeller, ama model numarası vermek çok mümkün olmadı, hayır, fuar alanında BT kulaklık yok. Nokia alanından elim boş ayrıldım, “Avrasya’nın en büyüğü”nde hiç değilse bir tane denemelik 770 olsa gerekti 🙁

Yolda palm alanına denk geldim. Gen kız ve oğlanlar her biri ya elinde ya belinde bir treo telefon ile dingilder haldelerdi. Hey gidi hey, eski zamanlarda (palmturk günleri) bu alanlarda bizi tanıyanlar olurdu diye geçirdikten sonra ben de o tarafa yönlendim. Hayır, gerçek ve çalışan bir LifeDrive yoktu ellerinde, ama istersem maketi vardı, hayır, fuar boyunca gelmeyecekti LifeDrive, ama treo’ları vardı. İkinci gol, aylardır piyasada olan LifeDrive’dan bir tane bile getirememiş palm’ın Türkiye dağıtımcısı “Avrasya’nın en büyüğü”ne 🙁

Bir sonraki hedef Canon, daha doğrusu Erkayalar alanıydı. Bir tane 20D, bir tane de 300D vardı alanda. Ben asıl yeni ilan edilen ve ön gösterim sürümleri sınırlı olarak dağıtılan 5D ile ilgileniyordum. Tam çerçeve (35 mm) CMOS algılayıcısı ile göz kamaştıran bir cihaz, ileri amatör-profesyonel kesime hitap eden bu yavrucağın fiyatı 3.500 $ olarak ilan edildi. Ama birkaç yıla, ki o zamana herhalde bir sayısal SLR alma kararı vermiş durumda olurum, 1.000 $’ın altına inecektir. Neyse, tabii ki alet alanda bulunmuyordu, hatta görevlinin makineden haberdar olduğu yönündeki beyanı da boş gibi geldi bana. Ama üzülmemeliydim, Cumartesi günü bir tane 1Ds Mark II gelecekti alana, daha ne isteyeyim… Demek ki “Avrasya’nın en büyüğü”ne gelenlere 5D’yi göstermek çok da gerekli değilmiş 🙁

Dönüp Canon yazıcılara baktım, “sayısal fotoları evde basmak anlamlı mı” saikinden hareketle. Pixma Modelinin I3000, I4000 ve I5000 modelleri var, ama farklarını, özellikle ilk ikisinin farkını anlamak güç. Biraz önceki arkadaştan yardım istedim, o yazıcılara bakmıyormuş, oradan bir pehlivan fırladı “ben bakarım” diye, ki kameracı arkadaş bile şaşırdı bu işe. Beklenildiği üzere birader kırık bir lehçe ile 3000 ile 4000 arasında bir fark olmadığını, ikisinin de aynı işi yaptığını söyledi. O zaman neden iki model vardı, bu netekim ikimizi de aştı. Neyse ki TeknoSA dükkanında daha bilgili bir elemanla karşılaştım sonrasında da 4000’de fotoğraf baskısı için ayrı bir siyah mürekkep haznesi olduğunu öğrendim, büyük olasılıkla hız açısından da ufak da olsa bir fark vardır.

Evet, ilk gün ben normal vatandaşlık yaptım ve alet/cihaz peşinde koştum. Bugün saat 14:00’de CNN Türk’de bu sefer Pardus’u konuşacağız. Microsoft ve Linux International’dan katılımla. geri kalan zamanda herhalde yine normal vatandaşlık yaparım. İlginç birşeyler bulursam sizlerle paylaşırım…