O Bir.. O Bir.. O Bir Mucit!

İsmi Abdullah Çoban, Erciyes Üniversitesi Kimya Bölümü’nde Profesör, aynı zamanda bir mucit. Cumartesi gecesi bir yandan bilgisayarımla uğraşır, bir yandan da televizyonda kanal hoplatırken akıllara seza program Ceviz Kabuğu‘nda rastladım kendisine. Fizikçi ve lazerci olduğu iddia edilen Şükran Can isimli bir hanımefendi ve ağabeyi ile birlikte ailenizin -komplo teorisi- sunucusu Hulki Bey’in konuğu olmuşlardı.

Efendim, iddiaya göre (programa ortasından daldığım için anlayabildiğim kadarını aktaracağım) Abdullah Hoca bir madde icat ediyor, bir çeşit katı karışım, ve bu maddeden ufak bir elektrik akımı geçirildiğinde madde aldığından kat kat fazla enerjiyi ısı halinde dışarıya veriyor. Bir çeşit Ali Cengiz oyunu.

Şükran Hanım’ın iddiasına göre, ki buna Abdullah hocam da katılıyor, elektrik akımı ile maddeye giren elektronlar “maddenin yapısının değişmesi” sonucu hafifliyorlar ve aradaki kütle farkı da “enerji olarak açığa çıkıyor”. Enerji “çekirdek bölgesi”nde değil de “elektron bölgesi”nde olduğu için de tehlikeli bir radyasyona neden olmuyor. Fasa fiso felan.

Şimdi ufak bir parantez açıp Abdullah Hoca’yı yakından tanıyalım: 1975’de İstanbul Üniversitesi’nden mezun olmuş, 1980’de Leeds Üniversitesi’nden doktorasını almış. 80’lerin sonunda bir Taylor ile, 90’ların başında ise üç Türk meslektaşı ile linyit ve kok konusunda uluslararası dergilerde yayınlar çıkarmış. Bu konulardaki bilgi birikimini kibritle tutuşan mangal kömürü geliştirmekte kullanmış, bu ürün piyasaya sürülmüş. Hatta programda söylediğine göre Erciyes Üniversitesi rektörü bile bu kömürden kullanıyormuş ve memnunmuş.

Abdullah Hoca biraz simyayı çağrıştıran işlerin peşinde gibi duruyor, kağıttan. ottan çöpten “benzin” ürettiğini iddia ediyor arada sırada. Ancak kendisi de bunun bir çeşit biyodizel olduğunu söylüyor ve hatta bunun dahi fabrikası kurulup seri üretimi başlamış, ya da başlayacakmış. Abdullah Hoca’nın yatırımcılardan yana biraz sıkıntısı var, icatlarını alıp fabrikasını kuruyorlarmış, ama anlaşılan Abdullah Hoca’ya bunun nemasını koklatmıyorlarmış. Hoca yine de memnun, o bir mucit, icadının kullanım bulması kendisinin nemalanması kadar ve hatta daha fazla önemli onun için.

Bir de bimisten ürettiği tuğla ve briket var Abdullah Hoca’nın. Bimis, volkanik patlamalarda açığa çıkan silisyum dioksit esaslı kapalı gözenekli bir malzemeymiş. Abdullah Hoca, bimisi çimento ile bağlamak yerine başka maddelerle (örneğin perlit) bağlamış tuğla ve briket yapmak için. Bu sayede hem çok daha hafif, hem nem yalıtımı daha yüksek ve hem de kendiliğinden renkli yapı malzemeleri elde edebilmiş. Tahmin edebileceğiniz gibi bu icadı da yatırımcılar tarafından “değerlendirilmiş”.

Geri dönelim Ali Cengiz oyununa. Şükran Hanım ile ağabeyi anlaşıldığı kadarı ile kendi halinde bir lazer dükkanının sahipleri. Ama yüksek yerlerde tanıdıkları oluyor hep, MAM’da, askeriyede, Almanya’da, koca koca şirketlerde felan. Abdullah Hoca’nın son keşfini Can kardeşler “değerlendiriyor”lar şimdi. Yok “Oktay Sinanoğlu’nun zamanında ortaya attığı kuramın ispatı”ymış, yok “Almanya’da 23 milyon dolar vermişler de elinin tersiyle itmiş”miş, yok “radyoaktiviteye kalkan, asfalt donmasına çare, havadan elektrik üretimine birebir”miş, daha neler neler. Abdullah Hocam biraz sıkıştırılınca “ben bunlardan anlamam, maddeyi ben buldum, gerisini bilmem” diyor; Şükran Hanım sevgili Hulki Abi’nin de gaza getirmesi ile komplo teorilerini, vatan-millet-Sakarya hikayelerini ardı arkasına salvoluyor.

Bırakın Abdullah Hocam’ı, o bir mucit; böyle pis işlere bulaştırmayın. Ona destek olun tam tersine, buluşlarını insanlığın hizmetine sunsun; o mutluluğu bunda bulmuş, yoksa hamasette, komplo teorilerinde, incir çekirdeklerinde değil.

Biz eminiz Hocam, güzel bir şeyler buldun, tam ne olduğunu anlayamadık, ama güzel olduğuna eminiz. Çıkar o asalakları aradan, onlara ihtiyacın yok. İcatlarını araklayan Kayserili sanayiciler onlardan daha dürüst, sen yine onlara dön.

Nokia ve Açık Kaynak

Evet, biliyorsunuz, sonbaharda piyasaya çıkacak Nokia 770 Internet Tablet için gün sayar vaziyetteyim. Ve yine biliyorsunuz, söz kendileri Linux (daha net olmak gerekirse, debian GNU/Linux + Gnome + GTK + maemo) temelli bir cihaz.

Nokia’dan Açık Kaynak Yazılımlar Operasyon Direktörü Dr. Ari Jaaksi geçen hafta New York’ta düzenlenen LinuxWorld‘de bir sunum yaptı ve Nokia’nın açık kaynağa bakışını ayrıntılandırdı.

Herkese tavsiye ediyorum sunuma bir göz atmalarını. Nokia gibi bir şirketin açık kaynağa ilgi göstermesi, ilgi göstermenin ötesinde “yalnız almak olmaz, geri de vereceksin” demesi ve nasıl geri verdiğini göstermesi bence çok önemli. Kimleri çıkıp Nokia’nın hareketine burn büküyor, kimisi daha önceki Linux avuçiçi girişimlerinden sözedip 770’nin başarısızlığı kehanetinde bulunuyor. Ama ben, diyorum ya, Nokia’nın bu hareketini önemsiyorum.

Bakın Jaaksi’nin sunumundan bir parça, 770 için neden Linux’u seçtikleri hakkında:

Cihaza olası en iyi

  • İnternet deneyimini,
  • Bağlanırlığı, ve
  • Yazılım geliştirme ortamını

sağlayacak platform için bizim seçimimiz

  • Linux,
  • Açık kaynak bileşenlerinin yaygın kullanımı, ve
  • Donanım bütünleştirme ve kullanışlılık konusundaki deneyimimiz

bileşimi oldu.

Beklentilerimiz

  • Kodun önemli bir kısmını açık kaynakta almak,
  • Özel gereksinimlerimizi karşılayacak teknolojileri geliştirmek için çeşitli açık kaynak projeleri ile birlikte çalışmak, ve
  • Bunların tümünü cihaza bütünleştirebilemekti.

Ayrıntılı bir çözümleme sonucunda varılmış bir karar gibi duruyor, değil mi? Özellikle başta Symbian, Pocket PC, PalmOS, hatta çeşitli sahipli gömülü Linux çözümleri dururken.