Bu yaz neler okuyacağım?

İki haftadır dört gözle beklediğim amazon.com paketi bugün geldi. Bu yaz okumayı planladığım dört kitap içindeydi tabii ki:

    • İlk sırada sevgili Peter Schwartz‘dan Inevitable Surprises var. Bas hocam (kendisi ne yazık ki bass diyor 🙁 A. Murat Eren başlığa fena halde karşı çıktı, “Hiç inevitable olan şey surprise olur mu?” diye, daha doğrusu “Paradokstan başlık olmaz!” söylemi ile. Ama Schwartz zaten söz konusu paradoksun paradoks olmaması gerektiğini söylüyor, hem başlık ile, öyle sanıyorum ki, hem de kitap ile. Evet, The Long Boom kehanet açısından fazla başarılı olamadı. Ama önemli olan kehanetin tutmasında çok sistematiğin oturması (fazla gelcekbilimci mazereti formatında oldu bu cümle, değil mi ;-). Okuyup bitirince yazarım önlenemez sürprizlerin neler olduğu ve çalkantılı “zamanlarda zamanın ilerisinde düşünme”nin nasıl mümkün olabileceğini.

 

    • Okumaya ilk başlayacağım sevgili Donald A. Norman‘dan Emotional Design. Kullanışlı tasarımın gözüpek savunucularından Don bu kitabı ile biraz günah çıkarıyor. Kullanışlılığın mutlak bir kavram olmadığını, olamayacağını; duyguların kullanışlılık kıstasları ve seviyelerini fena halde değiştirebileceğini anlatıyor. “Sevdiğimiz şeyleri daha kolay kullanırız” ana fikri üzerine çeşitlemeler sanırım, ama tabi Don ciddiyetinde ve atmasyondan uzak bilimsellikte. Herhalde The Design of Everyday Things‘e iyi bir zeyl olacak.

 

    • Çok emin olamadığım, ama almadan da edemediğim bir kitap Benjamin R. Barber‘dan Fear’s Empire. 11 Eylül öncesinde Jihad vs. McWorld‘ü yazan adamın bu başlık altında ne yazacağını merak etmemem mümkün değildi. Yine diyalektik bölüm başlıkları ile karşı karşıyayız: Pax Americana; or Preventive War ve Lex Humana; or Preventive Democracy.

 

  • Son olarak da senaryoculuk üstadı Kees van der Heijden‘den (ve arkadaşları) The Sixth Sense var önümde. Başlarını uçarak okuduğum ama ortalarında bir yerde duvara toslayıp rafta bıraktığım Scenarios‘un yazarı yine yöntem anlatan, biraz reçete formatında bir kitap çıkarmış ilk bakıştan anladığım. Ama yıllardır hobi olarak izlediğim bir konu kitabın alt-başlığı: Accelerating Organizational Learning with Scenarios. Almak zorundaydım 😉

Eşimin izin alması mümkün olur, benim işlerim de izin verir, zamanını da uydurabilir, tatile çıkabilirsek kumsalda güneşlenir (ya da gölgelenir) iken işte bu kitapları okuyacağım.

Blog’umu WordPress’e taşıdım

Epeyce zamandır dizüstümdeki blog’umu MovableType, ahaliye açık web günlüğümü de Barış Metin‘in blog yazılımı ile çalıştırıyordum. Bu hafta başından bu yana tümünü WordPress‘e taşıma çalışmaları yürüttüm, ve karşınızda yeni yüzü ile ET’s R’n’R gumbo!

MovableType’dan teknik açıdan bir rahatsızlığım yoktu, ama lisanslama yöntemini beğenmiyordum. GPL lisanslı bir blog yazılımı bulmaya epey zamandır uğraşıyordum. WordPress’i farketmem ilaç gibi geldi.

Taşıma biraz sorunlu oldu. WordPress’ten kaynaklanan sorunlar değil, aynı blog’un çeşit çeşit makinelerde çeşit çeşit kopyalarını tutmamın verdiği karmaşa. Bir gün civarında zaman harcadım envai çeşit problemleri çözmeye.

WordPress’in standart şablonunda nefret etmiştim. O nedenle birkaç haftadır bekliyordu transfer. Geliştiricilerden Alex King‘in sitesinde WordPress CSS Style Competition sayfasını bulunca o derdim de çözüldü. Şu anda Yeni Zellanda’dan Hadley Wickham’ın rubric şablonunu kullanıyorum, ama Zen ve passion-2 şablonları da hayli hoşuma gittiler. Bir ara kullanma fırsatı bulacağımı umuyorum.

Bir sorun blog’umun henüz Türkçe olmaması. WordPress po dosyaları üzerinde çalışıyorum. İnşallah yakında Türkçeleştirilmiş WordPress blog’cular camiasının emrine amade olacak.

Bas dersi alıyorum

“Yıllardır hayal ettiğim şeyler” listemi gerçekleştirme yoluna gidiyorum ya, sırada bas gitar vardı. Dün akşam ilk dersimi aldım ve bu aleme de ayağımı atmış oldum.

Neden bas gitar? Sanırım aslında çelloya olan hayranlığımdan. Acayip bir şekilde, müzikte lead etmek istemememden (acaba?). Bir gün kontrabas çalmak için bitip tükenmez bir arzu duymamdan. Piyano çalmaya başlayacak kadar kendime güvenmememden. Sanırım bu kadar sebep yeterli.

Neden şimdi? Dediğim gibi yıllardır proje halindeydi. Hatta geçen yaz bir ara bas almak için piyasa araştırmasına başlamıştım bile. Ama olmadı, şu oldu, bu oldu, o girdi araya, zamanı değildi, şuydu, buydu. En sonunda A. Murat Eren, herhalde ilahi bir dokunuş ile Uludağ proje ekibine dahil oldu. Onun bas üstatlığı ile benim hevesim bir araya gelince birkaç ay zaman alsa da sonunda ilk dersi ayarladık.

Dün akşam Meren ile Zyariz’in malikanesine gittim ve tıngırdatmaya çalışmaya başladım. İşte söz konusu cihaz bu:

Meren Bas

Ama hocamın tavsiye ve direktifleri yönünde önümüzdeki günlerde kendime bir bas alacağım. Bu sayede hergün çalışabilir hale geleceğim. İlk gün neler mi yaptık? Biraz sağ el, biraz sol el, biraz aşağıya, biraz yukarıya. Nasıl mı geçti ders? Hocam arada sırada sert ve otoriter olabiliyor, onu gördüm. Ama sanırım iyi öğretiyor. Anladığım kadarı ile (eğer yağcılık yapmıyorsa) ben de kazmalık sınırının üzerindeyim, çalışırsam bu işi becerebilecekmişim gibi geliyor.

Haydi hayırlısı. Ne demişler: “Bir işe başlamak bitirmenin yarısıdır.”

Le Tour 2004

Fransa Bisiklet Turu, Le Tour, başladı ve ben de ekran karşısında yerimi aldım. Ama bu kez TV ekranı değil bilgisayar ekranı.

Le Tour’u uzun süredir izlediğimi söylemeyeceğim, geçen sene başladı bu merak. Evde serbest zamanımı TV karşısında geçirirken EuroSport‘ta Fransa Bisiklet Turu ile karşılaştım. Bir-iki kez izledikten sonra resmen bağlandım, bazı etapları neredeyse karşısından kalkmamacasına izledim. TV’den izlemek mümkün olmadığında Palm ile İnternet üzerinden takip etmeye çalıştım. Sonunda Lance Armstrong‘un muhteşem zaferi ile biten yarış gerçekten büyük keyifti.

Bu sene işler biraz daha değişik, tam zamanlı bir işim var. Bu nedenle TV konusu zaten gündem dışı. Haftasonları dahi dolu olacak gibi duruyor, maalesef. Mecburen alternatif kanallara dönmem gerekti, ben de önce İnternet’e baktım. Tur’un resmi sayfası en sıkı mecralardan biri gibi duruyor. Oskar van Rijswijk’in kişisel web günlüğündeki TourBlog 2004 gözden kaçırılmaması gereken bir diğer sayfa. Oskar’ın sayfasında bol miktarda bağlantılar da var, meraklısına.

İkinci kanal ise Palm olacak. Asıl işi başka taraklarda olan DeepWeb şirketi Formula 1 için olduğu gibi Le Tour için de bir avuç yazılımı üretiyor. Her Palm + Tur manyağının avucunda taşıması gerken bir program LeTour 2004. Henüz içi yeterince dolu değil, ama birkaç gün içerisinde daha anlamlılaşacak diye düşünüyorum.

Gelelim asıl meseleye: Lance Armstrong’u ilk başlarda çok sevmemiştim, benim favorim Jan Ullrich idi. Ama dağ etaplarında izleyince kafadan bir Armstrong hayranı oldum. Bu sene 6. şampiyonluğunu alsın diye bekliyorum. Bugün itibarı ile (3 etap sonunda) 5. sırada, ama birkaç güne o da farkını gösterecektir. Hele USPS gibi harika takım oyunu oynayan bir ekiple birlikte.

Tabii ki favori etaplarım dağlarda geçenler! Armstrong ve USPS’i en iyi performasnlarında izlemek isterseniz dağa çıkacaksınız. Bu senenin dağ etapları şöyle: 14 Temmuz – Limoges > Saint Flour, 16 Temmuz – Castalsarrasin > La Mongie; 17 Temmuz – Lannemezan > Plateau de Beille, 20 Temmuz – Valreas > Villard-de-Lans, 21 Temmuz – Bourd-d’Oisans > Le Grand Bornand ve 23 Temmuz – Annemasse > Lons-le-Saunier. Bakalım dananın kuyruğu hangi etapta kopacak, ya da geçen sene olduğu gibi son güne kadar heyecan devam edecek mi?