Yılın Özgür Yazılım Projesi: Uludağ

Linux Kullanıcıları Derneği tarafından düzenlenen ve sonuçları III. Linux Şenliği‘nde açıklanan Yılın Penguenleri yarışmasında Uludağ projesi Yılın En Başarılı Özgür Yazılım Projesi seçildi. Sevindik, ama biraz da düşündük.

Sevindik, çünkü LKD de Şenlik’e katılan diğer penguenler gibi Uludağ projesine önem vermişti. Başta ÇOMAR olmak üzere özgün projeleri ile Linux dünyasında önemli bir yenilik ve atak yaratmayı hedefleyen bir projenin Türkiye sınırlarında düşünülmesi, tasarlanması ve hayata geçmesi tabii ki sevindirici.

Ama aynı zamanda düşündük de! Çünkü Uludağ her ne kadar sıkı bir proje de olsa şu anda -özellikle dışarıdan bakınca- hayli bulanık bir görüntü veriyor. Henüz bir prototip ya da ekran görüntüsü çıkarabilmiş değil ortaya. İlan ettiği takvime uyup uyamayacağı belli değil. Ekibini yeterli büyüklüğe çıkarıp çıkaramayacağı, çıkardığında etkin bir şekilde hedefe yönlendirip yönlendiremeyeceği henüz belli değil. Kısacası, Uludağ henüz emekleme aşamasında.

Henüz emekleme aşamasında bir proje eğer “Yılın En Başarılı Özgür Yazılım Projesi” seçiliyorsa iki seçenek vardır: Ya gerçekten sıkı vaatlerle ve sağlam bir güven duygusu ile herkesin kalbinde ve beyninde yer etmiştir bu proje. Ya da başka aday olmadığından otomatik olarak ödülü “haketmiş”tir. Her ne kadar ikinci seçeneğe işaret eden (yegane diğer adayın bir destekçi olması gibi) çeşitli emareler olsa dahi biz ilk seçeneğin ağırlıklı etken olduğunu düşünmeyi tercih ediyoruz.

Neyse, ilk ödülümüzü aldığımıza göre bize düşen bu teveccühü haketmeye çalışmak. İnşallah ödüller devam eder, benimkiler dahil şüpheler ortadan kalkar.

Uludağ Görücüye Çıktı

Uludağ projesi ekibi olarak Linux Kullanıcıları Derneği tarafından düzenlenen ve 13-16 Mayıs 2004 tarihlerinde Ankara Milli Kütüphane’de gerçekleştirilen III. Linux Şenliği‘nde görücüye çıktık. “Uludağ – Ulusal Dağıtım Projesi Paneli” adlı oturumdan kısa notlar.

LKD üyeleri ve şenlik katılımcılarının önüne tüm Uludağ kadrosu olarak dizildik: Ben, Alp Öztarhan, Serdar Köylü ile Barış Metin ve Ayşe Genç ile Zerrin Çakmakkaya. Küçük bir LKD grubu ile Akademik Bilişim ’04 sırasında yaptığımız toplantı ve Ocak ortalarında UEKAE haklayıcılarına verdiğimiz bir sunuş dışında ilk kez kalabalık karşısına çıkmamız oluyordu bu.

Nokia 6600 ve Bluetooth

Eşimin doğumgünü hediyesi Nokia 6600 ile iyice içli dışlı oldum. Nokia sağolsun, Bluetooth yığınını nasıl gerçekleyeceğine bir türlü karar veremediğinden Palm ile tam haberleşemiyor çocuklar. Gerçi HP compaq nx7000 ile de sorunları var gibi, ama orada durumlar çok daha iyi.

Telefonun alınmasından birkaç gün önce (hediyenin sürpriz olmadığını söylememe gerek var mı, bilmem 🙂 Palm – 6600 BT problemi hakkında birşeyler okumuştum. Ama aletin güzelliği ve özelliği bu soruna rağmen “alalım” dememe yetti de arttı. Bu karardan bırakın pişmanlık duymayı, sürekli memnun olur haldeyim. Çok canavar bir makine! Tek zayıf yanı herhalde fotoğraflarındaki bulanıklık, ama o kadar kusur kadı kızında da olur.

Neyse, gelelim BT sorunlarıma: nx7000 BT üzerinden GPRS ile internete bağlanabiliyor, Amerikalıların “with flying colors” dediği şekilde, hiç sorunsuz. PC Suite ile işler biraz şekerrenk, BT ile göremiyor aleti. COM7’de (ki seri bağlantı noktası) birşey bulamıyor, COM5’te ise (ki bu da HotSync bağlantı noktası) Palm HotSync ile çakışma oluyor. Ben de, ne yapayım, paşa paşa IR ile görüyordum bu işimi. Ama dün makineyi Windows’ta açtığımda BT bağlantı da çalıştı ve şakır-şukur eşleme yaptım. Harika! Galiba yalnızca açılışta yapabiliyor bu işi, çalışan makinede yine IR’a mahkumum. Ama bir de Palm HotSync’i kapatıp deneyeceğim, belki çakışma kalkar ortadan.

Palm ile işler daha karmaşık: Nokia 6600 için sürücü çıkmamış olduğundan BT hemen hiç çalışmıyor. 6310i sürücüsü ile SMS kontrolü yapmıştım, o da yalnızca SIM karttakilere bakabiliyordu. 6310i’yi uçurunca o da gitti. Artık neredeyse Palm ile Nokia haberleşmez durumda. Eşlemeyi PC üzerinden yapıyorum, sağolsun Outlook 🙂 İnternetsel tüm faaliyeti 6600’a aktarmayı, Palm’ı ise kopuk (offline) işler için (iSilo, AvantGo gibi) kullanmayı düşünüyorum. Tabii bu arada da Palm’ın sürücü çıkarmasını, ya da Nokia’nın firmware güncellemesi yapmasını hararetle bekliyorum. Son olarak Nova Media firmasının yazdığı beta sürücüyü kullandım. Bağlantı sağlayabiliyor, hatta GPRS de açılıyor, IP adresini felan alıyor. Ama hemen sonra kopuyor bağlantı, Palm da şaşıp kalıyor. En kötüsünden IR ile bağlantıyı deneyeceğim, GPRS’de sorunsuz çalışması beklenir, bakacağız.

Ya çabucak PalmOS6 cihazlar çıksın, UTF-8 kullansınlar ve Nokia sürücüleri tam olsun; ya da en azından 6600 için doğru çalışan bir sürücü çıksın. Kuramsal olarak mümkün şeylerin gerçekte yapılamayışı fena halde gıcık ediyor beni, o kadar da hacker değilim ki oturup kendim yazayım 🙁

MT ile apache2

Serdar Hoca da sık sık söyler: “Birşey bozulmadıysa tamir etmeye kalkma!” Gerçi deMarco Slack’de farklı birşey söylemekte, ama bu kaide oldukça geniş kabul görür. Ben, her zamanki gibi, genelgeçer kuralı dinlemedim ve durup dururken apache 1.3’ümü apache 2.0 ile değiştirdim.

Sonuç mu? Çalışmayan MovableType dolayısıyla kaybolan yarım gün.

MovableType hayli sıkı bir web günlüğü (blog) aracı. Gerçi GPL değil, ama yine de hayli açık sayılabilecek bir lisans anlaşması var. Epeyce bir süredir web günlüğüm için MT kullanıyorum, her ne kadar günlüğün içeriği sık değişen ve heyecanlı birşeyler olmasa da.

Neyse, gelelim oyunun diğer aktörüne: apache, neredeyse yıllardır, ara versem de, kullandığım web sunucusu. 2.0 sürümüne bir türlü alışmadım, “Ne gereği vardı ki” diye düşündüm genelde. Paşa paşa 1.3 ile yürüttüm işlerimi. Zaman zaman kaynaktan derleyip içine envai modül yükledim, zaman da kutudan çıkarıp olduğu gibi kullandım. Şimdiki hali özellikle sanal sunucular açısından hayli başarılı, yıllardır uzak durmaya çalıştığım bu işi sonunda öğrendim ve abartı düzeyinde kullanmaya başladım.

Kısa keseyim, geçenlerde bir Synaptic Package Manager çalıştırırken adam “apache’leri kaldıracağım” diye tutturdu. Ben de “herhalde ilahi bir işaret olsa gerek” diyerek “eyvallah” dedim, o 1.3’ü kaldırdı, ben 2.0’ı yükledim. Kısa bir sürede yapılandırma dosyalarını ayarladım ve eskisinden farksız bir şekilde faaliyetime devam ettim.

Acaba? MT sürekli sorun çıkarıyor, ne yapsam login penceresini geçemiyorum. Hayır, sorunun hangi parçadan kaynaklandığından da emin değilim. MT mi, tarayıcı mı, veritabanı mı, web sunucu mu? Önce tarayıcıya yüklendim, MT kılavuzunda söylendiği gibi kurabiyelerle (cookie) hemhal oldum, izledim, gözledim.Herşey yolunda. Sonra veritabanına döndüm, mysql’den Berkeley DB’ye döndüm ve geri döndüm, mysql loglarına baktım. Yok yok, sorun var. Adam kurabiye işleyemiyor, geri dön tarayıcıya bak.

Oradan MT’ye geçtim. Web sitesinden indir, yooo, elimdeki son sürüm zaten. Yine de indir. Var olanı sil, yenisini kur. Dene, çalışmıyor. Veritabanı adını değiştir, herşeyi yeniden kur, dene, çalışmıyor. Perl ve apache modülleri ile boğuş.

Sonunda öyle bir noktaya geldim ki yapılacak şey apache2 ve tüm modüllerini kaynaktan derleyip yeniden denemek olacaktı. Tam başlarken bir ses dedi ki, “yahu sen ne yapıyorsun?” zaten apache ile çalışmıyor muydu bu MT? O zamandan bu zamana ne değiştirdin, bir tek apache sürümü değil mi? Boş ver 2.0’ı, paşa paşa 1.3’e dön!”, ben de o sesi dinledim.

Beş dakika sonra herşey tıkır tıkır çalışıyordu 🙂

Hisse olarak ilk noktaya geldik: “Bilgisayarlar o kadar acayip yaratıklar ki, herhangi bir şekilde çalışıyor olmaları dahi mucize addedilebilir. Hal böyleyken bozulmamış taraflarını kurcalayıp dertsiz başımıza dert almak kabul edilemez. Birşey bozulmadıysa tamir etmeye kalkma!” Her ne kadar dinlemeyecek olsam da genelgeçer kuralı bir kez daha vaz etmekte fayda var 🙂

switchconf

MAM‘a gelince yapılacak işlerin başında dizüstümü değişken çevreye uydurmak vardı. switchconf bu konuda attığım ilk adım oldu.

Tamam, diyelim MAM için tüm ayarları yaptım: IP değişikliği, resolv.conf, DNS ayarları, şu ve bu. Peki sabahları Uludağ ofisine gidince ne yapacağım? Ya da evde makineyi açarken neden bağlı olmayan Ethernet’i bekleyip durayım? Ya da taşınıp da hayırlısı ile bir ADSL alınca evin ayarları ne olacak? Evet, ÇOMAR‘ı bekleyecek halim olmadığına göre iş yine başa düşüyordu. Ben de iddialı durumları seven bir eleman olarak daldım!

Synaptic Package Manager’da bir arama ile ilk olarak divine çıktı karşıma. Akıllıca bir yaratık: Makineyi açarken ağı kontrol ediyor, kesinlikle aktif olması beklenen (yönlendirici, sunucu, yazıcı gibi) IP adreslerini tarıyor. Bunlardan hareketle hangi ortamda olduğunu buluyor ve ilintili resolv.conf dosyasını seçiyor. İstenirse başka işleri de script yolu ile yapabiliyor. Hemen indirdim, yapılandırdım ve çalıştırdım. Hüsran! Bir şekilde ARP çağrılarına yanıt alamayınca alet nerede olduğunu bulamadı 🙁

Devam ediyoruz. Karşımıza switchconf çıkıyor. Bu oldukça mütevazı bir proje, bir web sayfası bile yok. Çalışma yöntemi de çok basit: Kullanmayı düşündüğünüz ortam için gerekli yapılandırma dosyalarını burada bir ağaç yapısında yerleştiriyorsunuz. Normal durumda / dizininden başlayarak istediğiniz her dosyaya dalabiliyorsunuz. İki de script dizini var before.d ile after.d, bunlar da yapılandırmaya başlamadan önce ve bittikten sonra çalıştırılacak işleri gösteriyorlar. Yani durdur-yapılandır-yeniden çalıştır, aynen ÇOMAR gibi. Her ne kadar Serdar Hocam “Yooo, ÇOMAR apayrı bişey!” dese de 😉

Neyse, yükledim, ayarladım, çalıştırdım. veee… çalıştı! Hem de hiç problemsiz! Şu anda mam, uludag ve ev gibi üç ortamım var. Ama, örneğin, TÜSSİDE‘ye bir dahaki gidişte artık ne yapacağımı biliyorum, hem de 5 dakikada, tertemiz bir yolla!