ET’s R’n'R gumbo

Erkan Tekman’ın hayatı ve eserleri
  • Home
  • Hakkında
25 Haz 2010

UEKAE Dergisi: “Pardus Projesi ve Türkiye Yazılım Sektörü”

UEKAE tarafından yayınlanmakta olan UEKAE Dergisi‘nin 3. sayısında Pardus ve yerli yazılım üzerine bir yazım yayımlandı. Zaman zaman alevlenen ve bugünlerde yine revaçta olan “Pardus ulusal mı, %100 yerli mi, …” tartışmalarına ışık tutması açısından yararlı bir veri noktası oluşturacağını düşünüyorum.

Pardus Projesi ve Türkiye Yazılım Sektörü

Pardus Projesi Vizyon ve Hedefleri

TÜBİTAK, 2003 yılı başında Başbakanlık tarafından milli bir işletim sisteminin olurluğunun araştırılması ve geliştirme işinin projelendirilmesi işi ile görevlendirildi. Bu kapsamda yapılan beyin fırtınası çalışmaları ardından, 2003 yılı sonbaharında, daha sonra Pardus adını alacak olan Özgür Yazılım Geliştirme ve Üretim (ÖZGÜR) projesi başlatılarak bir çekirdek ekip oluşturulması yoluna gidildi. ÖZGÜR projesi birkaç aylık bir değerlendirme sonucunda olurluk ve projelendirme çalışmalarından daha önemli ve öncelikli gördüğü işletim sistemi geliştirme işine yoğunlaştı. Uzunca süre UluDağ adıyla anılacak ve kimi yanlış anlaşılmalara yol açacak Ulusal Dağıtım projesi bu aşamada şekillendirildi. UluDağ kapsamında önce teknik olurluk çalışmaları ve değerlendirmeler yapıldı, kimi tasarım kararları verildi. Projenin başlamasından yaklaşık bir yıl kadar sonra, 2004 sonbaharında daha sistemli bir yaklaşım geliştirilmesi gereği duyularak bir Proje Ana Sözleşmesi oluşturuldu.

Proje Ana Sözleşmesi’nde Pardus şöyle tanımlanmakta:

"… bilişim okur-yazarlığına sahip bilgisayar kullanıcılarının temel masaüstü ihtiyaçlarını hedefleyerek; mevcut Linux dağıtımlarının üstün taraflarını kavram, mimari ya da kod olarak kullanan; otonom sisteme evrilebilecek bir yapılandırma çerçevesi ve araçları ile kurulum, yapılandırma ve kullanım kolaylığı sağlamak üzere geliştirilen bir GNU/Linux dağıtımı …"

Bu tanımdan Pardus projesinin Başbakanlık görevlendirmesinde vurgulanan ulusal güvenlik gereksinimlerine yoğunlaşmak yerine daha farklı bir yol seçtiğini görebiliyoruz: Pardus genel kullanıma yönelik bir işletim sistemi ve hatta bir işletim sistemi platformu oluşturmayı hedefliyor.

Proje Ana Sözleşmesi ile aynı zamanda inşa edilen proje misyonu da bu kanıyı güçlendirir yönde:

  • Ulusal teknolojik bağımsızlık, tasarruf ve güvenlik sağlamak,
  • Yerel bilgi birikimini artırmak,
  • Yüksek katma değerli üretim yapmak,
  • Ürün yol haritasına hakim olabilmek.

İlk misyon maddesi TÜBİTAK UEKAE’nin misyon cümlesinden alınma ve UEKAE’de yürütülen tüm projelerde ön planda tutulan ilkeleri içeriyor. Ancak Pardus Başbakanlık’ın "sipariş ettiği" ürünü gerçeklemeden önce bilgi birikimi sağlamayı (UEKAE içinde ve dışında) ve üretim yapmayı (yine UEKAE tarafından ve diğer) hedefliyor. Bu ufak gözlem dahi Pardus projesinin basit bir Linux dağıtımı işi olmaktan öte geçen, Türkiye yazılım sektörü ile ilgili çeşitli hedefleri olan bir çalışma olduğunu gözlemek için yeterli.

Pardus projesinin tarihçesi bundan yaklaşık 5 yıl önce, 3 Şubat 2005′te, Gaziantep Üniversitesi’nde düzenlenen Akademik Bilişim kongresinde Pardus Çalışan CD‘nin yayımlanması ile devam ediyor. Ancak bu yazı bağlamında tarihi gelişime yoğunlaşmak yerine stratejik plan ve uygulaması üzerinde duracağız. Yukarıda sözü geçen misyon kapsamında ortaya konan hedefler bir sacayağı yapısında:

  • Yaygın bir işletim sistemi dağıtımı,
  • Sürdürülebilir organizasyon,
  • Teknolojik inovasyon.

Geçen 5 yıl sonunda 200 bin üzerinde kullanıcı tarafından tercih edilen Pardus halen Türkiye’nin en yaygın Linux dağıtımı, pazar payının yaklaşık %2-3 civarında olduğunu tahmin ediyoruz. Sınırlı tanıtım olanakları ve fiili bir tekel ortamında ulaşılan bu düzey, yeterli olmamakla ve daha gidilmesi gereken çok yol olmakla birlikte, ümit verici.

Sürdürülebilirlik yalnızca finansal anlamda, projenin makul bir özyeterlilik sağlayacak gelirleri olması bağlamında ele alınmıyor. Bilgi birikiminin, insan kaynağının sürdürülebilirliği de en azından bu kadar önemli. Pardus’un yalnızca UEKAE bünyesinde yürütülen bir proje olmaktan çıkması ve geniş bir geliştirici camiası tarafından sahiplenilmesi bu noktada en önemli kazanım. 2008 yılında ufak çapta başlayan ve 2010 yılından itibaren ölçek değiştirerek devam eden milli bütçe (DPT Yatırım Planı kapsamında) desteği de vurgulanmaya değer.

Son olarak da proje kapsamında yapılanların basit bir entegrasyon ve adaptasyon çalışması olmanın çok ötesinde, teknoloji üretmeyi, üretilen teknoloji ile kullanıcıya değer katmayı hedefleyen bir yapı kurmaya yönelik olduğu görülüyor.

Pardus projesinin temel taşlarını hızla gözden geçirdiğimizde Türkiye yazılım sektörü ile ilgili önemli fikirlerle ve tasarımlarla karşılaşıyoruz. Dahası üretmeye, geliştirmeye niyetli gençlere, girişimcilere, bilişim yolu ile rekabet avantajı yaratmayı amaçlayan dinamik firmalara manifesto niteliğinde bir çağrı çıkıyor karşımıza.

İzleyen bölümlerde bu çağrının önemli bileşenlerini temel felsefe, mevcut durum ve gelecek planları ile büyüteç altına alacağız.

İş Ortakları

Pardus yazılım dizisinin özgür yazılımları kullanacağı ve özgür lisanslarla dağıtılacağı projenin başlangıcından itibaren biliniyordu. Yaygınlaşma ve iş geliştirme alandaki hedef de bir "iş platformu" oluşturmak şeklinde belirlenerek ve neredeyse tek bir satır kod yazılmadan, 2004 baharındaki Linux Şenliği’nde, ilan edilerek açık ve katılımcı yapının geliştirme ve dağıtım modelleri ile sınırlı olmayacağının altı çizildi. Pardus projesi, UEKAE ve TÜBİTAK oluşacak fikri mülkiyeti kamu yararına dönüştürmeyi ön plana alacak, kamuya açık bilginin kullanılması ile yaratılacak özel yarar için patent, lisans vb. tarzından bir mülkiyet talebinde bulunmayacaktı.

Bu yaklaşım ilk bakışta sürdürülebilirlik, özellikle finansal sürdürülebilirlik açısından doğru bir hamle olarak görülmese de biraz yakından incelendiğinde durumun bunun tam tersi olduğu görülecektir. Pardus’u ve Pardus üzerinde koşacak özgür yazılımları kamu ve özel sektörde, kurum / şirket boyundan bağımsız olarak ve Türkiye’nin her yerinde yaygınlaştırmak, TÜBİTAK ve UEKAE’nin misyon ve vizyonları, örgütlenme ve çalışma şekilleri ile uyuşmayan görevlerdir. Özellikle ulusal güvenlik birimleri ve kritik özellikteki kamu kurumları için bu görevler doğrudan UEKAE tarafından üstlenilse dahi hedef kitlenin çok büyük bir kesiminde bu operasyonu yürütmek için iş ortaklarına ihtiyaç duyulmaktadır. Ancak bu şekilde hem coğrafi dağılım ve hem de proje sayısı açısından ölçeklenebilir bir organizasyon oluşturulabilecektir.

Bu değerlendirmeler ışığında 2008 yılı sonunda Pardus Göç Ortaklığı programı ilan edilerek ilk iş ortakları ile sözleşmeler yapılmaya başlanmıştır. Nisan 2010 itibarı ile sayıları 20′ye varan Pardus Göç Ortağı (PGO) geniş bir yelpazede Pardus tanıtım ve pazarlama çalışmaları yürütmekte ve hayata geçmekte olan göç projelerinde aktif olarak katkıda bulunmaktadırlar. UEKAE dahil her PGO’nun yaptığı göçlerden elde edilen bilgi birikimi ortak bir havuzda toplanmakta ve diğer iş ortakları ile paylaşılmaktadır. PGO’lar tarafından yürütülen göç çalışmaları UEKAE müşteri temsilcileri tarafından sürekli izlenmekte ve belirli bir kalite düzeyi tutturmaları sağlanmaktadır. Şimdilik yalnızca büyük şehirlerde yoğunlaşan PGO’ların 2010 yılı içerisinde tüm Türkiye sathına yayılması planlanmaktadır.

Göç projelerinin temel bileşenlerinden biri kurumların iş mantıklarını üzerinde çalıştıracağı uygulama yazılımlarıdır. Kurumsal kaynak planlama (ERP), imalat kaynak planlama (MRP), doküman ve içerik yönetimi, iş akış sistemi, müşteri ilişkileri yönetimi (CRM), veri madenciliği, iş zekası (BI) ve benzeri kurumsal yazılımlar ve bunlar üzerine kuruma özgü geliştirilen sistemler olmadan çoğu kurumun Pardus’a göçünü sağlamak mümkün olmayacaktır. Kurumların özellikle ilgilendikleri iş süreçlerini yönettikleri bu uygulama yazılımlarıdır, işletim sistemleri (ve işletim sistemleri ile kurumsal yazılımlar arasındaki katmanda yere alan web sunucular, veritabanı yönetim sistemleri, uygulama sunucular, uygulama çerçeveleri vb.) yalnızca bu yazılımlar için bir platform oluşturur. TÜBİTAK ve UEKAE’nin kurumsal yazılım geliştirme ve kurumlara özgü çözüm geliştirme görevlerini üstlenmesinin, özellikle ölçeklenme sorunları ve dikey pazar dinamikleri gözönüne alındığında, olurluğu bulunmamaktadır. Kurumsal yazılım ve çözümler konusunda da iş ortakları ile çalışmak doğru yol olarak görünmektedir.

Gerek kurumlar ve gerekse bireyler için işletim sistemi edinme yolları arasında en yaygını yeni donanım alımıdır. Dolayısı ile yaygın bir işletim sistemi dağıtımı olmayı hedefleyen Pardus’un yeni bilgisayarlarda ön-yüklü olarak satılıyor olması önemli bir gerektir. 2008 yılında bu yönde yapılan bir iş ortaklığından oldukça olumlu sonuçlar alınmıştır. Özellikle Pardus’un özgür yazılım olması sonucu yüksek sayıda Pardus yüklü bilgisayarın satılmakta olduğu da açık bir bilgidir. Buna karşın Pardus ön-yüklü satılan bilgisayarların önemli bir kısmının lisanssız sahipli yazılımlar ile çalıştırılmaya devam edildiği de bilinmektedir. 2010 ve özellikle 2011 yılı için hedeflenen bir yandan yeni donanım iş ortaklıkları ile bilgisayarların son kullanıcıya Pardus yüklü ulaşmasını sağlamak, diğer yandan da bu bilgisayarların Pardus kullanmaya devam etmesini sağlayacak şekilde tanıtıma ve destek hizmetlerine ağırlık vermek olacaktır.

Özgür yazılım ile dikey pazarlar için donanım/yazılım/servis tümleşik çözümler oluşturulması son derece kolay bir şekilde gerçekleştirilebilmektedir. Geliştirme maliyetlerinin düşüklüğü, pazara sunma zamanının kısalığı, dağıtım modellerinin serbestliği gibi özellikleri ile küçük firmalar ve genç girişimcilere son derece cazip iş fırsatları sunmaktadır. Pardus projesi girişimci iş ortakları ile ve gerekli durumlarda büyük sektör aktörlerinin de katkısı ile böylesi çığır açan ürünler geliştirmesine katkıda bulunmayı hedeflemektedir. Bu ürünleri yalnızca Türkiye çapında değil, küresel ölçekte de pazarlanabilir kılacak şekilde bir teknoloji içeriği oluşturmak yönünde üzerine düşenleri yapmaya hazırdır.

Eğitim Projeleri

Gerek Pardus kullanan kurumların ve gerekse bu kurumlara ürün ve çözüm üreten iş ortaklarının sayısının artması ile Pardus konusunda bilgi sahibi deneyimli işgücü ihtiyacı ciddi şekilde artacaktır. Bu ihtiyacın hızlı ve aynı zamanda belirli kalite düzeyinde karşılanması için en uygun çözüm standartlaşmış eğitim programları olacaktır. Bilişim sektöründe yaygın olarak kullanılmakta olan bu yöntem Pardus projesi tarafından da benimsenerek 2010 yılı ilk yarısında hayata geçirilmektedir.

Pardus eğitimlerinin profesyonellere hitap etmekte ve kariyer geliştirme amacına yönelik olarak tasarlanmaktadır. Birbiri ardına ya da bağımsız olarak izlenecek kurlar şeklinde kurgulanan bu eğitimler sonucunda TÜBİTAK gözetiminde yapılacak sınav sonrasında sertifikalandırma yapılacaktır. Mevcut ve geliştirilmekte olan kurlar şunlardır: Pardus Destek Elemanı (PDE), Pardus Destek Uzmanı (PDU), Pardus Sistem Yöneticisi (PSY), Pardus Sistem Uzmanı (PSU), Pardus Kullanıcı Eğitmeni (PKE) ve Pardus Yazılım Geliştiricisi (PYG). TÜBİTAK onaylı Pardus Eğitim Merkezleri’nde (PEM) sertifikalı eğitmenlere tarafından verilecek bu eğitimler kariyerini Pardus ve özgür yazılım çevresinde şekillendirmek isteyen bilişim profesyonelleri düşünülerek tasarlanmaktadır.

Bilgisayarları işinin bir parçası olarak kullanacak kişiler için de temel Pardus eğitimleri tasarlandı ve şekillendiriliyor. Genel bilgisayar oqkur-yazarlığının belgelendirilmesi niteliğindeki European Computer Driving License (ECDL) benzeri bir temel Pardus ehliyeti müfredatı Milli Eğitim Bakanlığı Halk Eğitim Genel Müdürülüğü ile işbirliği halinde geliştirilmektedir. Ortaya çıkacak ve Halk Eğitim onaylı bu müfredat öncelikle Halk Eğitim merkezleri, belediyeler, sivil toplum örgütleri gibi kanallarla işsizler, kadınlar ve gençlere sunulacak ve bu kesimlerin istihdama katkılarının artırılması hedefine odaklanılacaktır.

Eğitimin Pardus’un yaygınlaşmasındaki önemli bir işlevi de alışkanlıkların oluşturulması ve tanımlanması olacaktır. Bu nedenle özellikle Milli Eğitim Bakanlığı ile ortak yürütülecek çalışmalara önem verilmektedir. Halen Milli Eğitim Bakanlığı Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü (EĞİTEK) ile yapılan bir protokol kapsamında formatör bilişim öğretmenlerine farklı seviyelerde Pardus ve özgür yazılım eğitimleri verilmektedir. Bu eğitimlerden geçen öğretmenlerin Türkiye sathında eğitim programları düzenleyerek diğer öğretmenlere bilgi aktarımında bulunması planlanmaktadır. Bu sayede her yıl 3.000′in üzerinde bilişim öğretmeni bu birincil ve ikincil eğitimlerden geçerek ilgili derslerde Pardus ve özgür yazılımlar konusunda eğitim verir hale geleceklerdir.

Üniversiteler ve Ar-Ge

Eğitim çalışmalarının son kademesi üniversiteler olacaktır. Bu aşamada ortak çalışmaları yalnızca eğitim ile sınırlı görmemek, üniversitelerin asli görevlerinden araştırma-geliştirmeyi de ufuk dahilinde görmek gereği açıktır. Seminerler, konuk dersler, bitirme projeleri, staj programları bu kapsamda gözönünde bulundurulan araçlardır. Pardus projesi, özellikle teknolojik inovasyon vizyonu ile, üniversite öğrencilerinin ilgisini çekecek niteliktedir. Nitekim 2007 yılından bu yana yürütülen staj programlarına gösterilen yoğun ilgi bunun bir göstergesidir. Önümüzdeki dönemde bu çerçevede yapılanları çeşitlendirerek artırmak hedeflenmektedir.

Üniversitelerle yürütülecek ortak çalışmalar arasında önemli yer tutan tematik ortak geliştirme projeleri olacaktır. Bunun ilk örneği Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) ile yapılan 64-bit projesi olmuştur. ÇOMÜ’de bir öğretim görevlisi önderliğinde bir grup öğrencinin oluşturduğu proje ekibi, UEKAE Pardus ekibinin de katkı ve desteği ile, 2009 yılı ortasından itibaren Pardus’un 64-bit sürümünü hazırlamaya başlamış ve 2010′un ilk aylarında bu çalışmalar ana geliştirme deposuna dahil edilmiştir. Artık Pardus’un 32-bit ve 64-bit sürümleri aynı kaynak deposundan ve aynı anda üretilebilecektir. Özgür yazılım yaklaşımı ile ve fakat belli bir organizasyonel yapı dahilinde yürütülen çalışmalar benzer projelerin oluşturulması için bize ilham vermiştir. Önümüzdeki günlerde çok sayıda üniversite ile benzer yapıda tematik ortak geliştirme projeleri başlatma hazırlıklarını yürütüyoruz.

Özellikle üniversite öğrencileri tarafından ilgi gören bir başka çalışma Google Summer of Code (GSoC) programıdır. Google’ın dünya çapında özgür yazılım projelerini desteklemek amacıyla uzun süreli stajyer öğrencilere ve ustalarına maddi destek vermesine dayalı program 2005 yılından bu yana yürütülmektedir. Pardus projesi 2008 yılından bu yana ve her yıl 5 öğrenci/proje ile GSoC programına dahil olmaktadır. Bu kapsamda öğrencilere doğrudan ürün ağacına katkıda bulunma ve Pardus geliştiricileri ile birebir çalışma olanağı sağlanmaktadır.

Staj, tematik proje ve GSoC programına dahil olan öğrencilerin gelecekte kariyerlerini özgür yazılım çerçevesinde şekillendirmelerini ümit ediyoruz. Bu sayede yalnızca Pardus ekibine nitelikli bir insan kaynağı yaratılmakla kalınmayıp Türkiye özgür yazılım camiasına da yeni yüzler kazandırılabilecektir. Orta vadede hedefimiz bu programlarda yılda 400 öğrencinin yetişmesi planlanmaktadır. Mezun olduklarında doğrudan üretime katkıda bulunacak şekilde donanımlı ve yetkin bir çalışmadan geçen bu genç geliştirici ve girişimcilerin yazılım ve bilişim sektörüne katkıları büyük olacaktır.

Pardus Ekosistemi

Orta vadede PGO’lar, yazılım ve çözüm ortakları, donanım ortakları, eğitim merkezleri ile çeşitlenen ve genişleyen Pardus ekosisteminin Türkiye yazılım ve bilişim pazarında önemli bir ağırlık oluşturacağını öngörüyoruz. Bu ekosistem kurumsal göç projelerinde işbirliği ve sinerji ilkesini ön planda tutarak hızlı, ekonomik, güvenilir ve kaliteli çözümler üretir hale gelecektir. Türkiye çapında hizmet veren, çeşitli dikey pazarlarda yetkinleşmiş, tüm kurumsal yazılım dizisine hakim bir ekosistem, Pardus’un en güçlü varlığı haline gelebilecektir. Öngörümüz orta vadede Pardus ekosisteminin 2.000 kişiye doğrudan istihdam sağlayacağını (mevcut istihdamın yaklaşık %5′i) ve yıllık 50 milyon ABD Doları büyüklüğe ulaşacağını tahmin ediyoruz. Bu sayede Türkiye yazılım sektörünün yeni ve değişik bir gelişme / genişleme alanı ortaya çıkacak, küresel rekabet avantajı oluşturma yönünde bir fırsat yakalanabilecektir.

Bu sayede ulusal güvenlik kaygısı ile ve ürün odaklı başlatılan bir proje, yalnızca 8 yıl içerisinde istihdam yaratan, yüksek katma değerli üretimi hedefleyen, mikro ve makro ölçekte rekabet avantajı oluşturan önemli bir ekonomik enstüman haline gelecektir. Dünyada esmeye başlayan özgür yazılım rüzgarının Türkiye’de hem temsilcisi ve hem de önderi Pardus olacaktır. Pardus projesi artık hedefini "Türkiye bilişim sektörünün evriltilmesi" şeklinde çizmektedir…

25 Haziran, 2010 at 9:39 by ET

Posted in Pardus, UEKAE, g, özgür | No Comments »

3 Şub 2010

Pardus 5 Yaşında – I: Zaman Tüneli

Pardus macerası bugün pek önemli bir kilometre taşını geçiyor: İlk ürünümüz olan Çalışan CD‘nin çıkışının üzerinden tam 5 yıl geçmiş. 1, 5, 10, 25, 50 … önemli yıldönümleri; hayır, diğerlerinden farklı olduğundan değil, sayının yuvarlaklığından etkilenip özel anlamlar yüklediğimizden; gümüş, altın, platin yıl diye isim bile koyduğumuzdan. Beş yaş, kalıcılığın kesinleştiği, buna karşın geleceğe dönük beklentilerin arttığı bir dönem. Pardus’un geçmişine ve geleceğine baktığımızda da benzer şeyler görüyoruz.

Pardus’un katettiği yolu anlamak için en iyisi bu 5 yılda çıkardığımız ürünlerin üzerinden geçelim birer birer:

Pardus Çalışan CDGaziantep Üniversitesi’nde düzenlenen Akademik Bilişim konferansında 2 Şubat 2005′te duyuruldu Pardus Çalışan CD ve dağıtılmaya başlandı. Çalışan CD’ye giden yol başlıbaşına roman konusu olur. Ben birkaç konu başlığı vermekle yetineyim: Master CD’lerin basılışı ve teslimatı, evde unutulan anahtar, Acıbadem-Atatürk Havalimanı hattı, Pardus kartonetinin otomobil ve uçaktaki macerası, “kaymağım”, İmam Çağdaş, katmer ve sıcak sütle kahvaltı… Ürüne gelirsek dört aylık sıkı bir çalışmanın sonucu, Pardus’la ne yapmak istediğimizin güzel bir örneği. Görseller (sevgili Umut, kulakların çınlasın!) harika, arayüzler temiz ve kullanışlı. Altta, biraz sıkıntılı da olsa, bir nevi ÇOMAR çalışıyor. En önemlisi marka sorunlu Uludağ ismi yerine Pardus gelmiş, aslanlar… yok yok parslar gibi!

Pardus Çalışan CD 1.1Yeni bir ürün çıkarmanın aslında kolay, mevcut olanı sürdürmenin ise zor olduğunu öğrenme “fırsat”ını Pardus Çalışan CD 1.1 zamanlarında bulduk. “İki haftada hallederiz” diye giriştiğimiz güncelleme, hata giderme ve kimi teknolojilerimizi törpüleme / cilalama işi üç ayı aşıyor. Aslında daha da uzar, ama bir noktada dur demek gereğini -biz bile- hissediyoruz. Son gece ÇOMAR ile gereksiz oynamalar (sevgili Serdar Hoca, biz bu mereti neden yedik?), sabaha kadar süren bir ralii… Sonunda sessiz sedasız ortaya çıkıyor Çalışan CD 1.1. Arada “Çalışan CD ile övünmek TÜBİTAK’a yakışmaz”, “Taktım CD’yi çalışmadı, rezalet” ve benzeri değerlendirmeler cabası…

Pardus 1.0Pardus 1.0 kritik bir sürümdü. Bir kere PiSi’yi tasarlamak ve geliştirmek gerekiyordu. Sonra gerçek anlamda çalışan ve sürekli çalışabilecek bir de ÇOMAR. Ekip biraz büyüdü, tasarım tartışmaları biraz sertleşti, diğer işleri nedeniyle proje yöneticisi ofise biraz daha az uğramaya başladı… Sonunda sevgili Çağlar tarihi açıklamasını yaptı: “Bu sürüm bu yıl içerisinde çıkmazsa kendimi Boğaz Köprüsü’nden atacağım!”. Çağlar sevgisi ağır bastı ve yılın bitmesine dört gün kala Pardus 1.0 arz-ı endam etti. Bizim için önemli bir adımdı, ama herhalde yapılmış en iyi Linux dağıtımı değildi. Yine de büyük sükse yaptı…

Pardus 2007Bir yaşını kazasız belasız atlatan Pardus, daha da dişli yeni hedefine yöneldi: Yeni bir sürüm çıkarmak. Bu hedefe ulaşırken önemli bir de hata yaptı, kısmen isteyerek: Pardus 1.0′ı ölüme terketti. 1.0′ın gerek tasarım hataları ve gerekse yeterince oturmamış kod temeli zaten geliştirici ekibi rahatsız ediyordu. Bu arada ekip gelişmiş ve Türkiye’de özgür yazılımın rüya takımı haline gelmişti. Pek çok şey gözden geçirildi, yeniden yazıldı. Sevgili Barış YALI’yı rock-solid hale getirdi, sevgili Gürer ÇOMAR’ı ve pek çok yönetsel aracı ele aldı, sevgili Faik PiSi’yi ayağa kaldırdı. Sürüm yöneticimiz sevgili Çağlar, yanında multimedya gurusu sevgili Onur, güvenlik ninjası ve herşey sorumlusu sevgili İsmail… Sevgili Ekin testçi kisvesi altında Pardus kariyerine hazırlanıyordu. Genç arkadaşlarımız sevgili Bahadır ile Gökmen de abilerine destek oluyordu. Grafik için Umut, sosyal ve camia işleri için sevgili Löker. Bir tek sevgili Meren‘i kaybettik yolda, medeni hal değişimi ve akademia sevdası ile. Bu ekip ile yapılamayacak iş göremiyorum ben…

Ekip hakkını verdi ve Pardus’un sürüm kalitesi kat kat yükseldi. Yavaş yavaş kurumsal kullanıcıların ve (belki daha önce) küresel Linux camiasının dikkatini çekecek özelliklerde bir ürün çıktı ortaya. Durumun verdiği özgüven ile güncelleme sürümleri yayımlamaya başladık, bunlara da Anadolu’nun nadir ve nadide hayvanlarının adlarını verdik. Pardus 2007′nin en önemli başarısı Milli Savunma Bakanlığı’nın Türkiye çapında 600 biriminde ve 5.000 üzerinde istemcide Pardus (2007 temelli “Kurumsal 1″) kullanmaya başlaması idi. 2007 güzel bir yıl oldu…

Pardus 20082007 bir yandan böyle parlak geçerken bir yandan da rüya takım’ın dağıldığı dönem oldu. Hatta öyle zamanlar oldu ki biz bile projenin geleceğinden, hadi en azından kısa vadede geleceğinden, endişe duymaya başladık. Ama isimlerini özellikle saymak istediğim üç genç arkadaş, sevgili Gökçen, sevgili Ozan ve sevgili Fatih birinci ve birbuçuğuncu nesil geliştiriciler ile birlikte harika işler çıkardılar ve Pardus 2008, istediğimizden biraz geç de olsa, sevgili Ekin‘in sürüm yöneticiliğinde yayımlandı. Gerek kullanıcılarımızdan, gerekse küresel Linux camiasından aldığı tepkiler Pardus 2007′nin gerisinde değildi, hatta daha bile iyiydi. Şimdilerde bile sıkı tartışmalardan birisi en iyi Linux sürümünün Pardus 2007.3 Lynx lynx mi, yoksa Pardus 2008.2 Canis aureus mu olduğu yönündedir. Pardus ekibi kısmen kurumsallaştığını, sürdürülebilirliğinin kişi bağımsız olduğunu göstermişti. Hem de 2008′i çıkarırken 2007′yi öldürmemiş, ikisine de destek vereye devam etmiştik. Ekip ve süreç olgunlaşıyordu…

Pardus 2009.1Kimi diğer dağıtımlardan farklı olarak biz güçlü görsel efektleri ve yeni nesil etkileşim paradigması sunan KDE4′e biraz mesafeli durduk. Bleeding edge tekno-geyikler kadar sıradan kullanıcı, KOBİ’ler ve hatta kurumların tercih ettiği bir dağıtım olarak kararlılığı da gözardı etmememiz gerekiyordu. KDE4′in girişi Pardus 2009 ile oldu. Ve çok da bomba oldu… Sevgili Onur yönetiminde ekibimiz pek çokları (bu arada KDE geliştiricileri) tarafından “en iyi KDE4 gerçeklemesi” olarak anılan bir sürüm çıkardılar. Diğer yandan 2008 desteğini de sürdürerek (ve hatta Pardus Kurumsal 2 için KDE3 arayüzünü tercih ederek) aynı anda iki ana kanalda da iş görebileceğimizi gösterdik. 2009 şu anda kendinden emin bir şekilde yaşamına devam ediyor, bu yıl sonunda Pardus 2011 çıkana kadar buraların efendisi o!

Görüldüğü üzere karnemiz oldukça etkileyici. Hele bu işleri rakibimiz / kıyaslama yaptığımız dağıtımların 3, 5 ve hatta 10′da biri büyüklükte bir ekiple yaptığımızı düşündüğümüzde oldukça etkileyici. 5. yıl değerlendirmelerimize diğer açılardan devam edeceğiz…

3 Şubat, 2010 at 14:15 by ET

Posted in Pardus, g | 3 Comments »

31 Ağu 2009

Özgürlükİçin: “Özgür Yazılım Lisansları – IV”

Özgürlükİçin.com‘un aylık e-dergisinin Eylül sayısında yayımlanan bu yazı ile özgür yazılım lisansları etrafındaki gezintimiz sona eriyor…

Özgür Yazılım Lisansları
Hukuksal Açından

Özgür yazılım lisanslarını incelememizi bu ay, konuya giriştiğimiz nokta olan hukuksal açıdan irdeleyerek tamamlıyoruz. Yazının başında alışıldık “ben avukat değilim, ama …” şeklinde sorumsuzluk beyanımı yapayım da sonra sıkıntı yaşanmasın.

Mevcut Yasal Yapı

Türk hukukunda yazılımlar 5 Aralık 1951 tarih ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) çerçevesinde düzenlenmektedir. Bu yasa 1983, 1995, 2001 ve 2004 yıllarında çeşitli değişikliklere uğramıştır. 1995 yılındaki değişiklik Gümrük Birliği’ne uyum, 2001 yılındaki değişiklik bu değişiklik sonucu ortaya çıkan çarpıklıkları giderme ve 2005 yılındaki değişiklik de AB mevzuatına uyum amaçlıdır. Yazılımların “bilgisayar programı” adı altında yasaya girişleri 1995 değişikliği ile olmuştur.

FSEK uyarınca “[...] her biçim altında ifade edilen bilgisayar programları ve bir sonraki aşamada program sonucu doğurması koşuluyla bunların hazırlık tasarımları,” birer ilim ve edebiyat eseri sayılırlar, buna karşın “Arayüzüne temel oluşturan düşünce ve ilkeleri de içine almak üzere, bir bilgisayar programının herhangi bir ögesine temel oluşturan düşünce ve ilkeler” eser sayılmazlar. Yasa koyucu bu ifadeler ile yazılımları ürün aşamasında eser olarak değerlendireceğini, düşünce aşamasında bir kapsama sağlamadığını açıkça ifade etmektedir.

FSEK’e göre “Bir eserin sahibi, onu meydana getirendir.”, ayrıca “Birden fazla kimsenin iştirakiyle vücuda getirilen eser ayrılmaz bir bütün teşkil ediyorsa, eserin sahibi, onu vücuda getirenlerin birliğidir.” Yani paylaşımcı bir geliştirme ortamında ve açık olarak geliştirilen özgür yazılımların “sahip”i, Türk hukukuna göre, o yazılımın ayrılmaz parçası haline gelmiş bir katkıda bulunmuş tüm geliştiricilerdir.

FSEK ayrıca “Diğer bir eserden istifade suretiyle vücuda getirilip de bu eserlere nispetle müstakil olmayan” eserleri de “işlenme eser” adı altında sınıflandırıyor ve “Bir bilgisayar programının uyarlanması, düzenlenmesi veya her hangi bir değişim yapılması” sonucu ortaya çıkan yazılımı da bir işlenme eser sayıyor. “Bir işlenmenin [...] sahibi, asıl eser sahibinin hakları mahfuz kalmak şartıyla onu işleyendir.” diyerek de işlenme eser sahipliğine açıklık getiriyor.

Sonuçta FSEK, gerek özgür yazılım üretim sürecine ve gerekse özgür yazılımlardan türetilen eserler konusunda uygulanabilir kurallar koyuyor.

Özgür Yazılım ve FSEK

FSEK’in koca bir kısmı eser sahiplerinin Manevi (Umuma Arz, Adın Belirtilmesi, Eserde Değişiklik Yapılmasını Men, vb) ve Mali (İşleme, Çoğaltma, Yayma, Temsil, vb) Hakları’na ayrılmış durumda. Ve genel olarak her türlü hak için “münhasıran eser sahibine aittir.” diyerek, en azından kağıt üzerinde, önemli bir güç veriyor eseri meydana getiren(ler)e. Yukarıdaki özgür yazılım ve işlenme eserler ile baktığımızda, gerek hoşgörülü ve gerekse copyleft lisansları eser sahiplerinin eser üzerindeki haklarını düzenleyen birer hukuksal metin olarak görmek ve FSEK’te tarif edilen işleyişin ayrıntısını düzenlediğini düşünmek mümkün.

FSEK ile özgür yazılımların uyumu konusunda sıkıntı yaratabilecek ayrıntılar yok mu? Var tabii ki… Ama genelde yazılımlar için benzer sıkıntılardan söz etmek de mümkün. Yazılımların oluşturulması ve dağıtılması süreci ve FSEK’in değişiklik tarihleri düşünüldüğünde bu tip sıkıntıların olmaması şaşırtıcı olurdu.

Ne yazık ki Türk hukukunda özgür yazılım lisans sözleşmelerinin hukuksal süreçlerde irdelenmesi ve FSEK kapsamında içtihat oluşturulması için bir örneğe rastlayamadım. Hatta Google’da “FSEK özgür yazılım” şeklinde bir arama yapınca gelen ilk sonucun benim bir web günlüğü girdim olması da düşündürücü. Bu konularda daha fazla çalışmaya ihtiyacımız var, kesinlikle…

FSEK ile ilgili önemli bir saptama da bu yasanın ilk ortaya çıkışından bu yana, tüm değişiklikler de dahil, temel güdü olarak eser sahiplerinin haklarını korumanın temel alınmış olması. Özgür yazılım bağlamında, birkaç yazıdır değindiğimiz gibi, geliştirici yanında kullanıcının ve genelde kamunun yararları da son derece önemli. Kanımca FSEK’e bu açıdan yeni bir bakış da çok yerinde olacaktır…

Özgürlük İçin e-dergisini okuyun, okutun…

31 Ağustos, 2009 at 23:15 by ET

Posted in g, hukuk, Özgürlükİçin, özgür | No Comments »

31 Ağu 2009

Ayfonum…

Yaklaşık bir buçuk yıl önce mobil cihazlar, cep telefonları, cep bilgisayarları (PDA) üzerine yazmıştım. Köprünün altından pek sular aktığından bir güncelleme yazısının zamanıdır diye düşündüm. Buyrun…

Öncelikle sekiz ayı aşkın bir zamandır bir iPhone kullanıcısı olduğumu belirteyim. Memnun muyum? Genelde evet! Tavsiye ediyor muyum? Genelde evet… Kısa yanıtlardan sonra ayrıntıya gireyim: Tasarım gurularının da söylediği üzere deneyimin hatırası, gerçekliğinden daha önemlidir. Yani iyi duygular yapışır, kötüleri akar gider; kötü deneyimler aklıda kalsa dahi. Sonuçta yaşarken o kadar da hoşunuza gitmeyen bir deneyim değerlendirirken ya da tavsiye ederken hiç de karar verici olmaz.

Kötü yanları

Benim iPhone değerlendirmem de -biz de insanız, neticede :-P – aynen bu bağlamda. Seviyorum, tavsiye ediyorum, ama “anlat” denilince önce kötü deneyimler geliyor aklıma:

  • Öncelikle iPhone’u doğru düzgün bir şekilde kullanmak için iTunes‘a bağımlı olmaya, dolayısı ile Windows ya da MacOS bir makine kullanmaya fena halde gıcığım. Yapılan işin pek rahatlıkla Amarok ya da benzer bir medya oynatıcı tarafından yapılmaması için hiçbir neden göremiyorum.
  • iphone'un kötü yanlarıAynı şekilde yapılan hemen her işlemin iTunes Store üzerinde yürütülmesi gereği de can sıkıcı. amazon.com başta olmak üzere pek çeşitli dükkanı ve dahası eldeki koleksiyonumu daha etkin kullanmak istiyorum. Ayrıca iTunes’un son derece kötü bir yazılım olduğunu söylemek istiyorum. Windows Media Player bile daha iyi diyebilirim!
  • Daha da kötüsü uygulamaların Apple kontrolü (/sansürü ?) sonrasında tek noktadan App Store‘a girebilmesi tek kelimeyle saçma, neredeyse faşizan. Satın aldığım ve sahibi olduğumu sandığım bir cihazı böylesine sınırlı kullanabilmek de ne demek!?
  • Pek basit işleri dahi yapabilmek için iPhone’umu jailbreak etmek zorunda olmam düşüncesinden nefret ediyorum. Ben cihazımı olduğu gibi kullanmak istiyorum, Apple’ın sınırlayıcı yöntemine -bir yere kadar- razıyım, ama benim de “kırmızı çizgiler”im var…
  • Özet olarak Apple’ın kapalı uygulama sunma ve sahipli yazılım sisteminden nefret ediyorum! Bu tip bir cihazın bu kadar kapalı bir geliştirme ve iş modeli ile pazarlanıyor olması bence büyük bir kayıp. Özgür (en azından biraz daha özgür) bir iPhone’un çok daha manalı ve değerli bir alet olacağını düşünüyorum.

Daha teknik düzeyde:

  • Pil ömrü komik derecede kötü. Bilmemkaç TL verip (orijinaldan ayrılmıyorum, biliyorsunuz) ikinci bir USB-şarj kablosu almak zorunda kaldım.
  • Kamerası da şaka gibi. Az kaliteli çamur ile yetinebilirseniz tam size göre. Gerçi son model iPhone 3 GS ile bu durum biraz düzelmiş, ama önceki iki nesil cihazı alanların ne kabahati vardı. Hem de sorunun yalnızca Mpixel ile ilgili olmadığı açıkken.
  • Performans açısından sorunları var. Yavaşladığı, hissizleştiği ve hatta tümüyle kilitlendiği oluyor. Bu durumun da 3 GS ile biraz düzeltildiği söyleniyor.

İyi yanları

Buna karşın:

  • kargo tarikatı Muhteşem arayüz ve etkileşim paradigmasının hastasıyım. Kesinlikle çığır açan bir cihaz olduğunu düşünüyorum. Yine tasarım gurularının deyişi ile diğer dokunmalı telefonlar iPhone yanında kargo tarikatları gibi kalıyor.
  • Kapalı iş ve geliştirme modeline karşın geliştiricilerin odağı haline gelmiş olması, App Store’da 75 bin civarında uygulama bulunması, hemen her konuda birşeyler bulabilmeniz çok güzel. Zamanının Palm (Pilot) platformunu anımsatıyor. Ama o ekosistemin biraz da olsa hacking ruhuna sahip olması, burada ise tek motifin kazanç olması düşündürücü. Bana söylendiğine göre “devasa” bir jailbreak ekosisteminden ise habersizim, yorum yapamayacağım.
  • Kullanması hoş bir alet şu iPhone. Yine tasarım gurularımıza kulak verirsek insan hoşuna giden şeyleri daha rahat ve daha iyi kullanıyor, çekicilik de tasarım ve kullanışlılığın önemli bir parçası haline geliyor. iPhone bu açılardan tam isabet!

Genelde değerlendirdiğimizde ise iyi yanlar kötü yanlara baskın geliyor, ya da kötü duygular unutulup iyi anılar akılda kalıyor. iPhone’u severek kullanıyorum, memnunum ve tavsiye ediyorum…

Kullanım şeklim

iPhone’umu doğal olarak bir telefon olarak kullanıyorum.

Ayrıca, yine doğal olarak, bir internet erişim cihazı olarak da kullanıyorum; tarayıcı, e-posta (IMAP ile Google Mail ve pardus e-postalarım). Ayrıca başta tweetr (Tweetie kullanıyorum, birden fazla hesabıma erişebilmek için) olmak üzere facebook, FriendFeed, Wikipedia, Linkedin, Skype için istemcilerim var. RSS’lerin ekregator (en azından Google Reader) ile eşzamanlanamaması nedeniyle Pro RSS’i pek kullan(a)mıyorum. Amazon.com bence en başarılı iPhone uygulamalarından biri, ama e-kitap alma fikri kafama (henüz) yatmadığından Kindle’ı o kadar da kullanmıyorum. Ön yüklülerden Borsa uygulaması, yatırımlarımı olmasa da, teknoloji iş dünyasını takip etmek için zaman zaman kullandığım başarılı bir uygulama.

En yoğun kullandığım uygulama iPod, izlemeye çalıştığım onun üzerinde Podcast’le bağlantımı sağlamak için. Ayrıca müziklerimi ve kimi filmleri de burada değerlendiriyorum. Shazam ile bir ay ara ile iki kez Amy Winehouse’un Back to Black‘ini bulmam ya hoş bir sürpriz, ya da ilahi bir işaret.

Oyunlarda FlightControl tek takıntım ve aynı zamanda bağımlılığım. Ayrıca Vexed, TraficJam, hex-a-hop, Subway gibi oyunlar da duruyor; tarihi ve diğer nedenlerle…

Kilo ve egzersiz işlerimi iBody ile takip etmeye çalışıyorum. Seyehatlarımı da TripIt, Dopplr, Road Trip ve Trials dörtlüsü ile. iSushi kimi zaman (kimi şehirlerde) yardımcı oldu, itiraf edeyim.

Yerel uygulamalardan İşCep’ten nefret ettim, yine de ediyorum; Yapı Kredi’yi anlayamadım. Doğru dürüst bir bankacılık uygulaması için Garanti’yi bekliyorum, açıkçası. Eczane’yi bulunduruyorum, ama hiç kullanmadım, sanırsam kullanmam da… İBB Trafik mecburen kullandığım ama bence çok kötü bir uygulama.

Gökyüzüne bakmaya hemen hiç fırsatım ve olanağım olmuyor, ama astronomi ile ilgili yazılımlara epey bi para verdim: Perpetuum, SunCompass, Focalware ve Star Walk.

Bu kişisel iPhone değerlendirmesi ardından önümüzdeki vakitlerde mobil işletim sistemi ve uygulama pazarlarına, mevcut aktörlere ve gelecek öngörülerine daha profesyonel kaygılarla eğilmeyi planlıyorum. Takip edin beni…

31 Ağustos, 2009 at 14:41 by ET

Posted in mobil | No Comments »

11 Ağu 2009

it’s official: there is a new pardus in town

Pardus has a lot to recommend it and definitely rates a try for anyone who wants an excellent KDE 4 implementation. Pardus isn’t perfect, but its flaws and shortcomings are relatively minor compared to many if not most other distributions I’ve tried, including recent releases of some of the big names in Linux. It’s easy enough to install and use that I would certainly consider it a good candidate distribution for a new Linux user, yet it doesn’t lack the features and, apart from the YALI installer, the flexibility an experienced user will desire. I am definitely impressed with Pardus 2009.

gözden geçirmenin tümü burada // the review is here

11 Ağustos, 2009 at 22:37 by ET

Posted in English, Pardus | No Comments »

3 Ağu 2009

Özgürlükİçin: “Özgür Yazılım Lisansları – III”

Özgürlükİçin.com‘un aylık e-dergisine Ağustos sayısında yayımlanan yazım:

Özgür Yazılım Lisansları
Felsefi Açısından

Geçtiğimiz aylarda hoşgörülü ve copyleft özgür yazılım lisanslarını önce geliştiricileri sonra da iş modelleri açısından karşılaştırıp irdelemiştik. Şimdi sırada daha derin bir konu var, aynı lisansları felsefesel ve “özgürlük” kavramı açısından karşılaştırmak.

Özgürlük Nedir?

Hep yararlı gördüğümüz şeyi yapalım ve TDK Güncel Türkçe Sözlük’e bakalım özgürlük sözcüğünün lafzi anlamı için:

Özgürlük: Herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya bağlı olmaksızın düşünme veya davranma, herhangi bir şarta bağlı olmama durumu, serbestî.

İlk adımda sert bir kayaya çarptık, gördüğünüz gibi. Her lisans sözleşmesi bir dizi şart içerir, bu hali ile zaten “özgürlük” sözcüğünün lafzi anlamı ile çelişirler. Ufak bir araştırma ile “şarta bağlı olmama” kısmını ön plana çıkardığımızda “özgürlük”ten “başıboşluk”a gittiğimizi görebiliriz. Eğer bu sözcüğü kullanacaksak, yazılımı başıboş bırakmanın tek yolu kamusal alana bırakmak, yani herhangi bir telif işareti koymamak. Kimi yazılımcılar gerçekten bu yolu seçiyor ve eserlerini kamuya devrediyorlar. Bunun sonucu olarak da bu yazılımlardan türetilecek ürünler üzerinde herhangi bir söz hakları bulunmuyor.

Başıboş yazılım çok tercih edilen bir lisanslama yöntemi değil. Çünkü yazılımcılar ürettikleri ve kamu ile paylaşmaya karar verdikleri fikri mülkiyetlerinin ne şekilde kullanılacağı konusunda, özellikle özgürlük bağlamında söz hakkına sahip olmak istiyorlar. Bunun sonucu olarak da hoşgörülü ve copyleft özgür yazılım lisanslarından birini seçiyorlar.

Geliştiricinin Özgürlüğü, Kodun Özgürlüğü, Kullanıcının Özgürlüğü

Hoşgörülü lisanslar, bir açıdan bakınca, en geniş özgürlüğü sunan özgür lisanslar. Çünkü, adı üzerinde, bu lisanslar geliştiricilere özellikle türev ürünler için son derece geniş bir hareket serbestisi sağlıyorlar. Hoşgörülü bir lisansla yazılmış yazılımdan türeteceğiniz ürünü istediğiniz şekilde sunabiliyorsunuz kullanıcıya, hatta kodunu kapatarak. Apple’ın BSD çekirdeği üzerine inşa ettiği MacOS X’i sürekli örnek veriyoruz bu konuda, ama örnekler saymakla bitmez. Hoşgörülü lisanslar geliştiriciyi özgürleştiriyor, kısıtlarını kaldırıyor. Bu özellikleri ile kimi zaman “gerçek özgür lisanslar”ın hoşgörülü lisanlar olduğu savlanıyor.

Tabi bu noktada önemli bir soru ile karşılaşıyoruz: Özgürlüğü kimin için talep edeceğiz? Geliştiriciyi özgürleştiren lisanslar yazılımı da özgürleştiriyorlar mı gerçekten? Geliştiriciyi özgürleştirmek yönündeki her adım kullanıcıyı da daha özgür kılıyor mu?

Özgür Yazılım Vakfı’nın (www.fsf.org) buna yanıtı net: Hayır, geliştiriciyi özgürleştirmek önemli olmakla birlikte nihai hedef olamaz. Önemli olan kullanıcının özgürleşmesidir. Bu uğurda geliştiricilerin özgürlüklerinden fedakarlıkta bulunulabilir, hatta bulunulmalıdır da. Copyleft özgür lisanslar tam da bunu yapıyor, bir kez özgür kılınan yazılımın (aslen kaynak kodunun) her zaman özgür kalmasını şart koşuyorlar. Örneğin GPL ile lisanslı bir yazılımdan türetilen ürün kapalı kaynak kodu ile dağıtılamıyor. Geliştirici GPL koda el sürdüğünde bu şartı da kabul etmek zorunda. En güzel örnek daha birkaç gün önce Microsoft’un Linux çekirdeğine katkıda bulunmak için GPL lisansını kullanmak “zorunda kalması”.

GPL lisansının (burada kastettiğimiz 1991 tarihli sürüm GPLv2) kodun özgürlüğünü sağlarken kullanıcıyı özgürleştirmek için her zaman yeterince etkili olamadığını geçen onbeş küsur yıl gösterdi. Özgür yazılımları kullanan donanım ürünleri (örneğin en meşhur vaka TiVo) ya da internet bazlı servisler (örneğin Google arama aracı) kaynak kodlarını FSF’in amaçladığı kadar açmadan ve özgürleştirmeden de çalışabiliyorlardı. Bu sıkıntıları da gidermeyi hedefleyen GPLv3 çalışması 2007 yılında tamamlandı. Gittikçe daha fazla yaygınlık kazanan GPLv3 ve Affero GPLv3 lisansları ile kullanıcılar biraz daha özgür olabilecek.

Kişisel görüşüm ise, bu tip karmaşık sorunların yalnızca bir lisans metni ile çözülemeyeceği, özellikle yazılımın yeniden üretimi ve yenilikçi ürün geliştirime konusunda yeterince cazip yeni iş modelleri oluşmadan yapılacak lisans metni iyileştirmelerinin yalnızca sınırlı başarısı olacağı yönünde…

3 Ağustos, 2009 at 11:05 by ET

Posted in g, Özgürlükİçin, özgür | No Comments »

3 Ağu 2009

Özgürlükİçin: “Özgür Yazılım Lisansları – II”

Özgürlükİçin.com‘un aylık e-dergisine Temmuz sayısında yayımlanan yazım:

Özgür Yazılım Lisansları
İş Modelleri Açısından

Geçtiğimiz ay özgür yazılım lisanslarını, özellikle hoşgörülü ve copyleft lisansları geliştirici açısından karşılaştırıp irdelemiştik. Bu kez de iş modelleri ve “yazılımdan para kazanma” kapsamında aynı karşılaştırmayı yapacağız.

Copyleft Özgür Yazılımdan Para Kazanmak

GPL ve benzeri copyleft özgür yazılım lisansları, geçen yazımızda da irdelediğimiz gibi, kaynak kodunun türev eserlerden kapatılmasına izin vermiyor. Yani GPL bir kodu alıp bir ürün oluşturduğunuzda bu ürünü de açık kaynak kodlu olarak dağıtmak, satmak zorundasınız. Yani sizin koda eklediğiniz bilgi birikimini ürünü alan herkesle, bu arada rakipleriniz ve pazara yeni gireceklerle paylaşıyorsunuz. Bu durumda ürünün fiyatının düşmesini, sonuçta da sıfıra inmesini engelleyemiyorsunuz teorik olarak. Yani özgür yazılımı (free as in freedom) sonuçta bedava yazılım (free as in free beer) haline geliyor. Doğal olarak “aklı başında” herhangi bir yazılım şirketi de bu yola girmiyor, GPL bir yazılımı alıp para ile satılacak bir ürün haline getirmiyor. Tabii ki aklı başında olmayanlar istisna…

Örneğin RedHat. Tümüyle GPL Linux çekirdeği ve pek çok özgür yazılımdan oluşan bir işletim sistemi oluşturuyor, bu yazılımın kaynak kodunu da erişilebilir durumda tutuyor, hatta marka unsurları hariç kendi ürünü ile aynı (ve bedava yazılım) CentOS’u bir rakip olarak görmekle birlikte kullanıcılarına “istediğiniz zaman CentOS’a göç edebilirsiniz” bile diyor, ve tüm bunlara karşın ürününü satıyor. Binlerce kurum da satın alıyor, RedHat’in yıllık cirosu yarım milyar ABD Doları, piyasa değeri dört milyar ABD Doları’na yakın.

Biraz değişik bir örnek MySQL. MySQL’in farklılığı ürününü GPL olarak dağıtmakla birlikte tüm yazılımın aynı zamanda eser sahibi (yani telif hakları sahibi) olması. Bu sayede aynı ürünü istediğine GPL ile, istediğine daha farklı bir lisansla verebiliyor. MySQL farklı lisansla verdiği ürüne ek özellikler katıp bu özelliklerinin kaynak kodunu kapalı tutma yolunu da izliyor. Bu sayede ek özelliklere ihtiyaç duyanlar için fiyatı sıfıra inmeyecek (hem teoride, hem pratikte), dolayısıyla satılabilir, bir ürün çıkarıyor. Ayrıca MySQL türevi ürünler geliştirecek firmalar bu farklı lisans yolunu kullanıp kendi ürünlerini kapalı kaynak koduyla satabiliyorlar, büyük avantaj. MySQL bu nedenle bir milyar küsur ABD Doları’na satın alındı, Sun tarafından. “Çifte lisans” ya da “özgür çekirdek” diye adlandırılan bu yöntem ürününü GPL ile açmak isteyen pek çok özgür yazılım firması için can kurtarıcı.

Hoşgörülü Özgür Yazılımın Cazibesi

Hoşgörülü özgür yazılım lisansları için iş dünyası çok daha verimli. Aslında MySQL’den bahsederken “farklı lisans” diye adlandırdığımız lisans yine bir özgür yazılım lisansı, ama hoşgörülü. Aklı başında yazılım firmaları hoşgörülü lisansa sahip özgür yazılımları alıp, üzerinde değişiklikler yapıp, ortaya çıkan ürünü kaynak kodunu açmadan pazarlamayı pek seviyorlar. Bu nedenle işletim sistemi çekirdeği ve işletim sistemi olarak BSD (ve kardeşleri) pek revaçta yazılım firmaları açısından.

En baba örnek tabii ki Apple. BSD çekirdeği ve işletim sistemini, üzerine kurulu pek çok özgür yazılımı alıp Mac OS X haline getiren Apple. Hakkını verelim, BSD üzerindeki kimi iyileştirmeleri ana geliştirici ile paylaşıyor Apple. Apple’ın işe dahil olması BSD için iyi bir etki yarattı. Ama BSD’yi ana kaynağından alıp OS X gibi bir hale getirmek pek mümkün değil, çünkü aradaki yolun üzeri örtülmüş. Bu, tam olarak copyleft lisansların önlemeye çalıştığı şey.

Pek çok başka örnek var, isimle saymaya gerek yok. Herhalde meramımızı anlatabildik: Hoşgörülü lisans üzerine iş planı yapmak daha garantili yol, ama copyleft yazılımlardan yazılım satarak para kazananlar da var.

3 Ağustos, 2009 at 10:59 by ET

Posted in g, Özgürlükİçin, özgür | No Comments »

3 Ağu 2009

Özgürlükİçin: “Özgür Yazılım Lisansları – I”

Özgürlükİçin.com‘un aylık e-dergisine yazdığım yazılarda birkaç aydır özgür yazılım lisanlarını çeşitli açılardan inceliyorum. Özellikle hoşgörülü ve copyleft lisansların karşılaştırmasını yapmaya çalışıyorum. Geliştiriciler, iş modelleri ve felsefi açıdan değerlendirmelerin yer aldığı ilk üç yazıyı web günlüğüme aktarıyorum. Dizi, büyük olasılıkla, önümüzdeki ay yayımlanacak hukuk açısından değerlendirme yazısı ile son bulacak. İşte Haziran sayısında yayımlanan yazım:

Özgür Yazılım Lisansları
Geliştiriciler Açısından

Geçtiğimiz günlerde Bilgi Üniversitesi Fikri Mülkiyet Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi (bilfim.bilgi.edu.tr) ile Bilişim ve Yazılım Eser Sahipleri Meslek Birliği (www.biyesam.org.tr) işbirliği ile düzenlenen Hukuki Boyutları ile Bilgisayar Programları konferansına izleyici olarak katıldım. Programda Dr. Emre Bayamlıoğlu’nun özgür yazılımlar ile ilgili bir konuşması bulunması benim için cazibe oluşturan unsurlardan biriydi. Konuşma sonrasında aklımda yer eden ana görüş özgür yazılımı hukukçulara anlatmada eksik kaldığımızı, bunun da özgür yazılım temelli iş modelleri ve iş planları oluşturacak firmalar için bir handikap oluşturabileceği idi. Bu saptama ışığında birkaç yazıda özgür yazılım lisansları ile iş modelleri arasındaki bağlantıyı irdelemeye çalışacağım.

Ortak Payda: Özgürlük

Özgür yazılım lisanslarına eğitimsiz ve deneyimsiz bir bakış ilk anda iki farklı lisans ailesi ve sadece nüanslara sahip iki yaklaşım arasında olmayan “çatışma”yı algılıyor. Bu bilişimciler için de geçerli, öyle anlaşılıyor ki hukukçular için de. Özgür Yazılım Vakfı (Free Software Foundation-FSF, www.fsf.org) tarafından kaleme alınan ve ısrarla savunulan GNU GPL ve uyumlu lisanslar ile Açık Kaynak Girişimi (Open Source Initiative-OSI, www.opensource.org) tarafından onaylanan daha geniş anlamda özgür yazılım lisansları aslında aynı ortak payda üzerine şekilleniyorlar: Özgürlük. Ayrıntılandırmak gerekirse dört temel özgürlük:

  • Özgürlük 0: Programı sınırsız kullanma özgürlüğü.
  • Özgürlük 1: Programın nasıl çalıştığını inceleme ve amaçlara uygun değiştirme özgürlüğü.
  • Özgürlük 2: Programın kopyalarını sınırsız dağıtma özgürlüğü.
  • Özgürlük 3: Programın değiştirilmiş halini dağıtma özgürlüğü.

Gerek GNU GPL, gerekse diğer OSI onaylı özgür yazılım lisansları bu özgürlüklerin karşılanmasını temel şart olarak ortaya koyuyorlar.

Ayrıldıkları nokta ise türev yazılımlarla ilgili şartlar ya da izinler. GNU GPL türev yazılımların da aynı lisansla dağıtılmasını, dolayısı ile bir kez özgürleştirilen yazılımın türevlerinin de kapatılamamasını şart koşuyor. Bu tip lisanslar copyleft ya da karşılıklı (reciprocal) olarak sınıflandırılıyor. Kimi özgür lisanslar ise (örneğin BSD, Mozilla Public License gibi sıkça kullanılan lisanslar) türev yazılımlar için herhangi bir şart koşmuyor, bu nedenle de hoşgörülü (permissive) lisanslar olarak anılıyorlar. Hoşgörülü lisanslar ile bir özgür yazılımı değiştirdiğinizde kaynak kodunu kapatma, türev yazılımı sahipli hale getirme “özgürlüğü”nüz de var. En popüler örnek Apple’ın BSD çekirdeği üzerine şekillenen OS X işletim sistemi. Evet, OS X özgür yazılım değil, ama bu durum BSD çekirdeğinin özgürlüğünü ortadan kaldırmıyor.

Yazılım Geliştirici Açısından Hoşgörülü Lisanslar

Özgür yazılım lisanslarına iş modelleri açısından yaklaşmadan önce yazılım geliştiricinin bakışından değerlendirelim: Karşılıklı lisanslar açık bir şekilde bir kez özgür dağıtılan kodun hep özgür dağıtılmasını şart koşuyor. Tabii tek eser sahibi için çift lisanslama olanakları mevcut, ama bu GNU GPL kodun ve türevlerinin özgürlüklerini etkilemiyor. Hoşgörülü lisanslar ise özgür dağıtılan kodun “sahiplenilmesi”ne olanak tanıyor. BSD çekirdeğine katkıda bulunan bir geliştirici bu kodun kapalı OS X işletim sisteminin başarısına da katkıda bulunacağını, yani özgür olmayan yazılımlara bir anlamda destek olduğunu biliyor.

Yazılımcı olmayan bir kişinin gözünden bakıldığında bu tümüyle bir yarar / zarar analizi ve hür iradeyle verilen bir karar. Kendini FSF felsefesine adamış birisi için kabul edilemez bir uygulama olabilirken olaya daha pratik / pragmatik açıdan yaklaşan birisi için özgür yazılım için elde edilecek fayda ön plana çıkabiliyor. Dolayısı ile hoşgörülü lisansları kullanan yazılımcıları copyleft lisansları kullanan yazılımcılardan daha az “özgür yazılımcı” olarak görmek gibi bir durum söz konusu olmamalı. Her ikisi de özgür yazılımların gelişmesi için çalışıyorlar. Ben, bu nedenle, Türkçe’de ve Türkiye’de “Özgür Yazılım – Açık Kaynak” diye bir ayrıma, FOSS, FLOSS gibi (bence) zorlama bölünmelere ve “çatışma”lara ziyadesiyle karşıyım. Tek bir özgür yazılım tanıyorum, ve her platformda bunu vurgulamaya çalışıyorum.

Gelecek ay hoşgörülü lisansların iş modelleri açısından önemine değineceğiz, işler biraz daha karışacak :-)

3 Ağustos, 2009 at 10:52 by ET

Posted in g, Özgürlükİçin, özgür | No Comments »

3 Ağu 2009

Özgürlükİçin: “Pasifik’in İki Yakasından Üç İş Vakası”

Özgürlükİçin.com‘un aylık e-dergisine Mayıs sayısında yayımlanan yazım:

Pasifik’in İki Yakasından Üç İş Vakası

Özgür yazılım üzerine kurulu iş modellerine ve iş pratiklerine eğilmeye devam ediyoruz. Bu ay değişik zamanlarda eğildiğimiz açıklık, paylaşımcı geliştirme modelleri, yönetişim ve iş modelleri kavramlarının hepsini içinde barındıran özgür yazılım / açık kaynak temelli üç iş vakasını karşılaştırmalı olarak irdeleyeceğiz: Google’ın cep telefonu ve giderek taşınabilir bilişim cihazı işletim sistemi ve geliştirme platformu Android, Tayvan’dan yalnızca meraklılarının duyduğu özgür ve hayli açık cep telefonu girişimi OpenMoko ve Intel’in taşınabilir internet cihazları için geliştirdiği Moblin.

İnorganik İnovasyon, Kontrollü Geliştirme ve Korumacı İş Modeli

Google, 2005 yılında cep telefonları için yazılımları üreten Android Inc. şirketini satın aldı. Oldukça parlak bir kurucular listesine sahip şirket Google bünyesinde Linux temelli bir mobil işletim sistemi ve geliştirme platformu oluşturmak için hayli kapalı kapılar ardında çalışmalara başladı. Tam olarak “inorganik inovasyon” denen, firmanın elindeki kaynaklarla değil, satınalmalar yoluyla yenilik yaratma yöntemine uygun şekilde…

2007 yılı sonlarında, yani satınalmadan iki yıldan fazla bir süre sonra, Google çok sayıda cihaz üreticisi, cep telefonu operatörü ve bilişim firması ile birlikte Open Handset Alliance girişimini kurduğunu ilan etti. OHA girişimi ilk ürünü olarak da Android cep telefonu platformunu duyuruyordu.

2008 yılı sonunda iki önemli gelişme yaşandı: Önce HTC’nin ilk Android temelli cep telefonu G1 piyasaya çıktı, sonra da Android Apache License ile özgür yazılım haline geldi. Ancak hala Android geliştirmesi hayli kontrollü (ve kimilerine göre aslında kapalı) bir şekilde geliştiriliyor. Öte yandan OHA’ya yeni katılımlar ile Android’in pazar geleceği hayli parlak görünüyor.

Özgür Yazılım, Özgür Donanım, Özgür Tasarım

OpenMoko kendini şöyle tanımlıyor: “Yaşama, tutkuya, işleve ve sade güzelliğe açık. Asla kapalı, mükemmel ya da bitmiş değil. Fikirlerinizle doldurulmayı bekleyen boş bir tekne…”, ya da Laozi’nin dizeleri ile: “Menfaat hep orada olandan gelir / Fayda ise olmayandan.”

Biraz idealist, biraz hayalperest bir “sörfçü” olan Sean Moss-Pultz’un projesine Tayvan’ın First International Computer (FIC) finansal destek vermiş. Önce OpenMoko Linux altında özgür bir cep telefonu platformu, sonrasında da Neo 1973 (yalnızca geliştiriciler için) ve Neo FreeRunner adıyla iki cep telefonu çıkmış ortaya. Yalnızca yazılım özgür değil, donanım ve hatta cihazın endüstriyel tasarım çizimleri dahi özgür; isteyen alsın, geliştirsin yaklaşımıyla kamuya açılmış.

Teknoloji meraklıları ve özgür yazılımcılar tarafından çok büyük bir sevinç ve ilgiyle karşılanan OpenMoko projesi, ne yazık ki, pazarda manalı bir varlık gösterememiş; yeni telefonları GTA03 geliştirmesinin iptal edildiğine dair bir haber çıktı pek yakınlarda.

Güçlü Firma ve Mantıklı Yönetişim

Intel, 2007 yazında Intel Atom işlemci ailesi ve bu ailenin geleceğinde önemli yer tutmasını beklediği mobil internet cihazları (MID – Mobile Internet Devices) için Linux temelli ve özgür yazılım Moblin projesini duyurdu. Intel’de kalabalık ve güçlü bir ekip tarafından yürütülen geliştirme süreci, Android’den farklı olarak, hayli açık yol aldı. Moblin, özellikle bir geliştirici camiası oluşturmaya önem verdi. Bunun sonucu olarak da başta diğer Linux dağıtımları olmak üzere pek çok özgür yazılım geliştiricisinden destek aldı.

Öyle ki, geçtiğimiz haftalarda Intel, Moblin’in yönetimini Linux Foundation’a devretti. Bu yönetişim hamlesi ile Moblin’in özgür yazılım geliştirme geleneklerine uygun bir şekilde açık ve paylaşımcı bir ortamda geliştirilmesi yönünde bir adım daha atılmış oldu. Intel, kontrollü inovasyon yerine açık geliştirme yolunu seçerek önemli bir stratejik karar verdi.

Hemen hemen aynı alanda üç proje, üç farklı yaklaşım… Hepsi özgür yazılım temelli, ama hepsi farklı iş modellerine sahip… Pazarın bu yaklaşımları nasıl değerlendireceğini önümüzdeki aylar ve yıllarda göreceğiz!

3 Ağustos, 2009 at 9:13 by ET

Posted in g, mobil, Özgürlükİçin, özgür | No Comments »

12 Tem 2009

definitely strikes back: there’s a new Pardus in town…


As a Python fan and the main developer/maintainer of PyKDE, it certainly gives me that warm fuzzy feeling inside to see Python, PyQt and PyKDE put to such great use. It is also very impressive to see how such a small team of developers can put together such an impressive distribution. It is a great demonstration of why it is important to choose the right tool for the job. As one of the developers said to me, Pardus would not exist without PyQt and PyKDE.

The task for the future is to see how we, KDE and Pardus, can better work together to share code and make sure that more things can go up stream into KDE. The next major release of Pardus is due in about two weeks, is KDE 4.2 based and is definitely worth checking out. Keep up the good work Pardus!

yazının tümü burada // the article is here

12 Temmuz, 2009 at 18:00 by ET

Posted in English, Pardus | No Comments »

« Older Entries
  • Subscribe

    • Entries (RSS)
    • Comments (RSS)
  • Archives

  • Calendar

    • Temmuz 2010
      Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
      « Haz    
       1234
      567891011
      12131415161718
      19202122232425
      262728293031  
  • Categories

    • Bilişim (13)
    • English (23)
    • fotoğraf (2)
    • g (36)
    • hukuk (2)
    • KamuSM (4)
    • kişisel (12)
    • kitap (14)
    • Linux (41)
    • mobil (12)
    • muhtelif (21)
    • OOXML (7)
    • özgür (65)
    • Özgürlükİçin (8)
    • Pardus (99)
    • UEKAE (1)
  • Meta

    • Giriş
    • Validerande XHTML
    • XFN
    • WordPress
ET’s R’n'R gumbo is proudly powered by WordPress
Design & code by Jonk
Entries (RSS) and Comments (RSS).